Kar taneleri arabanın camına titreyerek düşüyor ve arabanın sıcaklığı vücudumda ki soğukluğu yavaşça kırıyordu dün akşam ki, yaşanılan olaylardan hatta sözlerden sonra pek fazla Refhan ile bir araya gelmemiştik sürekli olarak bakışlarımızı kaçırıyor ve aynı ortam da olmamıza rağmen birbirimizle bir iki kelime dahi etmiyorduk. Bu durum yanında ki ukalâ arkadaşının bile dikkatini çekmiş olacak ki pek fazla konuşmuyordu her ikimizle de arabanın ön koltuğun da, erkekler arka koltuğun da ise ben tek başıma oturuyordum düşünüyordum çok düşünüyordum. İstanbul'a hemen gitme kararları açıkça kalbime kötü tohumlar ekiyordu sanki birden aniden oraya gidince bir şeyler olacak ve hepimiz zarar göreceğiz gibi hissediyordum, boğazımda ki yükselen düğümleri yuttum ve bakışlarım direksiyonu sertçe kavrayan ellerine yöneldi. Parmakları o kadar fazla baskı yaptı ki eklem yerleri beyazlayana kadar sıktı elinin altında ki nesneyi sanki onu bir şeyler tedirgin ediyor, ve bu her neyse her dakika zihnini meşgul ediyor gibi görünüyordu. Bakışlarım tesadüfen şoför aynasına kaydığı anda ela gözleri ile gözlerimiz birleşti aynı nokta da durdu ve birbirlerini izledi, kuruyan dudaklarımı bu yakıcı bakış ile ıslattım ve yeniden boğazıma yerleşen düğümleri hissettim. Bakışları hâlâ gözlerimde kaldı hangimiz pes edecektik bilmiyorum ama şu an aramızda ki etkileşim arabanın her yerine dağıldı sanki, tüm sesler gitti yol da olduğumuzu bile saniyeler içerisin de unuttum yalnızca ben ela gözleri ve aramızda ki derin özlem duygusu kaldı dünya da. Ama kafasında gezinen düşünce her ne ise yeniden buldu şımarık adamı ve gözlerini sonunda ilk kaçıran o oldu yeniden sert bakışları yola döndü, ve bende ağlamamak için tırnaklarımı koluma bastırdım dün gece ki söylenen her kelime yüzünden gözlerime bir gram bile uyku girmemişken gözlerini benden kaçırması canımı acıttı.
" Kendi dilimin sözlerini taşıdım ama ağzıyla söylensinler diye değil "
Ses tonunda ki acının rengini bile hissettim o renk Mor'du. İntihar etmeyi denemiş ve ölmeyi hayatında bir çok kez dilemiş kişilerin rengiydi o renk ve dün ki söylediği her bir söz bu rengi yansıttı, hâlâ bana kendini açmaması canımı sıkıyordu ne o ne de ben o üniversitede ki iki cahil değildik. İkimiz de birer yetişkin olmuş ve ne istediğini bilen ayakları yere basan kişilerdik ama söz konusu bizim aşkımız olunca işler, çok farklı bir boyuta geçiyordu biz kelimesi olunca tüm olgunluklar gidiyor yerini göğsünü hızla attıracak şekilde çocuksu heyecan kaplıyordu. Ve biz buna iki aptal gibi direnmeye devam ediyorduk ben ondan kaçıyordum o da benden kovalayan yoktu herhangi bi tarafta, yerinde sayıyor ve affetmek için binlerce bahane üretiyordu ama en saçma bahanem galiba ela gözlerine özgürce sarılmak için affetmem olacaktı. Bunu kendi içimde bir gün yapacağımı hissettim bir gün onu affedebileceğimi hissettim ama şu an değildi şu an bu kadar büyük bir karara, hazır değildim kendi içimde onu affedemiyordum ama bunun değişmesini umdum. Araba tanıdık bir ara sokağı geçmeyi başladığın 'da akşamın loş ışıkları altında bile Merdivenli Yokuş belli oldu ve dudaklarıma yorgun bir gülümseme indi, özlemiştim bu sokağı ve bu sokakta olan hatıraları ama hepsi şu an imkansız gibi görünüyor o anılar bir masaldan fırlamış gibi duruyordu. Araba yavaşça villa tipi evin siyah demirli kapısına yaklaştığın da ellerim üşüdü her bir parmak soğukluk ile donmaya ve titremeye başladı, belli etmek istemedim hızla arabanın sıcak atmosferinden kendimi kopardığım da bagajdan hemen valizlerimi aldım ve ilerledim. Ayaklarımın altında hunharca ezilen kar taneleri ses çıkararak kendini belli etti ve arkamdan gelmeyen adım sesleri beni bir kaç saniye korkuttu ama, ardıma omuzumun üzerinden çaktırmayarak bakmaya çalıştığım da şımarık gözleri bıçaklandığı yerin mermerini izliyordu. Aklından neler geçiyor resmen hissederek görüyordum bile hatıralar bağırmalar ve gözyaşları hepsi zihnimde ki sese karıştı ve ela gözlerinin dikkatle izlediği mermere bende döndüm. Karnından bıçağın kınısına akan kanlar zihnimde ki en berbat saniyeleri gözlerim önüne serdi yutkundum ve bu mide bulandırıcı hissi bastırmaya çalıştım. Onun bedenini onun gözlerini son kez gördüm tamam dediğim yer canımı yaktı ama ardımda ki bedeninin gerçekliği bir teselli yerine geçti, ve son dakika da gözyaşlarını aldı gözlerimden. İçimde bir cesaret bularak yumruklarımı sıktım ve siyah demirli kapıyı ittim onları beklemedim ela gözlerini her ne kadar merak etsem de bana yaşattığı o korkunç hatıraları yeniden hatırlamak istemedim, bu yüzden yanında kalamadım o basit mermer parçası hayatımı mahvetti ve ben yine bir bok yapamadım. Parmaklarım da sıkıca tuttuğum valizin kulpunu yere resmen fırlattım ve kendimi koltuğa attım başım yastığın biraz daha ardına sarkıyor, ve bakışlarım tavanı incelerken içerisin de olduğum durumun hayal olmadığına kanaat getirmek adına gözlerimi kapıyordum. Bu evden onun 8 yıldır çektiğim ölümünün acısı ile çıktım ve herşeyin yalan olduğunu öğrenerek onun kanlı canlı bedeni ile geri döndüm, bunlar cidden çok ağır şeylerdi altında resmen nefes almaya çabalıyor ve bu çabadan kurtulmak için verdiğim mücadeleden sıkılıyordum.
" Ben gideyim sabah gelirim her şeyi konuşuruz "
Ben pek bir söz söylemedim hatta veda bile etmedim ama ela gözleri arkadaşını kapıya kadar geçirdi bir kaç konu hakkında ayak üstü konuştular, ve mavi gözlerinin sesi gibi adımları da bahçenin çıkış kapısından uzaklaştı böylece biz bu koca evde baş başa kaldık. Bakışlarım hâlâ tavanı izlemeye devam ediyor gözyaşlarını akıtmamak için kendi içimde savaş veriyordum bu o kadar zordu ki, onun bedenine onun varlığına yıllar sonra kavuşup bir bok yapamamak ona dokunamamak aramızda ki lüzumsuz engelleri kaldıramamak o kadar zordu ki ve işleri daha zora sokan bal rengi gözlerinin sesi bomboş evin duvarlarını süsledi.
" Susma oyununa devam mı edeceğiz yoksa sen bana bağırıp çağırıp her yeri dökerek içindekilerini anlatacaksın? "
Tavanı izleyen bakışlarım buna bir son verdi ve gözlerine baktım karşımda ki tekli koltukta oturmuş dikkatle beni ve bedenimi izliyordu, yaptığım her bir hareketi yorgun ela gözleri takip ediyor ve bir açıklama bekler gibi hâlâ bakışlarını yüzümde gezdiriyordu. Oturduğum koltuktan doğruldum derin yorgun bir iç çektim nasıl anlatabilirdim yokluğun olan bütün her şeyi, nasıl 8 koca yılın acısını dudaklarım dökebilirdi parmaklarım gergince avuçlarım içerisin de kendini sıkıyor ve dudaklarım kendini yeni bir yangına sürükler gibi kendini aralıyor ve ben nefes dahi almadan konuşuyordum.
" Bu salonda senin o bahçede ki bedenini gördükten sonra ilk buraya geldim cansız yatan bedenine haykırdım şaka yapmayı kesmen için sana yalvardım telefonu açman için tüm o saniye dua ettim bahçede ki beni bekleyen gerçekle yüzleşemedim senin o şımarık gözlerini sonsuza dek görememe hissini yaşamamak için her boku denedim haykırdım yalvardım canımı senin yerine alması için yalvardım çünkü daha az acırdı o an kalbime yumruklar vurdum senin acını almak için sigaralar içtim bilmediğim uyuşturucular kullandım sırf bir kaç saniye senin ölümünün acısını unuttursunlar diye sokak sokak gezdim şehir değiştirdim kendimden kaçtım o basit otobüs durağından kaçtım hayalinle her gece uyudum her gün hayaline kitaplar okudum altı çizili bir sürü notlar bıraktım hepsini geri dönerek almanı istediğim için her gün hayalini gördüğüm her saniyenin biraz daha uzun olması için yalvardım hayaline sarılmak için izin aldım kendimi öldürmeyi denedim o bahsettiğin denizin dibinde kendimi boğmayı denedim ama yapamadım ve sen karşıma bir bok olmamış gibi çıktın! "
Tüm sözler döküldü dudaklarımdan canım o kadar acıdı ki nefes nefese kalan soluğumun sesini bile daha yeni fark ettim bakışları soğuk sert birisi değil, eski tanıdığım şımarık adamın duygu dolu bal gözleri oldu karşımda ki koltukta bedeni sözlerim ile o kadar gerildi ve ne yapacağını bilmez şekilde olduğu yerde kalmaya başladı ve ben sustum. Gözyaşları çok fazla aktı tıpkı o şelale gibi süzüldü yanaklarımdan nefes alacak alan yoktu gözyaşlarından nefesim bile kesildi, hıçkırıklar salonu doldurdu ve yankılandı ve yankılandı...
Sakinleşmem uzun sürdü acıklı iniltiler yerini bir kaç küçük hıçkırığa ela bakışları ise bu manzarayı görmemek adına sürgülü bahçe kapısının, önün de durarak hesaplaşma yapıyordu neyi düşünüyordu neyi tartıyordu bilmiyordum ama ikimiz de birbirimize sarılmamak için zor duruyor gibiydik bunu hissediyordum bunu ev bile hissediyordu. İçinde yaşadığı uzun geçen dakikalar da hesaplaşma sonunda bitmiş ve onun bal rengi şımarık gözleri bu hesaplaşmayı kaybetmiş gibi bedenime yaklaştı. Ürktü bana sanki en ufak bir kelimesinde zarar verecekmiş gibi ürktü az önce gözyaşlarına boğulan gözlerim karşısında dizlerine çöktü, ve üşümüş parmak uçlarıma ince yaralı parmakları uzandı ama uzandığı saniye yerinde kalarak boşluğa yeniden düştü aramızda ki çizilmiş sınırı geçmedi kendince sınır çizdi ve bakışlarımı yakalayana dek içinde ki hesaplaşmaya devam etti.
" Bu hisleri bilerek sana yaşattığım için ne kadar özür dilesem faydasız hicran geçmişi değiştiremem tıpkı birlikte yaşadığımız o geçmiş anılarına yapamadığım gibi korktum çok korktum babamın kolları her yere uzanıyordu ondan uzak kalma sebebim annem değildi sadece beni bu ölüm yalanını kabul etmezsem senin canın ile tehdit etti bunu asla kabul edemezdim seni kaybetmek sana benim yüzümden benim bir sözümden bile zarar gelmesini asla istemem istemedim de zaten bu yüzden kendime geldiğim de sana ulaşmadım çünkü hayatın bensiz daha güzel ve daha tehlikesiz olacaktı seni koruyamazdım bunun farkındaydım babama karşı çıkmak kendi canım için hiç bir önem taşımazdı ama beni seninle bağladı orada yatmayı kabul etti ama annemin onu öldürdüğü şüphesini bir gün kaldırmam için işte buraya onu yapmaya geldim sessizce yapacaktım bunu ama babam her şeyi itiraf etti ve Serhan planı bozarak seni bana getirdi sadece onu buraya seni koruması için gönderdim babam etrafında gezmeye başlardı biliyordum ama her şey ters gitti ve yıllar sonra senin o yeşil gözlerin 8 yıldır oluşan karanlığa güneş gibi doğdu "
Soluklandı her şeyi tek bir nefeste itiraf etti tıpkı benim gibi ama ardından gelen sözleri söylerken gözlerini gözlerimden kaçırdı.
" Kendi öz oğluna bile acımayan bir adam seni kolayca gözden çıkarırdı bunun için senden uzak kaldım her ne kadar bunu istemesem de senin canın ve mutluluğun benim hislerimden daha önemliydi "
Sözleri boğazından zorla dökülmüş gibi buğulu çıktı ela bakışlarının gözyaşları ile dolduğunu hissettim ama bunu benden ustaca gizlemeyi başardı, ve dizleri üzerinden kalkarak bedenimden uzaklaştı o an sarılmak istedim onun kokusuna gömülmek istedim ama yapamadım her bir dokunuşum onu incitecekti sanki bu yüzden ikimizin de ağaç dallarından kuma çizgi çizermiş gibi çizdiği sınırı geçmedim. Yanaklardan süzülen gözleri yüreğe aktı doldurdu atan kalbi tuzlu yaşlarla ve kalp bir kez daha boğuldu ama ürkerek yaşamaya devam etti, kendi çizdiğimiz sınırlar içerisin de kalmaya devam ettik
" Ve benim dudaklarımdan dökülen ışıkların altında bile güzelliğini belli eden yeşil gözlerine iyi geceler dileği dilemem gibi "
Gecenin loş ay ışığına sözleri doluyorken 8 yıl sonra bu sözler su gibi geldi kulaklarım kalbim ve tenim meğerse bu dileğe nasıl susamış, susamaktan çatlar hâle gelmiş gibi kurumaya devam etti kalbim göğüs kafesim de titredi ve siyah paltosu altında kalan bedeninin yukarı kata çıkmasını izledim. Aramızda ki sınır çizgisi ona bakarken bile canımı yaktı ama onu yeniden yıllar önce ki gibi üniversitede ki zamanlar gibi, evinde görmek o kadar iyi hissettirdi ki bu hisle beraber ahşap merdivenlerden yukarı çıkarak onun gittiğimi odasına yani odama gittim. Kapalı ışığı kapının hafif aralığından bile fark ettim hemen yatması açıkçası şaşırttı ama uyumadığına emindim bu yüzden, odanın zifiri karanlığını ışığı açarak bozdum ve yatakta ki şımarık bakışlarının anlamadığı ve sorular sorduğu gözleri eşliğin de yatağa oturdum. Bir kaç saniye sessiz kaldık ikimiz de daha sonra bir açıklama ister şekilde konuşmaya cesaret ettik ama kelimeler aynı saniye de döküldü, ve yanaklarım 19 yaşında ki kızların utandığı gibi elma şekeri rengine büründü.
" Benim odamda mı kalıyordun? "
Kaşları buna inanmayacak şekilde havada asılı kalmaya devam ettiğin de gerçekten şu an onunla oda veya yatak kavgası yapacak gücüm yoktu.
" Teknik olarak hâlâ benim odam 8 yıldır bu evde yaşıyorum yani Refhan Araslan yatağımı teşkil etmekten vazgeçmeni ve boş odada ki yatağa gitmeni istemek zorunda kalacağım "
Sözlerimin cesaretine şaşırdı ve o gülüşü yıllar sonra dudaklarında yansıdı o çok iyi kütüphane rafları arasından yansıyan, haylaz gülüşünün sıcaklığı özlemi daha da yaktı ve yatağın ucunda birbirinden uzakta duran bedenlerimizi daha da ısıttı.
" Asıl yatağı teşkil eden sensin çimen göz hem evimde kalıyor hem de beni kendi yatağımdan kovma cüretinde bulunuyorsun "
Derin bir iç çektim ve gözlerimi kollarımı göğsüm de birleştirerek devirdim bakışlarım çaktırmadan onun mimiklerine bakmaya çalıştığın da, yaramaz gülüşü daha da genişledi ve gözleri haylaz rengin de yeniden parladı işte benim yıllardır sevdiğim adam bu kişiydi. Gülünce gözleri kısılan yanaklarında gamzeler oluşan ve gözleri her daim neşeli bakan her şeye pozitif yaklaşan o adama, ne yaptılar ne oldu bilmiyordum bile ama bunları düşünmeyerek şu anın tadını çıkardım sanki hayaldi. Hayaldi zaten biliyordum sabah gözlerimi açtığım an bedeninin toz olarak uçtuğu bir görüntü olacaktı ama şu an bununla canımı yakmak istemedim, yanaklarıma utançla kızarmaya başladığın da gözlerim önüne düşen bir kaç siyah saç tellerini kulağımın ardına nazikçe koydum. Parmak uçlarımın dediği tenim bile hemen soğukluğu hissetti ve kendi tenimin soğuk olmasına irkildim ama bunu hemen saniyeler içerisin de bastırdım. Yatağın oturduğum kısmına dikkatle bedenimi uzattım ve ellerimi birleştirerek yastık altında kalan yanağıma yerleştirdim bacaklarımı karnıma çektim, ve yutkundum ne tepki verecekti yanında uyumama bilmiyordum ama denemek istedim kaçmadım kaçacak bir yerde bulmak istemedim aslında kolaylıkla bulurdum ama yıllar sonra gerçekten onun bedenini hissederek uyumak kokusu odayı doldururken uyumak ruhumda ki yaralara iyi gelecekti. Dikkatle yeşil gözlerim üzerinde onu izlemeye devam ettim ve o da kaçmadı ela gözleri de kaçmadı benim yaptığım gibi bedenini yavaşça karşımda ki yatağın boşluğuna bıraktı, ellerini birleştirdi ve yastık altında kalan yanağına koydu aramız da ki bir kaç yer olan boşluğu geçmedik. İzledik birbirimizi izledik yüzümüzde ki bütün değişen detayları inceledik her bir yeni detayı zihnimize kazıdık, bazen birbirimize yaklaşmak istedik biliyordum ama yapamadık sınırlar içerisin de kalmaya devam ederek gözlerimiz birbirini izlemeye devam etti. Aynı yatakta uçsuz bucaksız uçurum kenarında asılı birbirini izleyen iki beden gibiydik hiç konuşmadık ama binlerce kelime dakikalar içerisin de döküldü gözlerden, ikimiz de sessizlikte saatlerce konuştuk ve sonunda uykuya yenik düşerek aynı sessizlikte nefeslerimiz birbirine karışırken uyuduk...
Vücudumu gözlerim kapalı şekilde gererek uyanmaya başladığım da kendimi yenilenmiş gibi hissediyordum günlerdir evden uzakta olmak, beni çok yormuş ve bazı gerçekleri orada bulmuş olmam ise adeta beni başımdan mermi yemiş şekilde bırakmıştı. Yatağın boş kalan kısmına daha yeni uyanan bakışlarım döndüğün de orada değildi evet ben yine hayal görmüştüm, bunun başka açıklaması olamazdı dün geceyi hatırlamak istedim konuşmaları ve birbirimize bakışları. Dün gece onun o soğuk duruşunun gardını indirmiştim bir kaç dakika olsa bile onu yeniden eski Refhan olarak görmeyi başarmıştım, neden bu hâle gelmişti neden o gözlerde şımarıklık rengi değil soğuk bir adamın acımasız rüzgarı hâkim sürüyordu. Bilmiyordum. Bilmek belki de yine canımı yakacaktı bu yüzden şimdilik onun bu soğuk duruşunu kırmak adına adım atmak istemedim çünkü, onun soğukluğu benim kalbimi çatır çatır kırıyordu. Artık tek bir kırığa gücüm yoktu daha fazla yaraya gücüm yoktu derken çalışma masasının üzerinde ki gömlekte, kan kemeri fark ettim şoktan nefes hızım yükseldi ve dilimi ısırdım. O gömlek dün gece ela gözlerinin giydiği gömlekti hatırlıyordum dün bütün gece yanımdaydı eğer hayal değilse tabi, bu kan nereden gelmişti bilmiyordum ama kalbim korkudan deli gibi atıyordu. Panikle üzerimde ki çarşafı kenara attım ve ayaklarım çıplak parkenin üzerinde koşarken ses çıkardı gömleği titreyen parmak uçlarıma aldığım da, dikkatle inceledim gömleğin alt karın bölgesine inen sağ parçası kandı. Nereden bulaşmıştı o yaralı mıydı? Bilmiyordum lanet cevaplar yine benden uzaktı ve ben yine korkuyordum. Tüm bu karmaşaya cevaplar aramayı düşünüyorken banyonun kapısının açılma sesi yatak odasına doldu ve ben, onun nasıl olduğu halini düşünmeden bile bakışlarımı hemen gözlerine yönlendirdim. Boğazımda dizilen yumru her gözlerine baktığım saniye daha da yükseldi o benden yine sakladı bir şeyler ve bu ikimizi de acıttı, yeşil gözlerim çıplak göğsüne doğru gözlerinden inmeye başladığın da gömleğin kanı taşıdığı noktaya baktım. Tam o nokta yeni sargı bezi ile sarılmış ve tıbbi ilaçlar yüzünden orada ki ten rengi hafif sararmıştı boğazımda ki düğümü yuttum, bakışlarım bile bu görüntüye bakınca acıdı tuhaf hissettim belli ki yarasını sarmak için oraya girmişti. Üst bölgesinin çıplak olmasını daha yeni anlamaya başladığım da nefesimi seslice içime çektim ve göğsünde oyalanan bakışlarımı da alarak, sırtımı döndüm ben ne yapıyordum? Ben neden böyle davranıyor ve hissediyordum cevap yoktu. Utanmıştım yeni yetmeler gibi çok utanmıştım yanaklarımın utançla yandığını ve yutkunmaya yeniden çalıştığımı hissettim, yeşil gözlerimi düşünmemek için kapatmaya çalıştığım da düzensiz nefes sesim beni ele verdi. Bu şımarık adamın cidden o kaslı görüntüsünü düşünmemeye çalışmak adeta bir savaştı sanki ve ben bu savaşı düzensiz nefes sesim ile ele verdim. Odanın sessizliğine ve perdelerin arasından süzülmek için yalvaran güneş ışıklarının içerisine adım sesleri doldu, parmaklarım heyecandan buz tutmaya ve titremeye başladı yanaklarım yanıyor ellerim üşüyor bedenim ise umutsuzca yerinde durmaya çalışıyordu. Şu an hiç hissetmediğim duyguları içimde yaşıyordum bütün duygular birbirine girmiş bu karmaşa içinde tek bir sesi koro halinde söylüyorlardı...
Arkanı dön!
Evet tam olarak bu kelimeyi saniyeler içerisinde bin kere söylediler ama ben yenik düşemezdim derken adımlarının yankılanan sesi kesildi, ve onun teninin tenime yakınlığını hissettim hemde çok yakınlığını. Hâlâ bir adım atamıyordum bir şey bir his benim ayaklarımı bu lanet odaya bağlamış gibiydi ne gidebiliyordum ne de kaçabiliyordum, bu yüzden yeşil gözlerimi telaşla kapattım ve bekledim ama neyi bekledim onu bile bilmiyordum. Yanmaktan bir harap olmuş tenime değen ince ve soğuk parmakları hissettim ve vücudum bu dokunuş ile irkildi, yanıyordum aynı zamanda üşüyordum neydi bu böyle bilmezken omuzlarımdan aşağı düşen siyah saçlarımın sağ omuzuma dikkatle atıldığını fark ettim. Yaramaz bal rengi gözleri ne yapıyordu bilmiyordum ama bu dokunuşlar beni de onu da yakıyordu sanki aramızda ki enerji, odanın her yerine dağılıyor ve odayı bile inanılmaz bir atmosfere sürüklüyordu. Bizi benzettim perdelerin arasından güneş ışıklarının yere düşmesi için yalvaran bu ışıklar gibi bizi benzettim aramızda ki sorunlar bir perde, ben yer ve onun elleri de o güneş ışıklarıydı. Tenime dokunmak için yalvardı ama perdeler yine de çekilmedi ve bu kavuşmayı en imkansız ama en aşk dolu hikâyeye çevirdi tıpkı bizim gibi, birbirine hasret iki aşığın tenini birleştirmemeye yemin biçmiş bir tanrıça gibiydi o iki aşık ise birbirlerine uzaktan bakıyor ve uzaktan seviyordu. İşte tam şu an öyleydik parmak uçlarının tenime dokunması bir mucize tenim ise parmak uçlarına bir hayaldi, ve biz o hayalde iyice boğulmaya başlarken sıcak dudaklarını saçlarımı çektiği boynumda hissettim. Arzular daha da ateşlendi dudaklarının sıcaklığı boynumda bir kaç saniye kaldı ve özlemin acizliği ile dudakları boynumu takip ederek omuzuma yavaşça ve narince indi. Ama bu öpüş ne kadar narinse o kadar ısrarcı ve arzu doluydu kollarında erimemem için beni omuzlarımdan tuttu ve diğer boşta kalan elini belime sardı, her bir dokunuşta soğuk parmaklarını hissettim kıyafet altında bile dokunuşları canımı yaktı. Göz kapaklarımı sıkıca birbirine bastırmaya devam ettim arzular bu odayı ve ikimizi de ateşe verdi bilmiyorum bu his çok başkaydı tüm acıların acısını, çıkarmak istercesine dudaklar birbiri ile buluşmak istiyordu ama buna izin veremezdim dudaklarının sıcaklığı hâlâ sol omuzumda narinlikle duruyorken nefes alamıyordum. Omuzumda duran kiraz renginde ki dudakları yine omuzumdan öpücükler ile boynumu takip etti eriyordum ellerinde dudaklarının sıcaklığı ile, resmen ölüyor bitiyordum yarasını bile unuttum birbirini takip eden nefes seslerimiz odanın içerisinde yankılandı göğüs kafesim heyecanla ve korkakça kalkıp inmeye başladı onun bedeni bedenimi ardından iyice sarmaya başladığın da aramızdan rüzgar bile geçmeyecek mesafe kalmadı.
" Yas tutma sevgilim, öldüğüm zaman.
Toprakta böceklere güldüğüm zaman. "
Yutkundum nefesinin buğusu tenime işlerken fısıltı ile dizeleri okumaya devam etti.
" Duyurunca, paslı sesi ile, ölüp gittiğimi, bir çan...
Yas tutma sevgilim öldüğüm zaman.
Çürüyen gövdem gibi, yitip gitsin aşkın da... "
Sessizce okuduğu mısralar gözlerimden yaşlar akmasına sebep verirken sırtımı dönük bedenimi kendi bedenine, omuzlarımdan tutarak nazikçe döndürdü bakışlarım yeri izlemeye devam ediyorken parmak uçları çenemden ona bakmam için beni kaldırdı ve yüzlerimiz karşı karşıya geldi.
" Ne bir mektup kalsın bizden, ne bir söz, ne bir eşya...
Unut gitsin adımı, arkamdan ağlama
Gözyaşınla da eğlenir, onu da alıp satar bu dünya... "
Bakışlarımız birbirinde bir kaç dakika durdu bu basit dizeler ikimizin gerçeği saniyeler içerisinde oldu bazı şeyler çok can yakıyordu, ama susuyorduk bundan sonra ne olacaktı kader bizi yine bir araya getirmemek için nasıl bir yemin ve rol biçti bilmiyorduk ama tek bildiğimiz hiç kolay şeylerin olmayacağı hissiydi...
Aramızda ki tuhaf enerji kapı zilinin çalması ile bölündüğü saniye birbirimizden sıçrayarak ayrıldık tenlerimiz birer zıt kutup gibi, birbirinden koparak uzaklaştı hızlı adımlar ve utançla yanmaya devam eden yanaklarım ile aşağı kata hızla merdivenlerden inerek az önce olay şeyleri düşünmemeye çalıştım. Kapıyı ısrarla çalan kişiye camın diğer tarafından bakmaya başladığım da hemen mavi gözlerinin rengi haylazlık ile parladı, ve bende iç çekerek kapıyı istemeye istemeye açtım. Sabahın bu kadar erken saatin de burada ne işi vardı bilmiyordum ama eve davetsiz gelişi 2. Olmuştu bundan memnun olmuyordum, ve bunu açıklık ile yüzüm de ona belli ettim anlamış olacak ki sadece gülümsedi ve öksürerek ses tonunu ayarlamaya çalıştı.
" Ben de seni görmekten hoşlanmıyorum ama Refhan için birbirimize katlanmak zorundayız o yüzden sırıt ve ev sahibi gibi ol "
Serhan her ne kadar gıcık ve bazı yerlerde patavatsız olsa da onun karakterini sevmiştim gerçekten renkli biriydi bizim kızlar gibi, onların erkek bir versiyonu gibiydi yıllar önce Refhan ile neden arkadaş olduğunu anlamak hemen mümkündü tıpkı o da bal gözlü adam gibi eğlenceli ve şımarık biriydi. Ama Refhan şu an bundan çok uzaktı gözleri bir başka bakıyor dudakları bir başka konuşuyor ve elleri bir başka, uzakta kendini benden tutmaya çalışıyordu benden kaçıyordu olabildiğince yapabildiği kadar kaçıyordu bende ondan kaçıyordum yıllar önce ki gibi. Biz bu aramızda ki sevgiye asla kendimizi bırakmadık ve bırakmamaya devam ediyorduk yine aynı hatayı yapıyor ve aynı çukura yine adım adım ilerliyorduk. Yine düşecektik karanlık çukur yine bizi ve sevgimizi yutacaktı ama bunu durdurmak için hiç bir şey yapmadık, bu yüzden bunlar acı veriyordu ve şu an karşımda oturan arkadaşı hiç bir şey bilmiyordu ona sormak istedim ne olduğunu.
" Refhan'ın ölmediğini ne zamandır biliyordun? "
Dedim duygusuz bir sesle ama içimden ölüm kelimesi geçtiği saniye kalbim sıkıştı belli etmek istemedim oturduğu rahat koltukta gerildi, ve ne söylemesi gerektiğini tartar şekilde kafasında hesaplaşma yaptı sanki sonunda mavi gözleri gözlerime baktığın da yutkundum.
" Başından beri "
Dedi ve ben tek bir kelime edebildim.
" Ne?! "
Seslice iç çekti ama konuşmaya devam etti.
" Hastaneden kaçıran kişi bendim zaten son ana kadar umut yoktu gerçekten yoktu nefes almıyordu hiç bir şekilde bekledim uzaktan seni izledim ailenizi izledim ama bir çözüm çare yoktu "
Tüm duygular parçalandı ve o hatıralara götürdü beni ağlamamak için direndim ama burnumun ucu acıyla sızladı.
" Gerçekten o ölmüştü ama siz gittiğiniz an içeri girdim yani sen oradan koşarak çıkınca onun nefes almaya başladığını anladım hemen doktorlara bağırdım ve mucize şekilde kurtardık ama bu durumu kimsenin bilmemesi için doktorla anlaşma yaptım onu saklamam lazımdı herkesten babası yine onu öldürürdü çünkü bu adam şerefsizin teki tamam mı? "
Öğrendiğim şok gerçekler karşısında afalladım hangi kelime söylenir bilemeden susmaya devam ettim.
"Yıllarda başardım da ama babası yine de gerçeği bir yerden öğrenmiş ve gitti mezarı açtırdı çıktığı saniye kendini mezarın boş olması ile özgür bıraktığı saniye sana gelecekti senden bilgi almak için neler yapardı tahmin ettik az çok bu yüzden Refhan beni buraya gönderdi seni koruyabilmem için "
Derin bir nefes daha çekti içine ve sanki bunlar ona zor geliyormuş gibi konuşmaya devam etti.
" Aslın da plan bu idi ama ben senin o hâlini gördüğüm de mezarda ki o hâlini gördüğüm an bir şeyler oldu sizi bir araya getirmem gerektiğini hissettim çünkü Refhan da aynıydı yıllardır ölü gibi gezdi her bir hareketini izlemek için defalarca beni gönderdi nasıl olduğunu bilmek için herşeyi denedi ama kafayı yeme noktasına ulaştı senin hayalin ile yattı senin hayalin ile uyandı onun delirmeye başladığını düşündüm bu şekilde gidemezdi ikiniz de delirme eşiğine gidemezdiniz bu yüzden sizi bir araya bir şekilde getirmeyi başardım "
Kuruyan dudaklarımı ıslattım ve süzülen yaşları tenime geri bastırdım.
" Babasının sana bulaşmaması için bin türlü belaya girdi yine bıçaklandı yine yaralandı ama umursamadı gözlerinin içinde ki o umut ışığı her yıl biraz daha söndü her bahar hariç her bahar geldiğin de çilekli bir pasta aldı ve onu gökyüzüne tutarak üfledi böylesine soğuk olmaya başlayan bir adam için bu neydi diye düşündüm ama cevap bulamadım sizi bir araya getirmeme ne kadar kızsa da sana ihtiyacı vardı ve şu an onun iyileşmeye başladığını hissediyorum "
Doğum günüm...
Unutmamıştı bu gerçek yüzüme tokat gibi vurduğun da canım yandı dudaklarım titredi ve ellerim üşüdü ben ne kadar ondan uzakta olsam da, onun da benden uzakta olarak canının yanması beni yerle bir etti.
" Çok korkmuştum sen Reha ile konuştuktan sonra o denize gittin kendini boğmak istediğini ilk anlamamıştım intihar etme cesaretinin içinde olabileceğine hiç inanmamıştım ama anladığım an durumu hemen Refhan'ı aradım ne yapmam gerektiğini söylemesi için karşına çıkamazdım dayanamazdım sana yaşadığını söylerdim Refhan da anneni aramam gerektiğini ve seni oradan çıkarabilecek tek insan annenin olduğunu söyledi "
Şimdi taşlar yerine oturuyordu annemin o gün durduk yere bir yerden çıkmasına çok şaşırmıştım ama annem aranmıştı, tüm dün gece ki anlattığım şeyleri zaten Refhan biliyordu ama bana bilerek sordu neden böyle bir şey yaptı bilmiyordum.
" Çok kötü durumdaydın sürekli sigara içiyor ve dolaşıyordun hatta bazen evinden çıkmıyordun uzaktan izlediğim de bile çığlıklarını duyuyordum bunu sana bile bile yaşatmak çok incitiyordu ama bu haykırışlarını Refhan'dan sakladım biliyordum dediğim an tüm planı suya atacaktı ve gelecekti bu yüzden sustum ve ona iyi olduğunu söyledim bir nevi bazı yerler de yalan söyledim "
Daha fazla dinlemek istemedim çünkü nefes alamıyor ve gözlerim nefes alamamaktan buğulanıyordu sustum onun da artık susması için, elimi sertçe kaldırdım bu ev şu an beni boğuyordu tüm gerçekler tüm yaşadığım anıların uzaktan izlenmesi canımı acıttı ne bir kelime edebiliyor ne de olduğum evin içerisinde nefes alamıyordum. Hızla ayağa kalktım ayağa kalktığım saniye gözlerimin önü karardı güçsüzdüm kendimi çok aciz hissediyor, ve titreyen bacaklarım ile olduğum yerde durmaya çalışıyordum. Salonun bu gergin havasına adım sesleri katılmaya başladığın da mavi gözleri de bende merdivene baktık tüm gerçekler, tüm yaşanılan şeyler canımı yakıyordu bile bile durması neler çektiğimi bile bile gelmemesi canımı yaktı o da bunu anlamış gibi sessiz şekilde başını eğerek salonun ortamlı kasvetine katılarak arkadaşına baktı. Serhan ile ela gözleri kısa bir bakışma savaşına başladığı saniye bir kaç dakika sonra Serhan gözlerini suçluluk duygusu ile indirerek, savaştan mağlup olarak ayrıldı ela gözleri yine buz gibiydi ve bu soğukluk odadan kalbime doluyorken bakışları bana yöneldi. Yöneldiği saniye buz maskesi düştü göz bebekleri bile hüzünle büyüdü ve küçüldü ne konuşma döndüğünü anlar şekilde yutkundu sanki, daha nasıl gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar düşüncesi ile yerimde duruyorken mavi gözleri bu sessizliği bozdu.
" Bu sefer susamam neler yaşadığını anlatsana Refhan! Neden suçlu gibi susuyorsun neden bu kızdan gözlerini suçlu biri gibi kaçırıyorsun o ne kadar yara aldıysa sende aldın ölümden döndün hangi işlere uğuruna bulaştın söylesene Refhan! "
Her haykırışı evin duvarlarını bile titretti sanki ve mavi gözleri haylazlık ile değil sınır ve öfke ile parlayarak bana döndü, parmak ucu ile beni işaret etmeye başladığın da bal rengi gözleri başını yere eğerek bu konuşmadan kaçmaya çalışıyordu sanki.
" Söylesene tek acı çeken o değil bu kız yüzünden hayatını mahvettin Refhan onun için canını bile sadece et parçası gibi sattın! Bu kız böylesine senin üzerinde etkiliyken neden suçlu gibi susuyorsun neden ondan kaçıyorsun söylesene itiraf et artık! "
Aralarında ne oluyordu ne vardı ne satmasıydı ne etkisiydi bilmiyordum kafam milyonlarca düşünce ile dönmeye başladığın da bu konuşmanın sonunun iyiye, gitmeyeceğini ela gözlerinin eklem yerlerinin sıkmaktan beyazlaşmaya başladığı saniye anladım. Parmaklarını öyle sinirle bastırıyordu ki avuç içlerine birbirleri üzerine yürümelerine korktum araya girmek istedim, ama duyduğum şok edici kelimeler yüzünden hareket edemiyordum sanki ve Serhan konuşmaya devam etti...