Rüya
Zaman geçtikçe, kendimi daha iyi hissetmeye başlamıştım. Bugün ise Ural bey gelecek, kafama takılan soruları ona sormak istiyorum, umarım beni terslemez.
-Rüya, kapı çalıyor.
-Bakarım ben.
Kapıyı açtığımda, tam da tahmin ettiğim gibi, Ural bey gelmişti.
-Hoşgeldiniz, Ural bey. Buyrun lütfen.
-Umarım daha iyisindir, Rüya.-Teşekkür ederim, kendimi daha iyi hissediyorum.
-Rüya, bak açık konuşacağım. Yaşadıkların için çok üzgünüm, benzer acılar çekmiş bir adam olarak, seni çok iyi anlıyorum. Sana acıdığımı düşünmeni istemem, sana sahip çıkıyorsam, seni kız kardeşim gibi gördüğümden. Eğer, beni bir abin olarak kabul edersen, mutlu olurum.
-Çok teşekkür ederim. Kaybettiğin kardeşinin yerini tutamam belki ama, beni kardeşin olarak görmen, beni çok mutlu eder, Ural abi.
Ona abi demem, onu mutlu etmişti. Birden, yine o acı dolu ifade belirdi yüzünde. Kötü bir haberin geleceğini anlamıştım.
-Rüya, annenin cesedini bulmuşlar... Çok üzgünüm... Cenazesi şu an morgda. Defin işlemlerini bizzat halledeceğim.
-Peki... Ya babam olacak o adam?
-Onun en ağır cezayı alması için elimden geleni yapacağım. Ne olursa olsun, sana da, annene de bunları yaşatma hakkı yoktu. Yaptığı yanına kâr kalmayacak. O evi ne yapacağını düşündün mü peki?
Bahsettiği ev benim için bir hapishaneden farksız olan, doğduğumdan beri mutlu olduğum çok az hatıranın olduğu evdi... Oradan sadece, annemle ikimize ait anıları toplamak istediğimi söyledim.
Evi ise büyük ihtimalle satacaktım. Anlayışla karşıladı. Cenazeden sonra, planladığım gibi yapıp, eşyaları topladım ve evi satılığa çıkardım. Fırat, bütün bunlar olurken beni hiç yalnız bırakmamıștı.
Bir iş görüşmesi de ayarlamıştı benim için. Özgeçmişimi hazırlamaya başlasam iyi olacaktı. Konuşmamız bittiğinde, onu kapıya kadar uğurladım. Öyle mutlu olmuştum ki, dayanamayıp Fırat'a sarılmıştım. Tabii, sarılmam ile geri çekilmem bir olmuştu.
Utangaçlığım tuttuğu için, yanaklarım cayır cayır yanıyordu ve kıpkırmızı olmuştum.
-Affedersin.. Ben... Heyecandan ne yapacağımı şaşırdım.
-Sorun değil, Rüya. Açıkçası mutluluğunu benimle paylaşman, hoşuma gider.
Beni iyice utandırmış olmasına rağmen, böyle konuşması hoşuma gitmişti. En azından yeni bir başlangıç yaparken yalnız olmayacağımı biliyordum. O günden sonraki hafta iş görüşmesine, Ilgaz Holding'e gittim. Mülakatım oldukça iyi geçmişti ve işi almıştım. Ural abi sayesinde de düzenimi oturtmuştum. İlerleyen günlerde; Fırat peşimi bırakmamaya başladı, sürekli küçük sürprizler yapıyor, müsait oldukça arıyordu.
Kendime itiraf etmekte zorlansam da, onun benimle bu kadar ilgilenmesi hoşuma gidiyordu. Sesini duyduğumda istemsizce heyecanlanıyordum, tüm gün boyunca yüzümden gülümseme eksik olmuyordu. Bir gün yine beni tam da mesai bitiminde aramıştı . -Alo? Rüya, çıktın mı işten?
-Şimdi çıkıyorum, sen neredesin?
-Tam da şirketin önündeyim. Şey... Yemeğe çıkalım mı diyecektim. Konuşmamız gereken şeyler var da.
Gerilmiştim açıkçası, çabucak toparlanıp çıktım. Ne konuşacaktık ki?
Fırat
Günlerce düşünüp durdum; uykusuz kaldığım bile oldu, ilk gördüğüm günden beri, usul usul kanıma yürüyüp, kalbime sızan o dilberin karşısına çıkıp, hislerimi bir şekilde anlatmalıydım.
O akşam, şirketin önünde onu beklemeye başladım. Şansıma, tam da çıkmak üzereydi. Gergin görünüyordu, konuşmamız gerektiğini söylediğimden olsa gerek.
-Ne konuşacağız?
-Gerilmeni gerektirecek bir şey değil. Gel hadi.
Yol boyunca, ara sıra dikiz aynasından onu izledim. Göz göze geldiğimizde, gülümseyip, bakışlarını kaçırıyordu. Ara sıra uğradığım güzel bir caféde durduk. Centilmenlik yapıp, arabadan indiğim gibi ona kapıyı açtım, ve elimi uzattım. Gülerek elimi tuttu, ve cafeye girdik.
Sabırsızca ona söyleyeceklerimi bekliyordu; iyi düşünmeliydim, söyleyeceklerim aramızdaki her şeyi değiştirecekti, ya onu hepten kaybedecektim, ya da onun bana bahşedeceği mutlulukla, aşk sarhoşu olacaktım. Ötesi yoktu, yine de kararım kesindi. Derin bir nefes alıp, konuşmaya başladım.
-Sana o korkunç geceyi hatırlatıp seni üzmek istemiyorum; ama o gece seni o yol kenarında bulduğumuzda, öyle öfkelenmişitm ki... Başta neden durup dururken böyle öfkelendiğime anlam veremedim, hastanede saatlerce başında beklerken, gram uyku uyumamıştım. Canının ne kadar acıdığını düşündükçe kendi kendimi yiyip bitiriyordum, ama bütün bunlara bir anlam veremiyordum.
Duraksadım, elini tuttum. Şaşkınca yüzüme baktı, kehribar rengi gözleri kocaman açılmıștı.
-Nedenini geç de olsa anladım, zor oldu kendime itiraf etmem... Rüya'm... Güzelim... Mevzu derin be yârenim, sana çok aşığım... Öyle böyle değil, yanacağımı bile bile senin için ateşlere yürüyecek kadar delice, masum bir çocuğun "Ne kadar seviyorsun?" sorusuna verdiği cevap gibi, dünyalar kadar çok seviyorum seni.
Gözlerinin içine bakıp, ondan bir cevap bekledim. Sustu, bunu beklemiyordum, sonra birden ayaklandı, hemen ben de ayağa kalktım.
Tam da umudumun bittiği anda, kendimi okkalı bir tokat yemeye hazırlarken, bana sıkıca sarılması beni afallatmış olsa da, mutluydum. Geri çekilip, yüzümü avuçlarının arasına aldığında, yüzündeki o mutluluğu, gözlerindeki aşkı görebiliyordum, ve bu benim için paha biçilemez bir şeydi.
-Fırat, sen benim kahramanımsın, fırtınalı bir akşam vakti sığındığım güvenli limanımsın ve ben seni çok seviyorum. Kelimelerim yetersiz kalıyor sana olan aşkımı anlatmaya, mazur gör Kadırgalı'm.
Aşk sarhoşu olmak böyle bir his olmalı, kalbim çok deli bir ritimle atıyor, ve kahkahalarla gülmek istiyorum. Kendimi tutamayıp, ona sarıldım ve döndürmeye başladım. İkimiz de kahkahalarla gülmeye başlamıştık.
-Dur be Kadırgalı'm, dur! Başım dönmeye başladı.
-Kadırgalı'n ölsün sana be kadın! Çok seviyorum seni, çok!
Mutluyduk, bir süre daha konuştuktan sonra onu evine bıraktım. Her ne kadar, bu gece ona sarılıp, uyumak istesem de, onu istemeyeceği bir şeye zorlamam doğru olmazdı.
-İyi geceler, güzelim.
-İyi geceler, Kadırgalı'm.
O tatlı gülüşünü bahşederek, el salladı ve evine girdi. Ben de kendi evime doğru yola çıktım. Gece resmen gram uyku uyuyamamıştım. Sabahlamama ramak kalmıştı, ama buna rağmen, bir kaç saat güç bela uyuyabilmiştim.
Telefonumun çalmasıyla uyandım, arayan Uğur'dan başkası değildi.
-Alo? Hâlâ uyanamadın mı, uykucu?
-Sana da günaydın, kardeşim. Şimdi kalktım. Hayırdır, sabah sabah?
-Telaşlanacak bir şey yok, sadece Ural abi, kahvaltıdan sonra eve çağırıyor. Konuşacakmış.
-Anladım, gelirim.
Kalkıp hazırlandım ve kahvaltıdan sonra Ural abinin evine doğru yola çıktım. Ne konuşacağını merak ediyordum. Eve vardığımda, bahçede toplanmışlardı.
-Hoşgeldin aslanım, geç otur.
-Günaydın abi, her şey yolunda mı?
-Yolunda Fırat, aslında Rüya için güzel haberlerim var, ama kızcağızı iş yerinde rahatsız etmeyeyim, sana söylerim iletirsin ona.
-İletirim, abi.
-Rüya'ya bunları yaşatan o baba müsveddesi, hapsi boyladı. Zaten, pek tekin bir adam değilmiş, siciline bakarken, gözlerim ağrıdı. Oku oku bitmedi, mübarek!
-İsabet olmuş, abi.
-Bir çok suçtan yargılanacak. Büyük ihtimalle en ağır cezayı alır. Avukat, bu sabıkayla kurtulamayacağını söylüyor.
-Bu çok güzel bir haber, bir daha ona yaklașamayacak.
Her şeyin yoluna girdiği konusunda hemfikirdik. Yalnız, Sinan'ın can sıkıntısı yine belli oluyordu. Üzerine gitmeyecektim ama, alacaktım bir gün ifadesini.
Konuşmamız bittikten sonra, müsaade isteyip oradan uzaklaştım. Rüya'ya mesaj atıp, öğle yemeğinde görüşebilir miyiz diye sordum. Görüşebileceğimizi söylediğinde, gülümseyerek yola odaklandım ve sağ salim evime gitmeye baktım.
Eve vardığımda önce evi topladım, sonra duş alıp, kirlileri makineye attım. Sonra biraz oyalandım televizyon karşısında. Öğle molasına yakın, ceketimi, telefonumu ve anahtarları alıp evden ayrıldım.
Rüya'nın attığı konuma doğru yola çıktım. Vardığımda, Rüya çoktan gelmişti. Çok güzel görünüyordu her zaman olduğu gibi, gözlerimi ondan alamıyordum.
-Güzelim, çok güzel görünüyorsun.
Utangaç bir gülüş belirdi yüzünde, bir tutam saçı kulağının arkasına attı ve cilveli bir şekilde omzunu kırıp, iki elini de omuzlarıma koydu.
-Teşekkür ederim, Kadırgalı'm. Sen de pek bir afilli olmuşsun.
Ölürüm ben bu hatunun cilvesine be! Omzumda duran elini tutup, öptüğümde, gülümsemesi daha da büyüdü. Masaya oturup siparişlerimizi verdik.
-Fırat, benimle bir şey mi konuşacaksın?
-Evet, bugün Ural abi, baban olacak o mahlukatın tutuklandığını, sabıkası kabarık olduğu için, kolay kolay paçayı kurtaramayacığını söyledi.
Sesi titredi, gözleri dolu dolu olmasına rağmen gülümsedi. Yüzünde oldukça çocuksu bir ifade vardı. Bir çocuk kadar masum bakıyordu.
-A.. Artık bana.. Bana zarar veremeyecek... Değil mi?
İçim acımıştı, bir kez daha aynı soruyu sordum kendime. Hangi baba, bu kadar zalim olabilirdi? Gözlerinden süzülen iki damla yaşı ellerimle kuruladım. Elini tuttum.
-Veremeyecek, güzelim. Senin saçının teline bile dokunamayacak.
Bir süre daha konuştuk. Öğle molası bitmeye yakın onu holdinge bıraktım. Bundan sonra onun üzülmesine izin vermeyecektim, bir gün bile yalnız olmayacaktı.
O günden beri ona verdiğim bu sözü tutmak için çok çabaladım. Özellikle de annesinin cenazesinde, onun gizli gizli ağladığını gördükten sonra. Onu çok seviyorum ve onun mutlu olması için elimden gelen her şeyi yapabilirim.