Kar taneleri sıkıca kapatılmış pencerelerin yamaçlarına özenle düşüyor yerini buluyor ve orada toplanarak görsel bir şölen sunuyorlardı, bu görsel şölenin ev sahipliği yaptığı ev ise bizi hapis etmişti sanki bu odaya. Bedenler heyecandan titriyor eller ise ne yapacağını bilmeyerek yolunu arıyordu nefes seslerimiz birbirine karıştı ve birbirinde bütün oldu sanki, yıllardır bu anı bekliyorlarmış gibi öyle bir uyum içerisinde birbirlerini kabul ettiler ki bunun farkında bile olmadık. Bal rengi gözlerinin dudakları boyun çizgimi takip ederek utançla kızaran yanaklarımı buldu kalp atışım düzensiz şekilde, tenim altında kendini belli etti yutkundum yutkundu. Bu tatlı alev bizi çemberi içerisine aldı dudakları ise susuzluktan yanan o ateşin ta kendisiydi sustuk, herşey sustu herkes sustu tüm sesler çembere değmek için şiddetle yol buldu ama bu ateşte kül oldu sanki. Kimse yoktu ben o ve öpücükler başka bir şey düşünemez hâle geldik parmaklar utançla en masum şekilde durdu, sanki az önce tenimde ki yerlere değmekten özür diler gibiydi ve ben bu özürü saniyeler içerisinde kabul ettim. Şımarık adamın bal renginde ki gözleri yeşil gözlerimi buldu şöminenin parlak ateşi yüzüne vuruyorken ne kadar güzel bir yüzünün olduğunu, bir kez daha anladım az önce ki kabaca öpmelerden özür diler gibi parmaklarımı avuçları içerisine sakince aldı. Her bir parmak ucuma nazikçe ufak bir öpücük bıraktı yandığımı hissettim midem de binlerce kelebek yıllar sonra yeniden uçuştu sanki, nefes alamadım zaman durdu ben durdum sadece onun bal rengi gözleri ve öpücükleri kaldı sanki. İnce soğuk parmakları sardığı parmaklarımdan yavaşça aşağıya indi gözlerimiz yeniden buluştu ve ukalâ gülüşü yine, dudakların da dans etti yıllar önce kütüphane raflarında ki çocuk gibi. Heyecan dürtüsü yavaşça bu anı ile azalmaya başladı ama parmaklarının kazağımın üstünde gezindiğini fark etmeme kadar, yine nefes alma alanım daraldı ve beklenti içerisinde bal renginde ki gözlerine baktım. İkimiz de ne istediğimizi biliyor gibiydik ama korkuyorduk neyden korkuyorduk bilmiyordum bile yalnızca heyecan ve korku, bu odanın havasında elle tutulur derece de hissedildi. Parmak uçları kazağımın köşesinde dakikalarca oyalandı ve biz yine susmaya devam ettik konuşacak tek bir kelime yoktu sanki, bu anda konuşmamak doğruymuş gibi geliyordu utanıyorduk ama bir taraftan utanmıyorduk çok bambaşka duygular vardı şu an ve biz ikimiz de eminim anlamını bilmiyorduk. Parmak uçlarım oyalandığı kazağımın köşesinde ki eline gitti kollarında ki ip izlerini hatırlamak canımı çok sıktı, ama şu için sormak istemedim sanki konuşmak şu an yasaktı ve ikimiz de bu yasağı çiğnememek için sessizce birbirimizi izledik. Parmaklarını kazağımın köşesinden yavaşça çektiğim de gözlerime baktı içimde ki duyguya bir yenisi daha eklenerek cesaret kanı, damarlarım da hızlı bir gezintiye çıkarak yayıldı utanma duygumu saniyeler içerisinde yenerek tenimi kaplayan kazağı kendim çıkardım. Parmaklarım heyecandan titriyor çıkardığım kazağın köşelerini avuçlarının içerisine utançla bastırıyordu ama bu duyguyu yeniden yenmek istedim. Geçmiş yıllar utanç bana sadece acı verdi artık bu duygudan kurtulmam gerekliydi artık bunlardan ders çıkarmam gerekliydi, avuçlarımda ki sıkıca sıktığım kazağı ayaklarımın dibinde ki boşluğa bıraktım. Boğazıma heyecandan dizilen saçma düğümleri atmaya çalıştım bakışları yaptığım bu jest karşısında şaşkınlık ile yüzümde kalmaya devam etti, ama nefes sesinin düzensiz alışı kendini daha da belli ettiğin de bir adım daha yaklaştım. Bacaklarım aramızda ki boşluğu kapattığım saniye titredi o bana bakmadı ela gözlerini kapattı kendi içinde sanki düşüncelerin de, savaş veriyordu birşeyleri tartıyordu ama ne olduğunu bilemedim titreyen parmaklarım soğuk parmaklarına değdi. Elini avuçlarım içerisine aldığım saniye yeniden gözleri gözlerimle buluştu önce avuç içini daha sonra ise korkakça soğuk parmaklarını çıplak kalan göğsüme kalbimin tam atış yerine bastırdım, aramızda ki tüm çelişkiler soğuk maskeler soğuk duvarlar saniyeler içerisinde bu ateşte eridi. Dudakları dudaklarımla yeniden buluştu ama bu sefer ayrılmamak üzere ne olduğunu bile ikimiz de anlamadık sanki hızla bedenimi belimden kavrayarak kucağına aldığında, bacaklarımı beline doladım dudaklarından yarasına yaptığım baskı yüzünden acı bir inilti çıktı ama durmadık devam ettik. Yaralara, maskelere, insanlara, sorunlara, duvarlara ayıracak vakit yoktu vaktimiz yoktu. Dudaklar itaatsizlik ile birbirini izledi ne zaman nefes aldım hatırlamıyordum bile etrafımda ki her şey döndü sanki tenlerimiz birbirine karıştı bir oldu, öncesinde çekinen parmaklarını beline sıkıca sardığım bacaklarım da gezintiye çıktığını hissettim. Öyle narinlikle dokundu ki parmak uçları sanki bir piyona tuşlarına basıyor hangi tuşa zamanında basması gerektiğini biliyormuş gibiydi, ve ben bu temastan içimde bir şeylerin yanmaya başladığını hissettim. Yeterli zaman yoktu yeterli nefes yoktu yeterli alan yoktu bu yüzden sendeleyerek duvara yapıştık ama umursamadık ikimiz de hiç bir şey düşünmedik, şöminede ki alevler bile ikimizin manzarasına karşı daha da titreyerek yükseldi sanki. Göğüs kafesim hızla yükseldi ve indi heyecandan parmaklarım sırtında gezinen parmaklarım titredi dudaklarının teni dudaklarım da kalmaya devam etti ama öpmedi. Dokunuşlar yoktu böylece kaldık dokunmuyor ama gözleri ile beni soyuyor gibi hissettim saniyeler işkence gibi geldi, yutkundum dudakları dudaklarımdan milimetrik bir uzaklıkta duruyorken nefesi boynuma ulaştı ve ben gözlerimi konuştuğu saniye sıkıca kapattım.
" Annenin duygusal boşluğunu benimle bu şekilde kapatmaya çalışma çünkü bu ikimiz içinde çok yanlış "
Beline sardığım bacaklarım sözlerinin ağırlığı ile kendini bıraktı saniyeler içerisinde kucağından yere dikkatle indiğim de yutkundum, bakışlarımda ki ela gözleri bulanık olmaya başladı gözlerimin dolduğunu hissettim söylediği kelimeler ağır mıydı yoksa doğru mu? Bilemedim. Ama kalbimi kırdı ikimizin de birbirine gelmesi için zaman verdi sanki nefes solukları düzelmeye başladı odanın sıcak havası bayıyordu ama dayandım söylemek istediği kelimeleri, duymak için dayanmaya çalıştım ama tek bir kelime daha söylemeyerek çıkardığım kazağı yerden hızlı bir hareket ile alarak bedenime bakmayacak şekilde bana uzattı. Hayal kırıklığı ve sözlerinin doğruluğu ile kazağı utançla ellerinden aldım aldığım saniye gözleri sadece gözlerime baktı başka hiç bir yere değil yine soğuk maskesini takmıştı yine benden uzak olma, duvarını ördü aramıza baktığı her saniye bakışları bu maskesi düşürüyordu ve daha fazla bunu belli etmemek için odadan hızlı adımlar ile ayrıldı. Söylediği şeylerin doğruluğu mu yoksa ağırlığı mı canımı yaktı bilmiyordum şöminenin sıcaklığı tenimi zehir gibi okşarken, kendimi ağlamamak için tuttum tek bir gözyaşı bile dökmek istemiyordum annemin benden tek ve son isteğini tutmak istiyordum. Ama kalbim ve duygularım çok incinmiş gibi hissetmem normal miydi? Onun duygularını da kendime acımam yüzünden incittim mi? Bilmiyordum. Ben ne yaptığımı bilmiyordum bu çemberin içerisine yine ela gözlerini çektim, yine boşluğa düşürdüm ikimizi de bu ağırdı ağır bir gerçekti. Kendime kızdım karışık duygularıma kızdım ben ne yapıyordum ben neler hissetmem gerektiğini bile bilmiyordum, çok yorgundum sanki binlerce yol yürümüşüm gibiydi o küçük kız çocuğunun kırık kalbini bulmak için kilometreler kadar yürümek gibiydi. Ben yine kendimi bulamadım o küçük kız çocuğu da bana asla gelmedi zaten kaybettim duyguları, küçük kızın kalbini kendi ellerim ile öldürdüm yere fırlattım bin parçaya ayrıldı o kızın kalbi ellerimde solarak gitti... Tıpkı bir çiçek gibi su yoktu anne yoktu artık o küçük kızın kalbi daha fazla dayanamadı onu hapsettiğim zindana, bu yüzden kalbide bedeni de kalbimin içinde eridi gitti. Ama külleri kalbimin tam ortasında kalarak canımı yaktı nefes bile alamadım düşünceler yoktu bu acıyı yenmek için, bu acıyı hissetmemek için onun duygularını incittim. Ne yapmam gerekliydi? Ne söylemem gerekliydi? Yardım edecek kimse yoktu çocukluğum karanlık bir odanın inine saklandı ve oraya kendini kilitledi sanki, o küçük kız çocuğu avuçlarım arasında titreyerek soldu ve ben sadece gitmesini izleyebildim. Acıyordu bazı şeyler çok acıyordu mesela bu boğazıma dizilen aptal düğümler, aptal kelimeler, aptal davranışlar, aptal geç kalışlar, aptal anılar hatta ne anısı benim annemle doğru düzgün anım bile yoktu. Ciğerlerim bile acıdı göğüs kafesim acıyla içini doldurdu aldığım nefes bile acı oldu ama ben dayandım ayakta kalmaya, tüm bu hissettiğim boktan duygulara rağmen bacaklarımın üzerinde duruyordum işte ama çok zordu. Daha da ne zor olabilir derken hayat bir telefon mesajıyla bu soruya yanıt verdi sanki ben öldüm ben dirildim yeniden öldüm, hayat bulduğum yerden yeniden öldüm sanki acıydı. Bakkal da şeker kalmaması bir daha asla lunaparkların olmaması pamuk şekerin yere düşmesi gibi acıydı, çocukluğum sadece bir kaç güzel anıdan ibaret oldu biz asla aile olmayı beceremedik. Babam anneme iyi davranmadı annem babamı terk etti o evde asla biz aile olamadık aynı çatının altında yabancıydık hepimiz bunu şu an anlamıştım, bedenim soğuk duvarla temas ediyor sanki duvarın soğukluğu tenimden beynime yeni düşünceler yeni onaylar katıyordu. Babamın kalbi kırıldı ve beni kırdı asla baba sevgisi denilen lütufu görmedim ben görsem de geç kaldım, gösterse de geç kaldı babam her şeye geç kaldı. Babam bana geç kaldı... Çocukluğumun gözlerinin önün de öldü ama babam sustu annemin olmadığını bile bile beni daha da itti ben, babamın ittiği boşlukta senelerce öldüm senelerce defalarca sözleri soğukluğu ile öldüm. Ben öldüm, babam görmedi. Şimdi baba olması anlam taşımıyordu şimdi bana bu sevgiyi vermesi anlamı yitirdi, ben zaten yoktum ki ben artık duygularımı kaybettim. Babam yüzünden belki de hiç beni sevmeyecek olan bir adamı sevdim sırf sevgiyi hissetmek adına ben o küçük yaşta bu boşluğu, abim dediğim kişiyle doldurdum ben bu yanlışları babam yüzünden yaptım ben bunları annem yüzünden yaptım. Ben suçlu değildim ben kimsenin kalbini kırmadım buna mecbur bırakıldım ben çok korktum babamdan sonra, onun boşluğunu hissetmekten çok korktum ben çaresiz bir kızdım sadece. Tüm gerçekler yüzüme tokat gibi çarptı aldığım nefes burun direklerimi acıttı gözlerim doldu ama yaşlar akmadı, öylece durdu göz pınarların da sessizce benim bunları anlamamı izledi. Parmaklarım üşüyor avuç içlerim tam tersine yanıyor gözlerimde ki birikmiş olan yaşlara boynumda ki atkımın, sıcaklığı eşlik ediyordu adımlarım hiç istemediği o yere yeniden gitmek zorunda kalıyordu. Bağırmak bırakın beni diye direnmek istedim ama yapamadım sadece emir kulu gibi razı olarak babamın peşinden gidiyordum, babam beni alarak birlikte gitmemizin doğru olduğunu söyledi bende pek itiraz etmeden hemen kabul ettim. Refhan o gelmedi gelemezdi zaten yaşadığını kimse bilmiyordu eğer bu cenazeye gelirse ve bu sır ortaya çıkar ise kötü olurdu, çok kötü olurdu bu yüzden evde kalmaya karar verdi zaten o olaydan sonra pek fazla kelime ya da birbirimize bakma gibi şeyler yapamadık. O yine buz maskesini takmaya ben ise gitmeye mecbur kaldık gibi bir şey oldu tüm gözler mezarlığa girdiğim an da bana çevrildi, insanların acıyıcı bakışları tenimi acıttı ben buna maruz kalmak istemedim. Kimsenin tecellisine yalandan kelimelerine acınası bakışlarına katlanmak istemedim kalbimin olduğu tenimin üstü o kadar ağrıyordu ki sanki dışarıdan hissediyordum. Çocukluğumun küçük kızın ezilişini dışarıdan hissediyordum küçük hicran bana sarıldı ben ise ona bu bakışlar karşısında, çünkü bizi anlayacak bizi şu an anlayacak kimse yoktu o bana sığındı ben ise ona. Dakikalar geçti kalabalık daha da çoğaldı ve o çok iyi bildiğim acı burnumun ucuna dek geldi annem geldi bana ikinci kez ama bu sefer, uyuyordu bu sefer ona veda etmeme izin veriyordu üşüdüm bu soğuk kış gününü ölümü ile buza bağlayan anneme bakarken üşüdüm. Annemin ölümünün kendi kalbinin olmasına üzüldüm kendini öldürmeyi becermesine üzüldüm beni yeniden annesiz bırakmasına üzüldüm yeniden aile olamamaya üzüldüm. Ben en çok anneme doyamamaya üzüldüm o beyaz şey bakarken canımı yakıyordu onun içinde olmaması için, neleri vermezdim diye düşünürken üzüldüm tek bir yaş bile dökememekten üzüldüm. Canım çok yandı ama babama diyememekten üzüldüm bedenim acı içinde kıvranırken ayakta durmaya çalışmaktan üzüldüm. Ben, ben nefes alamıyordum sanki bu berbat his 8 yıl sonra yine beni buldu ben sevdiğim insanların ölümünü görmekten üzüldüm, ben beceriksiz gibi engel olmamaktan üzüldüm ben çok üzüldüm ben çok kırıldım. Acıyordu çok yanıyordu ama sustum ve boğazımda ki düğümleri yutarken annemin toprağına son kez gülümsedim, tıpkı benden istediği gibi üşüyen parmak uçlarımı yaş toprağına ilk ve son kez değdirdim. Sanki onun elleri gibi hissettim toprağı o kadar yaş toprak parmaklarıma bulaştı ki sardı sanki parmaklarımı ve öptü, annemin sevdiği saç tellerim acıdı ve yandı sanki küle dönene dek yandı bitti gitti...
Affettim birlikte geçiremediğimiz yılları, birlikte yaşamadığımız gençliğimi, birlikte gezemediğimiz sokakları, birlikte olamadığımız anne kız duygusunu. Affettim. Dudaklarım gülüyor gözlerim buğulanıyor kalbim kan ağlıyordu ruhum ise bu durumu sessizce izledi, sanki bu sakin oluşuma şaşırmış gibi beni izledi bedenimi izledi. Ama ben ağlamamaya devam ettim gözlerim içime kanlı gözyaşlarını dökerken kalbim o gözyaşlarından göle dönmüş yerde, boğularak can veriyordu ben boğuluyordum. O kadar çok düşünce ile doluydum ki kalabalık toplumun içerisinden zar zor kurtularak kendimi sokaklara attım eve gidene dek düşündüm, nasıl toparlanmam gerektiğini annemin mesajda ki tüm sözlerini hepsi beynimde tek tek döndü. Her aldığım nefeste yeni bir düşünce her attığım adım da yeni düşünceleri destekleyen onaylar, gitmek istedim haftalar önce arkadaşıma verdiğim söz aklıma geldi. Hafsa ve Alçin ile beraber kalacaktık ama bu sözümüz aklımdan tamamen çıkmıştı hafsa da bir daha ses çıkarmadı zaten ama kesin olanları biliyordu, bir an önce arkadaşım ile konuşmak tüm herşeyi anlatmak ve gitmek istiyordum yanına. Kafamda ki dönen düşüncelere kızlarla ara vermek çok iyi gelecekti bir an önce bir kaç eşya alarak gitmem gerekliydi burada kalamazdım, en azından kısa süre için bu yüzden olabildiğince hızlı hafsaya mesaj gönderdim ve yarın geleceğime dair sözler verdim. Yanıtını beklemeden koşar adımlar ile evin siyah demir kapılı bahçesine doğru koşmaya devam ettim, nefesim soluk soluğa kaldığın da derin bir iç çektim iç çekmem de bile göğüs kafesim acıdı sanki. Gözlerimi sıkıca kapadım ağlamamaya ve annemin benden istediği ilk ve son isteği yerine getirmeye söz verdim, kendime verdiğim yeni sözlerim ile siyah demirli kapıyı yavaşça açmak için ittiğim de sürgülü balkon kapısı sonuna dek açıktı kar taneleri evin giriş yerine vurmaya devam ederken ela gözleri bunu umursamayarak açık tutmaya devam etti. Önce kalbime bir korku geldi ve tam ortasını kapladı ona bir şey olduğu düşüncesi ile hızla salona ilerledim, kaşlarım şaşkınlık ile havada asılı kaldı sanki ve yüreğimi sıcacık bir sevginin doldurduğunu tenimde bile hissettim. Boynumda ki ona ait atkı üşüyen tenimi yeniden ısıttı gördüğüm manzara karşısında kar tanelerinin düştüğü camın tam önüne bir bez parçası serilmiş, üzerine ise bir kaç yemek tabağı özenle koyulmuş ve eskimiş bir plak tarzı gibi radyodan ise hafif bir piyona müziği açılmıştı. Kafamda ki yeni düşünceler bu görüntünün sıcaklığı ile buhar oldu uçtu sanki kış ayının loş akşam ışıkları evin içerisinde ki yer sofrasına vuruyorken dudaklarım sıcacık tebessüm etti. Üzerimde ki kaban ve boynumda ki atkım ile ne yapacağım diye düşünürken sessiz salonu adım sesleri doldurdu, siyah saçları özenle yana taranmış ve eski denizci erkeklerin yaptığı tarz ile jöleli şekilde parlarken ela gözleri ışıkların altında bile sevgiyle parladı. Her bir adım da beyaz takım elbisesi kendimi 1900 ya da 1920 gibi yılları arasında ki aşıklar gibi hissettirdi, sanki biz iki kavuşmayı bekleyen iki aptal aşık ve uzak denizlerden gelen sevgilim ise kibar bir centilmen beyefendi gibiydi. Adımlarının sesi bedenimin tam 1 2 adım uzaklığın da durakladı birbirimize yanaklarımız utançla allanırken baktık, tüm acılar gözlerimiz ile birbirini paylaştı iki insanın en mahrem duygusu aşk veya ona benzer şeyler değil acı paylaşmasıydı ve biz şu an tam da onu yaptık. Birbirimizin acısını sadece gözler dile getirdi yıpranmış ama güzelliğinden bir şey eksilmemiş narin ellerini, bir dizinin üzerinde hafifçe eğilerek ellerime uzattı sanki kraliyet balosunda birbirini ilk kez görmüş Romeo ve Juliet gibi dans ederek birden bire oluşan şiddetli aşk duygusunu dans ederek yenmek istermişiz gibi öyle narinlik ile eğildi. Ve bende bu aşk şiddetinin hazzını azaltmak için narin ellerinin avuçlarına parmaklarımı özenle yerleştirdim, bir ayağının üzerine eğilen bal rengi gözleri bu jest ile yavaşça ve özenle ayağa kalktı. Buz maskesi yoktu, yeni düşünceler yoktu, yeni duygular yoktu o ben ve radyodan çalan o Fransız dans şarkısı kaldık. Tüm dünya sustu tüm duvarlar bu anı yıllar sonra başkalarına anlatmak için sessizleşti sanki ve biz o boşlukta birlikte dönmeye başladık, o benim titrek bedenimi boşlukta döndürdü bakışlar birbirine dansın naifliği kadar tam tersine şiddetle baktı. Tenlerimiz birbiri ile iç içe geçerek birbirine duyduğu özlemi öylesine bir narinlik ve ihtiyaç ile dans sayesinde aldı ki, müzik bitse bile biz o boşlukta dans etmeye devam ettik. Düşünceler yoktu, gereksiz insanların varlığı yoktu aramız da sadece sözcükler uçuşuyordu sadece nefes seslerimize kelimeler eşlik etmek için izin istiyordu.
" Yine gideceksin değil mi? "
Aramızda ki gözle görülür yakınlığı ve çekimi uzaklaştırmak için yavaşça geri çekildim kızgın ya da üzgün olmasını bekledim, ama onun ela gözleri ne kızgın ne de üzgündü hafif bir belli belirsiz tebessüm vardı yüzünde bana bu soruyu soruyorken.
" Söz vermiştim ama bu sözden de daha önemli bir şey hâline geldi arkadaşlarım ile bazı şeyleri unutmak istiyorum "
Dedim. Kelimeler salonda kar tanesi gibi eriyerek giden şarkının üzerine sessizce döküldü sanki birbirimizi kelimeler ile bile, seviyormuşuz gibi özenle seçiyorduk her bir harfi ve dudaklardan dökülen kelimeleri. Göğüs kafesim yine ondan ayrı kalmanın hasret acısı ile yavaşça kalktı ve saniyeler içerisinde hava akımı ile indi, sakinleştim bal rengi gözleri beyaz ceketinin mendil kısmında özenle duran kırmızı gülü nazikçe okşadı. Yakasına bal rengi gözleri ile kısa bir tebessüm verirken narin parmakları kumaşın üzerinde ki asılı duran gülü, kırılgan bir cam edasıyla dikkatle aldı. Ve bal gözlerinin tüm dikkati gözlerime yöneldi soğuk maskesinin altında ki gerçek onu gördüm yıllar önce ki, o ukalâ adamın gözleri maskenin altından çıkmak için yalvardı gözlerime ama sessiz kalmaya devam ettim. İzliyordum bir sonra ki adımının ne olacağını merak içerisinde beklerken aramız da ki bir kaç adımlık boşluğu bal rengi gözler ve kelimeleri doldurdu.
" Eski bir inanışa göre erkek aşık olduğu kadına bir çiçek verir ve ona geri getirmesini isterse mutlaka bir gün kavuşacakları anlamına inanılıyormuş "
Kaşlarımı soru sorarcasına çattım öyle bir inanış yoktu bunu çok iyi biliyordum ama yine de dinlemeye devam ettim. Kiraz renginde ki dudakları hasretle iç çekerek konuşmaya devam ederken narin ellerinin soğuk tenini, avuçlarım da hissettim yakasında ki şarap renginde ki kırmızı gülü avuçlarım arasına nazik ve ürkek şekilde bırakırken fısıldadı ela gözleri kirpiklerinin altında.
" Bu çiçek kuruyana dek bana geri geleceğine söz verir misin? "
Avuçlarım arasında ki gülün sap kısmında ki dikenleri tenimi okşadı karnım ağrıdı midem de bir yumru yükseldi sanki, onun maske taktığı yüzü duygularını öyle bir gizliyordu ki ama sözleri ruhuma dokunuyor ve ruhumda ki yaralar da o güzel parmak uçlarını gezdiriyordu.
" Peki ya sevdiği kadın çiçek kuruduğun da bile gelmezse ne oluyormuş o inanışta? "
Sessizce fısıldadım boğazımda ki düğümler sesli şekilde konuşmama pek izin vermiyorken ışıkların altında parlayan bal rengi gözlerine güçlükle bakmaya devam ettim.
" Erkeğin kalbi de o çiçek gibi kuruyarak toz haline gelene dek ölüyormuş "
Aramızda ki boşluk ve sınırlar yeniden belirlendi sanki aramızda sudan bir yol ayrımı var ve ben onun tam bedeninin karşısında ki, boşlukta o engebede duruyor birbirimizi izliyor gibiydik kelimeler yine sessizleşti. Önce kelimelerle daha sonra birbirimiz ile vedalaştık içten içe olan bu sessiz veda bir şeyleri kırdı aramızda ki yılların verdiği uçurum ve birbirimizden giderek ölüm acısının altında ki yalan ile savrulduk sanki, acıyordu çok acıyordu tüm bu kırgınlık üzerine annemin vedası daha da çıkmaza sokuyordu beni. Kaçmak nefes almak gibi geliyordu sorunlardan kısa süre için bile olsa kaçmam benim nefes almam demekti, bal renginde ki gözleri ışığını her geçen saniye daha da kaybetti ve yine o soğuk maskesi gün yüzüne çıkarak merhaba dedi gözlerime. Tüm şarkılar ve elimde ki gül saniyeler içerisinde soldu ve bu ana tanıklık ederek daha da hüzünlendi hava, hüzün hissiyatı salonda ki havaya karıştı ve eşsiz bir piyona müziğine dönüştü sanki. Öfke, acı, hüzün ve aşk. Tüm şiddetli ve hassas hisler bir araya gelerek senfoni oluşturdu ve arkada ki asıl konunun dramı gün yüzüne çıkarak bu şiddet ile birleşti ve ikimizin müziği bu sayede ortaya çıkmış oldu. Bu veda şart gibiydi birbirini seven iki insanı ayırmaya yemin biçmiş iki soylu ailenin yeminin altında ezilen iki genç beden gibiydik, kelimeler sustu gözler buluştu ve uzun uzun sohbet ettiler ben ve o yeniden kırıldık ve bu kırıklık ile kollarımız ile birbirimizi yapıştıramadık. Yapamazdık da ne ben eski hicran ne de o eski refhan değildik parmak uçlarımda ki kırmızı gülü kalbimin hizasında ki göğsüme bastırdım dikenleri cildimi çizdi ama rahatsız olmadım, evin içerisinde ki çayır çayır yanan özlem havası dışarıda ise kar vardı sanki bu özlemin ateşini almak için yağmaya yemin etmiş gibiydi biz bu aile ile bir araya gelemezdik annemin ölmesi daha da çıkmaz demekti babam kesinlikle bu intiharı da onun babasına yükleyecek ve böyle bir aile diye görüşmeme izin vermeyecekti. Ben oraya gitmezsem babam beni bu evden almaya gelecek ve onun yaşadığını öğrenecekti. Bu yüzden susarak gitmeye mecbur oldum mecbur bırakıldım benim babam buna izin vermez onun babası ise zaten bizim pesimizdeydi, bu yüzden birbirimizden kaçmak ve birbirimizden uzakta sığınmak zorundaydık şimdi acımız aynı oldu bende annesiz kaldım karşımda ki adam da... Derin bir nefes çektim ciğerlerime bu nefes çaresizlik nefesiydi zaten uzak olan bedenlerimizin arasına bir kaç mesafe daha koydum, her bir adımda onun bal gözleri de benden uzaklaştı yüz hatları olabildiğince soğuk duruyor dudakları gülmüyor ama gözleri bu vedanın hüznü ile yanıyordu bunu görebiliyordum. Ben artık 19 yaşında ki o kör kız değildim o da şımarık adam... Daha fazla bu durumu uzatmamak adına bakışları kaçıran ilk ben oldum ve hızla üst katta ki odama yöneldim valiz bahanesi beni bu durumdan çıkarıp almıştı tek bir kelime etmeyerek ayrıldık. Göğsüme bastırdığım gülün dikenleri avuç içlerimi kesti ama ağlamadım şu an en ufak şeye ağlamak durumuna gelmiştim içimde ki acıyı kusamıyordum gözyaşları akmıyordu ne kadar istesem de yapamadım taşmak üzere olan bir deniz gibiydim köpürüyor dalgalanıyor ama kusamıyordum taşamıyordum ben. Tenimde ki acı gözyaşlarına hâkim bile olamıyordu yatağa dikkatle oturdum valiz kollarımın önünde düşünceler ise her saniye kafamda gözlerimde düşmek üzere olan yaşlar avuç içimde ki kanlar ile oturdum, halimi düşünmek istemedim şu an zavallıydım annesinin ölümünü bile yaşayamayan bi zavallı kendi aşkına bile yüz çeviren kendi hislerini bile kabullenemeyen bir zavallıydım... Bunlar benim gerçeğim gerçekler ise bal gözlerini hüzüne boğan yelkenlerdi sanki. Sessizdim kendimi dinlemek istiyor ve kendi kendimi avutmaya çalışıyor gibiydim ama öfke damarlarım da kol geziyor ve annemin intihar sebebinin arkasında ki nedeni arıyordum bu bir intihar mıydı? Düşünceler çok fazlaydı şımarık adamın annesi de intihar etmişti öyle biliyordum ama gerçek bambaşkaydı yıllardır, intihar etmeyen annem bu adam hapisten çıkınca intihar etmişti onun babası çok tehlikeli bir adam ve ben de bunları sürekli düşünen aptal bir kızdım. Şimdi ne olacaktı? Bu intihar değil cinayet çıkarsa ne olacaktı? Biz nasıl kendimize gelecektik bu nefreti ve öfkeyi nasıl kaldırırdım, peki ya Refhan babasının ikince kere katil olmasını nasıl kaldırırdı. Çok yorgundum çok fazla yorgundum artık bir şeyler olmasın kimse ölmesin istiyordum ama bu imkansızdı annemin cenazesine giderken giydiğim, kıyafetlerden kurtulmak istedim bu yüzden üstümde ki toprak olmuş kıyafetleri çıkardım ve yeniden giyindim. Sanki üzerimde ki kıyafetleri değiştirince annemin o gördüğüm mesaj dizeleri ve ölümünün acısı geçecek gibi gelmişti, ama geçmedi avuç içlerimde ki çiziklerden akan kanlar annemin intihar edişinin hayalini kurdu ne yapmıştı bilmiyordum kimse bir şey demeyerek ağzını kapalı tutuyordu. Korkuyordum sıra kime gelecek çok korkuyordum önce Mehir Araslan daha sonra Refhan şimdi de annem hepsini kendi elleri ile öldürdü biliyordum onu benden almak istedi ama alamadı şimdi ise ceza olarak annemi aldı. Benim annem intihar etmedi bunu biliyordum öldürüldü ama bu gerçeği şu an kabul etmek çok acı verirdi omuzlarıma bu yükü alamazdım bu yüzden düşünmemeye çalıştım ve sustum içime ağladım nefesim daraldı göğsüm acıdı gözlerim yaşlar ile doldu nefes almak istedim ama alamadım gibi bir şey oldu. Tek bir acı ve tek bir nefes ben daha fazlasını kaldıramazdım ağırdı gerçekten ağırdı bu psikoloji ile ayakta kalmaya çalışıyor ve kendi gururuma yenik, düşerek kimseden yardım almak istemiyordum tek başımaydım bu ölümün soğuk kollarında uykuya dalıyorum ve ölmek üzere olan o uykunun farkına bile varmıyordum ben ölüyordum ama kimse görmüyordu. Yavaş yavaş kendimden ve parçalarımdan ödün veriyor hayat ışığım sönüyor ama kimse fark etmiyordu ben yalnızdım biz yalnızdık, daha ne olabilir ki derken hayat karşıma daha fazla acı veriyor ve ben her bir yeni acıda yavaş yavaş ölüme gidiyordum. Güçsüz kollarımda ki valizi yatağın üzerine fırlattım boğazımda ki ağrının sahibi düğümü yutmaya çalıştım her bir adımda nefes almaya çalıştım, ama yapamadım annemle olan anıları hatırladım Merdivenli Yokuşta olan o anıları yıllar sonra kavuştuğumuz sarılmayı saçlarımı sevmesini hatırladım. Bizim az anımız olabilirdi veya birbirimize küs gidebilirdik ama ben onu o mesajı gördüğüm an affettim ben annemi affettim, o bilmese de affettim neden nefes alamıyordum neden kendimi suçlu hissediyordum o adamın bir katil olduğunu bile bile neden onunla gittiğine anlam veremiyordum nedenler o kadar çoğaldı ki aralarında ki kayboldum. Görüş alanımda ki her eşya ve nesne karanlığa ve bulanıklığa yerini bırakırken tutunmaya çalışıyordum midem bulanıyor ve, bu bulantıdan kaynaklı dizlerim titriyor bedenim ağrının içine kendini bırakıyordu. Odanın büyük penceresini açmaya çalışarak hava almak istedim ama parmak uçlarım bile ağrıyordu titriyordum tıpkı yıllar önce ki onun ölümünde olduğu gibi titriyordum, odanın havasızlığa iyice maruz bıraktığı kapısı açıldığı saniye dizlerim iyice boşaldı ve ayaklarımın üzerinde sabit kalamayarak kendimi özgür bıraktım nefes alışverişim daha da yavaşladı önce nesnelerin karanlığa bulunmasını daha sonra ise kendi yavaş nefes seslerimi duydum geriye kalan sesler bulanıktı yere düşmeden önce birisinin beni kolları ile iyice bedenine kuvvet uygulayarak bastırmasını hissediyordum geriye hiç bir ses kalmadan karanlığa kendimi ve bedenimi öylece bıraktım...
Göz kapaklarım kirpiklerim ile kendini titreyerek açmaya çalışıyor ve avuç içlerimin ateşle yandığını hissediyordum sırtım ağrılar ile kıvranıyor ve, dudaklarım susuzluktan kuruyarak kendini ıslatma içgüdüsü duyuyordu ağır gelen göz kapaklarımı aralamayı başardığım da bakış alanımda ki çevre ve nesneler netlik kazanmaya başlıyordu gün doğumu arabanın camının içerisinden gözlerime vuruyor bu sebeple kaşlarım çatılıyor ve arabanın içinde ki sessizliği daha da net anlayabiliyordum. Nereye gidiyordum en son yatak odasında olduğumu biliyordum bunun farkındaydım gerçekliğinden emindim, görüş alanım biraz daha netlik kazandığı saniye yanımda ki kişiye yöneldi gözlerim mavi gözleri güneş ışığı altında parladı bir dakika arkadaşının yanımda ne işi vardı ve neden sadece ikimiz arabadaydık ve nereye gidiyorduk anlamadım soru sorarcasına bakışlarım uzun uzun yüzünde gezindi şok oluyordum ama bu şok yerini öfkeye bırakacak ve hiç bir açıklama yapılmadan nereye götürüldüğümü bilmek istiyordum bu benim hakkımdı.
" Nereye gidiyoruz? "
Konuştuğum da kendi sesim kulaklarımı tırmaladı boğazım yandı ama belli etmek istemedim. Direksiyonu saran parmakları sorum ile daha da fazla gerildi ve parmakları tuttuğu direksiyonu daha da sardı, bakışları hiç yolun hizasından ayrılmayarak sahte gülüşü ile konuşmaya başladı.
" Düştüğün de öyle korktum bende hemen seni arabaya koymanın ve hastaneye götürmenin iyi fikir olduğunu düşündüm ama valiz gördüm gittiğini anladım zaten
Refhan ile konuşmanıza biraz kulak misafiri olmuştum "
Açıklamasının devamını duymak için sessizce bekledim.
" Bu yüzden valizi de seni de aldım Refhan'ın haberi olmadan İzmir'e seni kendim bırakmak istedim haberi olsaydı bir sürü endişelenecekti bu yüzden o evde yokken hemen seni götürme fikri doğru gelmişti "
Kaçırır gibi götürmesine anlam verememiştim ama baktığım yol gidişatı dediği sözleri onayladı gerçekten İzmir yolundaydık, derin bir iç çektim ve oturduğum koltuğa daha da gömüldüm ondan yine ayrılmak üzdü bende çok üzdü bunu yapmak zorundaydık ne kadar ayrı kalış o kadar sorunsuz günler. Buna sürekli devam edemezdik ama böylece sorunu anlayabilir kendimizi biraz olsa bile doğru düşüncelere atabilirdik, ben onun bedeninin yanında doğru düzgün düşünemiyor o da benim bedenimin yanında soğuk maskesini takmaya devam ediyordu. Biz bu maskeyi aşarak gerçek kendimize ulaşmanın yollarını aramak yerine kaçıyor gibiydik ama onun soğuk maskesi yüzüne yıllarca yapışmış benim ise onun ölümünün gerçekliği hislerime yapışmıştı. Yorgun yeşil gözlerim yere düşen kar tanelerini izleyerek düşüncelere dalıyordu eskiyi düşünüyordum, özlüyordum eski kendimi az da olsa içinde çocuk duygusu olan kendimi ve onun durmak bitmek bilmeyen şımarık gözlerini onunla güldüğümüz anıları hepsini çok özlüyordum. O zaman çok dert sorun var sanıyordum imkansız diyordum ikimize ama şu an biz imkansızlığın daha da ötesini geçerek, yabancı olduk kendimize ve birbirimize özlüyordum ama herşey geride kalmıştı biz değiştik ailemiz değişti hislerimiz değişti...
Düşünceler beynimde o kadar fazla dolaşıyordu ki bir saatten sonra gittiğimiz yeri bile unutmuşken Serhan'ın sesi beni gerçek dünyaya döndürdü.
" Neyi bu kadar fazla düşünüyorsun Hicran Duran? "
Gözlerimi devirdim bana sürekli soyadım ile hitap etmesine anlamadığım bi empati beslemiştim ama sorduğu soru doğruydu, gözlerimizin birbirine denk gelmemesi için başımı cam kenarına yeniden döndürdüm.
" Geçmişi şimdiyi geleceği kısaca herşeyi "
Dedim tok bir sesle hislerime hâkim olmaya çalışarak ama onun yaramaz ifadesi benim söylediğim kelimelere inanmadı, onun gözleri yıllar önce ki sevdiğim adamın şımarık gözlerine benziyordu bu bakışlar haylaz bakışlar bir zamanlar ruhumu bile huzura teslim eden bakışlardı ama şimdi soğuk maskesi canımı yakıyordu.
" Şimdiyi ve geleceği bilemem ama geçmişi biliyorum olmadığın zamanları Refhan'ın değiştiği zamanlara tanıklık eden biri olarak konuşabilirim sadece "
Merak ediyordum içten içe bilme düşüncesi dudaklarımı kemirme huyuma yeniden döndürdü beni derin bir nefes aldım ve dinlemeye hazır olduğumu bakışlarım ile belli ettim.
" Bıçak yarası olduğu ilk zamanlar yani hâlâ o üniversite de tanıdığım neşeli mizahı olan arkadaşımdı ama babasından tehdit mesajları aramaları gelmeye başladığın da değişmeye başladı her geçen gün daha da içine kapanmaya başladı bazı günler odadan hiç çıkmıyor sadece elinde bir kitapla geziyordu her gittiğimiz yere o kitabı götürüyor her ortamdan kaçıyor ve o kitapla birlikte ortadan bazı günler kaybolurdu zamanla daha az gülmeye daha az konuşmaya başladı Refhan ile bir kaç kelime etmek mucize hâline gelmeye başladı yemek yiyoruz bir iki soru soruyorum onları cevaplıyor ve gidiyordu "
Dediği kelime sayısı kadar düğüm boğazımda dizilmeye başladığın da sormaya korktum ama yine de devam ettim.
" Kitabın adı neydi? "
Sorduğum soru değil ses tonum onun garibine gitti kaşları atıldı ve yüzümde bir mimik ile cevap aramaya başladı, sesimde ki ton kalbimi deldi kılıç kalbime girdi ve çekildi ama kanı içinde kaldı ve delinmiş kalbimi doldurarak boğmaya mecbur bıraktı.
" Aşkın Emeği Boşuna "
Üşüdüm. Kar tanelerinin soğukluğu tenime yağıyordu sanki kar havasının kokusu burnumu doldurdu ve şimdi kılıcın deldiği kalbimden tuttuğu kanlar, akmaya başladı nefes yine alamadım bu kadar benzer bir acı daha önce o öldüğün de yaşadım bir de şimdi yaşıyordum.
" Yanlış yapıyorsun "
Dedi tok bir ses ile direksiyonu saran parmakları bu sesinden sonra tam tersi yumuşadı ve hareket halinde ki arabayı bir kenara yavaşça durdurdu, söylemeye çalıştığı sözlerini devam ettirirken mavi gözleri gözlerimden hiç ayrılmadı...