İçeriğe geç

Gönül Hırsızı(Masal Serisi-1)

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Gönül Hırsızı(Masal Serisi-1)

Bölüm 6

Geçmiş

Karen

Abimin o kutularda ne sakladığını merak ediyordum, aklımdaki soru işaretleri ile boğuşurken, abimin belli aralıklarla, baş ağrıları ile mücadele ettiğini fark ettim. Ne oluyordu?

Önce o kutular, şimdi de bu kronik baş ağrıları. Bir akşam, abim odasındayken, annem ile babama bu konuyu açmaya karar verdim.

-Anneciğim, bir şey kafama fena takıldı.

-Söyle, kızım.

-Abimin son zamanlarda sürekli kronik baş ağrısı çekmesinin sebebini biliyor musunuz? Bir de bir şey fark ettim, bazı akşamlar, odasındaki kolilere bir şeyler saklıyor.

Annem, şaskın bir şekilde babama baktı. Sonra yüzü düştü, ne oluyordu? Bilmediğim ne vardı?

-Gel oturalım şöyle, kızım. Sana her şeyi anlatacağız.

-Dinliyorum, anne. Bilmediğim ne var?

-Sen o zamanlar ilkokuldaydın. Abin bir kaza atlattı, ciddi bir kazaydı.

Babam, derin bir nefes alıp söze girdi.

-Ben o kazada fazla hasar almamıştım, ama abinin durumu kötüydü, doktorların dediğine göre kafasına aldığı ciddi bir darbe, hafızasının büyük bir kısmını kaybetmesine yol açmış, 10 günden fazla bir süre uyuttular onu. Sen üzülme diye, sana bir şey belli etmemeye çalıştık. Doktorlar ne zaman hafızasının geri geleceğini bilmediklerini söyledi. Sanırım bir şeyler hatırlamaya başlıyor.

Bana bunu daha önce anlatmadıkları için kızamazdım, benim iyiliğimi istemişlerdi. Üzüleceğimi biliyorlardı. Sonra bir şey daha fark ettim, bütün bunlar, şirkete Gece isimli bir kızın gelmesiyle başlamıştı. İyi de niye? Neyi atlıyorum?

-Anne, abimin çocukken bir sevdiği var mıydı? Çocukluk aşkı gibi mesela?

Annemin yüzündeki o acıklı ifade, yerini içten bir gülümsemeye bıraktı.

-Olmaz olur mu? Çok sevdiği bir kız vardı, adı Gece idi sanırım. Evet, evet, Gece idi. Çok güzel bir kızdı, abin ona deli olurdu.

Aha! Şimdi parçalar yerine oturuyordu! Șirketteki Gece, abimin çocukluk așkı olmalıydı, onun gelmesi, abimdeki tuhaflığı açıklıyordu.

Onun geliși, abimin bir șeyleri hatırlamaya bașlamasına yol açmıștı. Belki de, yarım kalmış bir așk masalı, küllerinden doğar, kim bilir? Belki de abim bu sefer gerçekten mutlu olurdu, hayatının en büyük hatasını yapıp, Beren'e güvenmiști, peki o ne yaptı dersiniz?

Aldattı! Abim, bu olay karșısında bașlarda yıkılır gibi olsa da, unutmaya bașladı, yakın çevresine anlatırken bile, "Yașandı, bitti." dercesine, ifadesiz bir yüzle anlatıyor artık. Benim tek istediğim, abimin artık mutlu olması.

O konuşmanın ardından, odama çıktım ve uykuya daldım. Ertesi sabah, erkenden kalkıp, güzel bir kahvaltı hazırladım. Hayret, abim bu sabah erken uyanmış, keyfi desen, pek bir yerinde. Yanıma gelip, yanağımdan makas aldı.

-Günaydın, sarıșınım. Bakıyorum yine döktürmüşsün.

-Günaydın abi, hayırdır pek bir neşeliyiz bu sabah?

-Neşeli olmak için, bir sebebimiz mi olmalı?

Sofraya oturduk, zaten çok geçmeden bizimkiler de uyanıp, inmișlerdi salona.

-Günaydın, benim hamarat meleğim.

-Günaydın, babacığım, günaydın validem. Sofra hazır.

Hep birlikte kahvaltı yaptık, sonrasında abim ile șirkete geçtik. Bugün, fazla yoğun bir gün olmayacaktı.

-Senin bir mekan açma hayalin vardı. Ne oldu o iş, küçük hanım?

Ups! Bahsetmeyi unuttum. Bir aralar, café açmak istiyordum. Sanırım, abime şirkette yardımcı olmak, daha çok hoşuma gitti.

-Șirkette sana yardımcı olmak daha çok ilgimi çekiyor şu aralar.

Yüzündeki gülümseme git gide büyüdü, tek kaşını kaldırdı ve kısa ve manidar bir bakış attı.

-Bak sen, demek öyle? Șirket ișleriyle ilgilenmen hoşuma gitti, yalan diyemem.

Gerilmedim desem, yalan olur, Kuzey ile aramızdaki mevzuyu anladı mı acaba? "İlahi, Karen! Daha sen anladın mı ki, abin anlasın?" O da doğru, daha ben anlamadım aramızda olan biteni, abim nereden anlasın?

Șirkete vardığımızda, abim, Gece'ye göz kırpıp, odasına gitti. Gece ise, garibim, șașkın bir baykuş tatlılığında bakakaldı bir süre. Sonra odasına gitti.

Ben de ofisime gittim, tabii çok geçmeden, Gökçe de odama geldi. Yüzünde manidar bir gülümseme vardı, elinde iki küçük saksı duruyordu. Birinde mor, diğerinde ise mavi menekşe vardı.

-Günaydın, Karen hanım. Bu menekşeler size geldi.

-Teşekkür ederim, Gökçe. Oturmaz mısın?

Saksıları masama koydu, ve karşımdaki koltuğa oturdu.

-Üzerinde bir not yoktu bu sefer, ancak sanırım ben vermek istediği mesajı anladım.

Bak sen bizim Gökçe'ye, çiçek dili profesörü oldu başımıza, iyi mi? Gülerek, ve biraz da manidar bir ses tonuyla sordum.

-Gerçekten mi? Peki neymiş anlamı, Gökçe hanım? Aydınlat, bizi.

Mahçup bir şekilde baktı, ancak manidar gülüşü hâlâ yüzünde duruyordu.

-Estağfurullah, Karen hanım. Sadece, çiçekleri ve onların dillerini iyi biliyorum diyelim. Mor menekşe göndererek, 'Her zaman aklımdasın.' mesajı veriyor. Mavi menekşe ise bir çeşit sadakat yemini anlamı taşıyor.

-Kesin, Kuzey gönderdi. Yok, bu adamın kesinlikle benim kalbime kastı var!

Gökçe, daha fazla kendini tutamayıp, kahkahalarla gülmeye başladı.

-Kuzey bey, dengenizi bozdu anlaşılan.

-Bozdu bozdu. Akıl falan kalmadı bende, şimdi de kalbime kastı var. Onu da almadan durmaz.

Merak ediyordum, böylesi sevimli ve güzel bir kızın hayatında, hiç mi kimse yoktu?

-Gökçe, hiç mi hayatında biri olmadı?

Bu soruyu duyunca, yüzündeki gülümseme dondu. Ters bir durum olduğunu anlamıştım.

-Benim hikayem biraz karışık, belki daha sonra anlatırım.

-Peki, hadi yerine geç. Sonra abimden fırça yeme, seni lafa tuttum diye.

Gökçe yerine geçti. Ben ise kendimi işlerime verdim. Kuzey'i kafamdan atmaya çalışsam da, bana gönderdiği o güzel çiçekleri gördükçe, boşuna çabaladığımı anladım.

Onu aklımdan atmayı bașarsam bile, kalbimden atamazdım. En azından bugün için, Kuzey'i düşünmeyi bir kenara bırakabilmek adına, kendimi işlere kaptırmıştım ki, kulakları neredeyse sağır edecek bir çığlık ile, olduğum yerde kala kaldım. Gece'nin çığılığıydı bu.

-KENAN BEY! KENAN BEY, KENDİNİZE GELİN!

Ne oluyordu böyle? Hemen, telaşla koridora çıktım. Abim... Yerde öylece yatıyordu... Bütün bedenim titriyordu, bacaklarım yürümeyi unutmuştu sanki, kendimi güç bela odama atıp, ambulans çağırdım.

Bir nebze olsun sakinleșmeyi başardığımda, hâlâ şokta olan Gece'nin yanına gidip, ona destek olmaya çalıştım. Umarım, abim en kısa sürede iyileşir. Kahramanımı kaybetmek istemiyorum ...

Kuzey

Baroda yine yoğun bir gündü, telefonum çaldığında, merakla ekrandaki numaraya baktım. Ekrandaki numara Kenan'a aitti.

-Alo? Kenan, iyi misin kardeşim? Her şey yolunda mı?

-Kuzey, Beril ben. Kenan burada, müșaade altında. Sanırım, stresten. Çünkü, tahlillerinde herhangi bir kalp sorunu tespit edilmedi.

Duyduklarıma inanamadım, kardeşim hastanedeydi, yerimden kalkıp, bir an evvel toparlandım ve hastaneye gittim.

Başka türlü içim rahat etmeyecekti. Yol boyunca, panik yapmamaya uğraşıyordum. Öte yandan ise, Karen'in ne kadar perişan halde olduğunu düşünüp, daha da üzülüyordum.

Hastaneye vardığımda, Kenan'ın babası, Nejat bey de orada bekliyordu.

-Geçmiş olsun, Nejat bey. Bir gelişme var mı?

-Tahlillerinde bir kalp sorunu tespit etmemişler. Anlamıyorum, neden bu kadar yıprattı ki kendini?

-Keşke bilebilsem. Nejat bey, ben burada Kenan'ın yanında kalırım. Burada durdukça, kendinizi harap ediyorsunuz.

Yorgun bir şekilde gülümsedi, toparlandı.

-Teşekkür ederim, evlat. Bir şey olursa haber verirsin. Șirkete geçeyim ben. Karen yalnız kalmıştır.

Nejat bey șirkete giderken, ben de hastane koridorlarında, kardeşim dediğim adamın toparlanmasını bekledim. Bir kaç saat olmuştu ki, telefonum çaldı. Ural arıyordu.

-Kuzey, büroda mısın?

-Hayır, hastanedeyim.

-Her şey yolunda mı?

-Keşke. Kenan, șirkette fenalaştı.

-NE? Ne diyorsun sen, Kuzey? Nasıl durumu?

-Ciddi bir hastalığı yokmuş, bir sebepten stres yaptı, ama nedeni konusunda bir fikrim yok.

Kısa bir sessizlik oldu, canının sıkıldığı belliydi. Anlaşılan, gelmek için de müsait değildi.

-Adamlardan birini yolluyorum, başka türlü içim rahat etmeyecek.

-Nasıl istersen.

Telefon konuşmamız bittikten kısa bir süre sonra, Uğur geldi. Bir süre daha bekledik, nihayet o iyi haber geldi.

-Kenan uyandı, durumu iyi. Ancak yine de çok yormayın onu. Ne olur, ne olmaz. Stresten, onu yıpratabilecek her şeyden uzak durmalı.

-Teşekkür ederim, Beril.

Onu görmek için, yanına gittim.

-Geçmiş olsun, dostum. Hepimizi çok korkuttun.

Doğrulmaya çalıștı, ancak hâlâ biraz yorgun olduğu için, yapamadı. Sesi, yorgunluktan kısık çıkıyordu.

-Özür dilerim, dostum.

-Ne oldu, birden bire?

-Anlatırım sonra.

Kısa bir anlığına, duvardaki bir noktaya bakıp, daldı. Aklında bir şey olduğunu biliyordum. Ama ne?

-Kuzey, ben onu hatırlıyorum...

-Nasıl? Ciddi misin sen?

Nihal teyzeden duyduğum kadarıyla, Kenan'ın çocukluk aşkını az çok biliyordum. Yaşadıklarından da haberim vardı. Yine de şaşırmıştım.

-Bir süredir, baş ağrıları ile birlikte, bir yığın görüntü kafamda dolanıyordu. Șimdi, her şey çok net.

-Anlatmak ister misin diyeceğim ama, şimdi ne yeri ne zamanı. Sen hele bir toparlan, o zaman konuşuruz.

Yorgun bir şekilde gülümsedi. Hastaneden çıktığında, onunla uzun bir konuşmamız olacaktı.

Nihayet, hastaneden çıktığımızda, bana onu bu hale getiren şeyi anlatmıştı. Gece, Kenan'ın çocukluk aşkıydı, ve ona bu kadar yakın olmasına rağmen, Gece'nin ona bir yabancı gibi davranmasına kafayı öyle takmıştı ki, kendi kalbini bile harap etmişti. Tek umudum, en kısa zamanda, hak ettiği mutluluğa ulașmasıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.