"Bizi yordu yıllar amansız
Avucunda küller dumansız
Kaçılır mı dünden hasarsız?
Seni yargılıyor aşkla, amman
Açılır mı kollar hesapsız?
Beni sarmalıyor zaman
Neyi yargılıyor?"
(2 Hafta Sonra)
Kuzey
Şükürler olsun ki, Kenan'ın durumu daha iyiydi. Sözleștiğimiz gibi, toplanmaya karar vermiștik. Ancak, hesapta olmayan bir şey daha vardı. Karen, ısrarla yanımızda kalıp, konuşmaları duymak istemişti.
Acaba biliyor muydu? Gerilmedim desem, yalan olur, ileride bir gün, bütün bunları önceden bildiğimi de öğrenirse, bittiğimin resmidir. Ural'ın evinde toplanmıștık, yanımızda Ural'ın 3 silahșörleri Fırat, Sinan, Uğur ve Kenan'ın sağ kolu Tamer vardı. Bir de Fırat'ın sevgilisi Rüya.
-Ee, Kenan efendi. Anlat bakalım bütün meseleyi en başından.
Kenan, her şeyi en ince detayına kadar anlatmaya başladı. Sessizce dinledik anlattıklarını. Konuşmayı bitirdiğinde, Ural, merakla sordu.
-Peki, bundan sonra ne yapacaksın?
-Sadece biraz daha zaman, onunla eninde sonunda konuşacağım. Araya giren yıllar, ve ikimizin de yaptığı hatalar yüzünden, çok fazla ayrı kaldık.
-Doğru, konuşacak çok fazla şeyiniz olacak.
Konu kapanmıştı şimdilik. Kısa bir sessizlik oldu, bu sırada Sinan'ın durgunluğu dikkatimi çekti. Görünen o ki, bunu fark eden tek ben değilim.
-Pst! Hayırdır, koçum? Dertli gibisin.
Fırat, Kenan'ın bu sorusuna, sitem dolu bir sesle yanıt verdi.
-Sorma abi, kaç zamandır böyle. 2 senedir her gün soruyorum. Ağzını bıçak açmıyor.
Sinan, daha fazla dayanamamış olacak ki, en sonunda veryansın etti. 2 senedir içinde tutmak, onu da yormuş olmalı.
-O zalimin kızını hâlâ bekliyorum... Gözlerim hep yolda, kulağım kapıda. Bir gün çıkıp gelecek diye bekliyorum.
Şimdi anlaşıldı derdi, kara sevdaya düşmüş bizim Sinan. Sıkıntıyla ofladı, ve başladı hikayesini anlatmaya.
**** **** **** **** **** **** **** **** **** **** **** ****
Aşkın Pusulası: 3. Kısım
(2 Yıl Önce)
Sinan
Ural abi, kendisini uzun bir süredir rahatsız eden, aşağılık bir herifi takip etmemi ve onunla ilgili bilgiler toplamamı istiyordu. Bütün bunlar, Rüya yengenin aramıza katılmasından önce olmuştu. Takip etmemi istediği şerefsizin adı ise Özkan Kara'ydı.
Lanet bir herif olduğunu ve bir çok pis işe bulaştığını biliyordum. Bir gün, katılması gereken bir davet olduğunu öğrenmiş ve bunu Ural abiye rapor etmiştim. Ural abinin emri kesindi.
-Abi, bu gece bir davete katılacakmıș. Önemli olduğunu söyledi. Ne yapacağım? Takibe devam mı?
-Evet, takibe devam edeceksin. Ancak öncelikle, sana uygun bir takım elbise bulmak şart. Şimdilik yanıma gel.
Dediği gibi yapıp, takibe devam ettim. O gece, Ural abi yardım etmişti hazırlanmama, sağ olsun. Gittim o davete; Özkan denilen o herifin gelișini bekliyordum, geldiğinde görmüştüm onu, Özkan denen o itin yanında, etrafa sahte gülücükler saçıyordu.
Kimse bilmiyordu, ama ben görüyordum gözlerindeki acıyı, korkuyu, üzüntüyü...
Kapatmaya çalıştığı morluk ve yaralar vardı. İşte o an, bende kayıșlar koptu, sinirden elimdeki bardağı parçalayacaktım. Güç tuttum kendimi, kız yeterince korkuyordu zaten, bir de üzerine ben korkutmak istemedim. Gözlerimi bir an olsun, o heriften ayırmadım. Ural abi aradı beni sonra.
-Sinan, ne alemdesin koçum?
-Abi, yanında bir kız ile geldi. Ancak kızın durumunun iyi olduğunu söyleyemem.
Ural abi, durumu az çok anlamış gibiydi. Sinirle söylenmeye başladı. Hiç de gelemezdi böyle şeylere.
-Ulan! Aklım almıyor! Düşünmekten kafa patlatıyorum ama anlamıyorum! Şu lanet dünyada, adam olmak, hadi geçtim adam olmayı, insan olmak çok mu zor, Sinan?
Haklıydı da bu kadar sinirlenmekte, benim bile sinirlerim bozulmuştu.
-Bilmiyorum, abi. Bazılarına zor geliyor demek ki.
-Bak aslanım, ne yap et, kızı o aşağılık herifin elinden kurtar.
-Anlaşıldı, abi.
Telefon kapandıktan sonra, onu kurtarmak için, doğru anı kollamaya başladım.
Merve
Abim olacak o şerefsiz herif yüzünden, koca bir cehennemin ortasına düşmüştüm. Ne kadar çabalasam da, nafile! Hiç bir çıkış yolum yoktu
O şerefsiz herif ile geçen her günüm, işkenceydi. O gece, bir davete gitmemiz icabet ettiğinden, hazırlanmam için ferman buyurmuştu, beyefendi(!).
Ayna karşısında hazırlanırken, bir yandan da, vücudumdaki izleri kapatmaya çalıșıyordum. Olmayınca bıraktım, siyah bir elbise seçip, saçımı dalgalı ve salık bıraktım.
Sade bir makyaj yaptım, elbiseye uyacak çanta ve ayakkabımı da ayarladıktan sonra hazırdım. Takı olarak ise, sadece en sevdiğim küpelerimi taktım. Yol boyunca o alçak herifle tek kelime konuşmadım. Tam da o gece görmüştüm onu, oldukça ciddi bir şekilde, bizim bulunduğumuz masaya bakıyordu.
Kahverengi gözleri, öfke ve kararlılıkla parlıyor olsa da, nedense ondan korkmamıștım. Özkan, beş dakikalığına yanımdan uzaklaştığında, yanıma gelip, elime küçük bir not tutușturdu, ve eliyle sus işareti yaptı. Dediği gibi yaptım, ve hiç bir şey belli etmedim. Yanımdan uzaklaştığında, hemen okudum avucuma bıraktığı notu.
"Eğer bu heriften kurtulmak istiyorsan, ilk fırsatta benimle gel."
Bu, benim için bulunmaz bir fırsattı. Ancak, Özkan'ın masaya dönmesi ile, şimdilik beklemek zorunda kaldım. Sanki zaman geçmek bilmiyor gibiydi.
Neyse ki, yine beni tek başıma bırakmıștı, zaten beni zerre önemsediği yoktu da, kalabalık içinde çok güzel rol kesiyordu işte. Onun yanına gittim, bu cehennemden kaçmam gerekiyordu.
-Lütfen, yalvarırım kurtar beni.
-Șșș! Sakin ol, ikimiz de çıkacağız buradan.
-Ön kapı olmaz, korumalar var.
-O zaman, acil çıkış kapısını kullanırız.
Dediği gibi, acil çıkış kapısından kaçtık. Yol boyunca, gizemli kahramanımı incelemekle meşguldüm. Bu sessizlik kısa sürdü.
-Önce hastaneye gitmemiz lazım. Yara izlerin kötü görünüyor.
-Gerek yoktu, iyiyim ben.
Göz devirdi, ups! Beyefendiyi kızdırdık galiba.
-İtirazınız reddedildi, küçük hanım. O yara izleri, hiç de öyle demiyor.
-Adım Merve. Merve Alsancak. Yara izlerime gelince, ne sen sor, ne ben söyleyeyim.
Direksiyonu öyle bir kuvvetle sıkıyordu ki, parmakları bembeyaz olmuştu neredeyse. Yine de, belli etmemeye çalışıyordu öfkesini.
-Sinan Kurtbey. Tanıştığımıza memnun oldum.
-Teşekkür ederim, beni ondan kurtardığın için.
Bana baktı, ve ilk defa gülümserken gördüm onu. Gülümsediği zaman, ortaya çıkan gamzelerini fark ettim. Gülmek ona yakıșıyordu, çok güzel bir gülüşü vardı.
-Manzaran güzel, galiba.
Eyvah! Fark etti onu öyle büyük bir hayranlıkla izlediğimi. Off ne açıklama yapacağım ben?
-Kendine pay çıkarma, seni izlemiyordum.
Hah! Yalanımı sevsinler! Bal gibi de onu izliyordum, ama bunu onun bilmesine gerek yok. Kim bilir, ne düşünüyordur şimdi hakkımda.
-İnanmadım ama, neyse.
Ağzımı açıp bir şey diyeceğim sırada, çoktan hastaneye geldiğimizi fark ettim. Arabadan inip, kapımı açtı.
-Gel hadi.
Elini uzattı, tutarken bir an tereddüt etmedim. Birlikte içeri girdik, adının Beril olduğunu öğrendiğim bir doktor, bendeki morluk ve izleri görünce, yüzünde kızgınlık ve dehşet ifadesi ile söylenmeye başladı.
-Sana bunu kim yaptı bilmiyorum, ama umarım elini bir daha kullanamayacak duruma gelir.
Kontrollerim yapıldı, izler ve yaralarım için bazı ilaçlar verdi. Bu saatte eczane açık olmayacağı için, sabah alacağım ilaçları.
-Şimdi nereye gideceğiz?
-Bu saatte eczane olmaz, sabah ben gidip alırım ilaçlarını. Şimdi birini görmeye gidiyoruz.
-Çok soru soruyorum biliyorum, başını șișirdim ama, tam olarak kimi görmeye gidiyoruz?
Bu kadar çok soru sorduğum için sinirlenecek diye düşünmüştüm. Kızmak şöyle dursun, sesini bile yükseltmedi konușurken.
-Soru sormandan, ya da konuşmandan rahatsız değilim, hem nereye gideceğimizi bilmek hakkın. Ural Demirkan'ın yanına gidiyoruz.
Ural Demirkan, ismi hiç yabancı değil, Özkan'ın kuyruğuna basmaktan korkmadığı biri. Onunla ilgili planlardan kendisini haberdar edebilmek için müthiş bir fırsat.
-Ural Demirkan için mi çalışıyorsun?
-Evet, ismini duydun mu?
-Evet. Özkan, ona karşı çok pis planlar içinde. Onunla konuşmam gerek.
-Sakin ol, yanına gittiğimizde konuşursun.
Yol boyunca, onunla konuşmama ve ona soru sormama hiç ters bir tepki vermedi. Aksine, sanki onunla konuşmam hoşuna gidiyor gibiydi. Nihayet Ural Demirkan'ın evine geldiğimizde, arabadan indik. Kapıyı, Sinan çaldı.
-Hoșgeldiniz, ben de sizden haber bekliyordum.
Ural Demirkan olduğunu tahmin ettiğim adam, bizi sıcakkanlı bir şekilde karşıladı. Ancak, demek istediğini anlamamıştım. Ural bey, bizim geleceğimizi biliyor muydu?
-Adım Ural. Ural Demirkan. Umarım iyisinizdir, küçük hanım.
-Merve Alsancak, tanıştığımıza memnun oldum. Açıkçası adınızı çok duydum, ama tanışmak bugüne kısmetmiş.
İçtenlikle gülümsedi. Onun iyi biri olduğunu anlamıştım. Anlamadığım, onun gibi biriyle Özkan'ın ne derdinin olduğu.
-Abi, kızın yara izleri için hastaneye gittik. Bir iki ilaç yazdı. Çok ciddi bir şey olmadan kurtulduğu için şanslıymıș.
-O konuda gerçekten şanslı. Anlamadığım bir şey var, onun eline nasıl düştün, Merve?
Bir an için o acı günleri hatırladım, gözlerim dolu dolu olsa da ağlamayacaktım. Asla!
-Abim olacak o alçak herif ve onun kumar borcu yüzünden bu haldeyim, Ural bey.
İkisinin de öfkeli olduğunu görebiliyordum. Haksız da sayılmazlar, ben de abime kızgınım. Onu affedebileceğimi de sanmıyorum.
-Artık güvendesin, Merve. Burada sana kimse zarar veremez. Buna ne ben izin veririm, ne de Sinan.
-Doğru.
Gerçekten de şanslıyım, burada güvende olacağımı hissediyorum. Konuşmanın ilerleyen dakikalarında, Ural beyi, planlardan haberdar ettim. Daha sonra, oradan ayrıldık, giyecek pek bir şeyim yoktu ama sanırım bunu da yarın halledebilirim.
-Nereye gidiyoruz, şimdi?
-Evime, kalabileceğin bir yer bulana kadar.
-Sana yük olmak istemem.
Öyle ters bir bakış attı ki, bir an için korkmadım değil.
-Saçma sapan konuşma. Yük falan olmazsın.
Ağzıma fermuar çeker gibi yapıp, yol boyunca konuşmadım. Evinin önünde durduk. Oldukça güzel bir yerde yaşıyormuș doğrusu. Eve girdiğimizde, dekorasyon konusunda ne kadar zevkli olduğunu da görmüş oldum. Evin her köşesi özenle döşenmişti.
-Aç mısın?
-Hayır, teşekkür ederim.
Bir kez daha gülümsedi, neden bilmiyorum ama o böyle gülümsediğinde, kalbimde anlamlandıramadığım bir fırtına kopuyor.
-Kalacağın odayı göstereyim, o zaman. Kıyafet mevzusunu da hallederiz bir şekilde.
Kalacağım odayı gösterdikten sonra, kendi gardırobundan bir șort ve tişört ayarladı. Şimdilik bunlarla idare edebilirim. Uykudan önce, üzerimi değiştirip, yüzümü yıkadım. Sinan'a iyi geceler dileyip, uykuya daldım.
Sinan
Ural abi, hikayenin bu kısmını biliyordu.
-Ee, buraya kadarını biliyorum, sonra ne oldu da, böyle derbeder hale geldin?
-Anlatacağım abi, sabret.
(1 Ay sonra)
Özkan, nihayet hak ettiğini bulmuștu, Ural abi sağ olsun. Merve'nin duygularını bilmiyordum, ama beni soracak olursanız, ona olan duygularımı anlatmaya kelimeler yetmezdi. Kalbimden tașıyordu ona olan sevgim. Bir sabah, uyandığımda, onun yokluğu ile yüzleştim. En büyük kabusumla. Başucuma bıraktığı mektubu okuduğumda, dünyam başıma yıkılmıştı.
"Sinan... Sevdiğim, bu satırları okuyunca, canın çok yanacak, biliyorum.. Ama ne olursun anla beni, buna mecburum. Bu sabah, sen mışıl mışıl uyurken, abim olacak alçak, ikimize de silah doğrulttu, hadi ben kendimden vazgeçtim, o kör kurşun seni bulsa, buna dayanamam. Seni kaybedersem, bunun ağırlığını kaldıramaz kalbim. O yüzden gidiyorum, sırf sana zarar gelmesin diye, kendimden vazgeçiyorum. İnan ki, sana olan aşkımdan yapıyorum bunu, çünkü seni canımdan dahi vazgeçecek kadar çok sevdim. Bunu sakın unutma. Belki bir gün geri dönerim, o gün geldiğinde kalbinin kapıları açılır mı bana, kabullenir misin aşkımı? Bilmiyorum. Umutlarımı ve aşkımı bavula koyup, gidiyorum... Hoşçakal, sevdiğim.
-Merve"
O mektubu okuduğumda, kendime öyle kızdım ki... Korkaklık etmişim, meğer. Ona duygularımı anlatmakta çok geç kalmışım, çektiğim acıyı tarif edemem ki... Oysa, sadece bir gün öncesinde, kollarımda uyuyordu. Üstelik, onu koruyacağıma dair verdiğim sözü de tutamamıștım.
**** **** **** **** **** **** **** **** **
(Günümüz)
Anlatmayı bitirdiğimde, gözyaşlarımı silip, müsaade istedim.
-Neyse abi, bana müsaade.
-Müsaade senin, koçum.
Eve doğru yola çıktığımda, yaşananlar bir kere daha gözümün önünden geçti hızlıca. Onu özlüyordum, alışkanlık değil bu, alışkanlık olsa bu kadar acı çekmezdim, yokluğunda. Bunu biliyorum. Kafamdaki düşünceler dağılıp da, evin önünde durduğumda, gördüğüm kişiyle, olduğum yerde donakaldım.
Hayal mi bu? Gerçekten döndü mü geri? Yavaşça indim arabadan, tam da kapımın dibinde duruyordu. Hayal değildi, gerçekten de karşımda duruyordu.