Gözlerimi vücudumda dolaşan ağrılar yüzünden açtığım da salondaki kanepede uyuya kalmıştım anlaşılan, bütün vücudum kanepede daha da ağrımıştı sadece. Bugün olan vizeler aklıma geldiğin de gerildim aylar su gibi akıyordu bu şehirde, ve ben yaklaşan vizeye hiç çalışamamıştım bile bu hâlde kesin bütünlemeye kalacaktım çünkü derslerin çoğunu çalışamadım. Kanepeden doğrulduğumda sırtıma giren ağrı beni adeta felç ediyordu sanki yağmurda bu kadar durursam, tabi son derece bu kadar hasta olurdum ama o şımarık herifin hiç bir şeyi yoktu. Bu duruma seslice iç çektiğim de hazırlanmak gerekliydi ilk sınavlarım ve ilk partime bugün gidecektim, vizeler için çok heyecanlı ve gergindim ama parti için sadece öylesine gidecektim. Ne bir heyecan vardı bu sebeple ne de bir gerginlik yeni saçlarıma aynada bakarak alışmaya çalışıyorken, telefonumun bildirim sesi bu tuhaf anı böldü. Bildirime baktığım da kavalyemden bir günaydın mesajı almıştım galiba bu sessiz çocuk benimle sessizliğini bozmak istiyordu, onu kırmamak için mesajına cevap verdiğim de iç çektim. Tüm bunlar yetmiyormuş gibi bir de bu aptal partiye gitmeye evet demiştim sanırım hasta olduğumdan, dolayıydı ateş yüzünden kabul etmiştim bence başka bir açıklaması olamazdı. Paltomu yaklaşan sınav saati ile acele şekilde giydiğim de geç kalmamak gerekliydi muhtemelen sınava geç kalırsam, profesör bu sefer beni gerçekten çiğ çiğ yerdi. Hocanın gözüne zaten ilk günden çok fena şekilde batmıştım ela gözleri yüzünden hemde hiç niyetli değildim, yine tüm amfinin önün de kekelemeye. Merdivenlerden hızla salona indiğim da bastığım her bir ahşap merdiven basamağı gıcırdadı, gözlerim lavinia çiçeklerinin yerlere dökülen yapraklarına baktığın da dudaklarım düz çizgi oldu. Sanki bitkilerin hisleri vardı o nişanlanmadan önce çiçeklerim çok güzellerdi ne bir tek yaprakları dökülüyordu ne de, sararıyordu ama o nişanı gördükten sonra çiçeklerimin tüm yaprakları bir bir küstü ve döküldü yerlere. Hepsi benim gibi soldu bir anda kalbimin içinde ki o büyük aşk battı kalbimin içinde ona beslediğim duygu, kırılan bir bardak gibi bin parçaya ayrıldı her tarafa saçıldı kırıklar ve şimdi o kırıklar kalbime batıyordu. Ve ben nefes alamıyordum boğazım yandığın da kırıkların oraya dolduğunu anladım içimde onlarca birikmiş söz, onlarca birikmiş duygu vardı ki bunları dışa vurmak yerine kalbime gömmek çok can yaktı çok. Ama içimde kalan en büyük kırıklık ona bir kere doya doya sarılamamak oldu kokusunu ciğerlerimin her yerini dolduracak şekil de, çekmeyi o kadar isterdim ki ama o bırak sarılmayı gözlerimin içine uzun uzun bakmadı bile. O bırak bakmayı parmağına yüzük taktı hemde gözlerim önün de canımı çok yakmadı sadece ben, o gece öldüm o gece ben bittim kalbimdeki sevginin büyüklüğü kadar öldüm ben. Çocukluktan beridir hayalini kurduğum yüzüğü başka bir kız taktı parmağına ne olmuş ki yani, çok mu canım yandı yansın çok mu ağladım ağlayım onun için bunların hepsi bir boşluktu sadece anlamsız bir boşluk. Parmak uçlarım saçlarımdan aktığında saçlarım da gitmişti alıştığım o uzunluk sanki varmış gibi oldu bir an, ama şu an ne prenses saçlarım ne de onun yeşil gözleri vardı. Önce gözlerine veda ettim sonra ise saçlarıma bu gerçek kalbimi yaktı sanki kalbimin yangını gözlerimde can bulduğun da, yanaklarımdan süzüldüler ağlamak istemedim ama elimden gelen yalnızca buydu. Bilmiyorum bu yara hangi gün, hangi ay, hangi yıl, hangi mevsim iyileştirirdi bilmiyordum işmiydi bu yaptığı anne yaramın üzerine, gözlerinin yarasını koyması hiç iyi olmayacaktı hiç iyi olmayan yaralardan oldu bu. Ama benim kalbim ne kadar acı şekilde feryat etse de dudaklarım aptal gibi tebessüm ediyordu, ne demek bilirler miydi kalbinden parçalar koparken gülümsemek. Bugünden sonra ara tatil de kendimi bol bol dinlemeyi planlıyordum çünkü beni kimse dinlemiyordu kendimden başka, benim duygularım yoktu sanki ben insan değildim sanki hepsi öyle davranıyordu. Ve bunca şeyin arasında başımı dizlerine koyacağım saçlarımı sevecek bir annem bile yoktu, bu gerçek hepsinden daha da çok canımı yaktığın da kapıyı sertçe kapattım. Gözlerimi kapattığım da derin bir nefes aldım bugün vizeler vardı kafamı meşgul edemezdim kesinlikle bu üniversiteyi burada başarılı bir şekilde, bitireceğim ve babamı gururlandıracaktım.
" Meditasyon mu yapıyorsun? "
Gözlerimi sesi ile açtığım da bu şımarık herif tüm bunlara izin verir mi illa ki bir yerden çıkacaktı bu durum, sabahın en erken saatlerin de sinirlerimi bozduğun da karşıma çıkmasından yorulmuştum. Ela gözlerine cevap vermek istemedim hızla merdivenli yokuş sokaklarından iniyordum, bu şımarık ela gözlü adam ise peşimden sessizce geliyordu. Omuzumun üzerinden hafifçe ona çaktırmayarak bakmak istediğim de gözlerimiz birbiri ile buluştu, ellerinde ki ekmek poşetini ve papatyaları yeni fark ediyordum. Gülümsedi o bana öyle güzel gülümsediğin de yanaklarım kızardı elma şekerine boyandı yanaklarım yine, adımlarımı iç çekerek olduğum yere sabitlediğimde tam karşım da durdu. Bedeninin yakınlığı kalbimin daha da hızlı çarpmasına yol açtığın da elindeki ekmek poşetini uzattı, bir ekmek poşetine bir de ela gözlerine anlamsız şekilde bakıyordum ki papatya buketinden bir çiçek alarak kulağımın ardın da kalan saçlarıma sıkıştırdı. Ve şimdi benim yanaklarım değil adeta tüm vücudum yanıyordu parmak uçları saç tellerimden kaydığın da, gözlerine baktım güneşin ışığı gözlerine vurduğun da bal rengi renk belirdi. Gülümsediğin de en güzel olan kusurları yanağın da belirdi dudaklarım anlamsız şekil de tebessüm ettiğin de, ekmek poşetini aldım bu adam artık benim zayıf noktamı biliyordu resmen.
" Yeni bir çiçek yeni bir saç yeni bir sen nasıl olmak istiyorsan öyle ol hicran çünkü ben seni benim göz zevkime uy diye sevmiyorum ben seni sen olduğun için seviyorum ben seni dünyanın en çirkin kıyafetleri üzerin de olsa bile yine beğenirim. "
Bedenlerimiz bu sözleri ile birbirine daha da yakın olduğun da irkildim sanki ela gözleri her hissettiğim duyguyu, kalbinde hissediyordu sanki aynı kalbi taşıyorduk gibi hissettiğim de bedeninden ve bakışlarından uzaklaştım. Dün kütüphanede olan olay aklıma geldiğin de Davy Jones melodisini hatırladım o yaralıydı, ve beni yarabandı olmam için sevmek istiyordu o yağmurlu geceyi hatırladığım da kalbimden bir şeyler kırıldı.
" Korkma bir daha asla geç kalmayacağım geldim yetiştim ölmedin işte bak Beril..."
Beril...
Ona tüm yaralarımla sarıldığım da başka bir ismi çıktı dudaklarından tanımadığım adamın tanımadığım bilmediğim sevdiği, o kızın ismini sayıkladı bana o kızın gözlerine sahip olduğumu söyledi şimdi benim gözlerimin içine baktığın da nereden bilecektim. Hicran olduğum için baktığını ya da eski sevdiğine bakmanın özlemimi olduğunu, bu yüzden bu ela gözlerinden uzak kalmak istiyordum uzak kalmamız birbirimizle konuşmamamız daha iyi bir karardı ikimiz için de. Refhan yaralıydı ben yaralıydım ve biz bu kadar yara varken birbirimize dokunamazdık, sarılamazdık sarıldığımız zaman yaralarımız sadece bir oluyor ve kanıyordu. Birbirimize kanaya kanaya sarılamazdık işte ekmek paketini geri elleri arasına verdiğim de hızla uzaklaştım, ela gözlerine bakmak derin derin nefes almamı sağlıyor ama aynı zaman da nefesimi kesiyordu. Bu belirsizlik arasın da hiç olmak istemiyordum gözlerimiz kıyametti birbirine baktığı zaman yıkılıyordu adeta, etrafımız da olan kişiler yanaklarımdan süzülen yaşlar ile nefes almaya çalışıyordum. Kampüs alanına kadar hızlı adımlarla ardıma hiç bakmayarak yürümüştüm, ondan uzak kalmak en iyi karardı iki taraf için de. Tüm bu bana ait olan yaşanmışlıklar nefes almamı zorlaştırıyordu aklımda tek vizelerin olması gerekiyorken, vizeler hariç her düşünce en az yüz kere geçiyordu aklımdan. Kampüs alanına girdiğim de biraz olsun rahatlamıştım onu çok geride bırakmıştım ela gözlerinden uzaktım bu kalbime nefes aldırdı, üniversite giriş kapısına doğru yavaş adımlar ile ilerliyordum. Kulağımı öğrencilerin yaptığı konuşmalara kabarttığımda parti hakkında bilgi edinmek istiyordum, nerede olacaktı onu bile bilmezken kavalyem dahi hazırdı. Ama herkes parti yerine vizelerden ve finallerden konuşuyordu doğru ya biraz sonra ben biz hepimiz, sınava girecektik kendime kızdığım da seslice nefes aldım sadece. Büyük taş sütunları geçtiğim de duvarı süsleyen koca tabelayı da geride bırakıyordum.
İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi
Bu tabelanın adını kazanmak için yıllarımı vermiştim ben ama şimdi bırak tabelaya bakmayı üniversite hayatımın bile, tadını çıkaramıyordum nankörlük ediyordum resmen ama tüm bu olan olayların içinde son günler de kaybolmuştum. Artık bir an önce kendime gelmem ve üniversite öğrencisi olduğumun farkına varmam gerekiyordu, yeşil gözlerinin aşkını unutmam gerekliydi ela gözlerinin şımarık yakın tavırlarını aklımdan çıkarmam gerekliydi. Tamamen kendimi derslere ve vizelere ve finallere vermem gerekiyordu bu sorumluluklar için çok çalışmıştım, şimdi bunları öylece bir köşeye atamazdım bu konular yüzünden. Dar ve uzun koridorlardan ilerlediğim de gözlerim kütüphane yazısına takıldı, orada onu ve ekmekleri bırakmak ne kadar doğruydu şimdi sorgulamaya başlamıştım. Ama bunları şu an bugün düşünmemem gerekliydi amfiye hızla ilerlediğim de, ela gözlerinin rengini aklımdan silmeye uğraşıyordum. Öğrenci sesleri birbirine koca sınıfta karıştığın da en dipteki sıraya geçtim dedikodu sesleri birer birer yükselirken, ben ise bu duruma gözlerimi deviriyordum şu an öğrenciler arasında olan popüler parti konusu umurumda değildi. Hocanın gelmesini beklerken biraz şekerleme yapmak istiyordum galiba hastalık yüzünden vücudum uykuyu istiyordu, bu duruma daha fazla dayanamayarak sırada biraz uyumaya karar verdim. Başımı sıraya koyduğum da etrafımda olan sesleri umursamadım gözlerimi kapattığım da hâlâ ateşimden dolayı, gözlerim yanıyordu sanki ama bu durumuda umursamadım. Beynimin içinde dolaşan düşünceleri atmak istedim kendime bir boşluk yaratmak istedim ama olmuyordu olmadı, parmağında olan yüzük tüm bunlara ağır basıyordu sevdiğim adamın evlenmesi bunu işte o boşluğa atamazdım. Derin bir nefes aldım derin bir nefes aldık yeşil gözleri ile bir gerçek vardı ona aşkımı sonsuza dek, itiraf edememem gerçeği bu saatten sonra asla ama asla söyleyemezdim. Pişmandım hatta pişman değil aptaldım on senedir olan bu büyük aşkı saklamayı becermiştim, keşke itiraf etseydim belki itiraf ettiğim zaman en azından bu kadar batmazdı kalbime sevgisinin parçaları. En azından ben bu içimdeki aptal koca aşkı onun bilmesini sağlardım yine de o başkasına tercih etseydi, bu kadar acıtmazdı en azından aşkımı bilerek gitti derdim. Ama nafile aşık olduğum adama yıllarca abi dedim ben kalbimde onun aşkıyla nefes alamazken dudaklarım abi dedi, aramızdaki o kardeş bağı o kadar sıkı örülüydü ki ben o duvarın altında kalmıştım. Şimdi bu kadar acı o duvarın altın da yıllarca kaldığım için vardı o enkazın altında o kadar kaldım ki bütünleştim resmen duvarla, ela gözleri ise bu duvarın altından beni kurtarmaya çalışıyordu ne kadar komik. İmkânsız olan duvarların enkazından kurtarmaya çalışıyordu beni ama fark etmiyordu ne kadar kurtarmaya çalışıyor olsada, benimle birlikte o duvarın altına o da giriyordu. Ela gözleri benimle birlikte nefes alamıyordu bunu fark etmemesi beni resmen çıldırtıyordu ya da bunun farkındaydı, bile bile bu duvarın altına benimle birlikte batmak istiyordu. Bu şımarık heriften bunu yapmasını beklemezdim çünkü o ölen sevgilisine aitti onun kalbi, benim kalbim gibi başkasına aitti. Ve biz başka kalplere ait olsak da birbirimiz de dinleniyorduk bu durum hem çok rahatsız edici hem de çok huzurluydu, düşünmekten kafayı yedirecek bir durumdu ve ben artık düşünmek istemiyordum. Başımı öğrencilerin seslerinin birden kesilmesi ile kaldırdığım da hoca gelmişti derin seslice bir nefes aldığım da, kafamdaki beynimi kemiren düşünceleri atmaya çalışıyordum aklımdan. Sınav kağıtlarını gördüğüm de adeta ruhum emildi sanki saniyeler için de sessizce dağılan kağıtları izliyorken, sırama konulan kağıt parçası ile terlediğimi hissettim konulara doğru düzgün çalışmazken şimdi bu önümde beni bekleyen sorularla nasıl başa çıkacaktım düşünüyordum. Parmaklarım arasına kalemi aldığım da yutkundum bu vizeler benim için çok iyi geçmek zorundaydı, kendime güvenim bir küçük kıvılcım olarak gelse de endişe duyuyordum. Derin bir nefes çekmeye çalışıyordum ciğerlerime amfi kapısının önünden hızla uzaklaşmaya başladığım da, sınavlar biraz dahi olsa iyi geçmişti rahatlamış şekilde nefes verdiğim de bahçeye çıkmak istedim. Kimseyle ne bir arkadaşlık bağı kurmuştum ne de tek bir söz etmiştim artık sosyal olmam gerekliydi birazcık, burada kendime arkadaş edinmeliydim eminim Hafsanur kendine yeni üniversite hayatın da binlerce arkadaş edinmişti bile. Bu düşünce ile dudaklarım tebessüm ettiğin de arkadaşımı özlediğimi fark ettim onun deliliklerini bile özlemiştim, saçma sapan hayallerini telaşla anlatmasını dahi özlemiştim bu özlem ile ona mesaj attığım da kampüs alanına çıktım. Nedense her zaman kalabalık olan kampüs bahçesi tenha duruyordu bu durum daha iyiydi benim için, o gıcık çakma sarışın kızı gözlerim görmezdi en azından. Refhan'ı anlamıyordum bu gıcık kız ile ne tür vakit geçirmek istiyordu düşünmek istemedim vücut ağrılarım biraz daha azaldığın da, yanaklarımı kontrol ettim şu an ateşim yavaşça düşüyordu bugün o aptal parti yüzünden tekrar hasta olmak istemezdim. O yüzden ne bir elbise ne de bir açık bir şey giymeyi istemiyordum ben saçma bol eşofmanlarım ve pantolonlarım ile mutlu bi kızdım, diğer kızlar birbiri ile güzellik yarışı istediği kadar yapabilirlerdi bu gece. Kampüs alanının sessiz ve ıssız yerlerine ilerlediğim de banka oturdum gözlerimi kapattığım da son, günlerde yaşadığım şeyleri düşündüm bilmiyorum ya çok ağır şeylerdi ya da ben fazla kafama takıyordum. Parmaklarım altın da kalan odunsu yapıda parmak uçlarım gezindiğin de İzmir'deki bankımızı hatırladım, onunla orada kağıt helva yediğimiz günler geldi aklıma. Onun bana gülümsediği günler ve alnımdan öpmesi geldiğin de gözlerimin kapalı olduğu halde dolduğunu hissettim, sonra rüyam geldi aklıma o bankta birden karşımda duran gözlerin elaya dönmesi... Göğsünden akan kanlar parmaklarıma bulaşan kalbindeki kan aklıma geldiğin de irkildim gözlerimi hızla geri açtığım da, kalbim hızla yerinde çarptı bir kaç kere. Bu rüyalar ne anlama geliyordu bilmiyordum rüyalara pek anlam yükleyen birisi de olmak istemiyordum değildim de zaten, ama bu adamla ilgili tuhaf ama çok gerçekçi rüyalar görüyordum sanki ela gözleri gerçekten bana bakıyormuş gibi hissediyordum. Dışarıda hava alma sürem dolduğun da dersim zaten kalmamıştı bugün vizeler ve finaller yüzünden pek fazla ders, yapılamazdı zaten benimde tek yapacağım şey küçük mahalleme dönmekti. Kulaklığımı taktığım da en sevdiğim şarkıyı açtım piyano melodisi bedenime huzurla dokunduğun da, yol boyunca böyle yürüdüm mahallenin ana simgesi olan büyük eski binayı geçtiğim de merdivenlere baktım. Dik yokuşlu merdivenlere seslice iç çektiğim de maalesef bu yorgunluk ile oradan, o merdiven basamaklarından çıkmak zorundaydım. Oflayarak mahallenin ismini taşıyan tuğlalı eski binanın önün de adımlarım durduğun da telefonuma gelen bildirim sesine, kaydı bakışlarım Hafsanur sonunda mesajıma cevap yazma fırsatı bulduğun da mesajı okumaya çalışıyordum. Birinin beni hızlıca omuzuna aldığını fark ettiğim de kalbim korkudan durmuştu neredeyse ayaklarım hızla, yerden kesildiğin de yüzünü görmediğim adama tekmeler atmaya çalışıyordum. Ama adam bu tekmelerden etkilenmek yerine sadece daha hızlı yürüyordu beni bir un çuvalı gibi omuzuna atarak taşıdığın da gözlerimi devirdim, dik merdiven basamaklarını çıktığımız da beni yavaşça indirdi bu eşkıya gibi olan adama tokadım da gecikmedi. Gözlerimiz birbiri ile buluştuğun da ela gözlerinde ki haylaz bakışları parladı sadece bu adam deli değil farklı bir, boyutta manyaktı beni bir un çuvalı gibi omuzuna atmasına sadece gözlerimi devirerek karşılık verdim. Kollarım göğsüm de bağlandığında kalbim hâlâ korkuyla çarpıyordu göğüs kafesimde o ise bu durum hoşuna gitmiş gibi, haylazca gülümsüyordu başımı bıkkınlık ile salladığım da gülüşleri tüm sokağı kapladı. Meraklı gözler camdan bizleri izlemeye başladığın da dudaklarına parmaklarımı bastırdım bu mahalleye sayesinde gereğinden fazla, reklam olmuştum eğer ev sahibinin kulağına bu durum giderse babam karşımda olan ela gözleri mahvederdi. Mahalledeki evlerin camlarına utanarak göz gezdirdiğim de dudaklarımı kemiriyordum parmaklarım altın da olan, dudaklarının sıcaklığını tenim hissettiğin de gözlerine baktım. Şimdi o haylaz bakışlarından eser kalmamıştı yine o yaralı erkek çocuğu belirdi gözlerin de birden, parmaklarım dudaklarından kaydığın da yutkundum gözlerimiz birbirine bakmaya devam ettiğin de utandım. Parmakları aynı şekilde dudaklarımı kapladığın da ne yaptığına anlam veremedim bedeni ve dudakları, bana yaklaştığın da kaşlarımı çattım gözlerini kapattığın da dudaklarım üzerin de olan parmaklarına öpücük kondurdu. Bir kaç saniye öylece durduğumuz da galiba parmakları o altın da kaldığım duvardı, dudakları ise onun kalbi üzerinden sevmişti bile bile sevmişti o dudakları. Parmakları tenimden yavaşça kaydığın da boğazımın yandığını hissettim, bu aptal ela gözlerinden ne kadar uzak kalmak istesem de bir şekil de beni buluyordu işte. Gözlerimi kapattığım da o kızın dediği cümleler aklıma geldi...
" Yanında dolaştığına bakmayın bir kaç gün içinde bu kızdan da sıkılır."
Bu sözler ile burnumun dibin de olan vücudunu ittiğim de gözlerimi açtım anlamayan gözlerle bana baktığını, fark ettiğim de gözlerimin dolmasını istemedim bu adamdan uzak kalmak gerekiyordu.
" Git"
Nefes alışlarım hızlandığın da birbirimize bakıyorduk bu ela gözleri görmek istemedim ne kadar birbirimizden uzak kalırsak o kadar iyiydi, bizim için git dedim kalbimdeki acıları bastırarak ona git dediğim de savaşa giriyordu sanki bir şeyler. Bana dokunduğu, beni öptüğü, ellerimi ısıtması, bana ekmek alması, bana o kütüphane rafları arasında sarılması, annen olurum demesi, orada sevdiğim adam nişanlarken kolları arasın da ağlamalarım, orada dediği ve kalbimi öylesine yakan sözü aklımdan hepsi geçiyorken git demek çok canımı yakıyordu.
" Git Refhan! "
Dudakları haylazca yukarı kıvrıldığın da anlam veremedim gülmesine tüm bunlardan zevk alıyordu galiba, kızın dediği gibi sadece hevesleniyordu ama ben kimsenin bir hevesi kimsenin bir oyuncağı olmak istemiyordum. Karşımda gitmesi gerekiyorken dudakları haylaz şekilde gülen ve gözlerime başka hiç bir şey, yokmuş gibi bakan adama hayret içerisin de kalıyordum bu durum artık beni çok yoruyordu.
" Deli misin? "
Artık bu bıkkınlığı daha fazla saklayamazdım bunu bu şımarık adama belli etmenin vakti gelmişti hatta geçiyordu bile, güneşin vurduğu ela gözleri bal rengine dönüşüyorken daha da gülümsedi bir şair edasıyla saygıyla ceketinin düğmesini iliklerden onu izliyordum. Önüm de saygıyla eğildiğin de elini uzattı nazikçe yaptığı şeylere anlam veremiyorken, parmaklarımı avucuna bıraktım eşlik ettim bu oyununa bende. Haylaz şekilde daha da gülümsediğin de nazikçe dudakları elimi öptü yanaklarım elma şekeri rengine, bürünüyorken daha fazla dayanamayarak bende gülümsedim.
" Gerçi doğrusunu söylemek gerekirse, bugünler de akılla aşkın bir araya geldiği yok. "
Şair sesine büründüğün de sadece karşım da Shakespeare bürünmüş adama hayranlıkla bakıyordum, ela gözlü adam çok tuhaf birisiydi asla ama asla dediğim şeylerden alınmıyordu asla ama asla git desem bile gitmemesi gıcık etse de yine de gülümsetiyordu. Bu adamın kelime kullanma potansiyeli galiba ona bir tür samimiyet beslememi sağlıyordu, dudaklarının sıcaklığı tenimden kaydığın da gözlerine daha fazla bakmak istemedim çünkü k gözleri beni bilmediğim uçuruma sürüklüyordu peşinden. Bedenlerimiz aynı anda birbirinden uzaklaştığın da ceketinin düğmelerini geri açtı resmi olmayı pek sevmiyordu galiba, zaten bu şımarık heriften ciddi olmasını asla bekleyemezdim birbirimize bakmaya devam ettiğimiz de yanaklarımın yandığını hissettim.
" Akşam seni o parti de bekliyor olacağım muhtemelen ilk ve son dansımız olacak ama bu anı seninle yaşamadan "
Cümlesini sanki yarı da kestiğin de dudakları arasında asılı kalan sözleri merak ettim o ise sadece gülümsedi, sanki onu son kez görecekmişim bir daha hiç geri gelmeyecekmiş gibi hissettim bu mahalleye. Bu durum ben fark etmeden kalbimde kırıklık yarattığın da bu tanımadığım adamı kaybetmekten korktum, şimdi bu anlamsız his endişe neden vücudumda geziniyordu bilmiyordum anlam veremiyordum içimde olup biten olaylara. Gülümsedi yanakların da beliren gamzelerini de alarak gittiğin de merdiven basamaklarından, inen adım sesleri kalbimi üşüttü ardından yine bakan ben oluyordum ardın da yine kalan ben olmuştum. Fırından gelen ekmek kokusunu bile canım istemedi dudaklarıma ve kalbime çöken anlamsız duygu, ile birlikte eve girdiğim de parmaklarımı kalbime bastırdım ne yani onu son kez görmekten bu kadar korkuyor olamazdım değil mi. Bugün mutlu olmalıydım vizeler iyi geçmişti bu adama olan anlamsız duygulara bugün ara vermeliydim, o partiye gideceğim ve hiç bir şey düşünmeden kendimi o ortama bırakacaktım. Uzun zamandır böyle bir düşünceye ihtiyacım vardı sadece kendimle ilgilenmek, bu çok nadir yaptığım bir şeydi paltomu çıkardığım da aynaya baktım. Simsiyah saçlarım omuzlarımda geziniyordu gözlerim yeşil gözlerim çok yorgundu sanki öyle bakıyordu bana, yanaklarım elma şekeri rengine boyanmıştı beyaz tenim ise daha da beyazlaşmıştı. Aynada ki Hicran çok yorgundu çok yaralıydı bu kız ben olamazdım böylesine yorgun böylesine yaralı, bir karıncayı bile incitmeye korkan ben ve kalbimde binlerce yara hakketmiyordum bunları kesinlikle. Tüm hayatımın yükü omuzlarıma bindiğin de gözlerimden o yükleri aktı çok yorulmuştum bu hayat denen yola, daha 8 yaşında başlatmaktan çok bıkmıştım benim bedenim küçücüktü benim kalbim küçücüktü. Bedenime kocaman yaş almış birine sığdırdılar kalbime ise koca karşılıksız bir aşk, ve anne sevgisini zerre tatmayan bir yara benden çocukluğum çalındı benden sevdiğim adam alındı. Benden annem alındı benden babamın sevgisi alındı tek sevgi gördüğüm babaannem benden o da, alındı öyle tek başıma büyüdüm ben karşılıksız aşkımdan sevgi görsem bile anlamazdım çünkü ben hayatım da hiç sevgiyi tatmadım. Hiç yaşamadığım bi hissi nasıl hissederdim ki yanaklarımdan akan yükleri yine kendim sildiğim de, ahşap merdivenlere yöneldim ölüm çiçeklerine bakmak dahi istemedim. Çünkü göz ucuyla dahi baksam kalbim binlerce parçaya bölünüyordu üst kata çıkan merdiven basamağında, durduğum da bakışlarım yerde duran beyaz kağıt parçasına takıldı paltomun tam altın da olan kâğıda ilerledim. Derin bir iç çektiğim de katlanmış beyaz not kağıdını açtım, ela gözlerinin o güzel el yazısını hemen tanıdım dudaklarımı tebessüm aldığın da cümleleri kalbime dokundu.
" Tanrı bilir, gözümle sevmiyorum seni: Çünkü sana baktıkça gözüm bin kusur bulur. Ama yüreğim sever gözün görmediğini. Görünüşe aldanmaz, olur teslim sevgiye... Bu gece seni gözlerim ile sevmekten mahkûm etme çimen göz..."
Not kağıdını avuçlarımın içine sakladığım da sözleri havada asılı kaldı resmen yutkundum, midemde yine bir şeyler yer değiştiriyordu sanki bir şeyler uçuşuyordu adeta. Not kağıdını kalbime bastırdığım da ela gözlerinin rengi kalbimde sıcaklığa kavuştu, bu adam çok karmaşıktı beni deli edecek kadar karmaşık hemde. Aklım ve kalbim son günlerde çok savaşa girdiğin de artık dayanamıyordum ela gözleri sürekli aklımı karmakarışık hâle getiriyordu, aklımın bu kadar bulanmasından ela gözlerinden, o güzel kokan parfümünden, ekmek almasından, bedeninin burnumun ucunda bitmesinden çok yorulmuştum. Yeni bir hayat diye atıldığım yolda ela gözlerinin beni bulmasını hiç istemezdim onun hayatımdan gitmesini istiyordum, ama diğer taraftan onu kaybetmekten korkuyordum kararlarım bile dengesiz hâle gelmişti. Not kağıdını cebime koyduğum da ahşap merdivenlerden çıktım geçen vizeleri babama mesaj atmak istedim, iyi geçtiğini bilmesini istedim parmaklarım telefon ekranın da asılı kaldığın da şaşkınlıkla baktım. O gece beni neden aramıştı belki de bu evlilik olayını haber verecekti belki de, daha önemli bir şey diyecekti aramak istedim ama parmağında olan yüzük aklıma geldiğin de durdum. O nişanlı bir adamdı sosyal medyaya girdiğim de nişanlısı ile resimlerini gördüm ilk önce parmak uçlarım, resmini sevdi sonra ise bakışlarım yanında ki kıza döndü. Kalbim acıdı umarım mutlu olurlardı umarım yeşil gözlerini bu kız güldürürdü, onun dudakları hep tebessüm etmeliydi ben hep kardeşi olmaya razıydım yeter ki gülümsesin. Zaten gerçek aşkta bu değil miydi mutlu olmasını istemek her ne kadar bizim hikayemiz, başlamamış olsada kendi içimde başlayan bu koca aşkı bitirdim. Yazın düğünleri olduğun da o düğüne gidecek ve onları tebrik edecektim son kez yeşil gözlerini görmem gerekliydi, son kez onu uzaktan sevmem gerekliydi son kez gözlerimiz birbirine değmek zorundaydı. Bu içimdeki koca aşkla vedalaşmam gerekliydi hat tinden fazla bu aşkı kucaklamıştım şimdi ise, her güzel şeyin sonu olduğu gibi bu aşkla vedalaşmak gerekliydi. Her ne kadar birbirimize alışmış olsak da bu aşkla artık onu, daha fazla taşıyarak hayatımı mahvetmek istemiyordum. Bu sarmaşıkları yavaş yavaş kesmem gerekliydi birden kesersem sarmaşıklar daha fazla sarılırdı kalbime, ve ben buna daha fazla dayanamazdım gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdığım da telefonu kenara koydum. Hazırlanmam gerekliydi o parti için kendi sınırlarımı zorlamak istedim dolaptan üstü neredeyse hiç giymediğim için, tozlanmış elbiseyi kucağıma aldığım da bu karardan dönmemek için hızla giyindim. Mavi askılı elbise tenime değdiğin de aynada kendime bakıyordum vücudumu sıkıca saran elbise, hissini unutmuştum bugün Hicran olmak istemedim çünkü o kız çok yaralıydı. Bugün uşak olmak istedim kitabımızda ki uşak dertsiz neşeli olmak hissini bu gece yaşamak istiyordum, tüm her şeyi rafa kaldırmaya karar verdim bugün saçlarımı hızla düzelttiğim de gülümsedim. Kendime vakit ayırmak bana iyi geliyordu bu zamana kadar vaktimi başka insanlar da harcadığım için, kendimden utandım bugün bu özürü eğlenerek ödeyecektim kendime. Hafsa nurdan gördüğüm kadarı ile makyaj yapmaya çalıştığım da o kadar iyi olmasa da, yine de beni memnun etmişti bildirim sesi ile telefonuma baktığım da sessiz kavalyem mesaj atmıştı.
" Seni partinin olacağı evin önün de bekliyorum"
Geleceğime dair yanıt verdiğim de merdivenlerden iniyordum ayağımdaki bu yüksek ayakkabılar yüzünden, yalpalayarak yürüdüğüm de kendime güldüm son kez aynaya baktığım da yeşil gözleri ile beni izleyen kıza gülümsedim. Kendimden memnun şekilde çıktığım da merdiven yokuşların da rüzgarlar resmen dans ediyordu, tenime değen soğukluk ilk başta korkutsa da bu duruma alışmak istedim bugün her zorluğa gülümsemek istedim. Merdiven basamaklarından dikkatle inmeye çalışıyordum mahallenin hakkını veren, dik yokuşlu basamaklar beni çok zorluyordu gözlerimi basamaklardan aldığım da karşıya baktım. Ela gözleri ile bakışlarım birbirini anın da yakaladığın da rüzgar daha da sert esti, son basamakları dikkatle indiğim de hiç konuşmadık birbirimize bakmaya devam ettiğimiz de utandım. Ela gözleri gece ışığın da bile parlıyordu gömlek ve pantolona yakışıklı yüzü eşlik ediyordu resmen, karşımda kendine aşık edebilicek erkek gözlerime bakarak durduğun da yanaklarımın yandığını hissettim. Yutkunduğum da ona yaklaşmak istedim ama bu fikrin ayağımın sendelemesi olana kadar, iyi bir fikir olduğunu sanana dek ah aptal kafam anın büyüsü tam bir fiyasko ile bittiğin de dudaklarımı kemiriyordum. Ela gözlerinin kahkahaları tüm mahalleyi kapladığın da utançtan yerinden dibine girmiştim, o ise sadece bu durumla eğleniyordu gözlerine baktığım da bende gülümsedim dayanamadım daha fazla. İkimiz de kahkahaya boğulduğumuzda tüm mahalleye sesimiz yayıldı camdan meraklı gözler çıktığın da, teyzeler şikayete çoktan başlamışlardı bile ona baktığım da önüm de bir centilmen gibi eğildi. Elini uzattığın da parmaklarımı avucuna koydum nazikçe elimden sıkıca tuttuğun da dar sokaklardan koşarak gidiyorduk bile ardımızda teyzelerin şikayet sesleri kaldığın da, gülümsüyordum şimdi de birlikte suç ortağı gibi kaçıyorduk nefes seslerimiz birbirine karıştığın da durduk. Nefes nefese ona baktığım da gülümsedi o gülümsedi benim dudaklarım anın da kopyaladı, dudaklarını Refhan çok çılgın biriydi bunu bir kere çok iyi anlamıştım. Nefesimiz normale döndüğün de sokaklarda usulca yürüyorduk tenime değen rüzgar daha da kendini belli ettiğin de, kendimi ısıtmak için ellerimle kollarımı seviyordum bu taktik biraz da olsa işe yarıyordu sanki. Ela gözleri tek kolunda asılı olan ceketi omuzlarıma koyduğun da onun sıcaklığı ile gülümsedim, o da bana karşılık verdi ceketin sıcaklığına daha da sokulduğum da sözleri aklımda dolaştı.
" Orada üşümemen için kimse ceketini vermez..."
İzmir bahçemizin önün de olan bu konuşmayı hatırladığım da yeşil gözlerinin ceketini omuzlarıma bıraktığı an, geldi aklıma şimdi ise onun ceketinin ısısı tüm vücudumu sardığın da garipsedim. Refhan galiba bu sözü çiğnemişti eskiden olsa bu omuzlarım da olan ceketi, şu an yeşil gözleri öyle söyledi diye geri verirdim. Ama cekete daha da sıkı sarıldığım da bu durumu umursamak istemedim şu an ne yanımda yeşil gözleri ne de, omuzlarım da onun sıcaklığı vardı ne de ben İzmir'de değildim. Şu an ela gözleri yanımdaydı, omuzlarım da ela gözlerine ait sıcaklık vardı, ve ben İstanbul sokakların da onunla yan yana yürüyordum. Kısa saçlarımı rüzgar dans etmeye sürüklediğinde yanımda ki adama baktım adımları durduğun da, müzik sesleri dışarıdan bile duyulan evin önün de durduğumuz da parti evinin olduğunu anlamıştım. Bakışlarım koca villa tipi evi izlediğin de hayran kaldım eve çok güzel bir görüntüsü ve çok güzel bir bahçesi vardı, belli ki çok köklü bir ailenin çocuğunun eviydi burası. Öksürük sesi ile dikkatim ela gözlerine kaydığın da elini uzattı omuzlarım da olan ceketi geri ona verdiğim de, üzerine giydi lanet herif bu haliyle daha yakışıklı olmuştu kahretsin! Elini tekrar uzattığın da parmaklarımı avucuna bıraktım nazikçe eve doğru adım attığımız da, evin kapısının önün de beni bekleyen kavalyemi gördüğüm de endişe ettim. Tamamen aklımdan çıkmıştı bu çocukla kavalye olma durumum üzerime baktığım da, beni böyle bu şekil de tanıması imkansızdı kesinlikle üniversitedeki o sessiz kızın imajından şu an çok çok uzaktım. Yutkunduğum da ela gözlü adamın avuç içinin sıcaklığı parmaklarımı ısıttı heyecanlanınca, ellerim soğuk oluyordu neden böyle bir olay oluyor bilmiyordum. Tenime değen rüzgarlar bedenimi buz gibi yaptığın da üşümedim kendimi bu buz gibi soğuğa bırakmak istiyordum, neden bu anlamsız şeyleri yapma isteği geliyordu bilmiyordum. Yeşil gözlerini düşündüğüm de yüzük eşlik ediyordu bana ve ben, böyle saçma salak düşüncelere kapılıyordum bu durumdan nefret ettim. Belki de ben bu acıyı unutmak için başkasını tercih ediyordum yanımda beni ilk gördüğü andan itibaren, seni seviyorum diyen adamı tercih edemezdim hayır bu onu kullanmak olurdu. Ellerinde olduğu parmaklarıma baktım ela gözleri ile gözlerim kapının girişin de durduğun da yutkundum, yanlış bir şey yapıyordum sanki ela gözlerinde benim yıllardır bildiğim umut tohumları kendini belli ediyordu. Bakışlarımı bu düşünce ile kaçırdığım da ela gözleri ile hikayemiz ne kadar güzelse o kadar acı doluydu sanki, güzel hislerin kötü hatıraları vardı adeta ve biz o güzel hisleri şimdi sonuna kadar yaşıyorduk. Her yaşadığımız da sonu hep acı ile bitiyordu birimiz nişanlı bir adamı seviyordu birimiz de, toprağın altın da olan bir kızı işte bu durum onunla benim hikâyemizin başlamasını imkansız kılıyordu. Etraf bulanık olmaya başladığın da gözlerimin dolduğunu anladım neden eski halime bu kadar çabuk dönüyordum ki, az önce mutluydum beraber gülüyorduk ama şimdi ela gözlerinde beliren umut filizlerine gözlerim doluyordu. Ne kadar yan yana olsak da kalplerimiz birlikte asla olamazdı onunla, benim kalbim İzmir'de onun kalbi Beril ismin de atıyordu. Klas başka bir ülkeye ait klasik balo müziği kulağıma değdiğin de düşüncelerden hızla çıktım ela gözlerine tekrar baktığım da, tebessüm ettim ona bir şey hissettirmek istemedim kalbini kırmaktan çok korkuyordum. Ceketinin düğmelerini bir beyefendi gibi iliklediğinde önüm de yine bir İngiliz beyefendisi gibi eğildi, dudaklarımı utançla kemirmeye başladığım da etrafıma baktım tüm gözler bizim üzerimiz de geziniyordu. Müziğe partide olan öğrencilerin fısıltıları katıldığın da sarı saçlarının altın da kalan mavi gözlere, gözlerim bir radar gibi takıldı bir kaç saniye ona baktığım da söylediği cümleler sanki şu an havada asılı kalmış gibi bizi izliyordu. Bu durumu umursamadım parmaklarımı nazikçe avucunun tanıdığım sıcaklığına bıraktığım da, evin bahçesinin ortasına ilerliyorduk. Diğer elinin sıcaklığını belimde hissettiğim de heyecandan nefes aldım mı almadım mı, farkında bile değildi şu an yanaklarım havale geçirecek kadar ateşim olmuşta yanıyormuş gibi hissediyordum. Klasik bilmediğim ama güzel melodiye ve ela gözlerine kendimi bıraktığım da gözlerimi kapattım boynuma değen, sıcak nefesi nefes alma alanım her geçen hissetmede kısıtlıyordu. Müziğe adımlarımız eşlik ettiğin de bedeni daha da bedenime yaklaştı aramızda, rüzgarın bile geçeceği mesafe kalmadığın da yutkundum. İlk ve son kez dans ediyormuşuz gibiydik sanki tam da dediği gibi bedeninin sıcaklığı bedenimi sardığın da, kalbim göğüs kafesimde milyon kere kendini tekrar etti şu an bütün bedenim heyecandan uyuştu sanki. Alnını alnıma yasladığın da hayat damarlarımız üst üste attı ellerinin sıcaklığı tenimi daha da yaktığın da, gözlerine dayanamayarak baktım etrafta olan insanların sesleri yine uzaklaşmaya başladığın da gözlerimiz buluştu. Kafam yine su dolu kovaya girdiğin de hem nefes alamadım hem de sesler kesildi kulaklarım da, şu an yalnızca gözlerimiz ve kalplerimiz varlığını belli etti sadece. Bakışlarımı kaçırdığım da vücudum da dolaşan heyecanı bastırmaya çalıştım ama onun nefesi, yine tenime değdiğin de bu durum daha da kötüleşti.
" Yalvarırım yeter artık! Yardın yüreğimi, ikiye böldün."
Şair sesine büründüğün de fısıldadı kulağıma yine William Shakespeare kitaplarından bir replik söylediğin de, birbirimize baktık o böyle sözleri tam yerinde kullanmayı çok iyi biliyordu sadece. İkimizin tek doğru düzgün konuşabildiği yer galiba William Shakespeare'inin acı dolu mısralarıydı üşümüş parmak uçlarım, sakalların da gezindiğin de gözlerini kapattı tıpkı o gün ki gibi... Kapalı ela gözlerinin kirpiklerine parmaklarım uzandığın da nazikçe sevdim titreyen kirpiklerini, o ise yine o şimşek sesleri gelmiş gibi gözlerini sıkıca yumuyordu. Şair sesine onun gibi ne kadar bürünmeye çalışsam da, mısralar dudaklarımdan döküldüğün de sesim titriyordu.
" Böldümse, kötü yarısını at kaldır. İyi yarısıyla yaşa bundan sonra."
Gözlerini dökülen mısralar ile açtığın da parmak uçlarım yanaklarından kayıyordu bile, etraftaki sesleri duymaya başladığım da müziğin çoktan bittiğini anladım. Kendimi ondan hızla çektiğim de gözlerine bakamadım etrafa utanarak göz gezdirdim sadece, üşüyen bedenimi de yeşil gözlerimi de alarak partinin olduğu eve girdim. Evin içindeki sıcaklık tenime değdiğin de az önce yine aramızda anlamsız o bağı hissettim, koca evin koridorlarından banyoyu bulmaya çalışıyordum. Ateş gibi yanan yanaklarıma biraz su iyi gelecekti sanki evin tüm odalarına neredeyse girdiğim de, sonunda banyoyu bulmuştum karanlıkta bile parlayan mermer kendini belli ettiğin de içeri daldım. Yanaklarıma hızla su çarptığım da nefes almaya çalışıyordum kalbimde başkasını taşırken, yanımda başka birinin olması üstelik hayatımda gördüğüm en şımarık ve haylaz birinin olması beni yoruyordu. Aynaya baktığım da beyaz yanaklarımın allandığını fark ettim kızaran yanaklarıma, parmak uçlarım dokunduğun da geri kalabalığın içine karışmaya hazırdım. Merdivenlerden bana uygun olmayan ayakkabılar ile dikkatle inmeye çalıştığım da, bahçede şımarık ela gözlerini arıyordu gözlerim neredeyse daha bahçeye çıkmadan tüm etrafı taramayı bıraktığım da onu bulamadım. Dakikalar için de bu adam nereye gidebilirdi ki seslice nefes aldığım da gözlerimi devirdim neden ben bu aptal yere gelmiştim ki zaten, keşke bu şehire hiç gelmemeyi dilerdim şu an İzmir'de o küçük Filistin sokaklarında yatağım da çocukluk aşkım için ağlamayı bile isterdim. Orada olmak en azından burada olmaktan şu an için daha iyiydi benim için sessizce tenha bir köşe bulduğum da, şımarık herifi beklemem gerekiyordu onsuz geri mahallenin yolunu bile bulamazdım. Ayrıca tüm yol boyunca beni burada beklettiği için eğer dönerse bir sürü konuşmayı planlıyordum, umarım geri gelirdi dans eden öğrenciler flört yapmaya çalışan erkekler ve burada bile dedikodu bulan kızlardan bıkmıştım. Saatler geçmesine rağmen haylaz adamı hâlâ bekliyordum zaten yanıma kimse de gelip bir şeyler sormuyordu, iç çekmeye başladığım da ela gözlerine içimden bildiğim tüm hakaretleri ediyordum aptal şımarık adam. Burada bile beni böylece bırakmıştı bütün öğrenciler birer birer gittiğin de, koca bahçede sadece ben kalmıştım bu durum dudaklarımı utançla kemirmemi sağlıyordu. Havuza düşen sararmış yaprakların süzülmesini izlemeye başladığım da gelmesi için artık, içimden bildiğim tüm duaları ediyordum beni burada böylece bırakamazdı değil mi? Umarım... Düşüncelere dalarak iç çektiğim de ev sahibinin buraya gelmesinden çok utanıyordum hatta utanmıyordum yerin dibine giriyordum resmen, o tanıdığım piyano melodisi tüm bahçeye kısık bir ses ile dolmaya başladı. Sözler masalsı şekilde bahçede yayılırken ela gözlerinin bakışlarını yakaladım gülümsedi, ben ise en sevdiğim şarkı çalıyor olsa bile kaşlarımı çattım. Küsme belirtim olan simgeyi kollarımı göğsüm de bağladığım da şarkının en sevilen kısmındaki sözleri, eşlik etti içinde olduğumuz duruma.
" Güldürür müyüm seni? Bıktırır mıyım bilmem baktırır mıyım yüzüme eğer güldürürsem..."
Ona doğru sinirle adım attığım da o hâlâ gülümsüyordu seslice iç çektim burnunun dibin de durduğum da, bir sürü laflarım hazırken ona kendime emin şekilde söylemeye başladığım da umursamadı bile. Salona yöneldiğin de sadece daha da geniş gülümsedi ben ise daha çok sinirlendim bu kadar rahat tavırları ve dediklerimi, umursamaması beni deli ediyordu ev sahibinin her neredeyse şimdi de çıkmasını istiyordum ortaya. Bu şımarık herife en azından gününü gösterebilirdi bahçe kapısının sürgü çekme sesini duyduğum da, ela gözleri kapıyı kapattı ne yaptığına anlam veremezken ev sahibinin nerede olduğunu gözlerim ile bulmaya çalışıyordum.
" Rahat ol çimen göz benim evimdesin bu kadar aksiyon yaratma kendine"
Yanaklarım daha da kırmızı kesildiğin de bu kadar aptal oluşuma kızdım yoksa bu şımarık herif bu kadar rahat olamazdı evet, bu evin içerisin de koca evde yalnızca ikimiz kaldığımız da dudaklarımı kemiriyordum. Daha önce bir erkeğin evinde baş başa olmayı bırak sokakta bile zar zor durabiliyordum orada, şımarık adamdan dikkatim ağrıyan ayaklarıma girdiğin de ayağımdaki bana asla uymayan ayakkabıları çıkardım. Refhan'a baktığım da o ise yalnızca genişçe gülümsedi çantamı bir kenara bıraktığım da yanındaki koltuğa oturdum, bakışlarımız tavanı izlediğin de ikimiz de konuşmadık beni ne zaman eve bırakırdı merak ediyordum sadece. Utançla ona döndüğüm de bakışlarımız birbirinde aynı anda durdu yutkundum parmak uçları yanağıma uzandığın da, bileğindeki bilekliğimi gördüm ona verdiğim bilekliği taşıyordu yanında. Gülümsedim doğrulduğumda bileğine uzandı parmaklarım ama elinin üzerinde çok belli olan, eklem yerlerinde ki hafif kan ve morlukları görene dek. Parmaklarım morarmış ve kan oturmuş eklem yerlerin de gezindiğin de yüzüne baktım yüzünde herhangi bir yara, veya kan yoktu endişe hissi kol gezindiğin de kalbimde bir açıklama bekledim. O ise parmaklarımı yaralı elinden çekip aldı sadece yanımdan kalktığın da gülümsedi neden ela gözleri gitmişti birden, ve neden elinde böyle bir yara oluşmuştu anlam veremedim.
" Evi toplamama yardım eder misin?"
Kaşlarımı anlamayarak çattığım da hâlâ bir açıklama bekliyordum ne yani bunlar onun için bu kadar önemsiz miydi, ellerinde olan morluklar ve kanlar onun için çok basitmiş gibi acele şekilde üzerini kapatmıştı olayın.
" Bu arada kek yapmasını biliyor musun?"
O salonda dağınıklığı acele şekilde toparlamaya başladığın da sadece anlamayarak onu izliyordum neydi bu tavırları, bu hareketleri beynim düşünmekten patlayacak hale gelmişti resmen. Elindeki morluğu tekrar bakışlarım yakaladığın da ela gözlü adamın yaralarını, ve yaşadıklarını kolay şekilde anlatmamasını şimdi daha iyi anlıyordum. Refhan tüm yaşadıklarını yaralarını benim gibi kalbine görmüyordu az önce o bahçede bana, bu elindeki yara ile gülümseyerek bakıyordu ne diyebilirdim ki Refhan Araslan tuhaf ama bir taraftan huzurlu hissettiren bir adamdı. Neden benden gecenin bir vakti kek istediğini merak ediyordum açıkçası belki de annesi öldükten sonra bir daha ona kek yapan olmamıştı, bu düşünce kalbimi kırdığın da saçlarımı topladım mutfağa yöneldiğim de adım sesleri peşimden geliyordu. Mutfak önlüğü bulmaya çalıştığım da ela gözlerine baktım şaşkınlıkla beni izliyordu sadece küçük bir erkek çocuğu gibi, sandalyeye oturduğun da iki elini çenesine koydu. Bu duruma içimden tebessüm ettim onu buna belli etmek istemedim daha fazla bu şımarık adamı, şımartmak istemedim kek malzemelerini bulduğum da tezgaha yaydım. Küçüklükten beridir evimizin yemeklerini ben yaptığım için alışkındım zaten mutfak işlerine kek yapmaya başladığım da, ela gözlerine çaktırmayarak baktım o ise gülümseyerek küçük bir çocuk gibi heyecanla beni izliyordu. Dikkatimi kek hamuruna verdiğim de arkamda birinin nefesi boynuma vuruyordu kalbimin hızlı atışları eşliğin de, arkamı döndüğüm de ela gözleri ile gözlerim birbirini buldu parmağını yüzüme yaklaştırdığın da ne yaptığını anlamadım. Alnıma unlu parmağı ile yazı yazdığını anladığım da seslice nefes verdim o adeta burada mutfakta, küçük bir erkek çocuğuna bürünüyordu bu durum kalbimi acıttı he ne kadar tebessüm etsemde. Refhan da benim gibi çocukluğunu yaşayamamıştı üstüne o annesini ve sevdiği kızı kaybetmişti, babasını da pek göremiyordum bu koca evde tek başına kalıyordu belliydi. Kek hamurunu kalıba döktüğüm de fırına vermiştim bile hastalık mı yoksa yediğim soğuk yüzünden mi vücuduma ağrı girdiğini, hissettiğim de ardımda beni bekleyen şımarık adama döndü bakışlarım. Şaşkınlık ile kaşlarım havada asılı kaldığın da sandalyede uyuduğunu yeni anlamıştım uzun süredir sesi çıkmıyordu, şımarık adamın sessiz olmasından anlamam gerekliydi uyuduğunu. Fırında yaptığım kek sandalyede bu adamın uyuması ile eve nasıl gideceğimi düşünüyordum, saate baktığım da gecenin ikisine geliyordu kaşlarım daha da şaşkınlık ile havada asılı kaldığın da seslice nefes verdim. Anlaşılmıştı bu gece bu şımarık adamla aynı çatı altın da uyumak zorunda kalmıştım bedeninin yarısını omuzuma attığım da sandalyeden, vücudunu kaldırmayı çalışıyordum bu şımarık adamın iri vücudu çok ağırdı. Bu merdivenlerden onu çıkarmam ölüm olurdu benim için omuzumdaki bedeninin ağırlığını, salondaki koltuğa attığım da şımarık beyefendi hiç bir şey olmamış gibi uyumaya devam etti. Çıplak ayak seslerim evin içinde yankılanmaya başladığın da mutfakta pişen kekime gittim kek kokusu bu koca, soğuk şato gibi olan evin içine yayıldığın da ev gerçek bir yuva gibi olmuştu. Anlamıyordum bu koca şato gibi olan evde yaşamayı ne buluyorlardı bu adamlar ben sıcak samimi kutu gibi bir evde, yaşamak isterdim çorba kokularının ekmek kokularının mahallenin çocuk seslerinin yayıldığı sıcacık bir yuva. Böyle bir yer yerine bu koca soğuk samimiyetsiz ev kötü gelmişti kekimi fırından çıkardığım da kokusunu, ciğerlerime çektim mis gibi çikolatalı kek kokuyordu evin içi. Tadına bakmak için ağızıma hemen küçük bir parça attığım da dilim yandı yemek yemeyi seven ruhum, yüzünden acı çektiğimde yanan ağızıma rüzgar yapmaya çalışıyordum. Piştiğine yanan ağızım ile onay verdiğim de ela gözlerinin yanına ilerledim camlı kapıdaki yansımama baktığım da, alnımda ki un ile yazılmış R harfine bakışlarım odaklandığın da tebessüm ettim. Bu adam gerçekten deliydi karşımda duran uyuyan ela gözlerine döndüğüm de kalbim ona beslediğim, adını bile bilmediğim duygunun sıcaklığını yayarken yanı başına eğildim. Bakışlarım kirpiklerini izlediğin de eline kaydı bakışlarım anında, eklem yerlerin de olan morarmalar ve kurumuş kanlar baktığım da içimi acıttı. Parmaklarım yaraları ellerine uzandığın da hafifçe sevdim ellerini elleri çok güzeldi, yara alsa bile elleri çok güzeldi korkarak sevdim yaralarını. Başımı yavaşça ela gözlerinin yanına koyduğum da avuç içim ile sardım elini yaraları parmaklarımın altın da kaldığın da, gözlerimdeki uykuya daha fazla dayanamıyordum kendimi düşüncelerden uzaklaştırdığım da gözlerim kapanıyordu bile...
Devam edecek