(İki Gün Sonra)
Kuzey
Yok ulan, yok! Allem ediyorum, kallem ediyorum, çıkmıyor aklımdan! Hani üstad diyor ya "... Aklım çıkıyor, o çıkmıyor..." diye, benimkisi de o hesap.
Bugün yine gördüm onu, abisiyle öğle molasındaydı. Saçlarını savurușu, gülüşü, bakışları... Öyle güzel, öyle can alıcıydı ki, biçare kalbim 'Acı bana, insafsız!' diye haykırırcasına atıyordu.
Delirecek gibiydim, hissettiklerim, artık ne aklıma, ne kalbime sığıyordu. Onu gördüğüm o günün sonunda, eve gidip ișlerimi bitirdikten sonra, gözlerim gitarıma kaydı. Komodinin üzerinde duran kameramı fark ettim sonra, aklıma gelen bir fikirle gülümsedim.
Hemen kameramı kurup, gitarımı elime aldım. Bir iki ufak ayarlamanın ardından, aklıma gelen ilk şarkıyı söylemeye başladım, bu sırada kamera kayıttaydı. Hızımı alamadım tabii, uyku tutmuyordu, bir șarkı daha söylemek geldi içimden.
İki şarkıyı da kaydettikten sonra, kaydı bitirdim, gitarımı kenara koyup, bilgisayarıma yöneldim. İki videoyu da küçük bir flash belleğe atıp, yatağıma döndüm ve uyumaya çalıştım.
Ertesi sabah yine erkenden uyandım; hemen hazırlandım ve masanın üzerinde duran belleği cebime atıp, çantamı da aldıktan sonra, aşağı indim. Annem ve babam, çoktan kahvaltıya oturmuştu.
-Günaydın, sevgili ailem.
-Günaydın, oğlum, iyi misin?
Annemin sesi, endişeli çıkmıștı. Büyük ihtimalle, akşam bir şey yemeden odama çıkıp, işe gömüldüğümden olsa gerek.
-İyiyim annem, endişelenme.
-Öyle diyorsan, oğlum.
Kahvaltımı yaptıktan sonra, anne ve babamı yanaklarından kocaman öpüp, evden çıktım. Büroma gittiğimde, katılmam gereken iki davanın dosyalarına sıkı bir şekilde çalıştım.
İlk katılacağım davanın saati yaklașıyordu. Kalkıp hazırlandım, ve durușmaya gittim, durușmadan büyük bir zaferle ayrıldım, büroya dönecekken telefonum çaldı. Kenan arıyordu.
-Alo? Dostum nasılsın?
-İyiyim, hatta keyfim yerinde desem, daha doğru olur.
Oldukça gür bir kahkaha attı, o gülünce, ben de güldüm.
-Yine kazandın değil mi davayı? Seni șanslı herif seni!
-Dersimi hep çok iyi çalışırım, biliyorsun.
-E o zaman öğle molasında bunu kutlayalım, ne dersin?
-Olur.
Saatime baktım, çok bir şey kalmamıştı zaten.
-O zaman, ben şirkete geleyim, oradan geçeriz yemeğe.
-Tamamdır.
Planladığımız gibi șirkete geçtim, yol boyunca, Karen'i göreceğim düşüncesinin yarattığı heyecan, kalbimin delicesine atmasına sebep olmuştu.
Șirkete vardığımda, hiç beklemediğim bir șeyle karșılaștım; Karen'in, ofisinin önünde, yalı kazığı gibi dikilen biriyle kavga ettiğini gördüm, Harun denen șerefsiz değildi, ama onun adamı olabilirdi, konuşmaları duyunca, tahminimde haklı olduğumu anlamıştım.
Kenan duyup da, sinir harbi geçirmeden, olaya el atsam iyi olacak.
-Ya anlamıyor musun,
kardeşim? Kıt akıllı mısın? O patronun olacak adamla hiç bir yere GİT-Mİ-YO-RUM! Anladın mı bu sefer? Șimdi al bu kutuyu da, notu da, defol! Beni güvenlik çağırmak zorunda bırakma!
Sonra beni fark etmiş olacak ki, irkilerek elini ağzına kapattı.
-Ama...
-Dediklerini duymadın galiba, bir daha tekrar etmemi ister misin?
Araya girip sert bir sesle konuştuğumda, Karen, iyice gerildi. Onu bir nebze olsun sakinleştirmek için, çaktırmadan sus işareti yaptım. O yalı kazığı herif, ters bir bakış attı bana, ancak beni korkutabilecek biri değildi.
-Bak aslanım, sıfatının dağılmasını istemiyorsan gidip, o patronuna bunları aynen iade ediyorsun. Bir daha da burada görmeyeceğim seni. Yoksa olacaklara karışmam.
Hah! Öyle paşa paşa gidersin! O herif gittikten sonra, Karen'i sakinleştirmeye çalıştım.
-Șșș... Sakinleş biraz, gönül hırsızım. Hadi.
Derin bir nefes aldı, sinirden kızarmış yüzü, bir nebze olsun toparlanmıș gibiydi. Yine sinirden dağıttığı, başak sarısı saçlarını düzelttim.
Hiç beklemediğim bir şey yapıp, bana sarılmıştı; sanki fırtınalı bir akşamda, bir geminin güvendiği tek limana sığınması gibiydi sarılışı, artık kalbime söz dinletemiyordum, size yemin ederim, daha önce böyle bir şey hissetmemiştim.
Sarılışına karşılık verip, o huzur veren kokusunu içime çektim. Geri çekildiğinde, bakışlarını kaçırıp, gülümsedi.
-Şey... Ben... Çok teşekkür ederim, yine tam zamanında yetiştin.
-Teşekkür edilecek bir şey yok, senin canını sıkmalarına izin veremezdim.
Bir şey diyeceği sırada, Kenan geldi yanımıza, toparlandık. Tekrar bir sinir krizi geçirmesini istemiyordum, doğrusu.
-Karen? İyi misin, küçük cadım?
-İyiyim abiciğim, biz de Kuzey ile konuşuyorduk.
Manidar bir şekilde gülümsemesi, beni korkutmadı desem, yalan olur. Anlamış olabileceğini bile düşündüm, sonra öğle yemeğine çıktık.
Karen de bizimle geldi, güzel bir mekanda, keyifli bir sohbet eşliğinde öğle yemeği yedik, mola bittiğinde ise, öğleden sonra katılacağım davanın saati yaklaştığı için, büroya dönmek zorunda kaldım, ondan önce, Karen'e vermem gereken ufak bir şey vardı.
Kenan'a çaktırmadan, belleği Karen'in avucuna sıkıștırdım. İlk başta afallasa da sonradan, kaçamak bir bakış atıp, gülümsedi, ve belleği aldı. Daha sonra büroma geri döndüm, çok geçmeden de ikinci davama gittim, ve bunu da kazandım. Mesaim bittiğinde, eve gittim, bizimkiler bu sefer bahçede oturuyordu.
-Hoșgeldin oğlum, ellerini yıka da gel hadi, sofra hazır.
Annemi yanağından öpüp, eve girdim. Lavaboda ellerimi yıkadıktan sonra, bahçeye geri döndüm. Sohbet muhabbet derken, annem, ağzımı aramaya başladı.
-Oğlum, iyisin değil mi?
-İyiyim, validem.
-Var mı kalbini çalan biri? Șu aralar Mecnun gibisin, oğlum.
Ups! Çok mu belli oluyordu? Kendimi sanki 5 yaşında, şeker kavanozuna ulaşmaya çalışırken, suç üstü yakalanmış bir çocuk gibi hissetmiştim.
-Ee... Șey... Anneciğim, çok mu belli ediyorum?
Annem bir kahkaha patlattı, babam ise bıyık altından gülüyordu.
-Ah benim saf oğlum, kaç gündür Mecnun gibisin diyorum, hem.. Uzun zamandır gitarına el sürmüyordun, yeniden çalmaya başladın. Kaç gündür keyfin de yerinde.
-Aslında biri var, anne. Ancak, henüz bir şey söyleyemem.
-Anlıyorum oğlum, sorun değil. Ne zaman istersen, o zaman konuşuruz bu konuyu.
Yemekten sonra, odama çekilip, dosyalara gömüldüm yine. Çalıştıkça belki biraz kafam dağılır diye umuyordum, ama nafile.
Kendimi işe vermek de onu unutturmadı, ne yaparsam yapayım, aklımdan da kalbimden de söküp atamıyordum. Yatağıma uzanıp, sıkıntıyla ofladım, içimdeki fırtınayla nasıl baş edeceğim ben?
Karen
Eve döndüğümüzde; abim hemen odaya çıktı, işkillenip gizlice peşinden gittim, kolilerden birini çıkarıp, içine bir paket koydu ve tekrar kapatıp koliyi yerine bıraktı, neden böyle yaptığını anlamasam da, o gereksiz kadını bir nebze olsun unutmaya başladığı için mutluydum.
İyi de, bütün bunlar kime? Neyse, yakında çıkar kokusu. Lavaboya kaçtım, dikizlediğimi anlamasın diye. Ellerimi yıkayıp, salona indim ve anneme yardım etmeye başladım. Çok geçmeden, abim de salona indi. Birlikte yemeğe oturduk, tam o sırada, telefon çaldı.
Ekranda gördüğü numara kime aitti bilmiyorum, ama abim sanki iğrenç bir leke görmüş gibi, tiksinerek bakıyordu ekrana. Telefonu tamamen kapattı.
Yemekten sonra, ailecek film saati yapalım dedik, abim de bayılır animasyon aile filmlerine, o yüzden hiç izlemediğine emin olduğum bir film bulmuştum, Yukarı Bak filmini seveceğine emindim.
İzlemeye başladık, ancak abim filmin bazı yerlerini izlerken dalıp gidiyordu, o haini düşünmediğine emindim.
Kafasında başka bir şey vardı, üstelemedim. Zamanı gelince anlatırdı elbet, kendi kardeşinden saklayacak değil ya. Film saati bittiğinde odalara çekildik, Kuzey'in verdiği flashbelleği saatlerdir elimde tutuyordum, merak ettim içinde ne olduğunu.
Dizüstü bilgisayarıma uzanıp, belleği taktım. İki tane video vardı. Stereo kulaklığımı bilgisayara bağlayıp, kulağıma taktım. İlk videoyu açtım, Kuzey, eline gitarı almıştı. Bildiğim, ve çok sevdiğim bir şarkıyı çalmaya başladı, gülümseyerek dinledim.
"Memleket sevda olunca
Göz başka gözde durmayınca
Kavurur beni hasretin en serin gecelerde
Adın dillerde duyulmayınca
Hangimiz körkütük sabahları buldu?
Hangimiz bir yalnız göçebe oldu?
Birinin kalbi kıyılara vurdu
Bazı yanar, bazı söner
Az da güler o tabi ki ben
Bazı yanar, bazı söner
Yine de güler o
Ah benim sevgili kalp sancım
Sen su, sen nefessin muhtacım
Ah benim sevgili baş tacım
Bir gün, bir ömür muhtacım..."
Kuzey şarkıyı söylerken, ben yüzümde şapşal bir gülüşle dinliyordum. Kalbim kıpır kıpır olmuştu yine, nedenini gerçekten bilmiyorum.
Sanki canlı dinliyormuşum gibi, nedensizce heyecanlanmıştım. İlk video bittiğinde, ikincisini açtım hemen, bu sefer sevdiğim başka bir parça olan, İkiye On Kala grububun Bütün İstanbul Biliyo şarkısını çaldı, yüzünde aşık olunası bir gülüş vardı.
İçim gide gide izledim videoyu, bittiğinde bile yüzümde o şapşal gülüş duruyordu. İlk başta belleği saklamayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Lazım olabilir diye düşünüp, iki videoyu, masaüstüne kaydedip, belleği boşalttım.
Daha sonra telefonuma kaydettim iki videoyu da. Bilgisayarımı kapatıp, masama geri koydum. Kafamda milyon tane düşünce, kalbimde yeni yeni alazlanmaya başlayan bir yangınla uykuya daldım.