Sıkıca kapadığım pencerelerin önüne kar taneleri doluyor ve manzarayı kapatsa da bundan şikayet etmiyordum. Boynumda ki ona ait olan atkıyı daha da sıkı doladığım da parmak uçlarım da sıkarak burnuma yaklaştırdım, kokusunu ve sesini unutuyordum bu canımı yakıyordu ölü birisinin sesini hatırlamamak canımı yakıyordu. Burnumun ucunda ki atkısına daha da gömüldüm her bir iç çekmede benimle olduğunu hissetmek için ama olmadı, neredeyse ölümünün 9. Yılına giriyorduk 9 sene önce bu evin bahçesinde onu kaybettim. Acı hatıralar ile kokusunu çektiğim burnumun direği sızladı ama güçlü kaldım kızımız için, bizim artık bir kızımız vardı bugün tüm işlemler halledildi ve onu alma saatim geliyordu. Yeni bir evi, yeni bir kimliği oldu. Baba isminin yerine onun adını gururla yazdırdım ama ismini dudaklarım söylerken kalbim sızladı binadan çıktığım an köşede ki bir sokakta, hüngür hüngür ağlamıştım üstesinden geldim ama. Mecburdum kızım için. Kızım demek bile ruhuma bir şeylere iyi geliyordu kimlik değiştirme işlemlerinde ise onun gerçek ismini öğrenmiştim.
MAVERNA...
İsminin hiç bir anlamı yoktu isminde tek bir insan bile yoktu o bal gözlü küçük kız hariç bu yüzden ismi ilginç geldi, şimdilik ikinci hayale kısa bir ara vermiştim. Birazcık beni ve evi tanıdığı zaman ismini o zaman değiştirmek istedim. Onun fikri de önemliydi ama o daha 4 yaşında bir bebekti bu yüzden düşüncelerim karıştı şimdilik bu isim işine ara verdim, sürgülü bahçe kapısını sertçe karlar yüzünden iterek kapattığım da yurdun olduğu sokağa doğru gidiyordum bile. Arabanın anahtarlarını evin içerisinde saatlerce aramıştım koyduğum yeri bile unutuyor ne yaptığımı bilmiyordum sanki, vücudumda ki yaralar ve serum izleri hâlâ iyileşmiyordu tüm vücudum da ağrılar vardı ama aldırış etmedim kızım bütün vücudumda ki ağrılara ve kalbimde ki sızılara iyi gelecekti. Bu kız çocuğu bana iyi gelecekti bize iyi gelecekti onun bal renginde ki gözleri hepimizi bu karanlıktan alacaktı, iyileşmek zorundaydım hayata tutunmak için bir amacım olması lazımdı ve o amaç kızım oldu. Bu sorumluluk belki ağırdı belki de çok ağır ama şikayet etmedim Maverna beni iyi edecekti bende onu iyi edecektim. Birbirimize iyi gelecektik o benim boşluklarımı ben onun anne boşluğunu dolduracaktım. O henüz 3 aylık iken o yurdun önüne bırakılmıştı suçu yoktu onu neden annesi bıraktı bilmiyordu müdür bile, henüz 3 aylık iken annesinden koptu hiç anne sevgisi alamadı bakıcılar ve öğretmenler ne kadar ona sevgi verebilirdi ki? Maverna çok sessiz bir bebekti kimseyle oyun oynamıyor ve kimseden bir şey istemiyordu. Neden bu kadar sessiz olduğunu sorduğum da ise bir cevap bulamadım çok az kelimeler söylüyordu en sevdiği şey ise yere düşen karları izlemekti. İnsanlardan korkuyordu sanki ona yaklaştığım kendimi ona alıştırmaya çalıştığım her saniye benden kaçtı gözlerime bile bir kaç saniye bakabiliyordu. Ürkekti ve ben bu duruma aşırı şekilde üzülüyor ve kafama takıyordum. Derin bir iç çektim kızaran parmak eklemlerim direksiyonu sıkıca sararken derin bir iç daha çektim. Kızımı alacaktım iyi bir anne olacaktım annemin yaptığı hataları ona yapmayacaktım, sevgimi sonuna dek verecektim ben kızıma kızım da bana iyi gelecekti biz iyi olacaktık. Gülümsedim soluk tenime aynadan baktığım da dudaklarım yıkık bir şehrin ortasında çiçek açan umut gibiydi sanki, o umut bal rengi gözlere sahip küçük kızdı. Kuruyan dudaklarımı ıslattığım da boynumda ki sıkıca sarılmış atkı ile yurdun içerisine ilerledim. Ocak ayı beraberin de çok fazla kar getirdiği için yürümek zor oluyordu neredeyse dizlerime kadar kar'a battığım da, bahçe çok sessizdi çocuklar kar topu savaşı bu sefer yapmıyor pencereler ise sıkı sıkı kilitli tutularak yurdun çatısından baca duman üflüyordu. Siyah saçlarıma düşen yıldız gibi duran kar tanelerini saçlarımdan kurtardığım da kapıyı çaldım, çaldığım saniye açıldığın da derin bir nefes çektim ciğerlerime onlara fark ettirmemeye dikkat ederek. Avuç içlerim kış ayı olmasına rağmen heyecandan terliyor kalbim ise göğüs kafesimi delecek şekilde atmaya başlıyordu, ben bir yürüyen enkazdım her şey değişti. Bakışlarım, kokum, tenim, saçlarım. Hatta sevdiğim yiyecekler bile. Bu değişim bana hiç iyi gelmedi kendimi her geçen gün biraz daha dipsiz bir kuyunun içerisine düşürüyordum sanki, boşluktaydım ucu sonu ışığı olmayan bir boşluk. Bu boşluğu doldurmak adına her türlü şeyi denedim hiç aklıma gelmeyecek hayal bile etmeyeceğim şeyleri içtim. Bu beni üzüyordu şimdi tüm bu pisliklerin içerisinden kendimi kurtarmaya çalışıyordum ve bu kurtarmaya küçük bir kız çocuğu dahil etmek ne kadar mantıklıydı bilmiyorum ama, kendimi yine kötü hissettim dönmek istedim ona ben ne gibi hayat verebilirdim ki? Ona iyi bir anne olamazdım. Ben daha çocuktum anne sevgisi görmemiş bir çocuk şimdi o kız çocuğuna ne verebilirdim? Boğazıma dizilen düğümler yutkunmama izin vermedi beynimin içerisinde ki sürekli konuşan o kişi saldırgandı her yeri her şeyi yıkmak yok etmek istedi ama sakin kalabilmeyi içimden sayı sayarak başardım. Müdürün odasında ki hiç sevmediğim deri koltukların üzerinde tenim yapışık şekilde beklerken sonunda müdürün sıkıcı sorularına, açılan kapı sesi ara verdi ve yurt annesinin parmaklarını küçük parmakları ile saran Maverna odaya girdi. Oturduğum deri koltuktan heyecan ile doğrulduğum da yorgun bakışlarım minik bedenini izledi...
Saçları şapkasının altından hafif tel tel çıkmış üzerinde ise yeşil fırfırlı elbisenin içerisinde beyaz tişörtü, külotlu çorabı ve siyah dizlerine kadar gelen minik botları ve kabanı ile duruyordu. Soğuktan beyaz teninin yanakları al al olmuştu elma şekeri gibi o kadar güzel duruyordu ki, sanat eseri bir çizim gibiydi gözleri. Gözlerinin rengi tıpkı benim şımarık adamım gibiydi bir yandan haylazlık ile parıldıyor diğer yandan yaralı bir çocukluk taşıyor, onun gözlerine baktığım her saniye Refhan bana merhaba diyordu sanki. Ya da ellerinde tuttuğu ekmek paketi ile ukalâ ukalâ gülümsüyordu. Bu his ruhumu sarıyordu şu an tüm oda ayaklarım altında yok oldu, ben Maverna ve Refhan vardık gibiydi...
Onun ruhu odanın dört bir yanına saçıldı beni bizi izliyor gibi hissettim 25 yaşında ki ukalâ gülümsemesini yüzüne takarak, beni izliyordu gözlerim yaşlar ile buğulandı burnumun ucu özlem açlığı ile sızladı ama kendimi frenledim. Eğer beni izliyorsa ağlamamı görmesini istemedim tırnaklarımı avuç içlerime bastırdığım da kendime hâkim oldum. Uzun bir konuşma ve verilen kararlardan sonra Maverna 'nın yurt annesinin ellerinde tuttuğu valizini de alarak, yola çıkmaya başladık. Sırtımda ki ağrılar yüzünden yüzümü ekşittiğim de yurt bahçesinden küçük bedenine el sallayan bakıcıların gözleri eşiğin de, çıktığımız da küçük parmakları üşümüş parmak uçlarımı ısıtıyordu. Bal renkli gözlerinin minik bedeni ben valizini bagaja koyarken beni izliyordu onu koyduğum yerden hiç kıpırdamadı, benim işim bitene dek onu koyduğum yerde beni minik ela gözleri ile izledi. Ara da bir göz kapaklarını sıkıca birbirine vurarak gözünü küçük parmakları ile ovuşturuyordu. Bu görüntü yağan karların soğukluğu içerisine sıcacık bir hissiyat verdi küçük bedenini kucağıma aldığım da ilk başta irkildi, ama küçük parmakları atkıma sıkıca tutundu. Ona ait olan atkıya sıkıca tutundu...
Sonunda arabaya bindiğimiz de nefeslerimizin buğusu sıcaklığın etkisi ile havada süzüldü küçük nefesinin buğusuna baktığım da kocaman tebessüm ettim, minik yanakları hemen tebessüme karşılık vererek gerildi ve minicik gülümsedi. Sürdüm yaralı ellerim direksiyonu sararken onu ela gözlere götürmek için sürdüm. Hemen hiç bir vakit kaybetmeden hiç gün kaybetmeden hiç bir saniye kaybetmeden sürdüm. Minik bedenini onun haylaz gözlerine göstermek adına sürdüm içimde bir yerlerde yükselen bağıra çağıra ağlama hissi vardı ama, kendimi tuttum dayandım. Ağlama hissi boğazıma kadar deniz gibi taşarken kendimi sıkıyordum direksiyonuna daha sıkı elle sarıldım, minik bedenine arada bir bakarak kontrol ediyordum. Bal renkli gözleri merakla etrafa ve yollara bakıyordu ama özellikle yağan kar tanelerine. Maverna kâr tanelerine aşık ben ise o taneleri izleyen gözlerine aşıktım. Arabanın burnu mezarlığın giriş kısmına görüş alanını soktuğun da kendimi tutuyordum hayır şu an ağlayamazdım yeşil gözlerimde yaşlar, dudaklarım da onun küçük yüzüne attığım tebessümler ile arabadan indik. İndiğimiz saniye ayaklarımızın altında kar taneleri ezilerek ses çıkardı. Kimse yoktu kış ayların da zaten mezarlıklar bomboş oluyordu kimse kar ve kıyamet diye gelmek istemiyordu. Ben hariç. Ben hiç bir koşulu şart sunarak kendimi buraya ona gelmemeye bahaneler sunmuyordum. Bal renkte ki gözlerinin küçük parmaklarını tuttuğum da yürüdük onun yıllardır uyuduğu mezar yatağına yürüdük mezarına ektiğim, bana yıllar önce aldığı ve saçlarıma taktığı papatya buketi gibi papatya ektim. Ama papatyalar kar taneleri altında can vererek onun bedenini saran toprakta ölmüşlerdi. Maverna 'nın küçük parmaklarımı saran parmaklarını bıraktım kar tanelerinin örttüğü mezar taşında ki ismini ellerim ile temizlediğim de alnımı mezar taşına dayadım. Kollarım ile mezar taşını sıkıca sardığım da tek bir damla gözyaşı dökmedim ama ruhumdan denizler, seller, nehirler koptu sanki. Papatyaları kaplayan beyaz kar tanelerini toprağın üzerinden temizlerken dakikalarca sessizce beni izleyen minik ela gözleri yanıma yaklaştı. Attığı her bir adımda minik ayaklarının altında kar taneleri ezildi temizlediğim mezar taşına bedenimi es geçerek gittiğini anladığım da, sessizce minik bedenini izledim boğazımda anlamsız yere dolup taşan düğümü yuttuğum da küçük bedeni durdu üşümüş minik parmaklarını temizlediğim mezar taşına uzattığın da mezarda ki yazılı olan Refhan Araslan ismini minik parmakları saniyelerce gezindi seviyormuş gibi. Mezarlığın sessizliğine minik dudaklarından kopan bir ses düştü.
" Baba "
Ruhum, tenim, ellerim, dudaklarım hepsi hepsi titredi tuttuğum gözyaşları koca bir yıkım denizi olarak yanaklarımdan aktı, yanaklarımda ki soğukluğu sıcak gözyaşlarım kırdığın da ağlama haykırışlarım duyulmasın diye ellerim ile dudaklarımı sıkıca kapadım. Küçük parmakları mezar taşının üzerinde gezinmeye devam ederken bakışlarımı kaçırdım mezarından hızla bakışlarımı çektiğim de, görüş alanıma o adam girdi...
Bedenimden bir kaç adım uzakta duran bedeni kahverengi gözlerinin rengi toprağı anımsatır şekilde olan bakışları bakışlarım da sabitlendi, bedenim korku içerisinde titredi babasının tek bir duygu barındırmayan bakışları bakışlarımın üzerinde bir kral gibi yükseldi. Yeşil gözlerim toprağı andıran gözleri ile gözlerimi yendi bu bakışmayı ilk bitiren ben oldum. O bir katildi kendi öz oğluna bile acımayan duygusuz bir katil. Kızımı hemen kucağıma alarak buradan kaçmak istedim ama onun bedeni benden hızlı hareket ederek Maverna 'nın küçük bedenine yaklaştı. Hâlâ Refhan'ın mezar taşının baş ucunda duran kızımın bakışları katil bir adamın bakışlarına değdi. Hemen daha fazla o katil adamın gözlerine ela gözleri değmesin diye harekete geçerek kızımı kucağıma aldım, korku içerisin de titreyen bacaklarım sesinin buz gibi olan soğukluğu ile olduğu yere sabitlendi.
" Torunumu benimle tanıştırmayacak mısın? "
Sinirlerim çok yıpranmıştı dalga geçer gibi yüzsüz şekilde mezarına gelmesi benimle konuşması ve üstüne torunum demesi. Bütün hepsi şiddetle damarlarım da yükselerek dudaklarımdan yol buldu yürüdüğüm adımları geri bedenine dönerek ona yürüdüm, minik ela bakışları atkıdan sıkıca tutunurken benimle aynı adamı izliyordu.
" Torun mu?! "
Boğazımda yükselen düğüm kelimeleri ağzımda boğdu ilmek ilmek birbirine dolanan cümleler canımı acıttı.
" Sakın ne kızıma ne de onun mezarına bir daha yaklaşma "
Son cümleler ağzımdan dökülürken mezarda ki ismine kısa bir bakış attım. Biz yıllar içerisin de ne hâle geldik biz ne olduk, bize neler oldu bize neler yaptılar hepsi bir bir aklımdan geçti. Gözyaşları yine doldu kolumda ki serum izleri minik bedenini kucağım da tutarken acıdı ama direndim, kızımı da boynumda ki ona ait olan atkıyı da ve onun sevgisini yüreğimin tam orta yerinde ki hissi de alarak katil bir babanın yanından hızlı adımlar ile kaçtım. Her bir hızlı adım da iki de bir ardıma baktım peşimizden geliyor mu diye ama yalnızca olduğu yerde kalarak kızıma baktı, ona bir şey yapmasından çok korktum onu benden almasından onun üstün de söz sahibi olmasından korktum. Bu çocuk Refhan ve benim geriye kalan 2. Ortak noktamızdı. Birincisi ise aşkımızdı. Her önüne gelen zorluğu aşan yıllarca birbirini bekleyen iki kalpten yalnızca bir kalp geriye kaldı ama olsun, her ne kadar kalbi toprağın altında olsa da onun ölü kalbinin sevgisini bile yüreğim de hissettim. Maverna küçük ela gözleri ile gözlerime bakmaya devam ediyorken durakladım o kadar hızlı yürümüştüm ki arabaya kadar, soluk soluğa kalmıştım. Göğsüm şiddetle kasılıyor ve ellerim uyuşuyordu tıpkı yıllar önce ki olan astım nöbetlerim gibi. Ama bu sefer elinde su şişeleri ile endişeli beni izleyen bal gözleri yoktu bu sefer yalnızca ben vardım, yalnızca ben...
Midem de dayanılmaz bir özlemin sancısı yükseldi yükselen sancı yüreğime kadar uzattı elini ben onu çok özledim kahretsin! Ben onun o şımarık bakışları olmadan yapamıyordum hiç bir şey, yolunda gitmiyor her şey yokuştan aşağı kayıyordu, ben yokuştan aşağı kayıyordum. Midem de olan sancı gözlerimi yaşarttı özlemin o eşsiz acısı tüm vücuduma yayıldı yalvararak onu istedi, tekrar onu kokusunu hissetmek
"Üzülme ben senin annen olurum"
Sözlerini fısıldarken saçlarımı sevmesini hissetmek istedim. Buna o kadar fazla ihtiyacım vardı ki onun göğsüne sığınarak sorunlardan kaçma, onun şımarık gözlerinin rengine bakarak gözlerimi devirmek bunları o kadar özledim ki. Şikâyet ettiğim ne varsa muhtaç kaldım ben, benim yarım öldü. Ben delirdim yandım yanmak ne demek onu öğrendim dilim lâl oldu kelimeler ise ateş, ben her yuttuğum da boğazım yandı aşağı inen düğümlerin ateşi kalbime sıçradı. Kalbimde ki tüm umutları yaktı onun yaşıyor olduğuna inanma umudum yandı bitti. Ben ikinci defa onun ölümünün gerçekliği ile yüzleştim bunları hak etmedim, bunlar ağırdı çok ağır boğazım yine yandı yanan boğazıma soğuk parmak uçlarım değdiği an hıçkırıklara boğularak ağladım. Maverna 'nın küçük bedenini kollarımdan dikkatlice aşağıya bıraktığım da ağladım tutmadım kendimi, kendimi sıkmaktan vücudum o kadar bitkindi ki vücudum bile hastaydı ben kendi kendimi her geçen gün biraz daha öldürüyordum. Ben ölüyordum ben ayakta öylece durarak soluyordum ben onu yaşatamadım hayatın bana verdiği, o narin çiçeği yaşatamadım Refhan ellerim arasından solup giden bir çiçeği tutamadım. O ölüm nehrinde yıkanmaya ant içmiş ben ise onun yıkanan eşsiz yüzüne aşık olmayı kendime biçmiş gibiydim. Öldük o nehir de boğuldu bense bir daha ela gözlerini görmeyecek olmanın acısı ile boğuldum ikimiz de öldük, buradan sağ çıkan kimse yoktu herkes hikâyesinin payına düşen acıyı aldı ve kenara çekildi. En büyük acı bana düştü şimdi o nehir başında bir umut onun bedenini arıyordum. Ondan geriye kalan tek bir umut arıyordum ararken bende boğuldum, düşüncelerim boğuldu hayalimde onu yaratacak kadar özlem duygusu yayıldı o nehire. O özlem ile nehir doldu taştı kızılcık şerbeti ile yıkandı nehir ve bedenim. Şimdi o nehirin tam ortasında durmuş ölümü bekliyor gibiydim gözlerim kararmaya başladığı an arabadan tutunarak destek almaya çalıştım, ayakta durmaya gücüm bile yok iken savaşıyordum. Sahi ben kiminle savaş veriyordum? Ben neyle savaşıyordum neden bu kadar ısrarla savaşmaya devam etmek istiyordum? Bilmiyordum. Tüm düşünceler zihnimde sesli şekilde dolaşıyorken küçük ela gözleri arabanın buğulanmış camına parmaklarını koydu, minik dudaklarının tebessüm edişini bile buradan kolaylık ile görebiliyordum. Minik parmakları soğuktan buğulanmış camın üzerinde gezintiye çıkarak kalp çizdi...
Maverna çizdiği kalbin tam ortasında kalarak gözlerime bakıyorken yutkundum minik dudaklarından kısa süreli gözüken tebessüm gitti, ve uğraştığı her ne varsa geri ona döndü. Çizdiği kalp ise öylece gözlerimin önün de kaldı sanki yaşatmaya çalıştığım kalbin yanına 3. Bir kalp vermek istermiş gibi, çizdi bu kalbi kendime bu düşünce ile çeki düzen vermeye başladığım da yanaklarımda ki çehremden hâlâ süzülen yaşları tenime bastırdım. Son bir kez boşta kalan mezarlığına baktığım da babası mezarın başına sessizce dizlerinin üzerinde oturmuş kırışık elleri ile, toprağı seviyordu her bir sevme de gözlerini sıkıca kapadı. Dudaklarının titrediğini bu açıdan bile rahatlıkla görüyordum toprağı seven parmakları avucunda biriken toprak kalıntılarını, sıkıyordu sertçe sıkıyordu kendine kızarak sanki merakla ve kalbimin ortasında ki korkunun kanat çırpması ile mezara yaklaştığım da sesi ile durakladım.
" Zamanı geriye alabilsem keşke oğlum "
Dediği son cümle ile buğulu gözlerinin ardından tebessüm etti ama bu tebessümü ben çok iyi biliyordum, bu tebessüm acının surata işlenilen en acı dövmesiydi bir ömür boyu silinemeyen durmak bilmeyerek kanayan gülümsemesiydi.
" Belki oğlum dememden bile tiksiniyorsundur şimdi ama sana oğlum diye seslenmemi çok severdin her dediğim de gözlerin dolar ama bunu inatla kabaran göğsüne ve o umursamaz tavrına saklardın hatırlıyorsun değil mi? "
Sorduğu soru havaya karışırken toprağı sevmeye nazikçe devam etti.
" Senden anneni aldım o gece bütün her şeye kendin tanık oldun senden babanı bile aldım asla o sevgiyi sana veremedim ağzımdan sana sayılı oğlum kelimesi çıktı asla seni düşünmedim bana hâlâ baba diyerek gözlerime bakarak sevgi kırıntısı ararken sana baba olmayı reddettim bu veba canımı çok yakıyor geceleri uyuyamıyorum Refhan sen burada henüz 25 yaşında benim yüzümden yattığın için vicdanım susmuyor Refhan! İzin ver artık burayı susturmama izin ver! "
Dudaklarından kopan son kelimeleri söylerken kalbinin olduğu yere sertçe yumruklar atmaya başladı, ilk başta sesinden bile ürktüm ama sonra benim yaptığım gibi toprağına gömülerek hıçkıra hıçkıra ağladı. Hıçkırıkları o kadar fazla oldu ki öksürük krizine yakalandı kan kustu ama ağlamaya devam etti.
" Sevdiğin her şey yarım kaldı benim yüzümden her şeyi elinden aldım sevdiğin şeyler ne en sevdiğin renk neydi bilmiyorum bile ben seni bilmiyorum bile Refhan "
Boğazıma dizilen kelimeleri kusmak için bir yer aradım bakışlarım ile ama bulamadım o sonunda hatasını anladı ama geç kaldı. O oğluna çok geç kaldı şimdi oğlundan geriye sadece bir mezar taşı ve üzerinde doğduğu ve babasının ona biçtiği ömrün ölüm tarihi kaldı...
Babasının toprağı kucaklayarak hıçkıra hıçkıra atlamasına daha fazla dayanmak istemedim ardımı döndüğüm da, gözlerim de yine biriken sıcak buğu kendini babasının son sözü ile bıraktı.
" Uyan ne olur oğlum "
Bacaklarım titredi boşluğa düştüm sanki bu sözden sonra onu bu ebedi uykuya mahkûm eden kendisiydi bağırmak istedim yüzüne, haykırmak sen yaptın diye oradan oraya kalbini savurmak istedim ama buna gücüm yoktu. Boynumda ki atkısı boğazıma el gibi yapışarak beni boğdu sanki ama direndim boğazımda ki atkıyı boynumdan atmaya çalışıyorken, nefes almaya çalışıyordum o kadar havasız hissediyordum ki oksijen sanki bana sayılı gibi duruyordu. Kendimi arabaya resmen sürünerek attığım da nefes nefese kalmış şekilde karnımda ki ağrı ile kasılıyordum, iki kolum ile karnımı sardığım da kusma hissi daha da yükseldi bunlar ağırdı midem bile artık kalmıyordu. Biz nasıl bir aileydik? Onun ailesi nasıl bir aileydi böyle gerçekten beynim almıyordu...
Maverna ile sürgülü bahçe kapısını açmaya çalışıyorken bu kapının sürekli sıkışmasından yorulmuştum artık, evin normal giriş kapısından girmeye kendimi alıştırmam lazımdı çünkü bu gidişle ya ben ya da kapı zor anlar yaşayacaktık. Maverna gelmeden öncesi 1 hafta önce yurttan gelen bir kaç gözetmen ve psikolog evimi incelemişti ona uygun bir ortam vereceğime dair, kesin bir tutarlılık ile bakmaya gelmişlerdi ve onay almıştım. Bu onay olmasa şu an yanımda merakla ela gözleri ile kapıyı açmamı izleyen bu küçük kız olmazdı. Kapıyı sertçe çektiğim de tüm anılar yüzüme vurdu sanki o koltuk, Refhan'ın gülüşleri, söylediği mısraları, sarıldığı anları bahçede ki dans edişimiz hepsi yüzüme çarptı. Bu anıların fırtına koptuğu salona onun minik adımları girdiğin de kalbime saplanan ağrı hissi ile göğsümü tuttum, ben sürgülü bahçe kapısının önün de Maverna küçük bedeni ile salonun onunla uyuduğumuz koltuklarının yanında onun hayali ise mutfak duvarına sırtını vermiş duruyorduk. Kumral tenine yakışan kiraz renginde ki dudakları ile narince gülümsedi bu gülümseme öyle hafif öyle içten oldu ki, naziklik karşısında ezildi tenim birbirimize baktık. Kek pişirdiğim zamanda ki kıyafetleri üzerindeydi ve aynı o ukalâ pozisyon ile gözlerime değil ruhumun içerisine bakıyordu sanki. Bakışı tenimin altına işledi ta yüreğimden sıcak bir parça kopararak dudaklarına ekledi, eklediği parçanın güzelliği ile gülüşü iyice sıcaklık yaydı. Bu acı ile yoğrulmuş duvarlar sıcak sevgi karşısında şaşırdı adete boğazım da dizilen anlamsız acılı düğümler yok oldu, tenimde ki yaralar bile kapandı sevgisinin tutkalı ile mühürlendi sanki. Bu sessiz büyülü anı Maverna ellerini birbirine çırparak böldü her ne ile hayal dünyasında oynuyor ise onunla, el çırpıyor ve yarım yamalak kelimeler dökülüyordu köpürcüklü dudaklarının arasından. Yurtta sessizdi hatta çok sessiz ama burada şimdi ve mezar da bu sessizliği bozmuştu şaşırmıştım ama bu şaşkınlığın yerini, onun ela gözleri aldı. Kar tanelerinin altından merhaba diyen güneş gözlerine yansıdı ve bal ortaya çıktı aramızda ki boşluğu kapatarak, soğuktan üşüyen parmaklarımı avuçlarına aldı. Atkısı boynum da dudaklarım rüzgârın şiddetti ile kurumuş gözlerine bakıyordum, aramızda biraz olan boşluğu ise Maverna kaplıyordu. Koltuğun boşta olan yamacında durarak el çırpmaya ve anlamadığım kelimeler söylemeye devam ederken gözlerine baktığım dudakları aralandı.
" Aşkımızın güzel kokusu havada hâlâ duruyor.
Kalbim, yağmur da tavus kuşu gibi dans etmek arzu ediyor
Ve şelâlelerin dalgaları tatlı isteklerin, ağısına beni dadandırıyor.
Yıldızlar, meşaleler gibi, karanlığın serilmesini bekliyorlar. "
Parmak uçlarımı sardığı bir elini bırakarak yüzüme yaklaştı yüzüme yaklaşan elini her bir yaklaştırma da yutkundu, baş parmağı ile diğer boşta kalan parmaklarını yüzüme bastırıyorken narince sevdi sanki bu anın tenimin tadını çıkarmak istiyormuş gibi. Gözlerimi titreme hissi aldı ve yorgun göz kapaklarımı kapadım ama onun bal gözleri sevmeye devam etti. Bu özleme ikimizin de ihtiyacı varmış gibi sevdi tenimi bu özlemin acısını almak ister gibi yavaşça okşadı tenimi, beni rahatlattı tepeye çıkardı en tepeye konfor alanına girdiğim de avucunda kalan yanağımı daha da şefkatle avucuna doldurdum. Buna ihtiyacım vardı bunu her şekilde hissetmeye ihtiyacım vardı parmaklarımı saran diğer elini de elimden çekerek yüzüme koydu. Yüzümü küçük bir çocuk yüzü tutuyormuş gibi elleri arasına aldı kalp atışlarımız birbirine dolandı sanki bedenlerimiz bu çekim ile birbirine mıknatıs gibi yaklaştı. Tek bir vücut olduk rüzgâr bile geçemedi tenlerimizin arasından baskı uyguladığı tenini tenim de hissettim, alınlarımız ter içerisinde birbirine yaslandı beklenti dolu umutlar odanın her bir yanına çarptı etrafında olan bütün nesneleri ve diğer şeyleri unuttu sanki. Baş parmağı ile çenemden başlayan çizgiyi devam ederek sevmeye başladığın da başımı geriye attım, tamamen boşlukta ve onun gözlerine sunulan boynuma nefesi yaklaştı tenimde ki tüm kokuyu içine bir daha hiç çekemeyecek kadar çekti. Sanki binlerce yıl boyunca birbirimizden uzak kalmışız gibi içine çekti tenimi dudaklarımız beklenti boğazımıza kadar dolup taşarken, birbirine kavuşmak için titredi mutlak ibadet altında dua eder gibi buluştular sanki. Öylesine özlemle öylesine narinlik ile muhtaç olduğu her şeyi dua ederek ister gibi, dudakları dudaklarım da öylesine soluksuz dolaştı. Alt dudaklarımız birbirinde bir süre öpüşün yorgunluğu ile dinlendi kopmadık kopmak istemedik, zaten sürekli kopuktuk ben kafayı yemediğim sıralar da şu an delirmek ya da her ne deniyorsa ondan olmuştu ama umurum da bile olmadı. Bu gözleri görmek adına binlerce yolu bırak evren gezerdim çünkü kendimi onda buldum onun gözlerinde, onun tenin de buldum. Yıllar önce olduğu gibi kanepenin kenarında ki beton zeminde oturarak izliyordum ama bu sefer sevdiğim adamı değil, gözlerinin bir başka eşi olan kızımızı izliyordum. Yorulmuş olacak ki kanepe de oturduğu yerde uyumuştu tıpkı onun gibi tam şımarık adamın uyuduğu kanepede yattığın da, tuhaf hissettim acaba gerçekten yaşamış olsaydı ve kızımızı böyle görseydi ne hissederdi? Maverna... Bana büyüdüğünde akıl yaşları daha fazla olduğun da babasını sorarsa ne diyecektim? Onu tüm bu kötülüklerden bırakıp gittiği bilmediğim ailesinden nasıl koruyacaktım? Bu sorular, zihnimin arka planında dönüp duruyor ve beni bunaltıyordu. Uyuyan küçük yüzünü izledim minik gözleri yumuk yumuk narince ve serbestlik ile kapalı duruyor nefesinin minik soluğunun hissi tenime işliyordu. Küçük parmakları ise yanında ki yastığa sıkıca tutunuyor ve sarılıyordu. Çenemi ellerim arasına aldığım da üşümüş parmak uçlarım yanaklarıma dokundu baş ucunda onun minik uyuyan bedenini izlemeye başladım, ben bu küçük bebeğe bu küçük nefese iyi bir ebeveyn olabilecek miydim? Bilmiyordum bile. Alnımı gerginlik ile kaşımaya başladığım da seslice iç çektim ve gözlerimi kapadım. Göz kapaklarımı sıkıca yumduğum da üşümüş parmak uçlarımın teninin alev gibi yanan bir ten hissi ile dolduğunu hissettim, bu hissi her yerde tanırdım görmesem bile göğüs kafesimden yırtınacak gibi atan kalbimden bile hissederdim. Bu benim solan kaynağımdı, benim küçük güvercinim... Refhan...
Sıkıca yumduğum gözlerimi kirpiklerim titreyerek açtığım da kızımızın küçük bedeninin yanında diz çökmüş ellerimi tutuyordu, yıllar sonra İngiltere'de birbirimizi bulduğumuz halinde ki giysileri vardı üzerinde. O yıllar önce ki karşılaşma gibi heyecanla titredi yüreğim özlediği özlem duyduğu diğer kalbinin yarısını hissetti sanki, gözleri beni ilk gördüğünde ki hâli kadar yorgun ama içten baktı boğazıma dizilen binlerce aptal düğüm elleri ellerimi iyice sardığın da daha da arttı.
" Ona bir masal anlatmamı ister misin? "
Maverna küçük nefesinin buğusu havada süzülürken uyumaya devam ederken bedenini işaret etti, sessizce boğazımda ki düğümleri yutmaya çalışırken başımı olumlu anlamda salladım.
" Birbirlerine görünmeyen serçe parmaklarından kırmızı ipler ile bağlı iki çocuk varmış. Bu ip ne kadar ince gibi görünse de görüntüsünün tam tersini göstermiş. Birbirlerinden ne kadar uzakta kalsalar da uzakta kaldıkları o mesafe kadar ip daha da uzamış tıpkı birbirlerine ait bilmedikleri o sevgileri gibi. Zaman geçmiş büyümüşler serçe parmaklarına ait o ip daha da sıkıca tutunmuş bir dala tutunur gibi parmaklarına. Bu ipten kurtulmak istemiş kız bilmediği başka bir serçe parmağa çocukluktan beridir tutunmuş ama o parmakta ki ipin sahibi kızı öldürmüş sevginin verdiği bağlarla. Kız uzaklaşmış daha fazla boğulmamak için yüreğinde kendi iplerinin bağlarını kesen oğlanı bulmuş. Oğlan ilk gördüğü an da anlamış kızın gözlerine baktığı ilk anda anlamış yıllardır serçe parmağında ki o kırmızı ipin yüreğinde ki sahibini. Kız kaçmış oğlan pesinden gitmiş oğlan savaş vermiş kız bu savaşın ortasında bilmediği iki ip ile baş başa kalmış. Sonunda savaşmaktan yorulan oğlan bu mutlak sessizlik içerisinde acı ile yoğrulan duygulardan ve kızdan kaçmış. Birbirlerinden uzaklaşan iki budala aşık iplerin bağlarının verdiği dolambaçlı yol ile yine kesişmişler. Kız kaybetme duygusu ile ürkmüş erkek ise serçe parmağında hâlâ duran kırmızı ipin sahibi olmadığından... Birbirlerini bulan iki aciz ip uçları sarılarak birleşmişler Ve yine kaçınılmaz son bir başka savaşın tam eşiğinde bulmuşlar kendilerini. Kız bu savaştan kaçmak istemiş erkek ise bu sefer direnmek bu direnme isteği birbirini henüz yeni bulan iki talihsiz aşkın acımasız yazılan yazgılarının sonu olmuş. Hikâyenin yazarının mürekkebinden kağıda kan akmış yazdığı bu iki aşığın acılı öyküsünün yarası kaleminden taşmış dökülmüş kağıtlara. Hikâyenin sonunda kırmızı ipin diğer ucu sonsuza dek kopmuş. Kopan yarısı ile uğursuz savaşın ortasında kalan kız ise serçe parmağında ki diğer yarısı kopan ipin boşluğunu, sızlayan yüreğine bastırarak sevdiğini hep beklemiş..."
Tüm tüylerim diken diken oldu burnumun direği ağlama hissi ile sızladı dudaklarından dökülen her bir kelimede ki o iki talihsiz kişi bizdik. Karnıma ağrı saplandı onun bedenine giren bıçak yeri gibi sızladı hissettim boğazım düğüm ile değil kan ile doldu, kanlı kelimeler ağzımdan dudaklarıma taşmak için yol izledi gözleri, gözleri o kadar çok yara almış gibi bakıyordu ki gözlerime.
" Bu daha fazla böyle devam edemez o ipin diğer ucunu kesmen gerekli hicran "
Başımı hayır anlamında sertçe salladım beni sakinleştirmek adına iki elini de dikkatle yanaklarıma koyarak başımı, sabit tutmamı sağladı boğazımda ki düğüm ile üşümüş parmak uçlarım ile yanaklarımı tutan bileklerine sarıldım.
" Benim çocukluk aşkından bir farkım kalmaz o ip ile seni boğamam izin ver özgür olmamıza kendini de beni de bu ip ile tutsak etme "
Hıçkırıklar doldu taştı tuttuğu yanaklarım gözyaşları ile yıkandı o bütün yaralarıma güldü sanki öyle acıdı canım, aşkıma kendimden bir parça verdim ve şimdi verdiğim parçayı yeniden ellerime verir gibi hissettim.
" Hayat devam ediyor hicran kalbin hâlâ atıyor başkasını sevebilir yeniden sevgi hissedebilirsin sadece beni tutsak ettiğin o yerden çıkarman gerekiyor hepsi bu "
Hayır! Asla bunu yapamazdım tüm ayakta kalma sebebim yaşama tutunma sebebim o iken nasıl yapabilirdim. Havada keskin bir vedanın hissi süzüldü süzülen his tenimde kendini buldu hayır dudaklarından dökülen kelimeler gerçek değildi, benim kafamda yarattığım o seslerdi biliyordum.
" Sus ne olursun bunu çok kolay bir şey gibi söyleme bana sanki çok basit bir şeyi kestirip atmak gibi söyleme Refhan "
Söylediğim kelimelere mi yoksa sesimin acı tonuna mı üzüldü bilmiyordum ama kumral teni dudaklarımdan dökülen, cümleler yüzünden soluyorken elleri ellerimde sıkıca tutunarak kaldı. Kırmızı ip parçaları bu sayede birbirine tutunurken sessizce birbirimizin gözlerine bakmaya kızımız uyurken devam ettik...