İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 3

Bölüm 12 · 17 dk okuma

GÖMÜLÜR 3

Bölüm 12

ÖZEL BÖLÜM

Bu bölüm Hafsanur karakterinin bakış açısından yazılmıştır ve final bölümünün devam niteliğinde olmuştur.

Sesler vardır, hiç unutulmayacak ve daima kulakların da en mutlu anında bile kabusun olabilecek sesler. Gülüşler vardır, bir zamanlar mutlu anların şahitliğini tutmak adına kendini gizler ama o gülüşün kaynağı solduğu an dünyanın en buruk hatırası kalırdı... Hicran. Çocukluğumun en anlaşılmaz sırrı arkadaş kelimesinin tanımıydı benim için. Küçüklükten beridir anne kavramı hayatında yoktu, çok üzülürdüm ama belli etmemek için kırk takla atardım. Babası hep soğuk bir adam olmuş kafasını işiyle bozmuştu. Aslın da babasını anlamazdım ama büyüdükçe ve çocuk sahibi olunca bazı şeyleri kavrayabildim. Bir evde anne kavramı olmayınca aile olunmuyordu aynısı baba içinde geçerliydi ve ben bu geçerliliği en yakın arkadaşımın gözlerinde zamanında çok görmüştüm. Hicran çocukluktan beridir yara alsa dahi çok güçlü ve hayata bağlı bir kızdı. O her şeye rağmen dudakların da kocaman tebessüm taşır siyah saçlarını da çok ama çok severdi. Ama onun dudakları gülüyorken bile gözlerinin içi doluydu o yeşil gözleri asla annesi gittiğinden beridir gülümsemedi. Bunun yanı sıra küçük mahallemiz de teyzelerin yaptığı dedikodular da biz oyunlar oynarken kulaklarımıza dolardı...

" Görüyor musun kadın bir adam için çocuğunu da kocasını da bırakmış gitmiş ne günlere kaldık "

Bu sözleri küçüklükten beridir onunla birlikte duymak benim bile canımı yakardı ama belli edemezdim.

" Böyle kadınlar kendi keyfinin derdi için çocuklarını bırakarak kaçıyor Allah akıl versin gerçekten şimdi o kız çocuğuna ne olacak? "

Ah hicran...

Keşke bu kelimelerin hepsini duymaman için engelleme gücüm ya da sihirim olsaydı, kendi dileklerime önem vermez senin için bunu yapardım. Keşke arkadaş olarak onun güzel yeşil gözlerine daha da çok destek olabilseydim, ama hicran hep aramıza sınırlar çizdi özellikle anne konusunda. Bu sınırı geçebilen kimse olmadı. Serhat abi bile. Serhat abi demişken, onunla arasında olan bağı hiç bir zaman çözememiştim ona bu kadar değersiz ve onu görmeyen bir adama bu derece bağlı olmasını asla anlayamazdım. Onlar hep yan yana gelince abi kardeş gibi dururlardı hiç bir zaman iki aşık gibi birbirlerine ne yakıştılar, ne de öyle olabildiler. Eğitim için başka bir şehre gitti, orada her şeyin tam tersi ve kendi karakterinin tam tersi olan bir çocuk hayatına izinsiz giriverdi...

Bu çocuktan bana hiç bahsetmedi ama Serhat abiye olan kademe kademe biten duygularından, hayatına birisinin izinsiz girdiğini anlıyordum. O kadar aptal değildim arkadaşımı çok iyi tanıyordum bir gün oradan İzmir'e geri geldiğin de elinde ki kek kabından gözlerini hiç ayırmayarak hüzünlenmişti. Merak ediyordum böylesine basit bir kek kabı neden onun yeşil gözlerine bu kadar acı veriyordu? Neden sadece gelene dek o kaba bakmıştı anlamamıştım. Ama eve geldiğimiz an bütün her şey rayına oturarak ana hikâye meydana çıkmıştı. Refhan... Bu isim onun resmen yıllar boyunca aradığı şifa kaynağı kendine ait özel çiçeklerle donatılmış gizli bahçesiydi. Bu çocuk tüm çizdiği sınırları umurunda dahi olmayarak çiğnemiş ve yüreğinin tam ortasında olan anne yarasına ilişmişti. Bu çocuk onu yeniden hayata döndüren bir alandı sanki. Ama hicran henüz buna o zamanlar çok kördü, bir zamanlar şikayet ettiği abisine dönmüştü ama ben bu hikâyenin böylece kör olmasına izin veremezdim. O sabah konuştum yüzüne karşı her şeyi demiştim biraz kelimeler ağır oldu ama bunun farkına böyle varması gerekliydi. Haklıydım da sonunda kör olmaktan vazgeçti ve şımarık adamına koştu. Nereden bilebilirdik ki o şımarık adamla imkansız kelimesinin bile bir tık üstü olacağını. Serhat abinin tam tersine arkadaşım o adamla bir araya gelince, yan yana durunca durmasa bile dahi dudaklarından onun ismi dökülünce öylesine bir his oluşurdu ki. Sanki çok eskide kalmış ormanın en derinliklerinde bir yerde kalenin tepesinde oturmuş, rüzgar yanaklarını okşarken saçların bile bu havaya kapılarak dans eder ve bu umurunda bile olmaz Hicran ve Refhan'ın masalsı hikayelerinin acı müziğini dinlerdin. Öyle bir aşktı ki bu ne destanlara ne de o kalenin duvarlarına sığmazdı. Şiirlerden birbirlerine olan sevgileri taşar kelimeleri kendi aşk denizlerin de boğarlardı. İşte o denizde Romeo önce boğulan oldu, Juliet ise Romeo'nun kederinden aklını yitirerek o denizin hırçın kollarına kendisini bıraktı. Hiç korktuğunu sanmıyorum eminim o denizin hırçın kolları ona Refhan gibi geldi. Romeo ve Juliet'i sonunda kavuştu ama bu kavuşma öyle bir acının yazgısıyla son buldu ki, hikayeleri dilden dile dolaştı İstanbul onların aşkının anlamıyla daha da anlam bularak kendini resmen şımarttı. Bir aralık gecesi arkadaşım benden sonsuza dek koptu. Bir aralık gecesi Hicran kendini öldürecek cesareti buldu. Yeni yıl geldi, yeni yılın ilk karı Refhan ve Hicranın yan yana olan mezar taşlarının üzerinde kendini buldu... O gün hâlâ aklım da bir kabus gibi kendini korumaya hep devam etti...

8 yıl önce

Boğazım da dizilen anlamsız endişeyle dolu düğümler vardı. Hastaneden daha bir kaç saat önce arkadaşıma veda ederek gelmiştim, ama bu veda bir şeyleri acıttı ve yeni geldiğim evde bile durmamak istememi sağladı. Sanki çok acı bir şey saniyeler önce olmuş gibi göğsüm de yerini bularak kalbimi sıkıştırıyordu. Hicranın görüntüsü aklımdan çıkmıyor deli gibi düşünmeme sebep veriyordu. Teni öyle solgun ve beyazdı ki sanki dilimin ucuna bile varamayan söz düşüncelerim de yer buldu. Sanki ölmek üzere olan bir insan gibi, dudaklarının rengi her geçen saniye daha da solgun olmuştu ya hastane ışığı ya da benim düşüncelerim onu öyle solgun gösteriyordu ki hangisi olduğuna karar bile veremedim. O beyaz elbiseyi neden özellikle benden istedi, neden o yatağın baş ucunda bana sıkıca veda eder gibi sarıldı bilmiyordum. Arkadaşıma veda öpücüğü bile verirken gözleri öyle özür diler gibi bakıyordu ki gözlerime onun bedenine bakmak kalbimi çok kırıyordu. Hicran nefes alan ama hayat kavramını kaybetmiş birisi gibiydi yürüyen bir ceset gibiydi. Uzun zamandır da bu şekilde hayatına devam ediyordu şımarık adamı kaybetmek, hepimiz de derin yaralar açtı ama özellikle de hicranda. Refhan henüz ölmek için çok gençti, çok hayat doluydu ölümü hakkedemeyecek kadar hayat dolu. Ölümü pimi çekilmiş bomba gibi saniyeler içerisinde yüreklerimiz de patladı, Refhan çok ani gitti saniyeler içerisinde olan bir karmaşa içerisin de öyle çabucak veda etti ki Hicran bu yüzden senelerce kendisine gelemedi. Ve bunun üstüne Refhan'ı sayıklaya sayıklaya gerçeklik algısını ve de kendisini kaybetti...

Boğazıma öyle çok daha da yerleşiyordu ki bu lanet his her an bir şey, bir kıyamet kopacak gibiydi. Bu kıyametin başlangıç sesi telefonum oldu. Kabanımın cebinde kendini belli etmek ister gibi titreyek çalan telefonumu açmaya korkuyordum, sanki açtığım an tüm dünya kafamda parçalanarak gidecekti. Cebime uzanan parmak uçlarımın bile titrediğini şimdi görebiliyordum.

" Hicran hafsa hicran "

Alçin'in demek istediği kelimeler boğazına diziliyordu, sesi nefes nefese kalmış ve sanki boğazında benim gibi binlerce düğüm oluşmuş da konuşamıyormuş gibi çıkıyordu cümleleri.

" Hicran kendini öldürmüş... "

Tüm tüylerim diken, diken oldu sağır edici bir sessizlik oluştu hem de saniyeler içerisin de, bu sessizliğe tek bir cümle doldu.

Hicran kendini öldürmüş

Şok dalgası dudaklarıma vurdu bu aldığım habere bedenim öyle bir tepki veriyordu ki, gerçekten ölüm ne demek Hicran yıllarca neden bu denli delirdi diye düşünmek onu hissettim. İlk kez ölümü canlı bir varlık gibi hissettim. Kelimeler boğazımda ki düğüme karıştı ne denir, hangi cümle denir bilemedim bile.

" Buraya acilen gelmelisin şu an burası çok kalabalık polisler, ambulanslar ve gazeteciler bile hepsi burada "

Arkadaşımın tüm son dediği cümleleri kulaklarım da yankılandı.

Bana sade ama çok güzel bir beyaz elbise getir...

Yanaklarımdan usulca bir sıcaklık yol çizdi.

Söz veriyorum kendime bir şey yapmayacağım...

Doğru. Annem hep derdi ki acının en büyük en zirve yerine gelince, gözyaşları hiç dökülmezmiş içine içine akarmış yaşlar içinde ki yangını söndürmenin yolunu bulmak için. Çocukken birlikte oynadığımız oyunlar, anılar birlikte yediğimiz tüm dondurmalar küstü bize. Hicran tüm her şeyi küstürdü bize. Dedim demiştim mezarına bile lanetler okurum diye, şu an oturarak haykırarak ağlamak istedim bedenini kimselere vermek istemedim ben arkadaşımı kaybetmek istemedim. Düğüm daha da yükseldi, gözyaşları ve acı yerinde şahlanarak sesime yansıdı.

" Nerede neredesiniz? "

Bir kaç saniye bekledim, arkada ki inanılmaz ses atmosferinden uzaklaşmak için Alçin biraz daha ileri gitti gibi hissediyordum.

" Refhan'ın mezarındayız mezarın üstünde cansız bedeni bulunmuş "

Son kelimeleri titreyerek havaya karıştı. Hani sesin acısı olur mu derler ya, şu an sesin her şeyin acısı vardı. Hicran o çok sevdiği şımarık adamının sonsuzluğa uyuduğu yerde kendine kıydı...

Kabul etmek istemedim ama emindim Hicran seve seve bunu yaptı, öyle bir mutlulukla o mezara gitti ki buna çok emindim. Ne ölmek ne acı ne cennet ne cehennem, hiç birisi o ela gözlü çocuktan önemli değildi. Hiç birini eminim umursamadı. Tıpkı ardında bıraktığı bizi gibi, tıpkı ardında birlikte büyüdüğü beni bıraktığı gibi. Benim hiç kardeşim olmadı tek çocuk olarak büyüdüm, ama Hicran benim kardeş sevgime o kadar doldu ki Hicran kardeş sevgisi ne demek onu gösterdi bana. Evden bu haber ile nasıl ayrıldım, nasıl geldim saniyeler içerisin de buraya bilmiyordum. Mezarlığın giriş tabelasına kadar öyle bir insan kalabalığı vardı ki, yağan kar bile engel olamamıştı bu duruma. Sanki gökyüzü bile bu iki aşığın kavuşmasını kutlar gibi öyle bir kar yağdırıyordu ki, bu iğrenç intihar kararını en masum haline büründürmek ister gibi yağıyordu. Bacaklarıma kadar ulaşan kar tanelerini ayaklarımın altında öyle acımasızsa eziyordum ki, insanlar onların kirli çıkardığı gürültülü seslerin hepsi bana eşlik ediyordu.

" Olayı tam olarak bilmiyorum ama duyduğuma göre kız sevgilisinin acısına dayanamayarak kendi canına kıymış "

Boğazıma yine düğümler dizildi, havanın aksine sıcak gözyaşları yanaklarımdan sessizce süzüldü.

" Vah, vah ne yazık bu yaşta böylesine bir acı ikisi için tek elimizden dua gelir "

İçimde tuttuğum bağırarak ağlama hissimi özgür bıraktım. Yorgunluktan ve karın soğukluğundan sızlayan bacaklarımın üzerinde dengeye durmaya çalışarak, hıçkıra hıçkıra ağladım.

" Duyduğuma göre kız gençmiş çok yazık olmuş zaten sevgilisinin ölümünden sonra aklını kaybetmiş bununla çok savaştı demek ki şimdi de o savaşı kaybetti "

Hıçkırıklarım daha da arttı.

" Ah çok üzüldüm bu konuyu konuşmak bile yüreğimi darladı kim bilir kızın yakınları ne durumdadır "

Dudaklarım acı bir inilti ile aralandı.

" Hicran... "

Tek bir isim böylesine yürek yakar mıydı? Hastane odasında dediği sözler beynimin içerisinde o kadar fazla dolaşıyordu ki.

Sen hep bana destek oldun seni, sadece bu hayatta seni sevdiğimi unutma sen bana çok iyi bir arkadaş oldun...

Uyuşan bacaklar sözler ile tüm gücünü boşalttı, korkuyordum görmek istemediğim manzaraya maruz kalmaktan çok ürktüm. Tüm insan kalabalığını ve polisin sonunda açıklamalarla güvenlik şeritini geçtiğim de bir kaç adım ötemde ki manzara, tüm nefesimi kesti hayatın akışı yavaşladı insanların birbirine karışan konuşmaları saniyeler içerisinde sessizliğe karıştı.

Bembeyaz hastane de giydiği elbisesi, çamur içerisindeydi o çok sevdiği hayranlık duyduğu siyah uzun saçları mezarın toprağından aşağıya doğru süzülüyordu. Kollarını iki yanına açmış nasıl ölümü beklediğini gösteriyordu adeta, sanki ölümün kollarına kavuşmak ister gibi öylece duruyordu. Cansız bedeni hâlâ canlı nefes alıyor gibi duruyordu, sanki o ölmemiş sadece çok derin bir uykuya dalmış gibi. İntihar yüzünün güzelliğini kapatmak yerine adeta daha da güzelleştirmişti. Teni bembeyaz elbisesine uyumlu renkte, saçları gece gibi simsiyah bedeni ise özenle yatırılmış çok yorgun bir melek gibi görünüyordu. Cansız bedeninin yanında bir sürü insan kalabalığı polisler, ambulans görevlileri ve bu büyük haberi manşet yapmaya çalışan gazeteciler. Polisler şeritleri zorlayan gazeteciler ile boğuşuyor ambulans görevlileri anne ve babasının cansız bedeni başında veda etmelerini bekliyor gibiydiler. Selma teyze öylesine bitkin duruyordu ki, öylesine pişman aynı zamanda kendini suçluyordu iki de bir dudaklarından tek bir cümle döküldü.

" Benim yüzümden "

Belki de. Belki de, haklıydı eğer kızına sahip çıksaydı ona iyi bir anne olabilseydi belki de Hicran bunu yenebilirdi. Belki de bu kafasında ki seslerle savaşacak gücü bulabilir, belki de şimdi cansız bedeni gözlerimizin önünde olmazdı. Bacaklarım ve ayaklarım kar'a bata çıka yürümeye devam ettiğim de mezarın üzerinde öylece masum gibi uyuyan bedenine yaklaştım. Çarpık şekilde birbirine çarpan ve titreyen bacaklarımın gücü Refhan Araslan yazan mezar taşının tam altında cansız bedeni yatan Hicran'a baktığım an gitti. Bu manzaraya daha fazla dayanamayarak başımı başka bir yöne çevirerek gözlerimi kapadım. Ah o iki yazgısız aşığın acısı ciğerlerime uzandı ta, bunu kesinlikle hakketmediler arkadaşım böyle bir hayatı hakketmedi. Acıydı. Refhan'ın 25 yaşında ölmesi, Hicranın bu acıya dayanamayarak 31 yaşında ardından ölmesi çok yaralı bir öykü haline geldi. İnsan kalabalığı daha da cümbüş haline gelerek çoğaldı her gecen saniye, insanların meraklı gözleri ve olayla ilgili yürüttükleri düşünceler beni yoruyordu. Bakışlarımı ve başımı yeniden cansız bedenine çevirdiğim de usul adımlarla yanına yaklaştım anne ve babası bu duruma kızmadı, sessizce gözyaşlarını içine içine dökerek uzaklaştılar. Ah Hicran, değer miydi? Ah Hicran hiç mi düşünmedin beni? Soğukluğun etkisi ile üşümüş ve bacaklarım gibi uyuşmuş parmaklarımı cebimden çıkararak saçlarını sevdim. Her bir saç telini severken yüzünün daha da güzelleştiğini hissettim, dudaklarımın üzerine yanaklarımdan süzülen sıcak gözyaşlarım düştü ama buna rağmen tebessüm ettim. Çünkü hissettim tüm bu kargaşa içerisin de birbirlerine kavuşan o iki aşık ruh'un kavuştuğunu hissettim. Eminim şu an birbirlerine öyle sıkıca sarılıyorlardı ki geride bıraktıkları acıların, kişilerin eminim onlar için değeri yoktu. Şu an öyle bir kavuşma yaşıyorlardı ki eminim tüm diğer ruhlar onların bu kavuşmasını izlemek için tıpkı burada ki toplanan insanlar gibi toplanıyordu. Onlar başka bir evrende, en güzel hallerinde yeniden birbirleri ile kavuştular. Başka bir evren de yeniden birbirlerini buldular, onlar için artık engeller acılar ve duvarlar yoktu. Bu aşka müdahale edecek kimseleri yoktu onlar mutluydu burada bizim bedenimiz ve ruhumuz acı içerisinde olsa da onlar çok mutluydu....

Ambulans dışından bir kaç adım uzaklıkta bekleyen görevliler bana doğru geldiler, ne döndüğüne dair en ufak bir fikrim yoktu Hicranın mezar üzerinde uzanan cansız bedenini sedyeye özenle sayı sayarak yatırdılar ve ambulans içerisine taşımaya başladılar. Neler olduğunu anlamaya düşüncem yetmiyordu çünkü o kadar karışık bir ortam ve düşünceler vardı ki. İnsanlar arkadaşımın cansız bedeni ardından bakmak için yürüyorlar gazeteciler ise patlak renkte ki beyaz flaşlı ışıkları ile fotoğraf almaya çalışıyorlardı, ben tüm bunların ortasında kalarak ne yapacağıma dair bir düşünce arayışına giriyordum. Polisler insan kalabalığını ve merakını yatıştırmak için zehirli bir dile başvurmaya bense Hicranın anne ve babasını izlemeye devam ediyordum. Annesi kızının cansız bedeni arkasında sedyeyi sıkıca tutarak ilerliyor ve kızına bir sürü cümleler söylüyor babası ise sessizce bir köşe de onun cansız bedenine öyle bir gözle bakıyordu ki. İşte acı kelimesinin tarifini bu gözlerle gösterebilirim. Hiç bir cümle dökülmedi dudaklarından ne de fazla bir gözyaşı akmadı yanağından, ama şimdi süzülen o bir damla yaş öylesine acı öylesine cümleler taşıyordu ki. Çaresizliğini o gözlerden okumak o kadar basitti ki şimdi sert bir adam görüntüsü kızının cansız bedeni karşısında adeta un ufak oluyordu. Koşmak istedim, sarılmak sonuçta küçüklüğümüzden beri bizimle hayalet gibi olsa da yanımız da o vardı. Biliyordum kızına bu sevgiyi asla belli edemedi ama Hicran onun hayatının merkezinde olan tek isimdi. Şimdi adamın hayatının merkezi otopsiye incelenmek için sedye ile taşınıyordu. Şimdi adamın hayatının merkezi cansız bedeni ile bu mahşer kalabalık arasında sedye ile taşınıyordu. Burun direğim acı ile sızladı arkadaşımın bedenini ölünce bile rahat bırakmadılar en çok buna üzülüyordum. Ayakta artık duracak ne gücüm ne de daha fazla gözyaşı dökecek gözlerim resmen kalmadı.

" Kendini böyle bırakma onu orada yalnız bırakamayız hadi hafsa gücünü topla gidelim yanına "

Alçin omuzumun altına destek olmak için girdiğin de beraber ambulansın ardında ki arabaya adımlayarak güçlükle yürüdük....

Saatler geçti, hastanenin o ağır mayhoş kokusu bütün ciğerlerimize dolduğun da, artık daha fazla dayanacak gücüm kalmadı. Ayakta bile zar zor duruyor ağlamaktan şişmiş gözlerim ile küçük Hicran ismini taşıyan kızımı telefonda sakinleştirmeye çalışıyordum. Kızımı tamamen unutmuştum olan olaylar akıl sır erdiremeyecek boyutta olduğu için aklımdan uçmuş gitmişti, telefon ucunda ki minik sesini sakinleştirmeye ve yarın geleceğime dair ikna etmeyi başardığım da Hicranın ölmeden önce ki yattığı hastane odasına doğru yürüdüm. Tüm koridorlar sessizdi sanki hastane onun ölümünü biliyor ve daha fazla üzmemek adına sessizliğe çekilmiş gibi görünüyordu. Saçlarım birbirine karışmış tıpkı düşünceler gibi, soğuktan uyuşmuş bacaklarım sıcaklığın verdiği şımarıklık ile kendini salmış ve gözlerim ağlamaktan kızarmış, şişmiş öylece odasına yürüdüm. Tıpkı şu an hicran gibiydim onun şikayet ettiğim hâli, şu an öylesine bana uygun geldi ki ölüm neymiş nasılmış adeta bana ders verdi arkadaşım. Odasına girer girmez kokusu burnuma çarptı şişmiş gözlerim yeniden yaşlarla doldu, bana sarıldığı an canlandı gözlerim de daha bir kaç saat öncesine ait bu anı şu an cansız birisine ait anı oldu. Canım yandı, kalbim ilk defa bu kadar büyük bir yangın tattı. Tüm odayı ağlamaktan şişmiş bakışlarım ile taradım önce yatağının üzerinde ki artık cansız bedenine ait kıyafeti gözümün önüne çarptı, bu basit şey kalbimi deldi o odada. Dudaklarım ağlama hissi ile büzüldü ama dayanmayı becerebildim, daha sonra ise masanın üzerinde kalan beyaz bir el yazı ile süslenmiş kağıda kaydı. Parmaklarım arasına özenle aldığım kağıdı resmen nefessiz şekilde okudum. Kağıda baktığım an bu el yazısının Hicran'a ait olduğunu anladım, onun el yazısını nasıl tanımazdım dudaklarımı buruk bir tebessüm aldı ve mektubun en son kelimeleri seslice dudaklarımdan odanın içerisine düştü.

" Ben gidiyorum ama çok mutluyum kendinize benim yerime çok dikkat edin çünkü ben başaramadım ha bu arada lütfen bedenimi sevgilimin yanına gömün sizden tek isteğim tek dileğim bu orada bari orada bizi yan yana tutun buna izin verin minnettar olacağım "

El yazısını taşıyan beyaz kağıda gözyaşım düştü, bu odaya geldiğim için neredeyse şükür edecektim onun bizden ya da benden istediği bu son dileği gerçekleştirmek adına sonuna kadar savaşmaya karar verdim. Kim karşı çıkmaya çalışırsa çalışsın ikisinin bedenini yan yana bu dünyada sonsuza dek kavuşturmak için elimden geleni yapacağıma dair Hicran'a bu odada yemin biçtim....

Tekrar günümüz (8 yıl sonra)

Yaptım. Bu dileği tüm hayırlara rağmen yerine getirdim babası karşı çıksa dahi, Refhan'ın babası engel olmaya çalışsa dahi yaptım mezarlarını yan yana birleştirmeyi başardım. Tıpkı istediği gibi

Hicran&Refhan anısına...

Yazdırdım son dileklerini yerine getirdim ben mutluydum biliyorum o diğer dünya da, arkadaşım diğer dünya da bu yaptığımı gördü hissetti ve mutlu oldu bunu çok net hissediyordum. Hicrandan geriye kalan her şeye sahip çıkmaya çabaladım tıpkı mezarları gibi, kızlarına da sahip çıktım. Maverna yıllardır benimleydi tekrar onu o yuvadan çıkarmak çok zor oldu ama yanıma almayı başardım, ve anne babası Hicran ve Refhan oldu. Küçük arkadaşımın ismini taşıyan kızımla kardeş gibi büyüdüler tıpkı hicran ile ben gibi, kızlarımız biz gibi arkadaş oldular. Maverna annesinin kaderini yaşadı gençliğin de onu neler bekliyordu bilmiyordum belki de babası gibi şımarık birini hayatına alır ve sonsuza dek mutlu olurlardı. Belki de şimdiden hoşlandığı çocukluk aşkı ile birbirlerine hislerini söyler ve birlikte olurlardı. Ama annesinin kaderini yaşayacağı kesindi bu kader için elimden geldikçe, onun annesi olmaya çabalıyordum bir günden bir güne bana anne demesine izin vermedim küçüklükten beridir babası olarak Refhan'ın resmini annesi olarak Hicran'ın resmini gösterdim, alıştırdım. Annesinin intihar ettiğini asla söylemedim beraber öldüklerini söyledim zaten bir nevi bu gerçekti de Refhan'ın öldüğü gün hicranın da ölüm günüydü. Anne ve babasına asla kin beslemedi beni bıraktılar diye çünkü bu gerçeği sonuna dek sakladım, onun küçük ela gözlerine anne ve babasının büyük aşklarını anlattım bazı günler bu aşka çok özenirdi bazı günler ise anne ve babasına ait olan kitapları okurdu. Aşklarının acısını bir yazar keşfetti ve yazmaya karar verdi ben ise zor da olsa kabul ettim ve aşkları 7 yıl önce kitap olarak her yerde basıldı.

Gömülür....

Dilden dile dolanan hikayeleri herkesi yasa boğdu tüm aşıklar ikisinin mezarına ziyaret akını yapıyor oraya ekmekler bırakıyordu. Mutluydum onların aşkını unutturmamaktan tüm dünyaya bu aşkın varlığını bildirmekten çok mutluydum, derin bir iç çektim adımlarım mezarlarına yaklaştığın da daha yeni toprağın üzerine çiçekler bırakan çiftin ayrılışını izledim. Gülümsedim ve ardımdan seslenen 12 yaşında ki kızlarının babasına benzeyen şımarık sesi ardımdan kendini belli etti.

" Off teyze yoruldum bu kadar hızlı gitmene sebep ne veriyorsa onu yakalayıp güzelce kızacağım "

Gözlerimi devirdim şımarık ela gözleri tıpkı annesi ve babası gibiydi.

" Maverna şikayet etmen çok babanı hatırlıyor "

Görmesem bile heyecanını baba kelimesi ile gizleyemedi ve adımlarının hızlandırarak yanıma bir kaç saniye içerisinde geldi.

" Gerçekten babama benziyor muyum? "

Düşünmeden söyledim.

" Çokkk "

Sadece annesi gibi kıkırdadı. Anne ve babasının yıllardır uyuyan mezarına korkak adımları ile yürüdü gülümsedi gamzeleri yanakların da dans ederken, ama gülümsese dahi kalbinin burkulduğunu biliyordum tıpkı babası gibi mutlu maskesi takıyor annesi gibi güçlü durmaya çalışıyordu.Siyah uzun saçları durduğumuz tepenin rüzgarı ile uçuştu tıpkı annesinin saçları gibi, bal renginde ki ela gözlerinden kızarmış yanaklarına bir kaç yaş süzüldü. Önce annesinin daha sonra ise babasının mezar taşını ince parmakları ile sevdi, gülümsedim anne ve babasını hiç görmemesine rağmen böylesine büyük bir sevgi beslediği ve buna yardımcı olduğum için tebessüm ettim.

" Sizi çok özlüyorum anne ve baba umarım orada çok mutlusunuzdur ve beni duyabiliyorsunuzdur sizi çok ama çok seviyorum "

Topraklarının üzerinde parmak uçları gezindi babasının yıllar önce annesine aldığı papatya buketi gibi buketinden bir çiçek kopararak aldı, siyah saçlarının üzerine özenle kulağına yerleştirdi ve anne babasının mezarına taşlarına bir öpücük bıraktı. Ağlamamak için kendimi sıktım boğazıma dizilen düğümler ile bakışlarımı başka bir yöne çevirdim, anne ve babası ile vedalaşması biten Mavernayı da alarak iki aşığı baş başa bıraktım. Bırakırken ardımdan onların ruhlarının kızlarının kulağının üzerinde siyah saçları süzülürken duran papatyaya, tebessüm ile baktıklarını hissederek gittim...

Bölüm sonu

10 yorum