7.BÖLÜM TUTULMA
Kar taneleri bir ışık süzmesi gibi aşağı kayıyor ve kirli sokakları dolduruyordu uykulu göz kapaklarımın kirpiklerine bile, düşen kar taneleri kalbimde ki yangına değdiği an eriyordu sanki öyle hissediyordum. Kalbimde giderek sesi artan hüzünlü bir melodi vardı sanki bedenimin içerisine dolduruyor ve bu güzel üzerimize düşen kar tanelerini bile kül gibi hissettiriyordu. O ait olduğu yere zihnimde geri döndü sanki o bana üzülecek zaman bırakmadı söktü aldı ve gitti. Göğüs kafesimde oluşan boşluk ile kaldım sanki bakışlarımın ucunda ki bedeninin gerçek olmadığını fısıldadı birisi, ama ben o sesi duymak istemedim sağır olmak istedim o an bir kaç dakika onu fazla görebilmek için. Boğazım kurudu üzerime düşen kar taneleri hastane kıyafetinin üzerinde solarak gitti ve ben yutkunurken, ona baktım yanıyordum bunu havada bile hissediyordum biz yanıyorduk sıcaklığımız yaz ayını getirecek kadar fazlaydı bu soğukları yok edecek kadar fazla.
" Neden oyun oynuyorsun benimle? "
Dudaklarımdan izinsiz kopan kelimelere hâkim olamadım ela gözleri ise bu soruma karşılık yutkundu.
" Ne oyunu?
Gözlerim yaşlar yüzünden buğulandı şu an dışarıdan beni izleyen birisi kendi kendime konuştuğumu görürdü, ben ise onun bana bakan gözlerini gülümsedim burnumun ucu acı ile sızlarken sırt üstü uzandım mezarlığa. Gökyüzüne baktım küçük köpükler gibi yere düşen gökyüzüne bakmaya devam ettim dudaklarım gülüyor, ruhum can çekişiyordu.
" Saklambaç "
Dedim sessizliğin içerisine ve devam ettim.
" Bunu o kadar güzel oynuyorsun ki sana kızamıyorum bile tam seni buldum derken birden kayboluyorsun ve ben yine seni aramaya devam ediyorum "
Gözyaşlarım üşüyen yanaklarımdan bir sıcaklık kayması hissettirdi parmak uçlarım ile sertçe tenime bastırdığım yaşlar ile, beni izleyen bakışlarına döndüm cevap vermedi ama kaybolmadı da.
" Sende yargılıyor musun? "
Ne demek istediğimi anlamış gibi gözleri bir tuhaf baktı bana sanki tüm yaşadığım acıları yaşıyor olduğum acıları anlamış gibi, dudaklarım titredi gözlerim yeniden yaşlar ile doldu burnumun direkleri sızladı acıyla açıldı ve genişledi. Toprağın diğer ucunda kalan kızarmış parmak uçlarımı tenine uzattım ama dokunamadım duvar yıllar önce ki duvar, örüldü aramıza ne ben ne de yıkamadık bu duvarı yaşlar gözlerimizden sessizce süzülmeye devam ederken fısıldadı.
" Doğrusunu söylemek gerekirse bugünler de akılla aşkın bir araya geldiği yok "
Dudaklarından dökülen bu replik acıyla bir inilti kopardı dudaklarımdan göğsüm ağlamanın hıçkırığı ile doldu ve ben dayanmaya çalıştım.
" Suçluyum belki ben "
Dedi dudakları asıl suçlu biz değildik onlardı bunu biliyorduk dayanmaya devam ettim ağlama hıçkırıkları göğsüm de hapis olurken, devam ettim burnumun ucu bile acıdan sızlarken devam ettim. Konuşmak istedim ama dudaklarımdan hıçkırık ve iniltiden başka bir şey dökülemedi dudaklarımı acıyla birbirine bastırdım ellerim ile kapamaya çalıştım ağlamamak için, ama yapamadım yüreğimden öyle bir feryat koptu ki bağırdım tüm kalan gücüm ile toprağına yatarken bağırdım. Gözyaşları deli gibi yanaklarımı yıkadı hayali bakışlarımdan uçarak gök yüzünden düşen karlara karıştı, mezar taşına yumruklar attım ilk başta parmaklarım sızladı ama devam ettim. Bu ismi bu aptal tarihi görmemek için devam ettim ağladım hıçkırıklar her bir mezarı sardı ama umursamadım. Ben onu yaşatamadım.
" Çıksana! Boş burası burada değilsin biliyorum yaşıyorsun! Benden kaçıyorsun! Zarar gelmesin diye o lanet baban yüzünden kaçıyorsun! Ölmedin! Biliyorum çıksana adımı haykırsana! Ekmekler alsana! Söz bu sefer şikayet etmeyeceğim kapıma gelince gözlerimi devirmeyeceğim..."
Toprak kalıntıları tırnaklarımın arasına doluyorken kazmaya devam ettim onu buradan çıkarmak için onu hapis olduğu yerden kurtarmak için, onu alarak kaçacaktım gidecektik kimsenin bize zarar vermediği bir yere kimsenin bizi bulamadığı bir yere onu götürecektim. Onun yaralarını saracaktım çocukluğunu iyileştirecektim. Mezar taşına attığım yumruklardan eklem yerlerim kan ile dolmuştu mezar taşı da farklı değildi zaten ellerimin kanına bulandı, kazdığım toprak kalıntıları parmaklarım arasında dolaşırken pes ettim ne kadar kazarsam kazayım her bir derine inmede o yoktu. Kollarım iki yanıma boşluğa yorgunluk ile düştü boşlukta sallanan kollarım ağlamaktan ne hâle geldiğini bile bilmediğim yüzüm ve bu acı ile baş başa kalmaya devam ettim. Artık daha fazla güç yoktu daha fazla bununla savaşma iç güdüsü yoktu yorgundum savaş veremeyecek kadar bitkin, tükenmiş ve çaresiz. Bekledim yalnızca bekledim kimi ya da neyi bekledim kendim bile bilmiyordum bilmekte istemedim yalnızca bir yaprak oldum rüzgâr nereye savurur ise oraya doğru peşinden sürüklenen bir yaprak. Aldığım nefes bile göğüs kafesimi acıtıyordu kaburgalarım da inanılmaz bir ağrı vardı dayanması zor olan ama ona bile dayandım bitiklerdeydim en dipteydim bir çukur vardı, karanlık fazla karanlık ve çok derin oranın en dibinde oturuyordum bekliyordum ölümün beni almasını bekliyordum. Onun benim bu aciz bedenimi almasını istiyordum ölümü çağırıyordum ama bana bir türlü gelmiyordu. Ben ölüme aşık olandım o ise ölümün kendisi onu sevmek yavaşça yanan bir evin içerisin de yangından soluduğun duman ile beraber uyuduğunu hissederken ölmek gibiydi. Ama buna takılmadım yalnızca istedim çok çok derin uyumak kimsenin bana ulaşamadığı bir yerde sonsuz ebedi bir uykuya dalmak, bunu başarmak istiyordum ama bunu bile yapamayacak kadar yorgundum. Hissediyordum, duyuyordum yerin altında ki insanların acılı iniltilerini duyuyordum kabirde ki çektiği acıları, tenimde hissediyordum ama bu acı beni üzmek yerine garip bir his veriyordu sanki o acıyı çekersem bu lanet ölüm tadını unutma hissi. Bunu istiyordum evet kesinlikle bunu istiyordum gören duyan herkes deli olduğumu düşünebilirdi ben bir insanın yarattığı hastaydım, ben bu durumu tercih etmedim itildim. Ben annemin hastasıydım annem ise enkazını izleyen çaresiz bir çift gözdü. Kimse gözüm de yoktu kimsenin değeri bende yoktu duyguları alınmış bir hayvan gibiydim ne annem ne babam, umurumda dahi değillerdi. Kim ölmüş kim yaşıyor kim mutlu kim mutsuz umurum da bile değildi insani duygularım saatler geçtikçe daha da geriledi, damarlarım da tek bir duygu geziniyordu intikam. O haz onu hissetmek acılarıma biraz son verecek ya da dindirmeme işe yarayacaktı bizi bu hâle getiren kişilerin öylece mutlu olmasına izin veremezdim. Tenimin altında hissettiğim toprağı daha da bu hisse duygu verdi şu an toprak yerine onun ellerini ve tenini hissedebilirdim, lânet okudum önce anneme sonra babasına. Bedenimi uzattığım toprağından yavaşça kalktığım da bacaklarım üzerinde durdum derin bir iç çektim çektiğim nefesi bıraktığım saniye havada ki soğukluk yüzünden buğusu süzüldü, uykulu bakışlarım ile mezarının ayak ucunda durmaya devam ettim izledim dudaklarım tebessüm ediyor gözlerim tam tersini söylüyordu. Birlikte onlarca yaşadığımız anı kulaklarıma doldu, gülüşü bana bakışı, parfümü, teninin hissiyatı, konuştuğu sesi, bal renginde ki gözlerinin ışıltısı, yanaklarında ki kusursuz dans eden gamzeleri. Siyah saçlarının bazen kıvırcık oluşu, uyurken ki nefes sesleri ve beni öptüğü anlarda ki kalp atış hızını göğsüne koyduğum başımı sevmesi, kütüphanede ki şair mısraları. Yorgun gözlerimi kapadım biz ne ara bu hâle geldik? Biz neydik ne olduk? Neden bu kadar zor ve acı olmak zorundaydı neden hep çekişme içerisindeydik. Neden hayat bize normal sakin giden bir ilişki vermedi neden bu kadar imkansızdı, neden bu kadar acıttı neden onu benden erkenden aldı. Birbirimize yeni kavuştuğumuz zamanlar da neden daha fazla ona doymama izin vermedi? Kapalı gözlerimden yanaklarıma yaşlar süzüldü çok soru vardı çok da cevapları havada asılı kalacaktı biliyordum. İyiden iyiye iyice kararan mezarlığın sessizliği bozuldu birilerinin bana doğru geldiğini biliyordum hissediyordum adım seslerini, ve koca mezarlıkta binlerce ağızdan yankılanan sesimi yine bizi ayırmaya geldiler burada bile ölümünden bile yanımdan ayırmaya geldiler. Zaten ne zaman bizi bıraktılar ki? Yarım kalmış hayallerimiz yarım kalmış şiirlerimiz yarım kalmış aşkımız vardı o aşkın yarım kalışı kalbime saplandı, saplanan yarısı kalbimi deldi geçti yüreğim kan ağladı ben kanlı bir havuzun ortasında siyahlar içerisinde oturan bir ruhtum sanki. O havuzu dolduran kaynak ise kalbimde ki yarım kalan duygulardı. Benim hayallerimi geç peki ya Refhan'ın hayalleri? Onlara bile izin vermediler yalnızca bir sürü hayalinden tek bir tanesini biliyordum bunu da tesadüf eseri ayak üstü öğrenmiştim. Bir kız çocuğu. Yalnızca bir kız çocuğu benim ismimi taşıyan bu acılı isme yeni bir soluk getirmek istiyordu buna bile izin vermediler, bunu gerçekleştirmek istiyordum kız çocuğu evlat edinmek ve ona hicran ismini vermek istiyordum ama bunu bile elimden aldılar yapamazdım kim deli birisine çocuk verirdi ki... Düzelmek zorundaydım bunu herkese kabul ettirmek zorundaydım bu hayali her ne olursa olsun bir gün gerçek yapmaya söz verdim, onun mezar taşını izlerken kalpten konuşarak ona söz verdim. Verdiğim söz biter bitmez ardımda ki insanların hissiyatı ve sesleri kulaklarıma doldu.
" Hicran? "
Annem ve babamın soru sorarcasına ismimi söyledikleri gözlerine baktım korkuyorlardı benden korkuyorlardı, mezarı başında öylece dikilmemden korkuyorlardı babamın her zaman ki kayıtsız duruşu ve gözleri yoktu onun yerine dünyada ki en kötü şeye bakar gibi baktı bana. Annemin de bakışları babamı yalnız bırakmadı bütün gözler polis ve beyaz önlüklü kişiler dahi bana bakıyordu onlar bile ses çıkarmaya çekindiler. Annemin bakışları bir benim ellerime bir de mezar taşına bakıyordu polisler de farklı değildi kimisi gözlerini bu acı tablodan çekip alıyor, kimisi yüreğini ortaya sererek kahrolarak beni izliyordu. Beyaz önlüklü doktor ya da her neyse biraz bedenime yaklaşma cesareti gösterdi kıpırdadım bedenim titriyordu ama sakin kalmaya çabaladım, ellerimde ki kan izleri sakin kalmama izin vermiyordu ama çalıştım.
" Derin derin acele etmeden nefes al ve geri ver yavaşça bana gel hicran hadi "
Korkuyordum bana zarar verecekler beni yeniden ondan koparacaklar diye korkuyordum ama dediği şeyleri yaptım acele etmeden nefes aldım, ama geri vermedim bir ses geri verme öl nefessiz kal öl diyordu ama o sesi beynimin içerisinde susturdum ve doktorun uzattığı elinin avuç içerisine kanlı parmaklarımı yavaşça ve ürkekçe koydum. Beni korkutmadı tam tersi parmaklarımı koyduğum saniye beni kendisine çekti ve sıkıca sarıldı ruhumda ki, yaraları iyileştirmek ister gibi sarıldı hiç tanımadığım bu kadın doktora bende sarıldım başımı omuzuna koydum ve gözlerimi kapattım. 31 yaşında ki kadın olmama rağmen küçük bir çocuk gibi hissettim kadının bana verdiği güven ile o nereye götürürse itiraz etmeden peşinden gittim annem ve babam ise yan yana durarak birlikte el ele vererek yarattıkları enkaza baktılar. Arabaya bindiğimiz de üşüyen vücudum ısınmaya başladı vücudumun neredeyse donduğunu sıcaklığı hissedince anladım, yanımda ki kocaman kahve gözleri ile oturan kadına baktığım da sessizce bir şeyler düşünüyormuş gibi camdan bakıyordu. Yol boyunca bunu yaptı bende ona katıldım ve camdan yağan karları izledim kanlı ellerimi unutmak için yol boyunca camdan kafamı çevirmedim. Araba hastanenin acil girişinde durduğun da gözlerimi yorgunluktan açamıyordum yanımda ki yabancı kadın arabadan indiği saniye kapım açıldı, bu babamdı peşimizden ne zaman geldiler bilmiyordum ama yarı bayık gözlerim ile gözlerine bakıyordum bakışlarını benden kaçırıyordu. Daha yeni sıcaklık ile ısınan bedenimi kucağına aldığın da kendimi ilk defa kollarında buldum kucağında taşıdığı 31 yaşında ki kadın değil, 8 yaşında ki hicran olmuştu. Yorgun bakışlarımı açık tutmaya çalıştım bu anı unutmamak için başımı göğsüne yasladım ve kollarımı boynuna doladım, gözlerimi kapadım 8 yaşında hissedebilmek için gözlerimi kapadım. Hastane koridorların da babamın kucağında ben ardımda ise annemin adımları üçümüz yürüdük aile gibi, ben 8 yaşında ateşi çıkmış hastalanmış bir çocuk onlar da endişe duyan ebeveyn oldular sanki. Ama gerçek farklıydı ben delirmiş babam ellerimde ki kanlarla birlikte kucağında taşıyan annem ise yarattığı enkazdan pişmanlık duyarak ardımızdan gelen, gözlerimi açtığım da tüm hastanede ki sıra bekleyen ya da hasta olan kişilerin bakışları bizim üzerimizdeydi herkes bu muhteşem aile tablosuna anlamaya çalışarak bakıyordu. Gözlerimi yeniden kapadım kimsenin aptal bakışlarını üzerim de hissetmemek için. Rüyadan uyandığım odaya geldiğimizi, bedenimin yatağa yatırılma hissi ile anladığım da gözlerimi açtım bir kaç hemşire ve annem ve babam vardık odada. Annem ve babam kapıda mezarlıkta bana sarılan doktoru gördüğün de ona ilerlediler hemşireler ise ellerimde ki kanları temizlemeye, ellerimde ki kendi kanlarım suya karışırken yalnızca izliyordum ve dikkatle kapıya bakıyordum.
" Kızınızı alın buralardan götürün hastanede durdukça daha da kötü olacak bunlar hicran da yalnızca henüz bir başlangıç o çok yorgun bunu baktığınız an sizde görebiliyorsunuzdur "
Gülümsedim. Acı bir tat bıraktı dilim de bu tebessüm ama yine de gülümsedim sonunda birileri de beni anlıyordu birileri de benim duygularımı önemsiyordu, sonunda ailem beni dinliyordu annem ve babam sonunda yan yana benim için duruyorlardı bu his. İşte bu his kanayan yaralara bir nebze bant oldu.
" Hicranı erkek arkadaşının ölümünden veya eşyalarından ya da onu hatırlatan herhangi bir şeyden basit bir şey bile olsa dahi uzak tutun ne kadar çok uzak kalırsa o kadar çok iyi olur "
İtiraz bile edemedim beni kötü yapan şımarık adam değil ki annem ve babam demek istedim ama yapamadım buna gücüm bile yoktu, ellerimde ki o kötü şeyi temizlemeleri bittiğinde kapıda dikilerek konuşan anne ve babamın yanından geçtiler. Geçtikleri saniye herkes sustu ve konuşma böylelikle sona erdi bunu anlamak zor değildi, yatakta biraz kambur şekilde otururken annem babam ve doktorun adımları yatağımın kenarına kadar geldi hangisi konuşmaya önce kimin başlayacağını bilmiyormuş gibi birbirlerine bakıyorlardı ama buna tek cesaret eden o kadın olmuştu. Kahverengi kocaman gözleri ile yatağın kenarına dikkatle oturduğun da kandan temizlenmiş parmak uçlarımı sardı elleri gözlerime baktı beni anlamak istiyormuş gibi derince baktı.
" Seni ne mutlu eder hicran? Söyle anne baban hâttâ ben de dâhil onu yapalım "
Derin bir iç çektim ama bunu onlara belli etmedim parmaklarımı saran avuç içinden tenimi kurtardığım da gözlerine baktım.
" Beni sadece rahat bırakın tek başıma bırakın gerçekten bu iyi gelecek "
Doktorun gözleri sözlerim bittiğin de şaşkınlık ve aynı zaman da anlayış ile gözlerime baktı onay verir gibi başını salladığın da kuruyan dudaklarını ıslattı. Bu tamam demekti galiba bundan memnun kaldığımı belli etmek adına zor da olsa gülümsedim, eski beni özledim eski o kızı özledim 19 yaşında ki henüz çocukluk hissi kalbinde olan o çimen gözlü kızı özledim. Kendimle baş başa kalmam gerekliydi bunu doktor bile anladı sanki ve ailem ile konuşmak için yanımdan onları da alarak gitti, gittikleri saniye yataktan fırladım pencereye koştum yere düşen kar tanelerini izlemek için koştum. Kendimi o karların içerisine atmak soğuktan burnum kızarana kadar kar topu oynamak istedim, ama şu an yorgundum bu yüzden sıcak yatağa geri döndüm ve zaten yorgun olan gözlerimi kapadım kapattığım saniye uykuya çoktan dalmıştım bile...
Kış ayından birden bahar havasının ılık rüzgarı saçlarıma ilişti rüzgârın tenimi okşadığını ve saçlarımın arasında muhteşem bir dans yaptığını hissettim, üzerimde beyaz bembeyaz bir elbise vardı öyle gösterişli değildi kabarık da beyaz sade bir düz elbiseydi siyah saçlarım elbisenin üzerinde salındı, yeşil gözlerim ise etrafımda ki şeyleri izledi. Kütüphane gibi bir yerdeydim ama bu farklıydı pencereleri vitray pencereler ahşap yerde kocaman eskimiş bir halı ve pençeleri süsleyen, üzerimde ki elbisenin renginde güller...
Kütüphanenin tavanlarına kadar bakışlarımı gezdirdiğim de tavanlarının bile resimle dolduğunu gördüm Adem ve Havva'nın estetik duruşlu aşklarının ruhu tavanda asılı kalmıştı sanki birbirine kavuşamayan parmaklar bir portre edası ile resmedilmişti. Tüm dikkatim tavanda ki yüzler de gezinirken sessiz kütüphane salonuna hafif bir esintili melodi gibi ses doldu.
" Sensiz onca zaman.
Hayat dururdu zaman gibi.
Kalbime düşen yağmur damlası.
Son verdim bu aşka.
Mutlu olamayan Kerem gibiyim.
Sevgimin peşinden koşarken,
Ağır yara darbe alan ben.
Buluşurdum rüyaların da "
Sözlerinin son kelimeleri karşı kapıdan çıkan dudaklarından tenimi okşadı gözlerine baktım uyanmadan önce ki gibiydi gözleri, soğuk ama acıyı soğukluk maskesi ile kapatan bıraktığım gibiydi. Her bir mısra da sesi titredi bu koca salona dolan kelimeleri pencereler de asılı duran beyaz gülleri soldurdu solan güller içeriye doldu, gül yaprakları ayaklarımın altında ezildi. Her bir yaprağı ayaklarının altında bildiği hâlde ezdi acımadan ezdi bakışları sert ama aynı zamanda yaralıydı. Ayaklarının altında ezdiği o gül yapraklarına her bastığın da tenim yandı öyle hissediyordum güller gibi bende beyazdım adımları aramız da bir kaç adım boşluk olacak şekilde durdu. Parmak uçları tenime iliştiğin de kalbim heyecandan veya korkudan hızla göğsüm de atmaya başladı parmaklarını, yanağıma dikkatle koyduğun da baş parmağı ile nazikçe okşamaya başladı dudaklarından kelimeler dökülürken.
" İkimizi de savurdu bu çekişmelerin kuvveti.
Ne sen bana ne de ben sana kaldım,
Hasret çatlak duvarlardan can buldu, titredi, çekişti ve çelişti tıpkı biz gibi.
Sonsuz bir döngü duvarda ki çatlak gibi kırdı ikimizi.
Şimdi ise sen oradasın ben burada.
Hasretin yakıcı kuvveti yetmedi mi?
Bu acıyı dindir hadi."
Daha önce bunu bir Kitap'tan yazardan veya şairden duymadım bu kelimeler onun kendi yüreğinden dökülen sözleriydi. Refhan kendi kalbinde ki duyguları öyle güzel ifade etti ki o beyaz güller gibi soldum ama ayakları ile ezmedi, sözleri ile ezdi ve ben nefes alacak bir yer bulamadım... Üzerimde tenime işleyen beyaz elbisenin tülleri içeriye giren hava akımı ile uçuştu aramızda ki mesafeyi bu rüzgâr çizmiş gibiydi birbirimize bakmaya devam ettik. Koca kütüphane duvarlarının eskimiş beton yüzleri bile bizi izlemeye tutuldu aklımı kaybettiğim gerçeği onun gözlerine baktığım her saniye daha da yoğunlaştı. Buna son vermek istedim ona verdiğim söz için buna son vermek istedim hava akımının şiddeti ile tenimde oluşan soğukluğu kırmak adına, parmaklarımı kollarımda gezdirdim Refhan ise tam tersi benim gibi üşümüyordu eskiye dönmek istedim. Eski günlere... İlk yıllarımdı o zamanlar kalbimde Serhat vardı hem de her yerinde. Zor bir gece geçirmiştim ve sabahında Merdivenli Yokuş tarihi sokakların da kampüse kulağım da kulaklık ile gidiyordum, şarkı dinliyordum derken tabelayı geçtiğim ve fırına yaklaştığım saniye onun bal renginde ki gözlerini görmüştüm. Ellerinde ekmek paketi ve yüzünde her zaman ki gülümsemesi ile tam bedenimin karşısında durmuştu, ben ise sinirlenerek kulaklığı hırsla çıkarmıştım. Ama yine de bu davranışıma karşılık olarak gülümsemeye devam etmişti. Sıcacık ellerinde tuttuğu ekmek paketi altından başını uzatarak, bana günaydın demişti ve ben gözlerimi devirmiştim. Bir kaç saniye direndikten sonra ise ekmeği ellerinden alarak yemiştim. Devamın da ise birlikte kaldırama oturarak ekmek yemeye devam etmiştik. Çok güzeldi ben onu ne kadar yanımda istemesem de onunla olduğum zamanlar da mutluydum, özgürdüm. Şimdi olsa o anları elimin tersi ile itmektense dört elle sarılırdım o zamanların acı verici olduğunu düşünüyordum, ama o zamanlar daha acının yeni yeni başladığı dilimlerdi. Çok şey oldu, çok şey yaşandı herkes yıprandı, herkes yoruldu ama en çok yıpranan bendim. Ben ve gerçek olmadığını bildiğim karşımda ki hayali. Aramız da garip bir hava akımı hüküm salıyorken beyaz elbisemin tülleri uçuşarak, ayaklarıma dolanıyorken ona yaklaştım. Her yaklaşma da ayaklarım altında beyaz güller yeniden ezildi ezilen yapraklar kan vardı ben bastığım an kırmızı rengi zeminde iz bıraktı, irkildim ama ona yaklaşmaya devam ettim. Gözlerim de dolmak üzere olan gözyaşları her bal rengine adım attığım da daha da doldu bize ne oldu böyle? Savaşın ortasında binlerce ölü beden arasında tek iki kişi hayatta kalmış gibiydik nefes seslerimiz bu uğursuz kan dolu savaşın ortasında, birbirine umut oldu her adım da gözyaşları bu kanları yıkamak ister gibi yanaklarımdan şelale gibi aktı. Parmak uçlarım soluk tenine ilişmek ister gibi uzandı teni buz gibiydi ama o üşümüyordu, bunu hissedebiliyordum hava da bile bir başka duygu vardı kaybetme duygusu ile karışık aşk. İki aynı duyguyu öyle bir arada özenle verdi ki tek yapabildiğim onun soluk tenine dokunmak oldu. Dokunduğum saniye güneşin vurduğu bal rengi gözleri güneşi gözlerinde sakladığı o renk bir toz bulutu gibi dağıldı, dağılan toz bulutunun geriye verdiği kan avuçlarım içerisin de kendini bıraktı. Beyaz elbisem üzerim de kanlı ellerim bu nasıl bir tabloydu? Baktım, izledim, ellerim de olan kanları avuç içlerim de olan kanları beyaz elbiseme sildim. Dudaklarım titredi avuç içlerim yandı midem bulandı kusacak gibi hissettim. Onu aradım ama yoktu yine kayboldu yine kaybettim savaşın ortasın da şimdi kendi başıma kaldım. Tamamen çaresiz tamamen tüm sevdiklerini kaybetmiş kütüphanenin fayansları kan ile doldu dolan kan mermerlerden taştı, ayaklarımın altında su birikintisi gibi kan doldu her bir adım da bembeyaz elbise kırmızı renkte ki kanı emdi...
Yürüdüm bacaklarım taze kanın kokusunu içime çekerken titredi midem kalktı ayaklarım altında ki kanlı göl havuzu her bir adım da ses çıkardı, kimse yoktu kimsenin cansız bedeni yoktu etrafta ama öyle bir kan havuzu vardı ki ayak bileklerime kadar ilişiyor ve havada tuhaf esen rüzgâra kokusu karışıyordu. Titredim, titriyordum bu bir hayaldi? Evet... Gözlerimi kapattığım saniye geçecekti yok olacaktı ayaklarım altında ki bu pis leke. Gözlerimi sıkıca kapadım ve aniden açtım soluk nefes seslerim kulaklarıma gelirken olduğum noktada kaldım, korktum hayır bu gerçekti? Yerde ki kan havuzu zeminden güç alarak duvarlara kadar gitti sanki ve gözlerim önün de duvarlara parmakları varmış gibi tırmandı. Yerler yetmiyor gibi kan duvarı bile esir aldı kendine ince ince iplikler gibiydi damarları vardı sanki tırmandı tırmandı ve tırmandı...
Göz bebeklerim korku ile büyüdü yeşil gözlerim sonuna kadar açıldı ve izlemeye devam etti nefes almak zordu, tıpkı nefes vermek gibi o kanın elleri boynumdaydı üzerime geliyordu beni almak için beni kendine almak için geliyordu. Kütüphane duvarları bedenimi ezmek için geliyordu boğazıma kadar kan ile doldum havuz havuzdaydım, nefes almaya çalışıyordum kafamı yukarı da tutarak hayatta kalmaya çalışıyordum ama bu çok zordu. Beyaz elbisem tamamen kanın rengine büründü tenimin altına kadar işledi ve kendini emdirdi gibi hissediyordum, el boynumu sıkan parmaklar yüzümü morartana kadar kaderini tekrar etti. Dilim nefessizlik ile şişti bedenim savaştı çok mu ileri gittim? Ölecek gibi hissettim göğüs kafesim kırıldı kırılan kemik parçaları, bedenimin içerisin de can çekişti battı ve çıkmak istedi. Kusmak istedim bu pis hissi kusmak istedim kustuğum saniye kanlar fışkırdı ve fışkıran kan duvarı bir tablo gibi boyadı, gözlerimi sıkıca korku ile yuvasın da kapattığım da tırnaklarımı avuç içlerime bastırdım. Ve saydım. Ve saydım, ve saydım. 3,2,1!
Derin bir hava akımı dudaklarım arasında can bulduğun da yutkundum tırnaklarımı avuç içlerime o kadar bastırmıştım ki yara oluşmuştu, hastane odasının stabil cihazda ki sesinden başka bir şey yoktu odada. Az önce yaşadığım korkunç duyguyu hatırlamak bile tüylerimi diken diken yaparak bedenimi gerdi toparlanmam lazımdı kendimi bu şekilde bu hastalığa bırakamazdım, savaşmak istedim ama yalnızca kendi gölgem ile savaşıyordum. Boşluğa meydan okuyordum bu boşluğu yaratan da bendim yenmek isteyen de, aynı hesaptı yani Refhan o boşluğu dolduran tek kişiydi ama daha da hasta eden bir kişiliği vardı. Ona ne kadar yaklaşırsam o kadar ölüyordum bu doğruydu doğru bir acı. Onu acılı kılan bendim belki de? Ona bu kadar acı yükleyen bendim. Onu zihnimde hapsettim duygularım ile birlikte özgür kalmak istiyordu ama onu özgür bırakacak gücüm yoktu, zihnimde ona sarılıyordum orada özgürdük yalnızca ben o ve biz. Bunlar yeterliydi. Ama yetmeyen eksik bir şeyler vardı kendime yeni tutunacak bir dal bulmam gerekliydi bunu ailem sağlayamazdı zaten ailem, buna ortak olandı iyileştiren değil...
1 Hafta sonra
Tüm kıyafetlerimi ve diğer özel eşyalarımı valize koyduğumuz da annem bir şeyler hakkında konuşuyordu ben ise onu dinliyormuş gibi yapıyordum. Açıkçası ne söylediğini merak bile etmiyordum babam hastane çıkış işlemlerini yapmak için aşağı kata inmişti, biz de boş kalmamak için valizi topluyorduk düşünüyordum bu hastalıklı rüyalardan ve gerçekliği ayırt edemeyecek kadar kendime ne yaptığımı düşünüyordum. Şımarık adamın tek hayalini gerçekleştirmek de istiyordum. Ama bu isteğim bir küçük kız çocuğunun hayatını mahveder mi? Bilmiyordum bile. Çünkü ben iyi değildim hastaydım bu durum da bir çocuğun sorumluluğunu almak çok ağır bir yüktü o çocuğa iyi bir anne, olabilecek miydim? Bunun da cevabı bilinmezlikti. Tüm işlemler bittiğin de anne ve babam beni başka bir eve götürmek adına ev kiralamışlardı ama ben onlarla birlikte olmak istemediğimi söyledim, ikisi de bu fikrime üzülse dahi karşı çıkmadı hatta o evde benim kalmamı kendilerinin ise başka ev bulacağını dile getirdiler ama ben yine de istemedim. Onun evinde olmak istiyordum tıpkı eskisi gibi Alçin olmasa dahi kalmak istiyordum o acı ile boğulan evi, sıcacık sevgi ile doldurmak istiyordum. Annem ve babam buna pek direnmedi direnemediler çünkü zaten halim ortadaydı ikisinin yıllar sonra her şeye rağmen barışmış olmalarına sevinmedim sevinemedim bile. Parmakları birbirine kenetlenmiş gözleri ise sevgiyle beni izliyorlardı bu tabloya canımı bile önceden verebilirdim, ama şu an anlamı bile kalmadı yalnızca boş boş baktım içimde garip bir duygu boşluğu oluştu. En azından bu hikâye de bir aşk kavuştu ve mutlu son ile noktalandı her ne kadar Refhan ve ben çok çok acı bir son ile tarihe karışsak da bunun için mutluydum. Uzun bir veda ve verilen iyi olacağım sözlerinden sonra annem ve babam gittiler ben ise aşkımdan kalan tek hatıra ile, evin siyah demirli kapısının önün de durdum. Bu duvarlar bizim aşkımızın filizlenmesine şahit olmuştu, bizim vedalarımıza, öpücüklerimize, eklemlerimize. Gözyaşı dökmemek için söz verdim şimdi ise yıllar geçmişti 19 yaşında ki o ellerinde ekmek paketi ile aşkını itiraf eden kız, çok yorgundu çok bitkindi uzun bir uykuya ve biraz da sıcak bir sevgiye muhtaçtı. Ama sevgiyi reddettim sevgi verildiği kadar can yakardı bunu biliyorduk. Ne kadar fazla sevgi, o kadar fazla acı. Bu yüzden şimdilik uyku yeterliydi diye düşünüyordum. Kilitli sürgülü bahçe kapısını açtığım da aylardır hava almamış evin ağır kokusu yüzüme çarptı ama dayandım. Valizi kenara bir köşeye resmen attıktan sonra büyük koltuklara ilerledim onun uyuduğu benim ise yerde uyuduğum, ellerinin yaralı olduğu zamanlar geldi aklıma. Bu soğuk evin içerisinde sıcacık bir tebessüm doğdu gözlerimi sürgülü pencereden yağan karları izlerken kapadım, bu ev sanki o gibiydi onun kolları sanki ev olmuş beni içerisine saklıyor gibiydi. Öylesine naif, öylesine titrek ve öylesine heyecanlı. Üşüyen bedenimi yere düşen kârlar ile koltukta uzanarak ısıtmaya çalışıyorken çoktan uykuya dalmıştım bile...
Sürgülü bahçeye acılan kapıyı kilitlediğim de evin diğer normal giriş kapısından dolanarak dışarı çıkmıştım, bahçede ki kimsenin bakmaması üzerine oluşan dağınıklık ve sokak hayvanlarının içeriye girerek uyuması her ne kadar güzel olsa da bir yandan kötüydü. Sokak hayvanlarına bu soğuk kış gününde bahçede kalmalarına bir çözüm bulmam gerekiyordu, öncesinde söz verdiğim dileği gerçek yaptıktan sonra bu konu ile de ilgilenecektim. Soğuktan kızaran yanaklarımı paltomun içerisine saklamaya çalışıyor saçlarımdan iki de bir kayan beyaz beremi, kafam da tutmaya çalışıyordum bir taraftan siyah saçlarıma inci tanesi gibi kar taneleri düşüyorken diğer yandan bu kadar şiddetle yağan kar ile mücadele ediyordum. Uzun bir bacaklarımın kara batma ve kurtarma mücadelesinden sonra gelmek istediğim yerin ana binası önün de durdum. Soğuktan kızaran burnum ile nefes verdiğim de soğuk havanın etkisi ile nefesimin buğusu havada süzüldü. Buna rağmen başımın üzerinde ki kocaman tabelada ki yazıya gülümsedim.
İSTANBUL KADIKÖY KOŞUYOLU KIZ YETİŞTİRME YURDU
Kim bilir ne yarım kalan aile hayalleri, ne gözyaşları ne de acı hatıralar saklıydı bu yazının altında. Yurdun bahçesinde ki kar topu savaşı yapan çocuklara ilişti gözlerim, en fazla 8 veya 9 yaşların da ki kız çocukları birbirine kar topları atıyor ve bu savaştan mutlu olarak gülücükler saçılıyordu. Bu gülüş sesleri nedense kalbimi kırdı onlar şu an aileleri ile bu hatırları yaratabilirlerdi boğazımda yükselen düğüm hissi, gözetmen bakıcılar gelene dek yutkundum. Bir kaç soru sorduktan sonra beni içeriye güler yüzü ile davet etti girişte ki güvenliğin sorgucu bakışları eşliğinde yurdun bahçesine, girdiğimiz de kâr topu oynayan çocukların bakışları ve dikkatleri bir kaç saniye üzerimiz de durdu ama oyunun tatlı zevkine yeniden kısa süre içerisin de döndüler. Uzun bir beklemeden sonra sonunda müdürün ve idari işletimi yapan kişinin odasına kabul edildim. Parmaklarım heyecandan uyuştu ellerim buz gibi beklemek ile üşüdü siyah deri eskimiş koltuklara oturduğum da müdürün sıcak tebessümü, buz gibi olan ortamı ısıtmaya yetti. Kendimi yeniden rahat hissettim ve konuşmaya böylelikle başladık. Uzun sorular öz geçmişi isteyen dosyalar ve uzun belgeler istedi. Tüm belgeleri ve öz geçmişimin incelenmesi bittiğin de yurt odalarını gezmek için davet etti bu davet, bir çocuk seçerek sahiplenmem gerektiğini söylüyordu bana. Mutlu olmadım aksine tercih gibi bir şeyin çocuklar üzerinde olmasına üzüldüm. Elimden gelse hepsini yanıma alırdım hepsine sevgi vermek isterdim çünkü onları anlıyordum bende onlardan birisiydim bir nevi, uzun koridorlardan yürürken daha küçük yaşlı çocukların olduğu bir koridora yöneldik. Küçük ağlama seslerini algılamak kapılı kapılar ardında bile zor değildi. Yeşil solgun renkli bir kapının önünde durduğumuz da müdür kapıya yavaşça vurdu ve kapı açıldı odaya çekinerek girdiğim de, yutkundum yaşları en fazla 4 yaşında olan parmakları ve elleri küçücük olan kız çocuklarının hemen hemen olduğu odada bir kaç ağlama sesleri vardı. Ciğerim yandı o kadar küçüklerdi ki hepsi müdür ve bana yeni birisini gördükleri için ilgi ile bakıyordu. Kimisinin uykusu gelmiş küçük gözlerini küçük elleri ile ovuşturuyor kimisi bakıcısının kucağında saçları ile oynuyor, kimisi oyuncakları ile oynuyordu. Yanaklarımdan süzülen yaşların sıcaklığını tenime bastırdım görmelerini istemedim. Müdür çocuklar duymasın diye bedenime yaklaşarak kulağıma fısıldadı bu yaş grubunu istediğim için ve onların daha çok bir aileye ihtiyacı olduğu için, buradan bir kız çocuğu sahiplenebileceğimi söyledi. Ben ise sessizlik içerisinde sözlerine onay verir gibi başımı olumlu anlam da salladım. İlerledim küçük bakışların dikkati üzerim de ilerledim ama onlar tekrar dikkatlerini başka şeylere verdiler çocuktular, hepsini almak istedim hepsine sevgi vermek istedim nasıl tercih yapabilirdim ki? Bu bile kalbimi acıttı kalbimi kırdı. Hepsinin kaderini değiştirmezdim bunu biliyordum dünya böyle işliyordu kimisi kaybeder, kimisi kazanır. Tüm yataklar da göz gezdirdiğim de bakışlarıma yalnızca bir çocuk takıldı. Ne başında birisi ne de oyuncak yoktu oyuncaklar yatağının kenarında duruyor ama o yalnızca uzanıyordu, pencereden dışarıya yere düşen kar tanelerini izliyordu gözleri. İlerledim küçük parmaklarının bir tanesi yanağının altında duruyor diğeri ise boşlukta duruyordu öylece, yataktan kolu sarkıyordu ve sessizdi. Çocuğa baktığım saniye yüreğimde ki o acılı kız çocuğu diğer yarısını buldu sanki ben yaralı çocukluğumu buldum, o henüz 4 yaşındaydı gözyaşlarımı tuttum onu bu yaşlarla ürkütmek bile istemedim yavaş adımlar ile yaklaştım bacaklarım heyecandan titriyor yaralı çocukluğum gözlerim önün de duruyordu kanlı, canlı beni artık iyileştir diye bağırıyordu sessizlik içerisinde bağırıyordu bana. Adımlarım yatağının sarkan kolunun tam yanında durduğun da dikkati pencereden bana kaydı gözlerime baktığı saniye, ela bakışları kalbime bir ok gibi tam ortadan saplandı. Bakışları bal rengindeydi tıpkı 8 yıl önce kaybettiğim onun şımarık gözleri gibiydi aynı renkte ipek gibi ince telli saçları, siyahtı benim gibi simsiyah... Teni benim gibi beyaz bu yüzden soğuktan burnu tıpkı benim gibi kızarmıştı. Kiraz renginde olan dudaklarını kızgınlık ile şişirdi onun pencereden yağan karları izlemesini kapadığım için kızmıştı galiba, bunu anlayarak pencerenin önünden çekildiğim da bakışları yumuşadı hemen yumuşadı tıpkı Refhan gibi. Yataktan sarkan kolunun yanında ki boşluk olan yere oturduğum da bende yere düşen karları izledim, mutlak bir sessizlikte izlemeye devam ediyorken müdür anlamaz bakışlarla bizi izliyordu ama aldırmadım. Küçük tenime değen küçük bir his hissettim yatağın kenarından sarkan parmak uçları avuçlarım içerisine doldu, bal renginde ki gözleri kar tanelerini izlemeye devam ederken parmakları sıkı sıkı parmağımı tuttu...