İçeriğe geç

Gönül Hırsızı(Masal Serisi-1)

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Gönül Hırsızı(Masal Serisi-1)

Bölüm 9

Ağır Vaka: AŞK

Karen

Merve'nin çalışmaya başladığı günü dün gibi hatırlıyorum. Gerçekten çok sevimli ve sıcakkanlı biriydi.

Çok acı şeyler yaşamıştı, umarım bundan sonra mutlu olur. Kuzey ile aramızdaki bu saklambaça dönen mevzuya gelecek olursak; saklanacak bir yanı kalmamıştı artık, her şey alenen ortadaydı, kaçık prens Kuzey Yıldırım, allem etmiş, kallem etmiş, benim kalbimi çalıp, kendi kalbine esir etmişti.

İnkar edilecek bir yanı yoktu, ben Kuzey'e aşık olmuştum. Ancak bela bir türlü yakamı bırakmıyordu, artık bu Harun denen heriften bıkmıştım. O yüzden, aramalarına çıkmıyor, mesajlarına hiç cevap vermiyordum. Gökçe'ye de sıkıca tembih etmiştim, ondan gelecek bir hediyeyi kabul etmemesini, gerekirse güvenlik çağırmasını söyledim.

Kaçık prensime gelecek olursak, gerçekten iyi sabrediyordu, bıkmadan usanmadan, bana küçük sürprizler yapıyordu. Sanki hissediyormuș gibi, ne zaman canım sıkılsa ya da sinirlerim bozulsa, ufacık bir mesajı ile moralim düzeliyordu.

Telefon numaramı alabilmek için, abimin telefonunu karıştırmak gibi bir riski göze alması da ayrı bir konu. Boşuna kaçık prens demiyorum, umarım abime yakalanmamıștır. Bir kaç haftadır, bana o güzel sesiyle şarkı söyleyip yollamıyordu.

Özlemiștim sesini, inkar edemem. Uyumadan önce, eski attıklarını dinliyordum. Büyük ihtimalle, işleri yoğundu.

Bugün her şey yolunda görünüyordu; ancak Gece ile abim arasında bir şeyler oluyordu, koca şirkette resmen kovalamaca oynuyorlardı, abimin hafıza sorunu çözülmeye başladıkça, o yellozu hepten unutmuş, Gece ile ilgilenmeye başlamıştı.

Ancak ufacık, mini minnacık bir sorun vardı. Abim, Gece'yi hatırlamaya başlasa da, Gece her ne hikmetse, hiç bir şey hatırlamıyordu ve aşk konusunda abimden farksızdı, o da yara almıștı.

Abimin sinirini bozan durumlardan birisi de buydu, geç kalmışlık hissi ve hayatının hatasını yapıp, çocukluk aşkına sahip çıkamamış olması, bu sinirinin üzerine tuz biber ekiyordu.

Mesaimiz bittiğinde, canı sıkkın bir şekilde eve döndük. Yol boyunca tek kelime bile etmemişti, ihanetin acısını atlatmıştı, ama bu sefer de Gece'ye geç kalmış olmanın verdiği pişmanlık ile boğuşuyordu. Eve gittiğimizde, direkt odasına çekildi.

Yemek bile yemek istememişti. Üzüldük haliyle, yemekten sonra, yanına gittim. Eline gitarını almış, akordunu ayarlıyordu. Haliyle şaşırdım, Kuzey gibi, abim de gitar çalmayı severdi ama kendisine ihanet eden o uyuz kadın için bile eline almamıştı gitarını.

Onu geçtim, doğum günlerimde o kadar ısrar etmeme rağmen, çok nadiren gitar çalmıştı.

-Abi? İyi misin? Şirketten çıktığımız zaman canın sıkkın gibiydi de.

-Nasıl iyi olayım? İlk aşkım, gözlerime bir yabancı gibi bakarken nasıl iyi olabilirim?

Sıkıntıyla ofladı. Boşluğa baktı ve buruk bir şekilde gülümsedi.

-O kadar kızıyorum ki kendime, ona bu kadar geç kaldığım için... 5 senemi insafsız, taş kalpli bir hain ile heba ettiğim için...

-Abi, lütfen böyle yapma. Eminim er geç o da hatırlayacaktır her şeyi. Sonsuza kadar böyle kalacak değil ya. Ne olursun sıkma canını.

-Öyle mi diyorsun?

Bu soruyu sorarken, gözlerindeki o ufacık umut kırıntısı, her şeyi özetliyordu aslında. Ufacık bir şansı varsa, ona bile razıydı. Bir süre öylece baktı ve yüzünde buruk bir gülümseme ile gitarını çalmaya başladı.

Çaldığı şarkıyı biliyordum, çok da severdim.

"Seslen, dağlardan ve tepelerden

Yaşanılmıș eski kentlerden

Ayın, yılın suretinden

Seslen, çatlar dağlar güzel yüzünden

Kopar düşer ay gökyüzünden

Geçer gider Akdeniz'den"

Nakarat kısmına geldiğimizde, şarkıya eşlik ettim. Yüzündeki o sıkıntılı ifade az da olsa gitmişti.

"Seslen, dağlardan geri vursun sana sesin

Ben duyarım duyarım duyarım sesini

Nerdesin?"

Şarkının ikinci kısmında, artık daha bir umutluydu, bakışlarındaki o öfke, acı ve pişmanlık gitmişti ama özlem vardı.

" Seslen, aydınlık aşkların içinden

Sesin geçsin gözlerimden

Seslen gülüm sevdiğinden

Seslen, kalbimden geri vursun sana sesin

Ben duyarım duyarım duyarım sesini

Nerdesin?"

Şarkı bittiğinde, o efkarlı halinden eser yoktu. Daha bir umutluydu artık. Onu böyle gördüğüme sevinmiştim. Müsaade isteyip, odama çekildim. Duş aldıktan sonra, üzerimi değiştirmiş, iș ile ilgili birkaç dosyaya bakarken, Kuzey'in bana birbiri ardına 3 videolu mesaj gönderdiğini gördüm. Bir de küçük bir mesaj yazmıştı.

Kimden: Kaçık Prens

"Seni ihmal ettiysem, özür dilerim gönül hırsızım."

Gülümsedim, kulaklıklarımı takıp, ilk attığı videoyu açtım. Çaldığı şarkıyı biliyordum, çok da sevdiğim bir şarkıydı. Özlediğim sesini duymuştum nihayet.

"En sevmediğin havalarda bile

Sen en güzelsin

Yüzün hüznün yağmurlarıyla yıkansa bile

Sen en güzelsin"

Şarkıyı söylerken, ara sıra kameraya bakıp, gülüyordu. Aşık olunası bir gülüşü vardı ve o böyle güldüğünde, kalbimin feleği şaşıyordu.

"Yarınım dünüme bozulacaksa da

Sen en güzelsin

Kalbim hesabı gözlerimden soracaksa da

Sen en güzelsin

O çapkın gülüşünle

Aklımı alıp gitme bi bilen olur

O tatlı gülüşünle

Kalbimi çalıp gitme bi bilen olur

Bi gören olur, bi duyan olur, bi bilen olur

Zaten sana bırakıp zaferleri

Teslim olmuşum baştan

Zaten sen esir olunacak güzel ruh doğuştan."

Şarkı bittiğinde, yüzünde o delisi olduğum gülüşü hâlâ duruyordu, bu da yetmezmiş gibi, kameraya bakıp, göz kırpmıștı.

Gülümsedim ve başımı iki yana salladım, boşuna kaçık prens demiyordum, lakabının hakkını layıkıyla veriyordu. İkinci videosunu açtım ve dosyaları bırakıp, yatağıma uzandım.

Çaldığı şarkıyı duyduğumda, kalbim artık yerinden çıkacak gibi atıyordu. Ayna grubunun en sevdiğim şarkısını çalıyordu. Sıra, son şarkıya geldiğinde, uykum gelmişti bile. İyi geceler dileyip, uyudum.

(Ertesi sabah)

Günün ilk ıșıklarıyla kalkıp, yatağı topladıktan sonra, duşa girdim. Daha sonra, odama geri dönüp, gardırobuma baktım. Pembe elbisemi çıkardım, ve ona uygun aksesuarları hazır edip, giyindim. Saçlarımı ise salık bıraktım. Hazırlığım bitince odadan çıktım, bizimkiler çoktan uyanmıştı.

-Günaydın, sevgili ailem. Anlaşılan bugün erkenciyiz.

-Günaydın, kızım. Maşallah, bugün pek bir güzeliz.

-Aman anneciğim, her zamanki halim.

Abim de manidar manidar bakıp, yanağımdan bir makas aldı.

-Her zaman fıstık gibisin de, bugün ayrı bir güzel olmuşsun. Hayırdır, kime süslendin bu kadar?

Eyvah eyvah! Abim anlamış mıdır acaba, Kuzey ile aramızda olanları? Umarım anlamaz.

-Kime süslenebilirim, abi? Sanki süsleneceğim bir erkek arkadaşım varmış gibi konuşuyorsun.

İnandı sanki, hı? Umarım inanmıștır, benim için Kuzey'in, en yakın arkadaşından yumruk yemesini hiç istemem.

-Öyle olsun bakalım.

Huh! Ucuz atlattık! Kahvaltının ardından evden ayrılıp, şirkete doğru yola çıktık. Fazla yoğun bir çalışma tempomuz yoktu bugün.

Önemli bir toplantımız, bir iş anlașmamız ve bir de organize etmemiz gereken bir davet vardı. Gökçe ve Rüya, utana sıkıla odama gelmişti. Kesin bir mevzu vardı ama ne?

-Karen hanım, müsait misiniz?

-Müsaitim kızlar, gelin. Bir sorun mu var?

Bir iki mırın kırın ettiler, ama nihayet konuşmak istedikleri konuya giriş yaptılar.

-Karen hanım, bu davete biz de gelecek miyiz?

-Ne biçim soru bu? Tabii ki geleceksiniz, bütün şirket çalışanları bu davette olacak. İsterseniz, beraber alışverişe çıkalım.

-Çok teşekkür ederiz, Karen hanım.

Kızlar odadan çıktığında, kendimi iyice işime verdim.

Kuzey

Karen'i bir süredir ihmal ettiğimin farkındaydım, işlerin yoğunluğu ve üzerinde çalıştığım dava yüzünden, ona yine küçük sürprizler yapmaya vaktim olmamıştı.

Umarım, ona yolladığım şarkılar ile bir nebze olsun telafi etmişimdir. Neyseki bu hafta o kadar meşgul değilim, gönül hırsızımı șımartmaya ve onu mutlu etmeye kaldığım yerden devam edebilirim.

Boş bir anımda, Kenan'ın yanına gittim. Yolda, aklıma gelenlerle birazcık korkmadım değil, acaba ona yolladığım mesajları Kenan görmüş müdür? Gördüyse yandığımın resmidir, suratımı fiziki haritaya çevirir.

Nihayet, şirkete geldim, Karen hanım, dosyalardan kafasını kaldırmıyordu. Gülümsedim ve direkt Kenan'ın odasına gittim. İșine odaklanmış görünüyordu, ancak aklı başka bir yerdeydi.

-Kenan? Dostum, iyi misin?

Öyle bir dalmıştı ki, geldiğimi bile geç fark etti.

-Kuzey? Sen mi gelmiştin, kardeşim? Kusura bakma ne olursun. Dalmışım.

-Belli oluyor, her şey yolunda mı?

-Yolunda, hiç merak etme. Ancak, Gece konusunda kafam karışık. Bir şeyler hatırlıyor mu, yoksa hatırlamıyor mu, anlamak mümkün değil.

-Bir şeyler biliyorsa bile, bunu hazmetmek onun için hiç kolay olmayacak, bence sabretmen gerek.

Sıkıntılı bir şekilde ofladı, beklemek ona zor geliyordu belli ki. Haksız da sayılmaz, beklemek her ne kadar kolay gözükse de sabır ister.

-Haklısın, sabretmem gerek.

Bir süre daha konuştuktan sonra, odadan ayrıldım. Tam o sırada büyük bir gürültü koptu. Karen'in sinirle ve acıyla söylendiğini duydum ve telaşla odasına girdim.

Her sabah kahve içtiği kupası, paramparça olmuştu. Parçaları toplamaya çalıșıyordu, elini kesecek diye korktum ve onu uzaklaştırıp, parçaları topladım. Neyse ki, kupa boştu, kahvesi üzerine dökülürse, yanabilirdi.

-Karen, yaklaşma sakın. Toplarım ben, elin kesilmesin.

Karen, üzgünce başını salladı ve oturdu. Küçük bir kız çocuğu gibi masumca bakıyordu bana. Kırık parçaları topladıktan sonra yanına oturdum.

-İyi misin?

-Ben iyiyim ama en sevdiğim kupam kırıldı.

-Asma yüzünü ama, senden değerli değil.

Kendimden beklenmeyecek bir şey yaptım ve önce başak sarısı saçlarına sonra da alnına öpücük kondurdum. Yarım yamalak gülümsedi ama biliyordum ki günün geri kalanında canı oldukça sıkkın olacaktı.

Neyse ki, bu can sıkıntısı uzun sürmeyecek. Mesai bitiminde, ona güzel bir kupa almak için biraz dolaştıktan sonra nihayet ona güzel bir kupa aldım ve eve gittim.

Ailemle keyifli bir sohbet eşliğinde yemeklerimizi yedikten sonra odama çıkıp, dava dosyalarına göz attım. Daha sonra, telefonumun kamerasını ayarladım, Karen'i tanıdıktan sonra, uzun zamandır elime almadığım gitarımı elimden düşürmez olmuştum.

Gönül hırsızımın asılan yüzünü güldürebilmek için bir şarkı kaydedip, ona göndermek istemiştim. Gitarımı ayarladıktan sonra, kayda başladım.

Karen

O gece yine odamda, dosyalara bakıyordum, yorulmuș ve yatağa uzanmıșken, Kuzey'in yolladığı bir mesaj ile gülümsedim. Yine bir video yollamıștı, ciddi anlamda bağımlılık yapan, huzur veren bir sesi vardı ve dinlemeden uyumuyordum.

Kuzey'in de canına minnet tabii, beni şımartmak hoşuna gidiyor besbelli. Videoyu açıp, şarkıyı dinlemeye başladım

"Unutamıyor insan, hatta deniyor defalarca

Daha da boğuluyor sanki aşkın sonsuzluğunda

Beceremiyor insan terkedip gitmeyi

Kalbinden söküp atmayınca

Zillerime basıp kaçıyor o çocuksu hallerin

Hatta hâlâ doluyor o gün baktığın gözlerim

Zillerime basıp kaçıyor o çocuksu düşlerin

Hatta hâlâ tir tir titriyor o gün tuttuğun ellerim

Kalbim artık atsa atsa sana çarpar bundan sonra

Ben vazgeçmem ölüm olsa

Aklıma artık yatsa yatsa, senin fikrin varsa yoksa

Bırakmam ki dünya dursa."

Şarkıyı söylerken, öyle güzel gülüyordu ki, içim gidiyordu. Yaramaz bir çocuk gibi muzip ve sevimliydi, öte yandan kehribar rengi gözleri, sevdalı bir şekilde bakıyordu.

Sanki kameranın arkasında beni görüyormuş gibiydi. Şarkı bittiğinde, mışıl mışıl uyuyakalmıștım ama bir şeyden kesinlikle emindim. Ortada, ağır bir aşk vakası vardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.