Rüya
Şirkette yine yoğun bir gündü, Gece hanımın odasından çıkmış, yerime geçerken, telefonum çaldı. Kadırgalı'm arıyordu.
-Alo? Güzelim nasılsın?
-İyiyim, Kadırgalı'm. Sesini duyunca, günüm güzelleşti. Sen iyisin, değil mi?
-İyiyim, merak etme. Sadece sesini duymak istedim, birtanem.
-Bak sen, bu kadar kısa sürede özledin mi beni?
-Özlemez miyim be, gülüm? Hem de, deli gibi özledim. Fırsatım olsa da, kaçıp gelebilsem yanına.
-Deli deli olma! Başın derde girer.
-Ne yapalım, o halde akşam görüşürüz. Sabredip, beklerim.
Bu çocuksu tavrı, beni gülümsetmişti. Bir süre daha konuştuk ve kapattığımda, Karen hanımın beni, manidar bir şekilde izlediğini gördüm. Mahcup olduk, iyi mi?
-Karen hanım, kusura bakmayın. Sevgilim aradı da.
Gülerek yanıma geldi, karşımdaki sandalyeye oturdu.
-Sorun değil, kimmiş şu şanslı çocuk, hım?
-Fırat Kadırgalı.
-Bir dakika, Ural abinin, yani namı diğer İstihbarat Ural'ın sağ kolu olan Fırat mı?
-Tanıyor musunuz?
-Tanımaz mıyım? Sana anlattı mı bilmiyorum, patronu, abim ile sıkı dosttur.
-Evet, biliyorum. Sanırım Kenan bey, Ural beyin eli kolu uzun olduğu için İstihbarat lakabını takmış.
-Anlatmış demek. Ee, anlatsana nasıl tanıştınız?
Yüzümde bir huzursuzluk oldu. O korkunç geceyi bir daha hatırlamak istediğimden emin değilim... Ama anlatmazsam da, üzerimden bu yükü atamayacağımı biliyorum.
(2 Yıl önce)
Fırtınalı bir akşamdı; gergin bir şekilde odamda, gelecek umutlu bir haberi bekliyordum. Annem, ağlayarak geldi.
Anlamıştım... Karar kesindi, ve kalemim kırılmıştı. İstemediğim biriyle evli olmak, ve zindan hayatı yaşamak istemiyordum. Annem de bunun olmaması için aceleyle bir çanta hazırladı.
Kaçıracaktı beni, ağlaya ağlaya, annemi geride, onların insafına bırakarak kaçacaktım... Başka yolu yoktu... Gitmeden önce bana bir çakı, bir küçük silah, ve biber gazı verdi.
Kendimi ne olursa olsun korumamı, ve güvende olmamı tembihleyerek, benim için biriktirdiği parayı, adıma açtığı hesap cüzdanını, ve kartı elime tutuşturup, son bir kez sarıldıktan sonra, kaçmama yardım etti.
Kaçarken, birkaç adamla boğușup, onları atlattım, ama daha iyileşmemiș yaralara yenilerini, daha ağırlarını eklemiştim. Her tarafım kan revandı. Kanamamı durdurmak için, elbisemden parçalar yırtıp, yaralarıma tampon yapmaya çabaladım ve devam ettim. Güç bela, koşarak, ana yola çıktım. Bayıldığımı hatırlıyorum sadece.
Fırat
Sevdiceğim ile konuştuktan sonra, Ural abi konuyu anlamış olacak ki, ben daha sormadan gidebileceğimi söyledi.
Ilgaz Holding'e vardığımda, Rüya'mı, Karen hanım ile konuşurken buldum. Bizim hikayemizi anlatıyordu. Kendimi tutamadım, ve devamını anlatma ihtiyacı hissettim.
O gece, Ural abinin şoförlüğünü ben yapıyordum. Yola birinin atladığını görünce, fren yaptım panikle. Çarpmış olmaktan korkup, arabadan fırladığımda, gördüğüm manzara, içimi paramparça etmişti. Ural abi, araçtan inip yanıma geldi.
-Fırat? Ne oldu koçum?
-Abi, bilmiyorum. Kız, bir anda kan revan içinde önüme atladı, bayılmış. Çok fazla yarası var. Sanırım, kendi kendine tampon yapmak zorunda kalmış.
Ural abi, içinden ağır bir küfür savurdu. Telefonunu çıkarıp, ambulansı arayacağı sırada, silah sesleri yankılandı. Elim, hemen silahıma gitti. Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı, ama ne?
Bunu öğrenmek için, bu yaralı meleğin uyanması gerekecek, sanırım. Ambulans geldi nihayet, onu hastaneye götürmek için yola çıktı.
-Aslanım, takip et ambulansı. İçim rahat etmeyecek yoksa.
-Senin de mi kafana takıldı, abi?
-Evet, ve her ne hikmetse kız ana yola çıktıktan sonra, silah sesi duyuldu. Bunu da araştırmak lazım.
-Doğru diyorsun, abi.
Dediği gibi yapıp, ambulansı takip ettim hastaneye kadar. Hastaneye vardığımızda, çok beklemeden içeri girdik. Çantasını unutmamış olmamız iyi olmuştu.
Ural abi, giriş işlemlerini halletmek konusunda ısrar edince, ben de el mecbur, o yaralı melekten gelecek haberi beklemeye başladım. Gerekli müdahale yapılmıştı.
-Fırat? Hayırdır? Ne işin var burada?
-Beril hanım, buraya getirilen yaralı kızın durumu ile ilgili haber bekliyoruz. Ural abi de burada. Hah geldi!
-Beril, Rüya Ersöz'ün durumu nasıl?
-Ha siz, şu hasta için bekliyorsunuz. Ne yalan söyleyeyim, onu bulmanız onun için büyük şans olmuş. Geç kalınsaydı, olacakları düşünmek bile istemiyorum. Kıza öyle korkunç şeyler yapmışlar ki, hangi birini anlatayım bilmiyorum.
-Özet geçemez misin?
-Ağır darp görmüş, ve bu da yetmez gibi, karnındaki bıçak darbesi, Rüya'nın anne olmasını güçleştirebilecek kadar kötü durumda. Hasarı giderdiler ama, bu onun için ileride anne olamaması anlamına gelebilir.
Ben, sinirden yumruklarımı sıkarken, Ural abi, iyiden iyiye patlamıştı. Telefonundan Uğur'a talimat verip, kızla ilgili ne var, ne yok öğrenmesini istedi.
Ona bunu yapanlarla ilgili bir ipucu bulabilirdi belki. Ben ise bekledim. Ural abi, eve gitmek için hastaneden ayrıldı. Ben ise bekleyeceğimi, bir haber alırsam, onu arayacağımı söyledim.
-Beril hanım, içeri girebilir miyim?
-Yanına mı gitmek istiyorsun?
-Evet, Beril hanım.
-Tabii, hasta birazdan kendine gelir.
Teşekkür edip, onun yanına gittim. Solgun duruyordu, kolu sıkıca tutulmaktan neredeyse morarmıştı, bileğinde de sargı vardı. Uyandığında, yorgun ve ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana baktı.
-Şşş, korkma. Güvendesin, hastanedeyiz. Neler olduğunu anlatmak ister misin?
-Kaçtım... Evden kaçtım... Yoksa... Yoksa beni başkasına zorla vereceklerdi... Annem izin vermedi... Benim kaçabilmem için feda etti kendini...
Duyduklarıma inanamadım... Hangi baba, kızına bunu reva görürdü? Sinirlenmiştim, ama bunu dışarı vurup, onu iyice korkutamazdım.
-Üzgünüm... Bunları yaşamak zorunda olduğun için. Korkma tamam mı? Sana kimse zarar veremez artık. Güvendesin.
Yüzündeki o acı ifade, yerini buruk bir gülüşe bıraktı, elini tutarken canını acıtmamaya özen gösterdim.
-Teşekkür ederim, sen olmasan ne halde olurdum, düşünmek istemiyorum. Adım Rüya. Rüya Ersöz.
-Fırat Kadırgalı. Tanıştığımıza memnun oldum. Müsaade eder misin? Birini aramam gerekiyor da.
-Sorun değil.
Ural abiyi aramak için, kapının önüne çıktım. Bir kaç çalıştan sonra açtı.
-Dinliyorum, Fırat.
-Abi, kız uyandı. Ancak anlattıkları pek hoşuna gidecek cinsten değil.
-Ne oldu?
-Abi, kızı zorla başkasıyla evlendirmeye kalkmış kızın babası. Annesi, kızı korumak için kaçmasına yardımcı olurken feda etmiş kendini.
-Duyduğumuz silah sesi, bu yüzden olmalı. Ben kadını araştırıp, cesedinin bulunması için neler yapabilirim, bakacağım. En azından zavallı kadının bir mezarı olsun.
Konuşurken yumruklarını sıkıp, bağırmamak için kendini zor tuttuğunu tahmin edebiliyorum. Onun da acısı vardı, tabii.
-Haklısın, abi. Ben, kızın yanına döneyim.
-Tamam, koçum. Görüşürüz.
Onun yanına geri döndüm.
-Ağrın var mı?
-Biraz, geçer şimdi.
-Şikayetçi olacak mısın, onlardan?
-Olacağım ama... Korkuyorum. Normalde bir kızın ilk kahramanı, ilk aşkı babası değil midir? Oysa benim babam, kabusum oldu...
Gözleri dolu dolu oldu konuşurken. Sarılıp, sakinleştirmeye çalıştım onu. Babasının yaptıklarına inanamıyorum, gerçekten bir baba bunu kızına nasıl yapar, aklım almıyor.
Taburcu olana kadar yanında kaldım; konuştuk, konuştukça üzerindeki korku ve gerginlik kaybolmaya başladı, bana güvenmesi için onu ürkütmemeye çalışıyordum.
Onun isteği üzerine, şikayetçi olmak için emniyete gitmiştik, hastaneden çıkar çıkmaz.
-Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilmiyorum. Çantamı da kaybettim zaten.
-Çantan arabanın bagajındaydı. Kaybolmadı yani, merak etme. Önce bir yere gitmemiz lazım. Bana güveniyor musun?
-Güveniyorum.
Ural abinin evine doğru yola çıktık. Eve vardığımızda, arabayı park edip, dikkatlice onun inmesine yardım ettim. Sinan, verandada sıkkın bıkkın oturuyordu.
-Ural abi müsait midir?
-Müsait, anca sakinleşti. Artık, adama telefonda ne dediysen.
-Hayırdır? Sana ne oldu?
-Uzun hikaye, anlatırım sonra.
Rüya'ya dönüp, ayağa kalktı.
-Size de geçmiş olsun, hanımefendi. Korkulacak bir şey yok, burada güvendesiniz.
-Teşekkür ederim.
Birlikte içeri girdik, Ural abi, salonda oturuyordu. Bizi görünce, ayağa kalktı.
-Geçmiş olsun, Rüya hanım. Umarım daha iyi hissediyorsunuzdur. Ben Ural Demirkan.
-Rüya Ersöz. Tanıştığımıza memnun oldum. Yardımınız için ne kadar teşekkür etsem az, beni ne kadar büyük bir dertten kurtardığınızı bilemezsiniz.
Rüya
Ural beyin yüzündeki ifade, sanki acı çeker gibiydi.
-İnanın, Rüya hanım, çektiğiniz acıyı tahmin edebiliyorun. Buyrun, oturun lütfen.
Gösterdiği yere otururken, hâlâ biraz mahcup ve gergindim.
-Eşyalarınız burada, tam olarak kendinizi toparlayana kadar, bir süre benim, ya da sağ kolum Fırat'ın yanında kalabilirsiniz. Daha sonrası için, size güvenli bir ev, ve iş imkanı sağlayabiliriz. Babanız olacak o müsvedde için endişe etmeyin, yakalanması için elimden geleni yapacağım.
-Tekrar çok teşekkür ederim, Ural bey. Fırat'ın evinde kalmam, daha iyi.
-Teşekkür edilecek bir durum yok, Rüya hanım. Sizin acı çekmenize göz yumamazdık.
Konuşurken, hâlâ acı yüklü bakıyordu. Belki Fırat, daha sonra bunun nedenini söylerdi. Fırat, çantamı aldıktan sonra oradan ayrıldık.
-Fırat, şey... Yanlış anlamazsan bir şey sorabilir miyim?
-Dinliyorum, Rüya.
-Ural bey, daha önce kötü bir olay mı yaşadı?
-Bunu sana onun anlatması daha doğru olur ama kısaca söylemem gerekirse, ailesini kaybetti. Senin durumun da, sanırım bu yüzden onu etkiledi, kız kardeşini de kaybetmişti...
Acılarımız ortaktı demek... Üzülmüştüm açıkçası... Yol boyunca fazla bir şey konuşmadık. Eve vardığımızda, çantamı bagajdan alıp, birlikte eve girdik. Evin önünde de korumalar vardı. Tıpkı Ural beyin evinde olduğu gibi.
-Eşyalarını odana yerleştirmene yardım edeyim. Sonra da dinlenirsin biraz. Olur mu?
-Fırat, iyiyim ben, hem acıkmışsındır, hastaneden çıktığımdan beri doğru düzgün bir şey yemedin eminim.
-Ciddi ciddi beni mi düşünüyorsun bu durumda?
Ona ters, ve ürkütücü bir bakış attığımda, ağzına fermuar çekip susmuştu. Gülümseyerek, mutfağa gittim. Çok geçmeden peşimden gelmişti.
-Yardım lazım olur diye düşündüm.
-Biraz yardıma hayır demem.
Birlikte yemekleri hazırlarken, koyu bir sohbete dalmıştık. O geceye dair bütün korkularım, ve tedirginliğim uçup gitmişti.
Güvende hissediyordum, ama yine de, içimde bir yerde, anneme olan özlemim, ince bir sızı gibi duruyordu. Onu geride bırakmak, hiç içime sinmemişti, ama annemin fedakarlığı olmasaydı belki de şu an, her şey çok farklı olurdu.
Nemlenen gözlerimi kurulayıp, yemeklerin hazır olduğuna emin olduktan sonra, sofrayı hazırlamaya başladım. Birlikte yemek yedik; daha sonra, ısrarlarına rağmen, mutfağı toparladım ve salonda oturup, bir süre daha konuştuk. Televizyon izlerken uyuyakaldığımı hatırlıyorum.