Merve
Ne yaptıysam, Sinan'ın güvenliği için yapmıştım. Abim olacak o iğrenç herif, gerçekten onu öldürebilirdi. Sinan'ın yokluğunda geçen bunca zaman, abimden kurtulacağım günü iple çektim.
Özkan'ın hak ettiği cezayı alması, hiç bir zaman içimi soğutmadı. Aynı cezanın bin beterini abim de çekmeliydi. Öyle de oldu, nihayet tamamen özgürdüm. Her şeyimi toplayıp, Sinan'ın evinin yolunu tuttum. Beni anlayacağını umut ediyordum. Kapısında bekledim, bekledim, bekledim... Tam ümidi kestiğim anda, onun sesini duydum.
-Merve?...
Gözlerim dolu dolu bir şekilde, kafamı kaldırıp, hasret kaldığım yüzüne baktım. Onu çok ama çok özlemiştim.
-Sinan...
Aramızdaki mesafeyi kapatmak için, hızlı adımlarla yürüyordu. Ayağa kalktım, ancak dizlerim sanki tutmuyordu. Nihayet, karşımda duruyordu sevdiğim adam.
-Hayal görmüyorum, değil mi? Gerçekten sensin...
-Hayal görmüyorsun, buradayım. Geldim...
Her şeyi bekliyordum, kızmasını, hesap sormasını, öfkelenmesini... Hiç birini yapmadı, sarıldı sadece, 40 asır ayrı kalmışız gibi sarıldı hem de. Göz göze geldiğimizde, bakışlarında bir çok duygu vardı, özlem, telaş, korku, belki biraz da kırgınlık.
-İyi misin? Sana bir şey yaptı mı o alçak? Canını yaktı mı?
-İçeri geçelim mi? Söz veriyorum, her şeyi anlatacağım.
Birlikte içeri girdik, bavulları tașımama yardım etti. Sonra ona her şeyi anlattım, gidişimin ardından olup biten her şeyi. Tek bir detayı bile atlamadım.
Anlatmayı bitirdiğimde, bana sıkıca sarıldı. Ondan ayrı geçen iki koca yılın ardından, tekrar böyle huzurlu, güvende ve mutlu hissetmek, bana çok iyi gelmişti. Sarılışını karşılıksız bırakmadım, kokusunu doya doya içime çektim. Onu o kadar özlemiștim ki...
-Hepsi geçti, her şey geride kaldı. Artık kimse sana zarar veremez. Biliyorum, daha önce de böyle dedim ve seni korumayı beceremedim ama...
-Böyle söyleme, lütfen. Sen benim için her şeyi yaptın, ama ben... Ben o namlunun ucunda senin olmanı istemedim. Buna dayanamazdım, Sinan... Çünkü ben sana çok așığım, seni o kadar çok seviyorum ki, benim yüzümden o kurşunu yeme diye, kendimden vazgeçtim.
Bu itirafı yaparken, hislerimin karşılıksız çıkmasından korktum bir kez daha, ancak Sinan beni yine yanılttı.
-Sen benim için kendinden vazgeçtin, ama ben, senden hiç bir zaman vazgeçmedim, kelebeğim. Çünkü, seni o heriften kurtardığım o geceden beri, seni çok seviyorum. Sana aşığım, Merve. Bunu daha önce dile getiremedim, çünkü saçma bir şekilde, seni kaybetmekten korktum, benden uzaklașırsın sanıp, sustum.
Sinan
Nihayet, yüreğimde sakladığım duyguları dile getirebilmiștim. Bunca zaman bu kadar saçma bir korku yüzünden sustuğuma inanamıyorum. Şimdi bunca yılın ardından, sağ salim kollarımda olması, beni mutlu ediyor. Onu çok özledim.
-Hepsi geride kaldı artık. Bundan sonra hiç ayrılmayacağız, yiğidim.
Aşırı doz aşktan sarhoş olunuyor mu, bilmiyorum. Öyle mutluyum ki, hissettiklerimi tarif etmeye kelimelerim yetmiyor. Alnımı alnına yaslayıp, güldüm, ela rengi gözleri, mutlulukla parıldıyordu ve çok güzeldi. Sarı kumral saçları, ve beyaz teninden yayılan gül kokusu ciğerlerimi doldurduğunda, içimi tarifsiz bir huzur kapladı.
Yüreğimdeki kara kıș bitmişti, korkularımdan eser yoktu, onun gidişinden beri beni yakıp kavuran o yangın dinmiști. Bundan sonra her şey ikimiz için de daha güzel olacak, buna eminim. Bir süre öylece kaldık, sonra kalkıp mutfağa yöneldim.
-Aç mısın? Ya da kahve içmek ister misin?
Gülerek yerinden kalktı ve yanıma geldi.
-Ben ikimiz için bir şeyler hazırlarım, sen otur hadi.
-Olmaz öyle şey, bari yardım edeyim.
-Peki, başımın belası. Gel hadi.
Kolumu beline sarıp, gülümseyerek yanağına öpücük kondurdum. Merve, dolaptan malzemeleri çıkarırken, ben de kollarımı sıvadım. Mutfakta yemek yaparken, Merve'nin tam bir şef edasıyla hareket etmesi, oldukça sevimliydi.
Her şey hazır olduğunda, birlikte hazırladığımız sofraya oturup, yemeklerimizi yedik. Bir yandan da konușuyorduk, çalışmak istediğini söylüyordu. Ona hak verdim, belki de çalışmak, yaşadığı o cehennem gibi zamanları bir nebze olsun unutmasını sağlayabilirdi.
Yemekten sonra cv dosyası hazırladı, ben de onun için ev bakmaya başladım. Burada kalmak, bir noktadan sonra onu huzursuz edebilirdi. Sonunda, ona uygun bir yer bulmuștum. Bulduğum evin bilgilerini bir yere kaydettim, bu konuyla yarın ilgileneceğim. Telefonum çaldı, arayan Uğur'dan başkası değildi.
-Alo? Hayırdır, kardeşim? Bir sorun mu var?
-Yok, her şey yolunda. Sen evden çıktıktan sonra, Ural abi, aramamı istedi. Aklı sende kalmış. Gerçi hepimizin aklı sende kaldı. Evden çıkarken, canın pek bir sıkkındı.
-İyiyim, kardeşim. Hem de hiç olmadığım kadar.
-Sesin keyifli geliyor, belli. Hayırdır?
-Merve dönmüş! Nasıl mutlu olmayayım?
-Ciddi misin? Bu harika haber!
Merve
Sinan'ın, telefonda keyifli bir şekilde konuşması ve arada sırada bana sevgiyle bakması, hoşuma gidiyordu.
Gelişimin onu bu kadar sevindireceğini düşünmemiştim, yoksa çok daha erkenden, bir yolunu bulup gelirdim. Keşke öyle yapsaydım. Konuşması bittikten sonra, bilgisayarı kapatıp, sehpaya koydum ve yanına gittim.
-Ural bey mi aradı?
-Hayır, sevgilim. Uğur aramıştı, bugün Ural abinin evindeydim, sen gelmeden önce. Merak ettikleri için aramış.
-Neden?
-Senden bahsettiğimde, yüreğime öyle büyük bir ağırlık çöktü ki, nefes alamayacakmıș gibi hissettim. Evden öyle canım sıkkın bir şekilde çıkınca, bir delilik yapmamdan korktular sanırım.
-Bir delilik yapmamış olmana sevindim, çünkü sana bir şey olsaydı, buna dayanamazdım. Biliyorsun.
Alnıma bir öpücük kondurup, gülümseyerek bana sarıldı.
-Biliyorum, sevgilim.
Birlikte kanepeye oturduk tekrar, başını dizlerime koyduğunda, elim istemsizce saçlarında dolaşmaya başladı. Mayıșır gibi olduğunda, gülümsemeden edemedim, bu haliyle fazla sevimliydi.
Birlikte biraz daha konuştuk, yokluğumda olup biten her şeyi anlattı. Vakit, çoktan akşam olmuştu bile, önce birlikte eşyalarımı yerleştirdik, sonra güzel bir akșam yemeğinin ardından, mutfağı hallettik.
Ertesi sabah, iș görüşmelerimden bir kaçına gideceğim için, erkenden kalkmak gerekecekti. Odalarımıza çekildik ve uykuya daldık.
Sinan
Ertesi sabah, yanağıma kondurulan masum ve tatlı bir öpücük ile uyandım. Merve'nin yüzünde, o delisi olduğum gülüşü vardı.
-Günaydın, sevgilim.
-Günaydın, uykucu. Hadi kalk, kahvaltı hazır.
Öyle tatlı görünüyor ki, yanağını ısırmamak için kendimi zor tutuyorum. Kalkıp yanağına bir öpücük kondurdum ve ona sarıldım.
-Bu uykucu seni yemeden kaçmalısın bence.
Gülerek, cilveli bir şekilde omzunu silkti, ve odadan kaçtı. Kahkahalarla güldüm ve odamı toplayıp, üzerimi giyinmeye başladım.
Hazırlanıp, kahvaltıya indim, birlikte kahvaltı ederken, bir çok şeyden konuştuk. Gelen bir kaç telefon görüşmesi oldu, iki iş için görüşmeye çağırılmıștı. Birinden ise olumsuz yanıt almıştı, canı sıkılır diye düşünsem de, omuz silkmiș ve gülümseyerek, masaya geri dönmüştü.
Kahvaltımız bittikten sonra, onu iş görüşmesine gideceği diğer görüşmeye bıraktım. Sonrasında, Ural abinin yanına gittim, keyifli bir şekilde gülümseyerek beni bekliyordu.
-Aslanım, haberi dün Uğur verdi. Gözün aydın, sevdiceğine kavuşmușsun.
Utana sıkıla gidip, ona sarıldım. Ural abi bizim için bir patrondan çok daha fazlasıydı, bizim abimizdi. Bizim dertlerimizi dert edinir, bize mutlaka yardımcı olmaya çalışırdı. Tek dileğim, ileride bir gün onun da mutlu olması.
-Teșekkür ederim, abi.
-Geç hadi içeri, dün neler oldu anlatırsın.
İçeri geçtim ve dün olup biten her şeyi anlatmaya başladım. Merve'nin, abisi yüzünden yaşadıklarını duyunca, Ural abi sinirlenmişti. Bayramlık ağzını açacaktı ama zor tutmuştu kendini.
Ya sabır çekti sadece, biraz daha konuştuk. Fırat efendi de nihayet sevdiceğinden ayrılıp, gelmişti yanımıza. Şaka bir yana, onun için çok mutluydum.
-Ooo! Kadırgalı bey, teşrif etmiş, hoșgeldin kardeşim. Gel otur.
-Hoșbuldum, kardeşim. Gözün aydın, müjdeli haberi aldık.
-2 koca yıl oldu ama kavuştuk nihayet. Özlemişim be kardeşim, çok özlemişim.
Ural abi, sinirle göz devirip, huysuzca söylendi.
-Abisi olacak şerefsiz, kızı zorla tutup götürmeseydi, bu kadar ayrı kalmazlardı.
Fırat, hiç bir şey anlamamış olacak ki, tek kaşını kaldırdı.
-Bir dakika, abisi mi? Şu, Özkan denen itin eline düşmesine sebep olan abisi mi? O ne alaka ya?
Ona da anlattım işin aslını, bir de o sinirlendi bütün bu olanlara. Biz konuşmaya dalmıșken, telefon çaldı. Merve arıyordu. Keyifle gülümseyerek, telefonu açtım.
-Yârim, nasıl geçti görüşmen?
-Güzel geçti, bundan umudum var.
-Tamam, güzelim. Akşam görüşürüz.
Konuşmamız bittiğinde, yüzümdeki gülüş hiç bozulmamıştı. Konu, konuyu açtı ve Ural abi, Merve'nin kalacak bir yerinin olup olmadığını sordu. Konuyu değiştirmeme izin vermedi bile.
-Aslanım, basit bir soru sordum. Kızın kalacak bir yeri var mı, yok mu?
-Henüz yok abi, bir yer buldum ama...
Durumu anlamıştı, Ural abi kurnaz adamdı. Ondan bir şey saklamak neredeyse imkansızdı.
-Bulduğun ev nasıl? Bir resmi var mı?
Telefonumu çıkardım, çünkü ev ile ilgili tüm bilgileri oraya kaydetmiştim. Evin resmini ve bilgilerini gösterdim. İyice inceledikten sonra, telefonumu bana verdi.
-İkiniz uygun bir günde gezersiniz, eğer Merve evi beğenirse, haber et. Gerisini ben hallederim.
İtiraz etme hakkım yoktu, diyorum ya, bizim derdimizi kendine dert ederdi. Maddi ya da manevi olması fark etmiyordu, birimizin bir sorunu varsa, dinler ve bir çözüm bulana kadar da uğraşırdı. Gerçekten de koca yürekli bir adamdı.
-Teșekkür ederim, abi. Hakkını ne yapsam ödeyemem.
Ters ters bakınca, mesajı alıp sustum "Saçmalama!" demeye getiriyordu. Biraz daha konuştuk. Ural abi, Karen hanımı rahatsız eden Harun Karașah isimli heriften bahsetmeye başladı, tam bir baş belası olduğunu duymuştum. Birini kafaya taktı mı, hiç bir şekilde vazgeçmiyordu.
-Yok aslanım, bu böyle olmayacak, benim derhal bu işe el atmam lazım.
Fırat, Harun'un adını duyunca hemen yanımıza geldi.
-Abi, az önce Harun Karașah mı dedin sen?
-Evet, sen bir şey biliyor musun bu konuda?
Fırat, sinirle söylenmeye başladı. Açıkçası, ne zaman onu sinirli görsem, Ural abinin bir kopyası gibi gelir gözüme. Öfkeliyken yüzünde oluşan ifade ve söylediği laflar benziyordu. Kardeşi olsa bu kadar benzerdi.
-Abi, afedersin ama, bu it oğlu it, tam bir ruh hastası. Kendi zırt pırt şirkete gittiği yetmedi, adamını gönderir oldu. Dayakla bile uslanmıyor!
-Karen'den ne istiyor peki? Niye taktı bu kıza bu kadar?
-Aklıma iki ihtimal geliyor, abi. Ya en son alamadığı ihalenin acısını çıkarmak için kullanacak, ya da...
Lafını tamamlamaya kalmadı, Ural abi öyle bir gürledi ki, hepimiz korkudan beş metre yerimizden zıplayacaktık neredeyse.
-HÖST! Öyle bir şey yapmaya kalkarsa, bu koca şehri ona dar ederim, Kadırgalı! Kenan'ın kardeşi, benim kardeşim sayılır, onun saçının tek bir teline, o herif yüzünden ufacık bir zarar gelirse, onu mahvederim!
Ups! İkisi de barut fıçısı gibi patlamadan evvel araya girsem iyi olacak.
-Sakin olun, öyle bir şeyin olmasına izin vermeyeceğiz.
İkisi de biraz sakinleșince, ne yapacağımızı konuşmaya başladık. Daha sonra, Fırat ile ikimiz müsaade isteyip, evlere dağıldık. Merve çoktan eve gelmiş, mutfakta yemek hazırlıyordu. Arkadan yaklaşıp, ona sarıldım ve kokusunu içime çekip, yanağından öptüm. Gülüşünü duyunca, kalbimin feleği şaşmıștı yine.
-Hoșgeldin, yiğidim.
-Hoșbuldum, kelebeğim. Çok özledim seni.
-Ben de seni çok özledim, aç mısın? Yemekler neredeyse hazır.
-Kurt gibi açım hem de.
Merve, bu halimi görünce kahkahalarla güldü.
-Soyadının hakkını veriyorsun yani, öyle mi, Kurtbey?
Merve
Ben kahkahalarla gülerken, Sinan'ın tek kaşını kaldırıp, ciddi bir bakış atmasıyla, hem daha çok gülmek istedim, hem de onun yüzündeki ifade bana çok karizmatik geldi.
Gülerek, kollarımı boynuna sardım, yüzündeki ifade anında yumuşamıștı. Yanağına küçük bir öpücük kondurdum, güldü. Gülüşü bile aşık olunasıydı.
-Seni çok seviyorum, biliyorsun değil mi?
-Biliyorum, yakışıklım. Ben de seni çok ama çok seviyorum.
Birlikte yemek yedikten sonra, mutfağı topladım. Sinan ise üzerini değiştirmek için odasına çıktı. Daha sonrasında, birlikte salonda oturup, konuşmaya başladık. Sinan'ın söyledikleri ile hem şaşırmış, hem de mutlu olmuştum.
-Belki kızacaksın ama, ben senin fikrini almadan bir şey yaptım.
-Ne yaptın?
-Senin için ev baktım. Aslında bir tane buldum ama...
-Buna neden kızayım ki, aşkım? Beni düşünerek yapmışsın. Teşekkür ederim.
Ona sarıldım, beni düşünmesi hoşuma gitmişti. Daha sonra, benim için bulduğu evin resimlerini gösterdi. Çok beğenmiştim, ertesi sabah görmeye gidebileceğimizi söyledi.
Ertesi gün, gerçekten de planladığımız gibi yaptık. Benim için beğendiği evi gezerken, gerçekten de zevkli bir seçim yaptığını düşünmüştüm. Evi gerçekten çok beğenmiştim.
Evi almaya karar verdiğimde, günümü daha da güzelleştirecek bir şey olacağını zannetmiyordum.
Ta ki telefonum çalana kadar. Ilgaz Holding'ten arıyorlardı, ve işi almıştım. Bu benim için harika bir haberdi. Sinan'a bunu söylediğim zaman, ufak çaplı bir şaşkınlık geçirdi.
Meğer, patronum Kenan beyi tanıyormuș. Bir ufak çaplı şaşkınlık da ben yaşadım. Ev konusuna gelirsek, Ural bey, evi almam için bana her türlü yardımı yapacağını söylemişti. Ona çok şey borçluydum.
Günün sonunda eve döndüğümüzde, ikimiz de mutluyduk. En çok da ben mutluydum tabii ki, artık benim için kötü günler geride kalmıștı, bundan sonra sevdiğim adam ile güzel günlerimiz olacaktı.