Saniyeler öncesine kadar bu koca salonun ortasında ki az önce olan şiddetli kavgayı ayıralı yalnızca bir kaç saniye olmuştu, iki erkekte sinirle salonda ki havayı soluyor ve sakin kalmaya çabalıyordu. Bu kavganın sebebini anlasam da kalbim korkudan sıkıştı ve ikisinin arasına kendimi resmen duvar olarak koyduğum saniye devam edeceklerini düşündüm ama, ikisi de durdu ve bedenimin duvar oluşu işe yarayarak ikisini de başka köşelere itti. Serhan oturduğu parkeden hızla ayağa kalkarak sürgülü kapıdan çıktı çıktığı saniye derin bir nefes vererek, iç çektim rahatlamıştım kavganın son bulmasına anlam veremiyordum neden koca koca adamlar ergen çocuklar gibi kavgaya tutuşmuştu. Bu düşünceleri kafam da salmaya çalışırken bal rengi gözlerine bir kaç utangaç adım attım yarası aklıma geldiği saniye üzüldüm, kıyafet altında ki bandajın da kan var mı diye endişe etmeye başladığım da adımlarım daha da yaklaştı ama sesi beni durdurana dek.
" Git "
O kısa kelime canımı acıttı sanki tenim bile irkildi ve ona yaklaşmaya çalışan adımlar geriye sendeledi.
" Buradan hemen git! "
Az önce ki kelimesin de acı vardı ama şimdi ki kelimeleri öfkeyle yoğrulmuş gibi sertçe ve yüksekçe çıktı, sesi ile ürktüm asla bana bu ses tonu ile konuşmayan adam şimdi karşımda bambaşka biri varmış gibi bana hitap ediyordu. Ses tonundan çok eski sevdiğim adam canımı yaktı şımarık gözleri asla böyle değildi biliyordum boğazım yandı sözler düğümlendi, ben çok üzüldüm o an gerçekten kalbim çok kırıkla doldu sanki yerimden bile adımlar kımıldayamadı ve susmaya devam ettim. Ta ki bedeni bir hışım ile yanıma gelene dek karşımda ki bal rengi gözleri yine soğuk maskesini taktı ve yüzüme, o sevdiği yeşil renge hiç bir duygusu yokmuş duygusuz bir insanmış gibi baktı. Bu canımı acıttı çok acıttı.
" Evimden derhal git. "
Alt dudağım duygusuz tonda ki sesi ile titredi gözlerim yaşa boğulmaya başladı ve kalbim tatlı bir acı ile sıkıştı, yutkunmaya çabaladım gözyaşları tenimden yavaşça süzülürken duygusuz dolu gözlerine baktım kesinlikle bu o değildi. Şımarık adam değil di yıllar önce ki o herşeye şımarıklık maskesi takan adam, karşımda bambaşka gözlerle baktı bana canım yandı kül oldu kül olmuş bedenimin parmak uçları yanağına dokunmak için uzandı ama ela gözleri benden bedenini de kendini de kaçırarak beni yeni bir yangının içerisine attı.
" Benden neden kaçıyorsun ben sana ne yaptım ki? "
Her bir kelimem salonun ortasına titrek sesim ile dolduğun da kendi sesime üzüldüm o kadar çaresiz ve yorulmuş çıkmıştı ki kendime ben bile şaşırdım, ama bu soru benden habersiz çıkmıştı benden izinsiz döküldü dudaklarımdan. Ama sorum cevapsız hava da asılı kaldı asılı kalan soru bir cevap için acizce titreyerek bekledi sanki ama cevap, dudaklarının arasından dökülmedi yalnızca bedenini benden uzaklaştırmaya devam ederek yerinde duruyordu hiç bir söz ya da hareket yoktu. Kırgınlık hissettim nereye gideceğimi bile bilmiyordum gidecek bir yerim bile yoktu onun yanından onun tenini yeni bulmuşken, nasıl kopabilirdim benden nasıl bunu isterdi aklım ermiyordu tüm düşünceleri mesaj bildirim sesi böldüğün de yutkundum. Gelen mesajın önemsiz olduğunu düşündüm ama içimde bir his bakmam gerektiğini söyledi bakışlarımı ela gözlerinin bedeninden, çektiğim de gelen bildirime tıkladım uzun bir mesaj yazılmıştı ismini okuduğum da annemden geldiğini anladım. Kaşlarımı çattım ve okumaya başladım.
" Hicran senden ne kadar özür dilesem de faydasız olduğunu ve beni asla affetmeyeceğini anladım senelerdir çabaladım her şeyi telafi edemezdim senden kaçtıktan sonra seni ardımda bıraktıktan sonra geri dönmek istedim ama yapamadım yapamazdım çok pişmanlık duydum senden ayrı kaldığım seneler de geceleri hiç uyuyamadım yemek yiyemedim su bile içemedim acaba kızım yemek yedi mi hasta mı okula gidiyor mu? Diğer öğrenciler gibi bahçe de arkadaşları ile oynuyor mu? Dersleri iyi mi? Saçlarını kim örüyor? Bu sorular beni yuttu karanlığa her gün itti senin her anını kaçırmaktan delirmeye başladım senin genç kız oluşunu gülümsediğin anları ilk kalp kırıklığını ilk aşkını ilk hayal kırıklığını hayallerini liseden mezun oluşunu üniversite kazanmanı ben her anını kaçırdım suçluydum karşına çıkamayacak kadar gözlerinin içine annen gibi bakamayacak kadar pişmandım ben seni ardımda bir adama olan aşkım yüzünden bırakacak kadar kalpsizdim bunu anlamıştım sana geldim seni almaya geldim herşeye rağmen ama baban buna izin vermedi üniversiteye gittiğini ve sana asla ulaşmamam gerektiğini mutlu olduğunu söyledi yapamazdım yeniden gelişim ile mutluluğunu bozamazdım beni affet demiyorum kızım umarım içinde bir yerde bir gün kalbini kırdığım küçük kız çocuğuna bu gerçekleri anlatabilir ve umarım bir gün sende o küçük kız da beni affedebilirsiniz seni çok seviyorum buna ne kadar inanmasan da sen benim o karanlık eve doğan güneşim oldun şimdi yine seni terk etmek bana acı veriyor ama daha fazla bununla yaşayamıyorum ben artık huzurla uyuduğum bir yere gidiyorum hicran sakın benim için ağlama tek bir yaş bile istemiyorum yanakların da kendine iyi bak bunu benim için en azından yapmayı dener misin? ... "
Anne...
Sözlerimin bağı çözülmedi resmen koptu telefon titreyen parmak uçlarımdan yere düşerek parçalandı telefonun parçaları bin ayrı yere dağıldı, sanki ellerimden kayan ve parçaları ayrılan telefon değil o küçük kız çocuğunun kalbiydi. Titredim üşüdüm ve kendimi yeni bir acının içerisinde ki tadı alıyorken buldum ben ilk defa küçük bir çocuk gibi hissettim, annem bir kere daha terk etti ama bu sefer değişik oldu sonsuza dek gitti ardında umut bırakmadı. İçimde ki tutuşan yangın bütün bedenimi sardı ve benliğimi elimden aldı bir kez daha terk edilme acısına ölüm acısı eklendi, annem benim annem öldü ben yine annemi kaybettim sözler boğazımda dizildi gözlerim yaşlar ile değil kanlı gözyaşları ile doldu sanki tüm acımı tek bir sese yükleyerek haykırdım.
" Anne! "
Öyle bir feryat oldu ki evin duvarları bile bu acıya sırt dönmek ister gibiydi duvarlar bile sallandı yüreğimden dilime akan acıya, tüm dünya küçüldü ve içimde yok oldu sanki ellerim arasından bir mesaj ile kayıp giden annemin acısı ses tellerimi deldi geçti.
"Beni yine terk edemezsin! "
Yakarış değil bir yalvarma gibi çıktı sesim beni yine terk etmemesine inanmak ister gibi çıkan sesime acıdım tüm acı şu an bedenim de, can bulmuş gibi tenimi yaktı ben o küçük kızın benimle birlikte yandığını ve acıdan gözlerinin yeşilinin kırmızıya döndüğünü bile hissettim. Etrafımda ki her şey anlamını yitirdi yine bir veda vakti geldi önce sevdiğim adamın ölümünün rengini daha sonra annemin ölümünün rengini tattım, çok acıydı sözlerin anlamını yitirdiği bütün dünyanın anlamsız bir şey olduğunu hissettiğin ve çevren de olan herkesin yalandan bir teselli verdiğini anladığın bir şeydi. Şimdi ben annesiz mi kaldım?
Bu, bu soru beni yaktı diriltti yaktı yeniden diriltti ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi beynim bile durdu sesler yoktu, renkler yoktu sadece ben ve nefes seslerim ve mesaj dizeleri vardık tüm mesajı ses oldu ve beynimde uçtu sanki.
" Hicran? Hicran neyin var ne oldu söyle bana? "
Bu karanlığa yalnızca Refhan'ın sesi doldu ama tek bir kelime bile diyemedim konuşmak için dudaklarımı açtım ama dilim, bana itaat etmeyerek kendini sıktı sözler yoktu sözleri bile unutmuştum sanki yeni alfabeyi öğrenen birisi gibi oldum. Ne yani anneler ölünce çocukları böyle mi hissederdi? Ben bu acıyı da tattım ben yine yandım ben yine acıyla yoğruldum sözler yoktu kelimeler yoktu gözler yoktu sevgi yoktu hiç bir şey yoktu annemle olan anılar vardı elimde o da sayısı beşi bile geçmeyen anılardı. Ben anılar bile olmayan annemin ölümünün acısını hissettim ben yandım kül oldum bu salon da yeniden öldüm, yine yara aldım dizlerimin üzerine çöktüm terk ettiği anda ki gibi dizlerim yandı ama yaralı olduğu için değil annemin ölümünün acısını annemin mezarına gidecek olmasının acısını bildiği için yandı. Karşımda ki ela gözleri hiç bir şey anlamayarak yüzüme endişeli gözleri ile bakıyordu ben ise boş gözlerle yüzüne bakıyordum bir şey demek istedim, ama diyemiyordum işte tüm hayatım akıp gidiyordu ayaklarımın altından sanki. Ela gözleri yere çökmüş bedenimin önün de dizleri üzerine çökerek parmaklarını bana uzattı tereddüt etti ama ben bir bok diyemeyecek kadar, yorgundum çok yorgundum herkesin ölümünün acısını tatmaktan bu hayatın bana hep çıkmaz sonlar yazmasından çok çok yorgundum.
" Gel buraya "
Fısıltı ile söylenen kelimesi yanmış tenime su gibi geldi tek bir kelime söyledi ve bedenini sıkıca bedenime bastırdı beni bu yangından almak ister gibi, öyle sıkıca kendine bastırdı ki kolları arasında ki küle dönen tenimin uçarak rüzgara karıştığını hissettim. Kollarım bile karşılık veremedi tüm bedenim çözülmüş gibiydi sanki sadece göz kapaklarım birbirine vuruyordu bu kadar bedenim işlev halini, kaybetmiş gibi donarak duruyordu sanki ela gözleri bedenimi daha da sıkı sardı her bir sarma da ruhumun yaralarını daha da ağır hissettim.
" Beni parka götürür müsün? "
Sessizce fısıldadım beni sıkıca saran bedenine yutkunduğunu hissettim nefesi saçlarım da gezinirken kendine sıkıca bastırdığı tenimi, yavaşça ve korkakça kendinden uzaklaştırmaya başladı soru sorar gözlerini bekledim ama bunu yapmadı tek bir soru sormadan kabul etti ve ardıma düştü. Sürgülü balkon kapısına kadar titreyen bacaklarım ile yürümeye çabaladım ela gözleri destek olmak istedi ama reddettim yürüyordum sessiz şekilde ben ön de adım atıyor onun bedeni de dikkatle ardımdan beni takip ediyordu. Annem uyudu sonsuza dek vicdanın rahat olacağı bir yerde uyumayı seçti belki de haklıydı onu asla affetmezdim ama o mesajın başını bile okuduğum saniye, onu affettim ben onu affettim ama annem bunu asla bilemeyecekti. Bugün yeni bir yara daha aldım ama ayakta kalmaya devam ettim gidiyordum neden gittiğimi neden böyle bir şey istediğimi bile bilmeden yürüyordum, acı insana tuhaf şeyler tuhaf hisler veriyordu bunu öğrenmiştim ama hayatımda tattığım 2. Ölüm oldu canım acıdı kalbim kırıldı ama bir şey diyemedim. Merdivenli yokuşun aşağısın da kalan ağaç yapraklarının kapattığı parka adım attığım da bekledim ardımdan gelen ela gözlerine ait adımlar, parka dolduğun da gözlerim ağlıyor ben ise gülüyordum.
" Bana öyle bakma "
Dedim.
" Nasıl bakıyorum "
Dedi. Ela gözleri bana o dünya da daha acı bir şey yokmuş gibi bakıyordu sanki ben acının insan haline bürünmüşüm gibi bakıyordu bana, ve ben bu bakışları görmek istemiyordum ben öyle biri olmak istemiyordum.
" Acıyan gözlerle "
Dedim. Yüzünde ki üzülmüş dövme gibi duran hisleri yerini kayıtsız bir soğukluğa bıraktı gözlerini kaçırdı galiba dediğim şeyi yapmaya karar verdi, ben ise parkın tam ortasında durmuş yıllar önce ki gibi onu izliyordum.
" Çünkü canın yanıyor bunu bir aptal gülümse maskesi ile sakladığına inanmam için bana mı kızıyorsun "
Ses tonunu hiç bir duygu olmadan kullanmak istemişti ama bunu yapamadı sesi kırılmış ama aynı zamanda güçlü numarası yapmaya çalışan biri gibi çıktı. Daha fazla dayanamadım hem bana maske takıyorsun diyor hem de kendisi aynısını yapıyordu.
" Bunu bana bir başka benzeri maske takan kişinin söylemesi de garip "
Daha fazla kelime söylemedim çünkü buna gücüm yoktu şu an anlamsız bir kavganın içerisine düşüyorduk ama buna gücüm yoktu, gözyaşları artık akmıyor daha doğrusu akacak bir gözyaşı bile kalmadığından yalnızca durmaya devam ediyordu.
" Ne hissettin? "
Dedim sormak istiyordum annesinin ölümü ona ne hissettirdi bilmek istedim bu acıyı ela gözlerinden duymak yalnız olmadığımı bilmek istedim.
" Annen öldüğün de? "
Soru sorar gibi bakan bakışlarına cümlemi tamamlayarak yanıt verdiğim de içini seslice çekti galiba anlamıştı az önce o lanet salon da, ne olduğunu anlamıştı yaralı bedeni ile parkın ortasına adımladı ve eskimiş iki tane salıncağa ev sahipliği yapan parkın köşesine daha da ilerleyerek salıncaklardan birisine dikkatle oturdu. Yine ela gözleri gün batımınım yansıması ile hüznünü daha da ortaya koyuyor ve kalbinin derinlerine koyduğu hisleri gün yüzüne çıkarıyordu sanki, sustuk bir kaç saniye saatler gibi geldiği an da sesi küçük bir erkek çocuğunun kırılmış hisleri gibi çıktı.
" Büyümüş gibi "
Dedi omuzlarını umursamaz tavırla silkerken sanki bunları demek ona acı veriyor gibi devam etmekte zorlanıyordu.
" Sanki bir daha asla çocuk olamayacağım gibi "
Son kelimeler havada asılı kaldı devam etmek istedi ama sözleri acı hırıltı ile sesliliğini kaybetti yutkundum acısının bu kadar derin olduğunu anladığım saniye, sustum ve uğultu bile olmayan parkın köşesine sessiz adımlar ile ilerledim. Yanında ki boşta kalan eski salıncağa dikkatle oturduğum da bu sefer de ben şikayet ettiğim bakışları ile ona bakıyordum, daha önce bana bu acıdan zerre bahsetmemesi canımı yaktı şimdi onun acısını hissediyordum nasıl dayanmıştı buna tahmin bile edemezken yüzünü inceleyen bakışlarıma bakışları değdi. Karşımda ne soğuk bir adam ne de bunları gizlemek için şımarık maskesi takan bir adam yoktu karşımda çok nadir gördüğüm o erkek çocuğunun, gözleri vardı yaraları hâlâ kanayan ama kimseye şikayet edemeyen o çocuk vardı ve o çocuğun bakışların da ise herkesten korkan ve annesinin ölüm acısı ile yanmış küçük bir kız çocuğu vardı. İki çocukta esir oldukları kişilerin kalplerinden gözlerine gelmişti sanki ikisi de bu zindandan çıkmak için karşısında olan gözlere bağırdı ama biz yine bir şey yapamadık gözlerimiz birbirinden kaçtı ve çocuklar yine, o çok iyi bildikleri zindana düştüler dudaklarım bile yandı ama susmaya devam ettim. Bir kaç dakika sessizce oturduk hayatımın nasıl alt üst olduğunu düşünüyordum çünkü düşünecek başka bir şey bile yoktu bir kaç saat önce annemin ölümünü daha doğrusu son sözlerini okudum, bu düşünce bedenimi üşüme hissi gibi titretti sessizliğin hâkim sürdüğü parka adım sesleri doldu. Salıncaktan yaraları bedenini kaldırarak ilerledi bedeni ardımda kaldığın da ne yaptığını anlamadım ta ki, beni salıncakta sallamaya başladığını hissedene dek...
Acıyan dudaklarım huzurlu bir tebessüm ile kendini yenileyerek gülümsemeye bıraktı düşünmek istemedim salıncakta süzülürken yarınları, dünleri geleceği geçmişi düşünmek istemedim yalnızca gözlerimi kapattım ve iki kolumu da özgür bir kuş gibi açtım. Başımı geriye yasladım havada ki kar kokusunu ciğerlerime çektim daha önce salıncağa hiç binmemiştim kimse beni sallamadı, bu his çok güzeldi çocuk gibi hissettirdi buna neden bu kadar geç kaldığımı hissetmek acıttı ama şu an umursamadım. İkimiz de sustuk yeşil gözlerim akşam karanlığın da bile belli olan bal gözlerine baktı soğuk maskesi yoktu ama yine de bana mesafeliydi yorgunluk yansıyan yüzüne, sokak ışıkları vuruyorken daha da ten rengi soldu o solan bir gül gibiydi yanaklarının kırmızı oluşu bile soldu ve yerini beyazlığa bıraktı. Tüm bedeni acı içerisin de kıvranıyor ama beni sallamaya devam ediyordu ve ben solgun yüzüne küçük bir tebessüm attım dudakları çok az yana kıvrıldı ve, başını onay verir şekilde salladı konuşmadan bir kez daha anlaştık ve şımarık adam beni göklere uçurmaya devam etti...
Yeni yeni uyanan bakışlarım ve kendine gelen zihnim dün ki yaşanılan her şeyin bir rüya olduğuna beni ikna etmek istedi ama acı gerçekti, uyanır uyanmaz yüreğimin orta yerinde hissettim annemin sonsuza dek gitme kırgınlığı yüreğimi deldi. Dün ki parktan sonra olan kısmı hafızam silmiş gibiydi sanki bu kanepeye bile ne zaman geldim ne zaman üzerime battaniye örtüldü bilmiyordum, midem bulanıyordu bakışlarım tavanı izliyor ve bundan sonra ne hissetmem gerektiğine karar vermeye çalışıyor gibiydi. Bugün annemin cenazesi olduğunu biliyordum babam dün gece aramıştı aramız da ki kısa bir konuşmayı hatırladım gerisi, havada asılı kaldı sanki boğazıma dizilen acı tadı bastırmaya çalıştım bütün vücudum acı ile uyuşuyor ve zihnime düşünceler yayıyordu. Sakin kalmaya çalışıyordum tüm bu olaylar karşısında delirmemeye ve kendimi harap etmemeye çalışıyordum çünkü artık, dayanacak gücüm gram yoktu ayakta bile bedenimi zar zor tutabiliyordum sanki. Üzerimde ki battaniye bir kenara attım ve yorgun bacaklarımın üzerinde durdum her ne kadar büyümüş bir kadın olsam da gözlerim doldu annemin son sözleri yerine geçen mesaj dizeleri kadar yandım sanki, cama değen parmak uçlarım bile acıdı yere düşen ürkek kar taneleri bile canımı yaktı. Annemin gidişini hava bile hissetti ve yoğun bir kar yağışı ile acısını belli etmek istedi sanki soluduğum hava akımı bile, ciğerlerimi yaktı acıyı hissettim bir daha asla anne kelimesini kullanamayacak olmanın acısını hissettim sanki. Sızlayan burnumu seslice içime çektim ağlamak istemedim kendimi sıktım ağlama hissini derinlere itmek için kendimi sıktım, anneme doğru düzgün sarılamamanın verdiği acı canımı yaktı kendimi çocuk hissetmek için dün parka gitmek istediğimi yeni anladım. Çünkü ben yetim kalmış bir kızdım bu yaşta bu erken yaşta bunu da tattım evet hayat bana hiç iyi davranmadı ama yine de umudumu, kaybetmek istemedim titreyen kollarımla umuda sıkıca sarıldım ama hep yara aldım ben hep yara aldım. Ardımdan gelen gürültü ile tüm dikkatim dağılmaya başladığın da sürgülü balkon kapısının camından anında uzaklaştım, gürültünün geldiği yere doğru adımlamaya başladığım da ayaklarım mutfağın tam önün de sabit şekilde durdu. Anlamayan bakışlarım ile ela gözlerinin sırtı dönük bedenine bakmaya çalıştığım da ne yapıyordu bilmiyordum ama, parkede ki kırılmış bir kaç tabak ve bardak gördüğüm de bedenimi endişe kapladı ve konuşmaya çabaladım.
" Refhan? "
Düzensiz nefesinin sesi daha yeni kulaklarıma ulaştığın da ellerini tezgaha sıkıca bastırmış parmakları baskıdan eklem yerlerine kadar beyazlamış, ve kafasını mutfak dolabına yaslamış şekilde bedeni titriyordu korktum neresi acıyordu bilmiyordum ama yutkundum. Adım atmak istedim onun yaralarına dokunmak istedim ama bir şey beni yerimde tutuyordu sanki bakışlarım yine, yaşlara kendini teslim etti korkuyordum onu bu şekilde görmekten acı çekmesini görmekten korkuyordum.
" Refhan neyin var? "
Sesimi duymadı bedeni daha da şiddetle sarsıldı parmakları daha da şiddetle tezgahı sardı başını yasladığı dolaba vuruyordu, ritmik şekilde vuruyordu sayı saymaya başladı ne için bilmiyordum ama kalbim korkudan göğüs kafesimi delecek şekilde atmaya başlıyordu. Bana yaklaşmamasını ve tüm gururu hiçe sayarak bedenine adımladım sesimi duymayan bedeni daha da titremeye başlayarak kafasını daha da sert vurmaya başladı, bu görüntüden canım yandı kalbim daraldı başını vurmaya devam ettiği dolap ile alnı arasına elimi koyarak kendimi siper ettim. Tenimi hissettiği saniye durdu yutkunduğunu gördüm hırıltı nefes sesleri daha da hızlandı ne yapmam gerekliydi bilmiyordum bakışlarım tezgaha sıkıca bastırdığı ellerine kaydığı, saniye kıyafetinin kan ile boyandığını yeni fark ettim yüreğim ağzıma geldi ve seslice nefes çektim. Hızla ciğerlerime çektiğim nefes yüzünden öksürük tuttu ama şu an bunu önemsemedim bedenini kendi bedenime hızla döndürdüm, şok etkisi gibi ela gözleri ve bedeni bana hızla döndü gözleri, gözleri yaşlarla doluydu her neyse bu canını yakıyordu sessizce yaşlar teninden süzülüyor ve ela gözleri bana öyle bir acıyla bakıyordu ki ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum. Konuşamıyordu sanki tezgahtan kopan parmakları bile titremeye başladı tıpkı bedeni gibi bir elime beline hızla sarıldım diğer elimle ise kolunun boşta kalan kısmına girerek, bedenine destek oldum salonda ki koltuğa yönelmeye başladığımız da elimi koyduğum beline bakarak acıyla yüzünü buruşturdu inledi acıyla haykırdı öyle bir inilti çıktı ki dudaklarından acının tarifi olsaydı bu ses olurdu. Korktum benim de ellerim titremeye tenim buz gibi olmaya başladı ne yapabilirdim ne iyi gelebilirdi ona düşünmekten beynim yanıyor salonun ortasında, acı ile kıvranan bedenine bakarak volta atıyordum yarayı kanayan yarayı tekrar sarmam gerekliydi pansuman yaparak evet. Aklıma gelen fikir ile hemen üzerinde ki gömleği çıkartmaya başladım çıkardığım saniye kanayan yarasının yeri daha da belli etti kendini, bandaj boydan boya kana bürünmüştü ve kan sarılı bandajdan bile kendini kurtararak karnına doğru akmaya başladı. Korkudan dilimi ısırdım bu görüntü gerçekten çok iç acıcı değildi kaşlarım korku ile çatıldı kaygılı bakışlarım yüzüne baktı, ela gözlerinin rengi sönmeye başladı tıpkı yıllar önce bahçe de olduğu gibi o çok yaralıydı hemde çok yaralıydı...
Dikkatle titreyen parmak uçlarım ile sarılı kanlı bandajı çıkarmaya başladım her bir katmanın azalması ile yara daha da ortaya çıktı bandaj tamamen ellerim arasına düştüğün de, yaraya bakmak için kendimi zorladım ve gördüğüm manzara yüzünden neredeyse haykırarak ağlayacaktım. Karnının biraz üzerinde ki yerinde sayısız dikiş vardı bıçak izi sanki bilerek yapılmış gibi uzunca bir iz bırakmıştı, karnının üzerinde başlayan izler karnının alt karın bölgesine kadar ilerliyordu. Yara boydan boyunca dikişlerini patlatarak kanamaya devam ediyor ve her bir dikiş patlamasın da yüzü acıyla daha da buruşuyordu, korktum yara karşısında aciz kaldım titreyen parmak uçları itaatsiz şekilde korkarak yarasına uzandı. Hafifçe değdiğim an da bile acıyla kıvranarak haykırdı sessizce haykırışı salona doldu ve yüreğime çarptı, çıplak kalmış göğsünde bakışlarımı gezdirdim, başka yaraları var mı diye bakışlarım parmaklarından kollarına kaydığı saniye içim burkuldu. Kolları boydan boya ip izleri ile sarılmış sanki ipler günlerce bağlı kalmış gibi iz çıkarmıştı daha da yetmez gibi kollarında da sayısız, jilet izleri gibi bıçak izleri vardı sanki bilerek canının yanması için zevkle çizilmiş gibilerdi. Bu görüntüler karşısında dondum ne olmuştu ona ne yaptılar neden bu kadar yaralıydı beni dün bu yaralar ile nasıl salladı gözlerimden nehir gibi yaşlar süzüldü, canının yanmasının sahibi bendim dün benim yüzümden kendini zorlaması yüzünden dikişler patladı kolları bu denli yaraları taşırken bana sarıldı beni salladı. Benden bu yüzden kaçırıyordu her yerinde yara olduğu için ona dokunduğum saniye bu yüzden acıyla benden bedenini kaçırdı, ağladım bu ağlamayı duymaması için dudaklarıma iki elimi de sıkıca bastırdım çok ağladım içimde ki biriken yaşlar tüm gücü ile kendini bu görüntüden sonra bıraktı. Ona nasıl iyi gelecektim bilmiyordum ama telaşla üst kata çıktım pansuman çantasını bulmak için bedenim korku ile titrerken, her yeri didik didik ederek bulmaya devam ediyordum sonunda banyonun en tenha dolabında ki yerinde bulduğum da titreyen ellerim ile sıkıca kavradım ve alt kata koştum. Ahşap merdivenler de ayak seslerim salona gürültü ile doldu hâlâ bedeni kıvranıyordu hâlâ canı yanıyordu titreyen bedenine koştum, dizlerim üzerine hızla çöktüğüm de ellerim ne yapacağını bilmez şekilde teninde asılı kaldı sanki. Yarasına bat ikon dikkatle sürmeye başladım ve yarasını korkarak sarmaya başladım her bir sarma da gözlerim, kollarında ki ip izlerine ve bıçak izlerine takıldı daha fazla kendime işkence etmemek için başımı başka tarafa cevirdim. İçimden ağlama hissi yükseldi ama şu an bunun yanlış olduğunu biliyordum şu an ona destek olmam gerekirken ben ağlayamazdım bu yüzden tüm yaşları, tenime gömdüm ve onun yaraları bedenini kollarım üstüne alarak diğer elimle beline korkarak sarılarak yukarı kata çıkmaya başladık. Yavaş şekilde dikkatle adım atıyor ve burnumu iki de bir sessizce içime çekiyordum, ağladığımı görmesini istemedim bu yüzden yüzüne bal rengi gözlerine bakmak istemedim. Odaya sonunda giriş yaptığımız da ağır bedenini omuzun üzerinden dikkatle çekerek yatağa yatırmaya çabaladım her bir yüz hareketini izliyor, ve onu incitmemeye çalışma çabamı yüzünden takip ediyordum. Dikkatle yatağa yatırdığım bedeninden biraz uzaklaşarak tam karşısına ayak ucuna bir sandalye çektim, çektiğim sandalye odanın her bir yanına ses yaparak ulaştı ve kapalı ela gözlerinin açılmasına sebep oldu. Sessizlik ile uğuldamaya başlayan odaya hırıltı nefesinin perde arası verdiği kadifemsi sesi titrek bir odun ışığı gibi, kendini belli ederken o odundan çıkan mayhoş çıtırtı sesleri etrafımıza doldu sanki.
" Gizlice sevdim seni, sessiz kaldım hep. Bundan hoşlanırsın sandım.
Sonuçta, aramız da sonsuzluk vardı. Kırılgan hayalleri yok edebilen bir sonsuzluk.
Ama daha fazla yapamam hasret beni, sarhoş edip geveze yapmış.
Tatlı alevde boğulmak istiyorum.
Ağzımın susuzluktan, yandığını görmüyor musun?
Soğuk bakan gözlerimin ardında ıstırabın saklandığını? "
Yutkundum eskimiş bir kitap karakterlerinin aşkıydık sanki benim üzerimde hanımefendilerin giydiği pahalı göz alıcı kumaşlar, ela gözlerinin üzerinde ise İngiliz bir bey efendi düklerinin giydiği altın işlemeli gömlekler vardı sanki. Parmak uçlarımın kadife kumaş eldivenler ile sarılmaya başladığını hissettim bu odada her bir sözü, her bir kelimesi dudaklarından döküldüğü saniye yüreğime doldu yaralı bedenini yataktan dikkatle kaldırarak bedenimin tam sandalyenin karşısında bandajlı vücudu ile ve soğuk bakışlarının ardına saklanan acıları ile yüzüme duygularını saklamayarak baktı.
" Benim güzel bebeğim, bu acımı dindir hadi.
Bana gel ve sarıl... "
Ela bakışları loş oda ışıklarının altında şöminenin odunsu yanmaları odaya eşlik ederken acı ve yalvarma ile baktı bana, o dizeler basit bir şiir değildi onun haykırışları doluydu en son ki iki dizeyi öyle yürekten söyledi ki buz gibi dimdik duran yaraları bedenine hasretin alev almış vücudu ile ilerlemeye başladım. Yanıyorduk ikimiz de o şömine de yanan odunlar gibi ses çıkararak ölüyorduk ve ışığımızın yaralı renginin turuncu acısı tüm duvarları süslüyordu, nefes seslerimiz bir oldu yine sanki ve içinde olduğumuz kitabın karakterlerinin naifliği gibi birbirimize aşkla ve hasretle bakmaya devam ettik. Adımlarım odanın her bir yanına doldu ve bu yakınlaşmayı ilan eder gibi odayı daha da sessizliğe mahkûm ederek izlemeye başladı, bizi birbirimize yasaklayan aşk tanrıçası bir kaç saniye kavuşmamıza izin vermiş gibi sanki bizi bu odanın duvarlarından izledi. Adımlarım yaraları bedeninin bir kaç adımlık boşluğun da durduğun da yanan şömine ateşinin turuncu renkleri tenin de dans etti, nefesimiz kalplerimiz ve sözlerimiz bile bir oldu sanki. Buz gibi olan bakışları sevgimin karşısında acizce eğildi ve eridi soğuk parmak uçlarımı o eskimiş kitap da ki aşık eldivenli kız gibi, yanağına koydum sevdiğim adamın ela bakışlarını bu jeste ne kadar ihtiyacı varmış gibi kapattı ve içini çekti. O benim tenime ben onun tenine hasretten öldük sanki. Kelimeler anlamını yitirdi konuşmak kabalık gibi geldi konuşmak gereksiz bir şeyden başka şey değilmiş gibi geldi, sevdiğin kişi yanında ise konuşma boş bir gürültü oluyordu sanki bu yüzden biz susarak konuştuk. Parmak uçlarım yıllarda hasret çektiğim sakallarına ulaştı gözlerimi kapadım şöminenin yanan odunlarının sesi ile sevdim, her bir detayını her bir tenini sevdim bu his öyle özlemiştim ki. Benden kaçtığı için ona çok kızgındım belki de ama şu an anlamını o kızgınlık bile yitirdi sadece ben o ve bu oda kaldık dünya da, başka hiç bir his duygu düşünce yoktu işte. Kapalı gözlerimi tenime değen soğukluk ile araladığım da parmak uçları yanağıma ilişti gözlerini kapadı benim yaptığım gibi tıpkı, benim gerçek oluşumu hissetmek istedi sanki bal rengi gözleri sıkıca kapandı hayal olmasından yalnızca ben değil o da korkuyordu. Bende gözlerimi yeniden kapadım bu eşsiz an hayal bile olsa bir kaç saniye daha yaşayabilmek adına yeniden kapadım, soğuk alınlarımız birbirine değdi nefeslerimiz birbirine karıştı ve boşta kalan parmak uçlarımı kalbinin üzerine nazikçe yerleştirdim. Düzensiz nefesi bu hareketim ile daha da yoğunlaştı ve parmaklarım altında kalan kalp atışları daha da hızlandı, kuruyan dudaklarımı ıslattım ve onun oyununa devam ettim.
" Tatlı alevde boğulmak istiyorum.
Ağzımız susuzluktan, yandığını görmüyor musun? "
Dudaklarımdan dökülen kelimeler titrek ve hasretin son demleri şeklin de döküldü sözlerim havada turuncu ateşe karıştı sanki, sözlerim bile yandı dudaklarım yeniden kurudu parmaklarım altında ki kalbi daha da hızlandı kelimelerim ikimizi de yaktı geçti. Birbirimizden biraz uzaklaştığımız da teni parmaklarım altından kaydı sadece kalbi üzerinde asılı kalan parmaklarım yerinde durmayı, başardı yalvaran gözler ile bal rengine baktım ama ikilem de kalmış gibi bana adım atmadı yerinde saymaya devam etti. Soğuk maskesi yine bakışlarını ve kalbini kapladı hasretin demleri odanın her bir köşesine element gibi saçıldı sanki ve saçılan kristaller, her biri yerde parladı yandı ve söndü bakışlarımız karşısında binlerce kelime öldü kelimeler yeniden yazıldı ve yan yana gelerek bizim için anlamını yitirdi sanki. Hiç bir kelime bizim aşkımızı açıklayamadı kelimeler düğüm oldu köprü oluşturdu ve bizi birbirimize götürmek için o uçurum dolu yere, bir köprü inşa etti sanki ela bakışlarının bedeni karşı uçurumda benim bedenim karşı uçurumda kaldık. İkimizin de ilk adımı atmaya o köprüye basmaya cesareti yoktu sanki bekledik bir umutla hangimiz önce basacak diye, ama bunu kimse yapmadı kalbimde ki son bir umut ışığı daha ellerim arasında soldu ve ben kendimi ve kalbinde ki parmak uçlarımı hızla bedeninden çektim. Gitmek istedim bu odadan kendi gerçeklerimden kaçmak istedim ama bileğimi kavrayan soğuk teni hissettim hissettiğim saniye, tek bir cümle söylememe izin vermeden bedenimi yaraları bedenine hızla bastırdı. Arzu ile bastırılan tenler birbirini yaktı aramızda rüzgârın bile geçemeyeceği boşluk kaldığın da dudakları dudaklarım ile buluştu, senelerin hasreti kavuştuğun da kalbimde ki yangın titreyerek söndü sanki. Yıllarca yürüdüğüm çöllerde mecnunu bulmuş gibiydim yaralı bedenini bedenime sertçe bastırıyor kolları arasından gitmeme izin vermek istemiyordu sanki, dudaklar itaatsiz bir açlıkla birbirine daha da sokuluyor ve parmakları belime daha da güçlükle sarılıyordu. Diğer boşta kalan parmakları ise bu öpüşü daha da güçlendirmek ister gibi boynumda duruyordu bedenlerimiz öyle bir yapıştı ki birbirine, tek bir vücut gibi görünüyorduk odanın her tarafına yayılan turuncu ateşleri bile ateşimiz yuttu. Dudaklar nefes kalmayacak şekilde birbirini öpmeye devam etti ve etrafında ki herşeyi yıkarak odada gezinmeye başladı, daha da derinleştik yaralarını unuttum yaralarını unuttu. Sanki birbirimize hayal gibiydik bu hayali sonuna dek hissetmek için acele ettik eller heyecan ve korkakça titredi, çıplak göğsünde parmaklarım piyona çalar naiflik ile dolaşmaya başladı. Dudakları bu hicran dudaklarımdan koparak boynuma indi öpüşleri daha da anlam kazanarak derinleşti ve boynumu takip eden dudaklarının, tenimi yaktığını hissettim yutkunmaya çalıştım ama yeterli nefes yoktu ikimiz de nefes nefeseydik hasretin deliliği bedenlerimize vuruyor ve öpüşleri daha da tehditkâr hâle bürüyordu....