Ağrı. Her bir eklem yerlerim ve karnım şiddetle kasılıyor ellerim ve ayaklarım buz kesiliyordu sanki. Öyle bir his vardı ki sanki günlerce veya aylarca kapkatı bir kışın ortasında karlar içerisinde uyuyormuşum gibiydi, sanki o soğuk kar bedenimle birlikte tüm düşünceleri ve duygularımı dondurmuş beni yavaş yavaş soğuğu sıcak göstererek yanıltıyor ve öldürmek istiyor gibiydi. Donuyordum, ölüyordum ve gözyaşlarım bile bu soğukta yanaklarım da donmuş bir vaziyette duruyordu. Yıllarca o karın altında bedenimle birlikte tenimin altına bile işleyen buz ile donuk şekilde duruyormuş hissi bu his, en tepe noktadaydı bu his bambaşkaydı hikâyemin sonuna geldiğimi tüm duygular ile hissediyor bu his tenimi yakıyordu. Karnımda ki inanılmaz ağrının şiddeti ben hareket etmek istedikçe daha da fazla yoğunlaşıyor bu acı her yerden sarıyordu, buzların içerisinde yanıyor gibi hissetmem normal miydi? Hiçlik vardı boşluktaydım sesleniyordum bu buzun altında birisinin bana el uzatması için sesleniyordum ama kimse beni duymuyor, sesim bir boşluğa bağırır gibi bana sekerek geri dönüyordu. Ölüyordum, bu his o kadar tatlı ve acısız geldi ki ölmek o kadar güzel hissettirdi ki. Buz dudaklarım da sıcak kelimeler titriyor cümlelerimin anlamını dilimden dökmek için yalvarıyordu, tenimin altına kadar işleyen ölüm soğukluğu ölümün buz küpü içerisinde bacaklarımı karnıma çektim kirpiklerim bile titrerken donuk parmak uçlarımı göğsüme bastırdığımı hayal ederek buz küpün içerisinde fısıldadım.
“ Bir gün gelip ölümü öğreneceğimden kuşkuluydum!
Ölümsüzcesine genç pantoma sarılmış,
Düşcü gözlerimi yalnızlığın yıldızına kaldırırdım,
Birden bire sen çıktın yolumun üzerine,
Acı, sen, o baldan da tatlı acı...
İçtim dinginsiz ölümün şerbetini, son damlasına kadar.
Diri diri yanıyorum kıvranarak Nessus gibi,
Zehir içmiş yiğit giysili, Herkül gibi ya da.
Söndüremem ateşimi artık bütün denizlerin sularıyla.
Kendi düşümle, gözyaşlarımla tükeniyorum.
Kendi yaktığım ateşle, yalımlarla eriyorum.
Dirilir miyim, bir gün parıltılar içinde tıpkı bir Anka gibi? “
Karnım iyice ağrının şiddeti ile kasılmaya başladığın da donuk gözyaşları bir bir aktı, ela gözleri, bal renginde ki gözlerini ölürken aklıma getirmeye çabaladım. Onun gözlerinin renginin sönmüş ateşi andıran bal rengini hayal ederek ölmek istedim.
“ Yok olup gitsin artık, o baş döndüren gözler!
Geri dön yüreğime sen ey kederli kayıtsızlık!
Sakin, sakin ölebileyim diye, ver bana, bana kendimi ver! “
Derin bir hava akımı buzdan çıkmışçasına göğsüme doluyorken, cihazın kulağı tırmalayan bozucu sesi odayı doldurdu. Soğuktan uyuşmuş parmak uçlarımı hareket ettirmeye çalıştıkça burnumda ki garip cihaz ses çıkarıyordu, nerede kiminleydim hiç bir fikrim yoktu yalnızca bir yerde tenimin altında yumuşaklık hissediyordum. Gözlerimi dahi açamıyordum başımın üzerinde ki inanılmaz parlak beyaz ışık gözlerimi kamaştırıyor açmam için bu işi zora sokuyordu. Yavaş yavaş kendime gelmeye başladığım da midemin bulantı ile birlikte kasıldığını hissettim. Kendimi kusmamak için zorlarken odaya cihazdan başka bir ses eşlik etti.
“ Hicran beni duyabiliyor musun? “
Kaşlarımı ses ile çattığımda kimin olduğunu anlamaya çabalıyordum bakışlarımda ki bulanık şeffaflığı atmak için kendimi çok zorladım, zorladığım saniye biraz dahi olsa etrafı ayırt etmeye başlıyordum. İlk gördüğüm şey Hafsa oldu. Arkadaşımın umutsuz sesi kulaklarımda ki donmuş buzları eritti sanki o küpün altında ki donuk kalbimi, yeniden ısıttı sesi sanki. Kendime yavaş yavaş geldiğimi gören arkadaşım korkakça bedenime adımladı ve beni gözleriyle sessizce inceledi.
“ Çok korktum evin kütüphanesinde bir deftere sarılmış beton da öylece hareketsiz yatıyordun çok şükür geldiğim de nefes alıyordun “
Anlamaya çabalıyordum kütüphane ve defter en son okumuştum sonra Hafsa zaten gelmişti ve o adam Serhan sormak istedim ama buna gücüm yoktu.
“ Hemen seni hastaneye getirdim sürekli sayıklıyordun Refhan’ın ismini sürekli sayıkladın “
Boğazıma dizili sözcükleri sonunda sesli söylemek için kurumuş olan dudaklarımı açtım.
“ Refhan nerede? “
Hastane odasının içerisine dolan sesimi garipsedim öyle yorgun sanki ölümden dönmüş bir sesim vardı ki, kendime çok şaşırdım ama cevabı bekledim kalbim bu sorunun cevabını duymak için tekliyordu.
“ Mezarın da “
Dudaklarımdan inilti koptu. Hayaldi. Yine hayal. Donmuş parmak uçlarım ile üzerimde ki ince örtüyü avuçlarım da sıktım, sol yanıma öyle bir şiddetle ağrı girdi ki ağlayamadım bile.
“ Doktor tedaviye hemen başlaması gerekli olduğunu söyledi Hicran eğer kabul etmezsen bu tedaviyi her şey daha da kötüye gidecek “
Kurumuş olan dudaklarım arkadaşımın sözleri ile titredi. Burnumun direği sızladı parmaklarım altında kalan çarşaf kaderini tekrar ederek, daha fazla buruştu avuçlarım da diri diri yandığımı hissettim. Hafsa öyle çaresiz baktı ki yüzüme şu hastane yatağın da olan bedenime öyle acıyarak baktı ki, yıllar içerisinde ne hâle geldik dedi sanki gözleri. Dikkatle hastane yatağımın boş kalan kısmına bedenimi incitmekten bile korkar gibi oturdu çarşafı sıkan ellerimi, öyle bir naziklikle tuttu ki kırılmak üzere olan bir porselen gibi hissettim kendimi.
“ Bu tedaviyi en azından benim için kabul et lütfen “
Gözleri yalvarır şekilde baktı. Hafsa asla benden bugüne dek bir şey dahi istememişti ama şimdi, şimdi tek bir şey istedi hayatı boyunca ve ben bu şeye tamam diyebileceğimden şüphe duyuyordum. Aklım karmakarışık düşünceler bir sel vurmuş gibi her yere saçılı. Tek bir isim daha aklıma geldiği an korkuyla göz bebeklerim büyüdü.
Maverna!
O neredeydi? Kızım, kızımız neredeydi onu bile bilmiyordum. Korktum ona hiç iyi bir anne olamadım tıpkı benim annemin bana olması gibi, bende ona iyi anne olamadım sürekli hayal dünyam da yaşamaktan ona vakit bile ayıramamıştım.
“ Maverna nerede? “
Arkadaşımın boğazına sözler dizildi sanki söylemek istediği cümle onu çok zorluyordu bunu yüzünden öyle kolayca, görebiliyordum ki kusma hissim daha da yükseldi karnımda ki ağrı daha da şiddetlendi.
“ Onu emniyet aldı götürdü senin akli dengen yerinde olmadığı için karar çıkmış özür dilerim bunu benden duyduğun için “
Kalbim. Kalbim yandı. Tek hayatta tek umudum kızımız küçük bal renginde ki gözleri de benden alındı. Onu bile bana çok gördüler. Maverna benim kalbimde ki yaralı kız çocuğuydu ona iyi bir anne olmaya söz verdim ne babasına ne de kızıma bu sözleri tutamadım. Ama yine de mutluydum kimliğin de babası Refhan annesi ise bendim. Bu hikâye de ardımızda kızımız sadece kızımız kaldı. Affettim her şeyi herkesi diğer dünya da yüzleşmek için affettim. Kızımı geri alacak gücüm yoktu hiç bir şeye gücüm yoktu esasında derin bir iç çektim, Hastane yatağından bedenimi tuvalet bahanesi ile kaldırmaya çalıştığım da bedenimde ki tüm cihazlar da benimle birlikte geldi. Sayısız ismini bilmediğim göğüslerim de karın bölgem de, parmaklarım da ve burnumda ve kollarımda olan cihazları tek tek arkadaşım ile çıkarmayı başardık. Kafamda tek bir karar vardı.
İntihar.
Bunu kafama koydum bu sefer ciddiydim, herkese veda etmek istedim herkesle doya doya son kez konuşmak herkesi affetmek istedim yeter ki biz öbür dünya da kavuştuğumuz da karşımıza çıkmasınlar diye. Hafsa endişeli bakışları ile beni izliyordu korkakça titreyen bedenine tüm yerim tüm bedenim acısa dahi, sarıldım hafsaya iyice sarıldım ve sessizce yorgun sesim ile fısıldadım.
“ Bana sade ama çok güzel bir beyaz elbise getir Alçin’e haber ver o yardım eder seni burada bekliyor olacağım “
Korku duyan bakışları daha da büyüdü sanki hastanenin tıbbi cihaz sesi vardı yalnızca şu an, fısıltılar o tıbbi sese karıştığın da arkadaşımın çocukluk kokan kokusunu doya doya ciğerlerime çektim.
“ Sen hep bana destek oldun seni sadece bu hayatta seni sevdiğimi unutma sen bana çok iyi bir arkadaş oldun “
Ve yeniden tıbbi cihaz sesi...
Sanki bu ses intiharı her yere duyurmaya çalışıyor sanki herkese Hicran bugün ölecek çanları çalıyordu.
“ Dediğini yapacağım sakın ama sakın ben gelene
kadar kendine bir şey yaparsan seni hayatım boyunca affetmez mezarına dahi lanetler okurum duydun mu beni Hicran! “
Gülümsedim. Gözlerim doluyordu ama ben gülümsedim boğazım yandı ve ışıklar zihnimde çatarak dans etti.
“ Söz veriyorum kendime bir şey yapmayacağım “
Bakışlarımız son kez birbirine değdi, çocukluk oyunlarımız son kez kulaklar da canlandı ve biz iki arkadaş birbirimize öyle bir sarıldık ki. Tüm acıların canı cehennemeydi tüm bedenimde ki yaraların canı cehennemeydi, ona veda etmek beni yakıyordu ona veda etmek beni çok yakıyordu ama dayandım. Ölümle acılarım son bulacak güzel gözlü sevgilime orada kavuşacak çok mutlu olacaktım. Ey tatlı ölüm, ey tatlı intihar kararı tüm bedenimi kuşat ve beni kendine al. Ölümün tatlı melodisi yavaşça hastane koridorlarından odama doluyor Azrail’in sesi kulaklarım da yankılanıyordu. Biliyordum intihar eden kişiler cennete gidemezdi. Ama orada bile onu beklemeyi göze aldım yeter ki bir gün onun yüzünü orada binlerce ölü beden arasında bulayım. Yeter ki sevgilimin bal gözlerini yeniden hissedeyim. Ruhumu çağırdı, ölüm ruhumu tatlı bir av gibi almak için dolandı. Arkadaşım iki de bir arkasına bakar adımlar ve korkak gözleri ile kapıdan çıktı, çıktığı saniye masamda ki sayısız dizili ilaçlara baktım. Ah o ilaçlar öyle bir parladı ki, öyle güzel beyaz ve sarı ve kırmızı renkleri parladı ki. Resmen beni iç beni kendine al dediler titreyen parmak uçlarım ilaç kutularına gitti bütün masada ki kaç kutu varsa hepsini aldım. Ağrıyan bedenim ile zar zor adımlamaya çalıştığım da karnımda ki ağrı daha da şiddetlendi, kimse odama gelmeden bir an önce tüm ilaçları mideme yollamayı istiyordum. Tuvalete resmen acıyan bedenim ile koşa koşa girdiğim de titreyen parmak uçlarım ile kapıyı kilitledim, nefes almaya çalışıyordum tüm bu boktan şeylerin içerisin de nefes almaya çalışıyordum.
“ Tamam iyiyim içeceğim ve sonsuza dek acılar bitecek “
Hızlı atan nabzım ve nefes seslerimi kendimi telkin eden konuşmalar ile sakinleştirmeye çalışıyordum, ama işe yaramıyordu bu intihar eşiğinden her an kendimi geri çekebilir kurtulabilirdim. Ama, ama yapmadım ve tüm ilaç şişelerinde ki ilaçları avuç içime döktüm titreyen ellerim arasında kalan, sayısız rengarenk ilaçlar avuç içimde buruk bir gülümseme ile parladı. Gözlerimi sıkıca yumdum tıpkı annemin ninni söylediği anlar gibi içimden ninniler söyleyerek, kendimi sanki çocukken uyuduğum uykulara hazırlar gibi hazırladım.
İçtim. Sıkıca yumduğum gözlerim ile avucumun içerisinde ki tüm ilaçları yuttum. Kaç ilaç vardı bilmiyordum ama, bu ilaçlar eğer bana akli dengesi yerinde değil raporu konduysa çok ağırdı. Beni yeterli sayıda zehirleyecek ve öldürecek kadar güçlüydü bunun farkındayım, karnımda ki şiddetli ağrı yeniden yükselen bir melodi gibi yükseldi ve saplandı. Alnımdan boncuk boncuk şeklinde terler akmaya başladı midem kasıldı, hissediyordum yavaşça bir solan ışık kaynağı gibi havada süzülerek soluyor ve ölmeye başladığımı hissediyordum. Bu çok güzeldi, acı verse bile çok güzel. Saatin sesi tik-tak tik-tak kulaklarım da ötmeye başladı. Her bir adım da kalbimin göğüs kafesimden titrediğini hissettim bakışları bulanık olmaya başlıyor eller titriyor ve dilim şişiyordu. Hissediyordum zehirin yavaş yavaş kaynağının kanıma karıştığını çok net hissediyordum, bu his o kadar iyi geliyor o kadar tüm yaralara yanlış olsa dahi öyle güzel geliyordu ki. Başardım! Kendimi öldürme cesareti buldum acısız ölümümün acısız olması çok mutlu etti en azından ölürken acı yoktu, ona kavuşma hasretini bitirirken acı yoktu sadece ben o ve sonsuz evren. Başka bir dünya da ben o ve engeller olmadan. Sadece ikimiz, aşkımızı doya doya yaşayacak birbirimize aptal mesafeler olmadan aptal aile kavgaları olmadan dokunacak onun bir hayal olduğunu artık düşünmeyecektim. Öksürdüm boğazımda taşmak üzere olan kusma hissi ağzımdan döküldü çeneme doğru süzülen kan damlalarına, gülümsedim klozetin dibinde ki bedenimi kaldırmayı başardığım da kanlar hep mermer yere aktı. Ardıma döndüğüm de aynada ki kız bana baktı. Aynada ki yaralı hicran bana öyle bir baktı ki daha fazla dayanamadım.
“ Mutlu olacaksın hem de çok bütün acılarına son verdim bak bu elim ile tüm acılarını senden aldım “
Ağladı. Gözyaşları güzel yanaklarını ıslattı soluk hastane ışığının güzel yaralı yüzüne vuran kaynak daha da yaralı gösterdi onu. O kıza yaralı kendime dokunmak istedim parmaklarım aynaya değdiği an, mesafe kendini belli etti aynada ki gözleri öyle bakıyordu ki öyle pişman öyle kanadı kırılmış. Titredim çok titredim tüm tüylerim diken diken oldu ona bakarken, ama ayakta durmayı başardım. Musluğu açtım ağzımdan akan kanları yıkamak için avuç içlerime biriken su damlalarını yüzüme sertçe çarptım, kanlar lavabo da süzüldü ölümünün başlangıcı olan kanlar süzüldü. Gülümsedim artık Refhan hayal olmayacaktı artık Refhan beni yıllarca beklemek zorunda kalmayacaktı. Bu masum aşk hikâyemiz çok çok acılı bitti. Belki hikâyemiz yıllar boyunca dilden dile dolaşacak anlatan kişilerin kalbi sızlayacak ve yanaklarını, bizim aşk hikâyemizin masumluğu yıkayacaktı. Belki de yeni tarihin Romeo ve Juliet’i diyeceklerdi bize. Karnımda ki ağrı daha da şiddetlendi bir an önce onun mezarına gitmem gerekliydi, onun mezarı üzerinde can vermek istedim. Onunla yan yana gömülmek onunla birlikte sonsuz uykuya dalmak istedim mezarlarımızda isimlerimiz yan yana yazılsın istedim.
Hicran&Refhan anısına...
Aşıklar bizim mezarımıza gelsin bir papatya bıraksın istedim, aşıklar bizim mezarımıza gelsin ve bize diğer dünya da kavuşmamız için dualar etsin istedim. Sevgilim ile dilden dile konuşulacak aşkımızı herkesin duymasını istedim. Bu aşkın tarihlere yazılmasını en acılı aşk hikâyesi diye şarkı olarak söylenmesini istedim. Artık onu istedim. Beni yanına almasını istedim. Ben Refhan’ı çok istedim. Belki denizler bedenimizi yıkar acıları alır dalgalarına saklar bizi kavuştururdu, belki de parmak uçlarımız da olan kırmızı ipler yeniden birleşir ve bu sefer sonsuza dek ayrılmazdı. İlaçların zehri daha da kanıma yayılmaya başladığın da kapımın tıkladığını duydum.
“ Hicran kızım ne yapıyorsun orada iyi misin? "
Annemin sesi lavaboya dolduğun da akan musluğu kapadım. Kanları alel acele titreyen ellerim ile silmeye çalıştığım da kapıyı açtım, annemin yeşil gözleri şüphe duyar gibi lavaboyu dikkatle incelediğin de yutkundum. Hafsa daha ortalar da yoktu ama annemle babam gelmişti. Annemin yeşil gözlerine evlat acısı yaşatacağım diye üzüldüm bu gözlerin saatler sonra benim ölü bedenim için, ağladığını bilecek olmak beni çok yaraladı. Ama dayandım.
“ Bana küçükken söylediğin ninniyi söyler misin anne? “
Önce şaşırdı, sonra ise bakışlarına hüzün değdi.
“ Ama bu sefer söylediğinin sabahı gitme olur mu bu sefer söylediğinin sabahı ben de gitmem “
Yalan söyledim. Sabah burada olmayacaktım bu acıyı aynı acıyı ona geri verecektim. Bu acıyı tatmasını istedim benim yandığım kadar yanmasını istedim, ağzından lavabo da kanlar akan kızın delirme eşiğine gelmesine yardım ettiği için bu acıyı istedim. Aramızda ki çekişmeli konuşmayı kapının açılması böldüğün de sonunda Hafsa elbiseyi bulmuştu. İşte benim güzel kefenim, ona kavuşacak olan kefenim. Onunla aramıza köprü olan kefenim tıpkı kütüphanede ki hayalini gördüğüm gibi, tıpkı kanları emen o elbisem gibi. Kalbime ağrı daha da girdi ayakta duracak gücüm yoktu annem ve arkadaşım bunu hasta olduğum için sandı, ama ben ölüyordum gözleri önün de boncuk boncuk terler dökerken ölüyordum. Beyaz elbiseyi arkadaşımın yardımı ile lavabo da giydiğim de annem anlamaz bakışlarla bize bakıyordu, arkadaşım ise anneme göz devirerek konuştu.
“ Hicran salak saçma isteklerde bulunuyor Selma teyze beyaz elbise de beyaz elbise diye tutturdu en sonunda bir şey diyemedim ne yapayım öyle bakma suçlu ben değilim “
Gülümsedim ama ciğeri yandı. Bu saçma bir istek değildi ama şimdilik öyle bilmelerini istedim. Masanın üzerinde ki buruk duran ekmeğe takıldı bakışlarım, ekmek aşkımızın sembolü haline gelen ekmek. Son kez yemek istedim son kez aşkımızın üzerinde tüttüğü ekmeği koklamak istedim. Hastane yatağıma adımladığım da karnımda ki ağrı daha fazla dayanmama engel oluyordu, ellerin de solarak giden beyaz bir gül gibiydim. Her şeyim elimden alındı kızım bile. Onu bile şu dünya da kaybettim artık anlam yoktu, artık Refhan yoktu, artık ekmekler yoktu. Merdivenli yokuş yoktu, eski tuğlalı evde asılı mahalle tabelası yoktu. Üniversitede ki anılarımızı, kütüphane şımarık ela gözleri yoktu. Ben hiç tahmin etmezdim o basit otobüs durağında gördüğüm ela gözlerin böylesine acılı bir aşk hikâyesi olacağını tahmin etmezdim, ikimiz de birbirine yasak kılınmış meyve gibiydik. İkimiz de birbirimize yasaktık. Masanın üzerinde burukca duran ekmeği parmaklarım arasına aldım, gülümsedim ekmeğe ama yemin ederim kalbim çok yandı. Ekmekten zehirin hâlâ dilimde olan dudaklarımı açarak bir ısırık aldım.
“ Benim güzel bebeğim bu acımı dindir hadi bana gel ve sarıl “
İçimden kelimeler aktığın da ekmeği yedim. Tek bir gözyaşı dökmedim ama zehirin saçıldığı bedenime içime içime ağladım. Bu kadar acılı olmamalıydık. Annemin yeşil gözleri babamın kapı eşiğinden bizi izleyen gözleri arasında kaldım. Mutlu aile tablosu yeniden bir araya geldi. Anne ve babamın tek ortak noktası olan ben ellerinden kayarak aşağıya düşüyordum ama, fark etmiyorlardı bile. Hastane yatağına bedenimi uzattığım da başımı annemin dizlerine koydum, gözlerimi ölmek üzere olan bir insanın nasıl karnı ağrır ise öyle kapatarak ağrıyı dinledim. Annemin güzel sesi hastane odasının ağır kokusunu bastırarak yayıldı.
“ Bebeğin beşiği çamdan
Yuvarlandı düştü damdan
Bey babası gelir Şam’dan nenni nenni,
Nenni nenni, nenni bebek oy “
Ölüm ninnisi kulaklarım da tatlı bir hüzünlü melodi oldu. Kalbim yavaşça atmaya başladı ölümün soğuk nefesi ensem de gezindi, beni almak için tatlı tatlı yavaşça yürüyordu sanki. Bal gözlerinin ruhu odanın her bir boşluğuna dağıldı beni bekliyordu, beni heyecanla bekliyordu. Bende ona kavuşmak için bekliyordum. İlaçları içeli neredeyse 1 buçuk saat olmuştu biliyordum 2. Saate girdiğimiz de nefesim artık beni terk edecek bedenim üzerinde olan sancılar geçecek ve ruhum bedenimden bir çöp gibi kurtulacaktı. Işıklar yavaş yavaş sönmeye başladı, herkes evine gitmeye arkadaşım ise bana veda öpücükleri bıraktı. Odamdan herkes aşağıya bir şeyler içmeye ve biraz dinlenmeye gittiğin de, doktorların kalemini ve de boş bir kağıt parçası aradım. Sonunda loş beyaz ışık altın da dolaplar da kalem ve boş ucu yırtık bir kağıt parçası bulduğum da acıyan bedenim ile, yatağıma oturdum ve yazmaya başladım.
“ Ben gidiyorum çok mutlu olacağım bir yere üzülmeyin fazla olur mu? Baba sen bana hep soğuk bile olsan seni çok sevdim bunu bil kendini sakın kötü babayım diye suçlama ve anne sen beni terk etsen bile seni hep affettim sakın kendini kötü bir anne olduğum için öldürdü deme ben ölmedim ki ben sevgilime kavuşuyorum başka çaresi yok o bana gelemiyor ben ona gidiyorum. Hafsa ve Alçin sizler benim tek huzur bulduğum ikili tek mutlu olduğum noktasınız öyle güzel arkadaş oldunuz ki bana öyle güzel anılarımız oldu ki sizinle Hafsa küçük hicran’a kızına iyi bakmayı unutma ve Alçin artık saçlarını rengarenk boyamaya son ver lütfen siyah yap benim saçlarım gibi. Ve Serhat abi seninle hikâyemiz hep masumdu belki de birbirimize bazı şeyleri erken itiraf etsek böyle olmazdık yaşadığımız güzel çocukluk anılarına iyi bak çünkü ben onları hiç kirletmedim. Hakkımı tek bir kişiye helal etmiyorum Refhan’ın babası sen kendi oğlunu öldüren duygusuz bir katilsin. Bu dünyada da diğer dünyada da ellerim iki yakan da olacak şekilde bekledim. Bu dünya olmadı ama diğer dünya da oğlunun ve benim ahlarım dilerim ki hep yüreğinde olur. Ben gidiyorum ama mutluyum kendinize benim yerime çok dikkat edin çünkü ben başaramadım ha bu arada lütfen bedenimi sevgilimin yanına gömün sizden tek isteğim tek dileğim bu. Orada bari orada bizi yan yana tutun. Buna izin verin minnettar olacağım...”
Kağıt parçasını katlayarak masanın üzerine bıraktığım da ağzımdan daha fazla kan akmaya başladı. Beyaz köpükler ile karışık kan midemi bulandırdı. Beyaz elbisem tıpkı rüyada ki gibi kan oldu, ona kavuşmak için titreyen bacaklarım acizce ileri atıldı. Sessiz adımlar ile çıkmaya özen gösterdim son kez ciğerlerime doya doya çektim havayı beyaz elbisemin üzerin de, siyah saçlarım dans etti son kez uçuştu Refhan’ın aşık olduğu simsiyah saçlarım havada. Son kez yeşil gözlerim ışıkların altın da güzel göründü. Son kez ekmekler fırından çıktı, son kez Shakespeare şiirleri okundu ve son kez gömülür şarkısını Nilipek’in dudaklarından okundu. Dışarı da inanılmaz bir kar yağıyor kararmakta olan havayı kederli gösteriyordu, ağaçların kurumuş dallarına düşen kar taneleri yeni yılın çağrısını yapmak için yağıyordu adeta. Bu yeni yıl da ben yoktum. Ben nefes almıyor olacaktım ama üzgün değildim, mutluydum ona kavuşuyor olmanın mutluluğu. Hastanenin koridorlarında sanki bir hastayı ziyarete gelmiş gibi soğukluk ile yürüdüğüm de doktorlar bu duruma dikkat etmedi, ölmek üzere olan birisi için gayet iyi bir iş çıkarıyordum anlaşılan. Bacaklarım titriyordu ellerim ile birlikte ama kendimi ayakta tuttum, vücudum diri diri yanıyor ateşler her yeri sarıyordu zihnimde. Zihnimde binlerce kişi konuşuyor
“ Ölüm senin için geliyor “
Diye haykırmalar yapıyordu. Burası şimdi de soğuktu hiç bahar gelmedi bizim hikâyemize biz hep kıştık bir aralık ayı, bir ocak ayıydık hep. Biz hep yağmurlu bir hava, yağmurdan sonra ki doğal kokan toprak kokusuyduk. Bizim hikâyemiz de çok ölüm oldu. Beril, annesi, ve Refhan...
Hastaneden sonunda dikkatle çıkmayı başardığım da annem ile babamın koridorun koltukların da el ele oturmalarını izledim. Camdan dışarıya yansıyan görüntüleri çok içimi yaktı, annem ağlıyor babam ise ellerini ellerine almış sakinleştirmeye çalışıyordu. Bunun için çok geç kaldılar. Evlatlarının olduğunu anlamak için çok geç kaldılar camdan yansıyan görüntülere parmaklarım uzandı, ve sadece camın yansımasına değen bedenlerine dokunabildim. Gözlerimi sıkıca yumdum ve kalbim de veda ettim onlara. Artık özgürdüm bir kuş kadar hafif sevgilisine uçmak isteyen bir kuş kadar mutlu. Koştum son kalan güçlerim ile saatin aleyhime işlediğini bile bile koştum, onun kollarında onun toprağın da can vermek için koştum. Bu ne büyük bir mutluluk! Ne büyük bir arzuydu... Şükrettim ona kavuşmama yardım eden intihar cesareti için şükrettim. Mezarlığın giriş kısmında ki tabelayı koşarak ardımda bıraktığım da kar tanelerinin yol da yarattığı çamur elbiseye bulaştı ama umursamadım, siyah saçlarım mezarlığın rüzgarın da özgürce dans ederken mezarının yerini bulmaya çalıştım.
İşte.
İşte sevgilim oradaydı.
Refhan Araslan
İsmi buradaydı. Son kalan adım güçleri ve dudaklarımdan çeneme doğru akan kanlar ile mezarına adımladım, parmaklarım yağan kar taneleri yüzünden kızarmış ilacın son etkileri iyice beni sarmaya başlamıştı. Mezarına resmen dizlerim üzerin de sürüne sürüne gittim beyaz elbisem perişan oldu yırtıldı hatta ama umursamadım. Toprağı üzerine bedenimi güç bela attığım da daha fazla kan kustum, kustuğum kan taşına sıçradı ismini kana boyadı. Kollarımı iki yanıma açtım siyah saçlarım toprağın da özenle süzüldü nefesim git gide daha da zorlaştı nefes alma alanım daraldı, hissediyordum ölüm geliyordu boğazım da kocaman bir el hissettim beni boğmak için tüm gücünü bastıran el. Bastırdı boğazıma sevgilimin mezarının toprağına bedenimin battığını hissettim. Acılarım tüm acılarım son buldu. Beyaz kar taneleri bu anı daha da acılı kılmak için üzerime yağıyordu nefesimin son buğusu havaya karışıyorken gözlerim simsiyah bir karanlığa kapandı.
SON