Arabanın içerisinde ki atmosfer giderek gerginlik yüzünden sıcaklaşmaya başlıyor ben ise tedirgin şekilde karşımda ki adamın, kelimelerini özenle bekliyordum kafasında ki bir şeyleri tartma hesabı bittiğin de derin bir nefes aldı.
" Her zaman kaçarak sorunları çözemezsin geri dönmeni tavsiye ediyorum "
Söylediği her kelime harfi harfine doğruydu bende kaçmak istemiyordum orada kalarak beni nelerin beklediğini görmek istiyordum, her defasında böyle yapamazdım biliyordum güneşin iyice arabanın içerisine doğan ışıkları yeşil gözlerime vurdu. Beni kendime getirmek istiyormuş gibiydi sanki yutkundum onun gözlerine bakarken haklılık payının çok olmasından dolayı, kuruyan dudaklarımı hafifçe ıslattım ve onun geri dönme fikrini jest ve mimik hareketlerim ile başımı sallayarak onayladım. İkimiz de derin bir rahatlama nefesi verdik araba hareket etmeye başladığı saniye koltuğa sıkıca yaslandım başımda ki inanılmaz ağrı ve, uyuşukluk vardı gitmesi için gözlerimi kapayarak düşünmeye başladım güzel şeyler düşünmeye başladım.
Benim güzel bebeğim gel bu acımı dindir hadi bana gel ve sarıl
Kolları, kollarım ona sarılmak için yaratılmıştı sanki ısrarla kendi için yaratılan diğer parçasını istiyor ve bundan hiç çekinmiyordu, ben onun tenini sürekli yanımda istiyordum bunu yeniden anladım uzaklaşmak ondan kaçmak hislerimizden kaçmak çok bencilce oluyordu. Biliyordum o beni mahvedecekti bende onu mahvedecektim... Ama önemli değildi hiç bir şey önemli değildi sadece onun varlığını olmadığı zamanlardan acısını çıkararak yanımda tutmak istiyordum. Biliyorum bu bizi mahvedecekti biliyordum çok sorun olacaktı biliyordum eski onu kazanmam yaralarımızı sarmak, çok zaman alacak beni mahvedecekti ama önemli değildi. Ben bunlarla baş etmenin bir yolunu aramak istedim kaçmak istemedim onun bal rengi gözlerinden onun o yüzüne taktığı, sahte soğuk maskesinden kaçarak kıramazdım o maske onun güzel tenine iyice yapışmadan çıkarmam gerekliydi. Kendi yaralarım kanarken onu sarmaya çalışmak beni mahvedecekti biliyordum ama umursamadım düşünceler içerisinde kaybolurken, onun neler yaşadığını bilmek istedim ama başkasının ağzından değil kendi ağzından bana bunları anlatmasını diledim başaracaktım o bana ne kadar sırtını dönse de yapacaktım. Arabanın burun kısmı yavaşça evin önünde park edilmek için durduğun da kapalı gözlerimi saniyesinde açtım, hissediyordum o çok üzgündü bunu evin duvarlarına rağmen aramızda ki örülen engellere rağmen hissettim. Bu sebeple arabanın kapısını çılgın bir hışımla açarak sürgülü kapıya koşmaya başladığım da ardımdan gelen bağırma seslerini bile duymadım, koştum ona koştum yaraları tenine koştum güzel bebeğim diyen dudaklarına koştum. Aramızda ki engelleri atmak adına duvarları yıkmak adına koştum sanki ama adımlarım sonuna kadar perdeleri çekilmiş, sürgülü balkon kapısında durduğun da kapalı olduğunu fark ettim. Bacaklar anılar ile beraberinde titremeye gözler ise yaşlar ile dolmaya başladı ama pes etmedim kapalı kapıyı ittirdiğim de, dudaklarım titriyordu korktum babasının onu bulmasından onu yeniden öyle cansız şekilde yatarken görmekten korktum. Balkon kapısı kolaylık ile kendini parmaklarıma bıraktığın da sesli nefes verdim ve içeri adımladım gözlerimin karanlığa alışması bir kaç saniye sürdü, ışığı açmak istedim ama yapamadım sabahın erken saatleri olmasına rağmen ev neden bu kadar karanlığa gömülüydü bilmiyordum. Salonun koltuklarının olduğu pencerenin önüne yaklaşmaya başladığım da durakladım karanlıkta belli belirsiz silueti seçilen, kişinin sırt kısmı bana dönüktü biraz daha sessiz adımlar ile bedenine yaklaştığım da hava akımı mı yoksa başka bir şey mi göğsümü delerek geçti.
Dizlerine kafasını gömmüş nefes sesinin bile duyulmadığı bir sessizlikte karanlığın tam ortasında öylece hareketsiz şekilde oturuyordu, boğazım da dizilen düğümleri tek tek onun ismini söyleyerek açmaya çalışıyordum.
" Refhan "
Karanlıkta ki titrek figürü sesim ile biraz hareketlendi gibiydi sanki ya da gözlerim beni kandırıyordu yutkundum onu bu halde, bırakarak gitme duygum suçluluğa sebep verdi içimde bir yerler de. Ona dokunmak sarılmak ben buradayım demek istedim ama yapamadım bu aramızda ki sınırları yok etme, cesaretinde bulunamadım derken karanlık salona birden güneş ışığı gibi lambanın ışığı vurdu. Bir flaş gibi odanın ortasına düşen ışık bombası adım seslerini de beraber getirdi Serhan olduğuna emindim, onun patavatsız hareketlerini ve mimiklerini çekecek durumda olmadığımdan dolayı arkamı dönmedim.
" Güzel gösteri "
Babasının o dalga geçer ama bir taraftan ciddi kelimeleri az önce ki ışığın saniyeler içerisinde odaya dolması gibi kalbime doldu, korku, panik, endişe ve beraberinde getirdiği anılar yutkunarak ona dönmemi sağladı. Bakışlarının iticiliği gözlerim ile buluştuğu saniye gözlerini benden kaçırarak Refhan'a baktı gözleri ve tüm bedeni ela gözlerine döndüğü an ellerim titredi yüreğimde ki korkunun titreyerek beni ele geçirmesi gibi.
" Ne istiyorsun para mı? Ev mi? Lüks bir hayat mı? "
Titreyen yüreğim sesi ile küle döndü ve o küller ela gözlerine bakmam için ona doğru uçtu sanki yerde oturan bedenini kaldırmadı, korkmuyordu yıllar önce karşısında durduğu adam onu ölüme atmıştı ama yine de korkmuyordu küçük bir erkek çocuğu gibi oturuyor ve babasının sözlerini dinliyordu.
" Hepsini sana verdim! Doyumsuzsun susman için daha fazla mı istiyorsun öyle ise al. "
Elinde tuttuğu küçük çantayı hiddetle açmaya çalışırken parmakları titriyordu sesi ve bakışları ne kadar hiddetli olsa bile, korkuyordu ama neyden kimden korkuyordu bilmiyordum çantayı açtığı saniye titreyen parmakları arasına paraları aldı ve aldığı gibi Refhan'ın üzerine bir çöp gibi fırlatarak attı.
" Annenin olayının susma parası olsun "
Kalbimde bir şeylerin çok fazla burkulduğunu ve nefes alamadığımı hissettim kim bilir onun duyguları şu an nasıldı bilmek dahi istemiyordum, babasının kendi çıkarları için yapamayacağı söyleyemeyeceği şeyler yoktu buna emin olmuştum. Gözlerim yaşlar ile buğulandı salonun görüntüsü bile bakışlarım da net değildi sözlerinin ağırlığını oğlunun omuzlarına bırakıp gittiği saniye, ona koşmak istedim sımsıkı sarılmak istedim o oturduğu yerden onu çekip almak istedim. Korktum bakışlarım bedenine değdiği an ağlamaktan korktum hiç bir kelime söylemedi hiç bir gözyaşı süzülmedi teninden ama bakışları, o an bir şeyler içinde koptu ve Refhan bunu çok iyi gizledi. Yanına saçılmış para yığınları ve tam ortasında yangından bir çember varmış gibi izleyen adam kalbim acıdı ama ona yine gidemedim...
Zaman durdu herşey sessizleşmeye yemin etmiş gibi sakindi suskundu tıpkı o gibi, gözlerimde ki yaşlar ile oluşan buğuların geçmesi adına havaya bakmaya çalıştığım da yapamadım. Boğazımda bana söylenmemiş ama yine de canımı yakan o dizeler vardı beynim durdu salim akılla, düşünme yetkimi kaybettim sanki bu lânet bacaklarım buraya yapışmış gibi dondum kaldım bir şey yapamadım. Acının resmen elle tutulur derecede olan havasına eklenen bu sessizlik daha da acıttı dudaklarım yandı, ve bu yangın birbirine yapıştırmak zorunda kaldı dudaklarımı bu yüzden kelimeler dökülemedi. Dökülse de ne diyebilirdim ki? Hangi söz neye çare olurdu? Düşünceler arasında kaybolurken ela gözleri o çemberin içerisinden bedenini kurtarmak istercesine ayağa kalkmaya çalıştı, ama yapamadı tutunacak herhangi bir şey aramadı bile gözleri yarasının olduğu alt karın boşluğuna parmaklarını bastırdığın da canım yandı. İzledim müdahile yapmak istedim ama yapamadım onun yerine aptalca yerimde saydım gözlerinde ki bal rengi o canlı oluşunu kaybetti sanki her bir söz de, o yaşlandı ve tüm renkleri bununla birlikte soldu gibiydi. Bedenini güçlükle ayağa kaldırdığın da susmaya devam ettim bu sessizliği merdivenlere doğru attığı adımlar bozuyordu sadece, ağlamak istedim gözyaşları göz pınarlarıma kadar doldu ama yapamadım ağlayamamak burun direklerimi sızlattı ama izlemeye devam ettim. Yarasına parmaklarını bastırarak kuvvet uyguluyordu ve merdivenlerden çıkmaya çalışıyordu yüzü teni o kelimelerden sonra daha da soldu, gözlerim önün de bir şeyler kırıldı ama ne olduğunu bile bilemedim. Dışarıdan bakınca bile onun tamam bitti dediği noktayı gördüm o an binlerce kez öldü ama susmaya devam etti, gözlerim önün de tanık olduğum şey ağır geldi bana öyle sözler hayatta bir babanın evladına diyeceği şeyler değildi ama saniyeler öncesine kadar bunu kendi kulaklarım ile duymuştum. Herşey değişmişti yaşanılan şeyler normal değildi aklımı kaybetme noktasına gelirken onun ela bakışları bu çember de yandı, öldü, bitti, kül oldu. Ama elimden bir şey gelmedi hâlâ aptal gibi bu yerde adımlarım sabit kalmış şekilde duruyor ve bedenimi öyle bir, sıkıyordum ki neden bu kadar kendimi sıktığımı anlamadım avuç içlerim yumruklarını sıkmaktan beyazlaşmış ve yanaklarımda akmak üzere olan o yaşlar çoktan dökülmeye başlamıştı. Ağlama hissini ustaca bastırmaya çalışarak üst kata çıkan merdivenlere koşarak yöneldim koridorda ki odasının kapısının önünde adımlarım durduğun da, ev yeniden sessiz sükunete geri kavuştu adım seslerim çoktan sessizliğe karıştı derin derin nefes almaya çalıştım. Ben iyi değildim zaten o da değildi biliyordum ama şu an en kötü olanımız bal gözleriydi bu yüzden kendimi toparlamam ve, zor gününde ona destek olmam gerekliydi o öyle yapmıştı bana sevdiğim adamın nişanlandığı gün onun omuzlarında ağlamış anne acım ile ona sarılmıştım. Sıra bendeydi ona iyi gelme sırası bendeydi bu yüzden titrek nefes seslerimi düzene sokmaya çalışarak odanın kapısının kulpunu, dikkatlice ve yavaş şekilde aşağıya bükerek açtım. Odanın pencerelerinden güneş ışıklarının zayıf halkaları yere düşüyor ve yatağı yarı zamanlı aydınlatıyordu yatağın üzerinde olan, siluetini fark ettiğim de yutkundum tırnaklarımı avuç içlerime endişe ile bastırmaya başladığım da yavaşça yatakta yatan bedenine adımladım. Her bir adım sesim sessizliğe ritim tutarak rahatsızlık vermedi odaya ama onun uyumadığını hissediyordum, hiç bir kelime söylemesin konuşmayalım sadece yan yana duralım yeterliydi benim için bu yüzden sessizce yatağın boşta kalan tarafına oturmaya çalıştığım da gözleri kapalıydı. Çarşafın soğukluğu tenime işlerken yüzüne baktım o kadar yaralıydı ki ve bunu o kadar iyi saklıyordu ki, yıpranmış elleri, siyah saçları, bal rengi gözleri ve bundan çok daha fazlası gözlerim önün de ölmüş gibiydi yeniden onu kaybetmiş gibiydim. Bazen delirdiğimi düşünüyor ve bu yaşadıklarımı kâbus olarak yorumluyordum bu kadar gerçekçi olması akıl dışıydı, onun öldü kelimesine yıllarca inanmak onu öldü kalıbına yıllarca sokmak canımı öyle yaktı ki. Şimdi o canımı yakan alıştığım gerçeğin yalan çıkması aklımı kaybetmeme neden oluyordu parmak uçlarım, çarşafın üzerinde özenle yerleştirilmiş gibi duran ellerine uzandı her bir parmak uçlarını es geçerek avuç içini sevdim. Babasıyla sorunları vardı annesini hesaba katmıyorum bile üzüldüm çok üzüldüm parmaklarım altında kalan teni çok yandı, teni o morgda ki masada yattı teni benden yıllarca uzakta nefes aldı. İkimiz de yaralıydık bu düşünceler odanın her bir köşesine dağıldı nefes alamadım avuç içini nazikçe seven parmaklarım bu düşünceler ile, teninden yanmış gibi geri tepti avuç içimi kalbime bastırdım tıpkı eski zamanlar da olduğu gibi. Sanki acıyı göğsümün altında hissettim öyle bir ağrı saplandı ki dudaklarım bile yandı yaşadığımız şeyler normal değildi, çok ağırdı bunları kaldırmak ve taşımak zordu benim içinde eminim onun içinde... Benden kaçıyordu tenini benden sakınıyordu çünkü biz birbirimize acı veriyorduk sadece bunu biliyordum birbirimize dokunmak, aklımıza bıçaklandığı geceyi getiriyordu bu yüzden benden kaçmak istedi hep ama ben izin vermedim. O benim ellerim de ölen bir güvercin gibiydi ben onun kanatlarını kırmış ve onu yeniden avuçlarım arasında iyileştirmeye çalışıyordum sanki. Hayır ben yanlıştım ben, kendime bile iyi gelmiyordum ben zaten iyi değildim ben, annemi kaybettim bunun acısını bunun haykırışlarını içime hapsettim şimdi ise ağır geliyordu işte çok ağır geliyordu. Nefes seslerimin düzensiz buğusu odanın içerisine yayıldı yatağın boşta kalan tarafına bedenimi serbest bıraktım, bende yanına uzandım ses çıkarmadım konuşmak şu an boş gürültüden başka bir şey değildi ikimiz içinde. Ama uyumadığını biliyordum hissediyordum derken yaralı bedeni yatakta kıpırdandı ne yaptığını çözmeye çalışmama fırsat dahi vermeden göğsüm de onun başını bulmam bir oldu. İlk başta anlamadığım için kollarım havada şaşkınlık ile asılı kaldı siyah saçları çenemin altına usulca yerleştiğin de küçük bir çocuk gibiydi sanki, kollarını belime dolandı ve bedenimi kendine daha da çok çekti. Havada asılı olan kollarımı dikkatle bedeninin üzerine beni sarmaladığı gibi sarmaladım ve derin bir nefes verdim bunu ona, hissettirmemeye çalışarak. Sustuk susmaya devam ettim onunla birlikte yeşil gözlerim tavanı kaç dakikadır izliyor bilmiyordum ama bu sessizlik şifa gibiydi, hayalde gibiydim onun teni tenime işliyor ve dakikalardır kokusu beni terk etmiyordu ben kesinlikle en sonunda kafayı yemiştim. Gözlerimi bu sonsuzluğa kapattım dudaklarım tebessüm ediyor gözlerimden yanaklarıma gözyaşları usulca sessizlik içerisinde süzülüyordu. Onun hayali kollarımdaydı aynı odada yıllar sonra birlikte nefes alıyorduk bu gerçekti biz gerçektik eğer şu an, rüya görüyor isem uyanmak istemedim kokusu kütüphanede ki o şımarık adamdı resmen. Hayaline sıkıca sarılmak istedim onun hayali ile birlikte yok olmak istedim bu dünyadan soluduğum hava bile ciğerlerimi yaktı, onun özlemi kafayı yememi sağladı sanki inanmıyordum onun ölmediğine inanmıyordum hepsi bir saçmalık gibi geliyordu sanki.
" Aşk sarhoşluğundan ben uyanmadım, ne uyanabiliyorum ne de istiyorum.
Senin için aşk sarhoşluğu gözleri örttü, ama özellikle kalbimi.
Sonbahar kemanların akorduna ürpermeleri eritip,
Buz dudaklarım da sıcak kelimeler titriyor. "
Sessizliğe tüm kelimeleri karıştı her bir mısrada sesinin titremesini sakladı ama başaramadı göğsümde yatan başını dikkatle kaldırarak, gözlerime ruhumun en içine baktığını hissettim sanki bedenlerimiz yan yana yatağın üzerinde oturarak birbirine baktı. Az önce dudaklarından dökülen mısralar yeniden söylendi bakışlar karşısında ama acizdi iki aşık birbirine baktığı zaman, en süslü kelimeler bile aciz kalmıştı yanında sanki... Değiştik yıllar değişti dünya değişti, insanlar değişti, arkadaşlıklar değişti hepimiz değiştik. Ben değiştim, o değişti tek değişmeyen şey sevgim oldu herşeyden şüphe ediyorsun ama ona olan sevgimden asla. Öldüğü gece onu kaybettiğim gece ben, ben olmaktan çoktan çıkmıştım şu an gerçek mi hayal mi onu bile ayırt edemez hâle büründüm. Bıkmıştım artık bu döngünün içerisin de çabalamaktan ilk geceden belliydi zaten onu gördüğüm geceden, imkânsız olduğu belliydi zaten ben imkansıza aşıktım o da imkansızı oynamaya. Onu bana geri vermesini istedim o şımarık adamı geri bana vermesini istedim gözlerinin içerisine baktığım kişiyi tanıyamıyordum belki de, o da beni tanıyamıyordu belki de düşüncelerimiz aynıydı bilemiyordum.
" Gel gidelim buralardan "
Dedim içimde ki taşan kelimelere dudaklarım hâkim olamayarak.
" Ben sana kitaplar okuyayım küçük bir evimiz olsun bir de manzaraya bakan penceresi "
Gülümsedi. Sanki asla gerçek olmayacağını biliyormuş gibi içten gülümsedi o güldü, ben öldüm yakıyordu bu söylediklerimin hiç bir zaman gerçek olmayacağı düşüncesi yakıyordu.
" Neden gülüyorsun? "
Dudaklarımın üzerine dökülen gözyaşları tenime işledi üşüyordum sanki rüyada gibi üşüyordum dudaklarım susuzluktan kurumuş ve soyulmuş gibi yanıyor, tenimi hoş bir soğukluk gıdıklıyordu bir şeyler yanlıştı ama neyin yanlış olduğunu bile bilmiyordum sanki buz dolu bir kovanın içerisin de kafam hapsolmuş zorla tutuluyor gibiydi. Sanki kendim bu kovada beynimi hapsetmek ister gibiydim üşüyordum çok üşüyordum. Dudaklarının rengi solmaya başladı yeniden, mor o hiç bir zaman aklımdan çıkmayan mor rengine büründü. Nefes seslerim uğuldamalar ile birbirine karıştı birileri zihnimin köşesinde acı ile inleyerek ağlıyor ve parmaklarımı sarıyormuş gibi hissediyordum, aynı yatakta hâlâ yan yana duruyorduk ama bir şeyler yanlıştı neydi yanlış olan? Neydi herşeyi sahte gibi hissettiren bir perde vardı tiyatro gösterisi gibiydik biraz sonra 1. Perde bitti! Diye bağıran bir ses bizi bölecek ve ayıracaktı sanki. Yan yana olduğumuz yatağın tam orta kısmından ayrıldığını hissetmeye başladım gülümseyen dudakları veda eder gibi el salladı bana, neler olduğunu anlamıyordum beynim işlev gücünü kaybetmeye ve bulanık olmaya başladı derin derin nefes almaya çalıştım beni buradan kimse kurtaramadı kendimi ulaşılmaz bir mutlak sessizliğin içerisin de hissettim. Kendimi yeniden dipte hissettim derin bir nefes almaya çalıştım son kez ve aldığım nefes ciğerlerime bile işledi ve karnımın kasılmasına sebep vererek gözlerimi açmamı sağladı. Şiddetli nefesin ciğerlerime girme sonucu nefes alamadım kulaklarım da inanılmaz bir dijital ses uğuldaması vardı, yıldızları bile görüyordum sanki evrenin tüm sokaklarını gezmiş ve gelmiş gibiydi ruhum. Göğüs kafesim yanıyordu acıyla birlikte kasılan karnım yanaklarımdan gözyaşları dökmeme sebep veriyordu, kaşlarımı çattığım da bile alnım gerginlikten acıyordu. Nerede ne hâlde olduğumu anlamaya çalışıyordum ama beynim durmuş gibiydi sanki 500 kişi birden kafamın içerisin de konuşuyordu, ve ben tiyatronun son perdesinden çıktığımı anladım. Parmaklarım onları hissetmiyordum bacaklarım sanki yapışmış gibiydi bedenimin olduğu yere bakmak istiyordum ama buna bile gücüm yoktu, dudaklarım kuruydu nefes alışım bile göğsüme battı tuhaf geldi içerisin de kaldığım kalmak zorunda olduğum yer ve durum tuhaf geldi. Beynimin köşesinde inleyen ses biraz daha netliğe kavuştu hissetmediğim parmaklarımı sıcaklık ile saran bir ten hissettim ama kime ait olduğunu bilmiyordum. Midem inanılmaz şekilde kasılıyor ve bulanıyordu titriyordum ateşi olan birisi gibi üşüyor ve titriyordum, gözlerim göz kapaklarım yanıyordu göz kapaklarımı açmak için bile gücüm yoktu parmaklarımı sıkıca saran sıcaklığın kime ait olduğunu bilmek istedim ve kendimi zorladım. Bakışlarımı ayık tutmak için sarf ettiğim çabanın sonucunda o yeşil gözleri gördüm. Annem... Bir dakika? Annem neden buradaydı neden ağlıyordu neden ellerimi tutuyordu? Nefes hızım kulaklarıma kadar geldi işittim dilime dolan kötü tadı atmak istedim, ağzımı yıkamak istedim dilimin altına kadar işleyen o kötü şey beni bitirecekti biliyordum sadece izliyordum çünkü başka yapacak bu boktan döngünün içerisin de yapacak bir şeyim yoktu.
" Hicran "
Annem ona olan bakışlarımı görür görmez sıçradı ama hemen bu korkuyu umut aldı bunu gözlerinden kolayca görebiliyordum, kuruyan dudaklarım annemin ölmemesine tebessüm etti zar zor bile olsa gülümseyebildim.
" Uyandın hicran "
Boğazıma dizilen anlamsız düğümler gözlerimi acıya boğdu ben neyden uyandım kimden uyandım bilmiyordum ama, zihnimde konuşan o 500 kişi tek bir gerçeği haykırdı bir anda bedenimin içerisin de o gerçek yankılandı.
Hepsi hayaldi...
Yavaş yavaş nefes almaya çalıştım bu gerçek bu boktan yattığım yerin içerisine doldu odanın her köşesine değen ve dağılan gerçek, canımı çok yaktı ama sustum çünkü bu kelimeler yetmedi onu yeniden ikinci kez kaybetmek çok kırdı ben öldüm ben yine öldüm. Bağırmak istedim içimde ki herşeyi bu mide bulantısı ile kusmak istedim ama yapamadım ben delirdim ben bittim, kuruyan dudaklarım acıyla inledi bedenim değil ruhum acıdı delirmek üzere olduğumu zihnimin gerçekliği kaybetmesini anladığımı hissettim. Uyuştu uyuştum burnumun ucu bile acıyla sızladı o öldü yeniden o öldü onu kaybettim inanmadım inanmak istemedim hayır! Hayır. Çok acıdı ama sustum olduğum yerde olduğum kişi ile kalakaldım dudaklarım sadece bir ses çıkardı. Nefesimi içime çekerken küçük bir inilti o ağlama iniltisi bu çok saçmaydı. Bu çok fazlaydı o küçük inilti herşeyi belirtti sanki, olduğum noktayı belirtti ben bittim. Ben öldüm. Ben yandım. Ama tek bir kelime bile edemedim bundan şikayet bile edemedim.
" Anne çok acıyor "
Sessizlik ile söylenen kelimeler bu odanın duvarlarını bile küstürdü duvarlar bile bu acı sese tahammül edemedi sanki herşey soldu bütün renkler, aktı benim gözyaşlarım yağmur o ise renklerdi o aktı ben ağladım. Durdu zaman annem bana öyle bir baktı ki zaman durdu annemin bakışları çok şey dile getirdi kendi yarattığı enkaza baktı çaresizlik ile, ne yapacağını bilemeyerek ile tenine işleyen gözyaşları kurumuyor yanaklarını ıslatıyordu. İçi ağladı bu sancıları gözünün önünde çekerken elinden bir şey gelmemesine ruhu delindi sanki ama sustu anladı, herşeyi anladı beni buradan çıkaramayacağını anladı. Kirpiklerim bile asılı kaldı gözyaşlarında ben ölüyordum ben gözlerinin önünde zihnimi kaybederek ölüyordum ve annem hiç bir şey yapamıyordu eli kolu bağlı izliyordu izlemek zorundaydı.
Aşk sarhoşluğundan ben uyanmadım, ne uyanabiliyorum ne de istiyorum.
Gitmek istedim nereye bile olduğunu bilmeden gitmek istiyordum kafamda ki düşünceleri bile taşımak bedenime ağır geliyordu, kimsenin beni bulamadığı bir yere gitmek istiyordum artık ne aile ne sevdiğim birileri istemiyorum kimseyi istemiyordum. Bacaklarımı hissetmiyordum bedenim uyuşmuştu muhtemelen günlerdir belki de aylardır hareket etmediğim için, ama umursamadım bacaklarımın üstünde durmaya çabaladım her şeye rağmen ayakta kalmaya çalıştım durdum ama canım çok yandı. Umursamadım tedavi ve diğer saçmalıkları umursamadım ailemi annemi babamı ben ölüyordum ben kendimi kaybettim, ben gerçekliği kaybettim ben en güzel yaşlarımı kaybettim gençliğimi kaybettim kendimi kurtaramazdım beni kimse kurtaramazdı ama rahat bırakabilirdi. Bu yüzden ayakta kalmaya çalıştım umursamadım puslu sesimi acıyan bedenimi kolumda onlarca olan iğneleri ve diğer saçmalıkları. Yürüdüm acele etmeden nereye gideceğimi biliyormuş gibi yürüdüm annem ise sadece ardımdan sessizce izledi, annem yürüyen enkazını ben ise deliren kendimi izledik. Beni bu raddeye getiren annemin bakışlarını sırtım da hissettim ama umursamadım annemin bakışları omuzlarıma yük bindirdi belimi büktü ama umursamadım, gitmek istedim nereye gittiğime dair bir fikirim yoktu ama bedenim sanki biliyor gibi gidiyordu kendi kendine ruhum da peşinden sürüklendi gözlerim yaşlar akmasından sızlıyor ve yanıyor ben ise yürümeye devam ediyordum. Bu yolun sonu nereye kadar giderse yürürdüm yürüyordum da etrafımda olan aptal insanların çürüyen ruhuma bakmasını umursamadım onlar kalpten ne anlardı, yozlaşmış düşünceler gerçek olmayan sevgiler dokunmayı aşk sananlar zarif duyguları elleri ile itenler birbirini öldürenler ayrılıklar ayrılanlar onların sığır kalpleri ruhumda ki sızıyı ne anlardı. Burnumun sızlaması yerini akmaya bırakıyor kış ayının soğukluğu hastane giysilerinin içerisine doluyordu ama umursamadım, kar taneleri yavaşça süzülüyor ve akan burnumu kızartmaya başlıyordu demek ki hissettiğim bu soğukluk orada hissettiğim soğukluk tek bu gerçekti. O ve ben başka bir evrende kısa bir anda olsa buluştuk mutluydum delirdiğim için mutluydum tek güzel yanı onu gördüm, dokundum, sarıldım nefesi tenimde elleri saçlarım da gezindi Refhan... Benim gizli mabedim benim gizli bahçem ben Refhan'ı kaybetmedim sakladım kimsenin girmeyeceği giremeyeceği bir yere sakladım. Onu göremesem de sakladım var olanı değil var olmayanı severse bir insan gerçekten severmiş ben onu gözlerimle görmesem de, sakladım görsem de sakladım. Hangi yaşta olursan ol acının verdiği o his aynıydı ve ben otuzlu yaşların da olan bir kadın öylece sokaklar da kendimi arıyordum sanki biz bu İstanbul sokakları ile kavgalıydık ne sokaklar ne denizler ne de ekmekler bana onu getirmedi bana onu, geri vermedi ama almadı da onun hayali yalnızca zihnimde gezindi başka bir evrende başka duygular ile birbirimizi bulduk belki o da hissetti ona geldiğimi hissetti belki de ben öldüm onun yanına gittim ben delirdim zihnimi kaybettim hayatın bana oyununa bak oyun bitti eğlencesi acıya karıştı.
" Benim güzel bebeğim gel bu acımı dindir hadi bana gel ve sarıl "
İğneden delinmiş kollarımı kendime sardım üşüyordum ama onun sözleri beni ısıtmaya yetti.
" Bizim için bir başka dünya başka bir zaman olacak o zaman ona olan aşkımı yerdeki cimler bile rüzgara kapılmadan izleyecek ama şimdi değil... "
Durdum. Bedenimi saran kollarımı kış ayının rüzgârı saçlarımı savururken ısınmaya çalıştım ve olduğum noktaya baktım mezarlık. İşte yine buradaydım ama tek değişen yolları ve mezar taşlarını kaplayan beyazlık olmuştu. Mevsimler değişti aylar geçti yıllar geçti ama bu acı değişmedi beynimin arkasının bile ağrıdığını hissettim ama umursamadım, seslice içime çektiğim burnum ile yürümeye devam ettim. Rüzgâr biraz tepe de olan mezarının olduğu yerde daha şiddetle esiyordu ben küçük bir serçe idim. O ise serçeleri öldüren soğuk ağlamadım ama ruhum dağıldı gibi hissettim acının yetmediği yerde gözyaşları akmazmış derlerdi işte onu yaşadım. Biz bu acılar için henüz çok genç değil miydik? Evet. Ağlamadım acıttı ve yalnızca aşk böyle acıtabilirdi. Yürüdüm adımladım mezarının olduğu her basamak ruhuma işledi diğer insanların mezarlarını es geçerken beni izlediklerini hissettim ne zamandır gelmiyordum bilmiyordum. Rüzgârın etkisi yanaklarımda ki yaşları kuruttu rüzgâra gözyaşlarım mezarına ellerim bulaştı. Kar ile kaplanmış olan mezar taşını parmaklarım ile temizlerken ve bu karlardan onu kurtarırken parmaklarım soğukluk ile kızardı, ve ben gülümsedim neden biliyor musun? Çünkü onun ellerinin asla üşüyen parlaklarımı ısıtamayacağını bildiğim için. Oturdum soğukta olsa taşına oturdum ilk zamanlar da bir odun parçasına yazılan ismi ve ölüm tarihi yerini taşa bıraktı zamanla, diktiğim çiçekleri karın altında soldu onun bedenine kar yağdı ve ben üzerini montla bile örtemedim. Oturdum hastane kıyafetleri üzerim de damar yolları kollarım da açıkken oturdum deli zannedebilirdi herkes zaten öyleydim, zaten artık öyleydim uyumak istedim bu soğukluğun verdiği uyuşukluk ile yan yana uyumak istedim. Yüzüme bakmasını ve bir sigara yakmasını istedim o 19 yaşında ki tanıdığı kızın gözlerinden eser olmayan kişinin yüzüne bakmasını istedim, uzun zamandır uykudaydım sanki yeni uyanmış bir kişinin hiç bir şeyi anlamadığı noktaydım kötü adamlar, bıçaklar, masalar ve kitaplar hepsi gitti. Yalnızca o gerçek kaldı mezarının gerçeği. İsmi yazılı olan taşının gözlerime baktığı gerçeği derin bir iç çektim, karla kaplı olan toprağına dokundum ve uykulu gözlerimi kapadım çok uykum vardı çok yorgundum. Uyuşmuş bedenimi mezarının boşluğuna doğru nazikçe uzattım bacaklarımı karnıma çektiğim de boşta kalan kolum ile toprağına uzandım, kolum mezarını sardı o altta ben üstte yan yana uzandık. Başım mezar taşının tam altında kollarım toprağın da ve gözlerim gökyüzünde akşam oluyordu kış ayı olduğu için hava erkenden kararıyordu, ve biz kararan havanın gökyüzüne baktık pek fazla yıldız yoktu ama izlemeye devam ettik. Tıpkı hayalimde otel çatı katında denizi izlediğimiz gibi. Acaba hayali yine o soğukluk ile bakıyor muydu bana? Acaba yine elleri yaralı mıydı? Acaba yine gökyüzüne bakarak doğum günümü kutluyor muydu? Acaba yine bana orada şiirler okuyor muydu? Yerdeki çakıl taşlarını ve karları ayağının altında ezen birisinin bana yaklaştığını hissettim parmaklarım toprağın da dans etmeye devam etti sevdim kar altında kalan toprağı, ve karları ayağının altında naziklik ile ezen kişinin adımları durdu gözlerimi gökyüzünden alarak baktım bal renginde olan gözleri bu karanlık mezarı bile aydınlattı gülümsedi, gülümsedim. Siyah saçlarına kar taneleri düşüyorken mezarın boşta kalan kısmına nazikçe benim gibi uzandı toprağın da olan kolum bedeninin hayali ile doldu. Birbirimize baktık kuruyan dudaklarım tebessüm ile aydınlandı sanki ve biz boşlukta dönmeye başladık. Delirmenin en güzel yanının bu olduğuna emin oldum ne zaman istersem onun hayali buradaydı hayır hayır, yargılamayın bu güzeldi kimsenin bana üzülmesine gerek yoktu eğer onu görecek isem deli olmaya bile hazırdım. İnsanların yargılayan deli diye mahkum ettiği ada bile razı geldim ben. Onu görmek bu gülüşü görmek kendimi deli diye 500 kere haykırmamı bile sağlardı. Yan yana uzandık üzerime baktığımız gök yüzünden kar taneleri düştü ve bedenlerimizi ayıran o mezar taşında ki ölüm tarihi gülümseyerek bizi izledi...