Yüzük! Serhat İzmir işte öldüğüm yerdeyim o koca aşkın küçücük parçalara ayrıldığı yerdeyim boğazımda düğüm olan, kırıklar var yutmaya çalışıyorum olmuyor yapamıyorum yutkunamıyorum bile. Nefes! Nefes alamıyorum sanki birileri beni suyun altında zorla tutuyormuş gibi nefes alamıyorum, gözlerimden sadece sıcak gözyaşları dökülüyor yüzük parmağında ki yüzük bir ip gibi beni her baktığım da boğuyor. Tek istediğim aşkımı bağıra çağıra ilan etmekti ama bırak bağırmayı bir kelime dahi çıkmıyordu dudaklarımdan, tüm bedenim acıdı kalbim tüm bedenimi etkisine altına aldı sanki. Tüm bedenim şu an acı içindeydi duygularım gibi yaşlar benim aşkım gibi sessizce süzüldü yeniden yanaklarımdan, nefes alamıyordum yutkunamıyordum bu neydi böyle bir tarafın ölü ama diğer tarafın nefes almaya çalışıyor gibiydi. Düğümün olduğu noktaya değdi parmak uçlarım boğazım yanıyordu sanki acının kelimelere dökülmediği zaman, sözler boğazda birikiyordu sanki ve o sözleri ben yutmaya çalışıyordum. Bu durum sadece nefesimi kesiyordu gözlerimi derince bir nefes alarak açtığım da yutkundum nefes seslerim, kulağıma gelecek kadar yükseldiğinde rüyanın etkisinden kurtulmaya çalışıyordum. Yanı başıma döndüğüm de kokusu nefes hızımı normale döndürdü ela gözleri kapalıydı hâlâ güneş ışıklarının vurduğu yüzü, teni, saçları, dudakları, sakalları o kadar güzel duruyordu ki ışığın altın da. Parmaklarım altın da kalan yaralı eline bakışlarım kaydığın da sabaha kadar bu şekilde uyuduğumuzu anladım, sessizce yüzünü inceliyordum dudaklarının rengi kiraz gibiydi kumral tenine yakışan simsiyah saçları çok güzel duruyordu. Parmak uçlarım saçlarına gittiğin de yavaşça sevdim her telini o kadar güzel uyuyordu ki, tüm gün onu izleyebilirdim parmaklarım sakallarına kaydığın da sessizce gezindi. O çok güzeldi beni sevemeyecek kadar güzel bu adamın eğer gerçekten bir sevgisi varsa ben ona, layık bile değildim çünkü o çok güzel seviyordu benim kalbim ise çirkindi. Başkasına aşık bir kalp bunu bilerek sevmesi bizim hikâyemizi çok acılı kılıyordu Refhan Araslan hayatıma ansızın girmişti, ve ben bu durumdan hiç şikayetçi olmak istemedim çünkü ela gözlerin de kendim olabiliyordum. Tamamen doğal tamamen öz onunlayken kendimi özgür hissediyordum yeşil gözlerine duyduğum aşk koca bir hapishaneydi, ela gözleri ile özgürlük ve ben mahkûm olmaya alıştığım için özgürlük nedir bilmiyordum bile. Bu yanı başımda uyuyan adam ise özgürlüğü bana bağıra çağıra anlatmaya çalışıyordu, benim aşkımı itiraf etmek istediğim gibi ama ben korkaktım aşkımı itiraf edemeyecek kadar korkak. Şimdi o korkaklığın bedelini ödemek çok çok ağırdı benim için ağırlıktan nefes bile alamıyordum artık, bu yükü taşımak benim için ne kadar zor ise ela gözleri de bu yükte eziliyordu. Parmaklarım sakallarından kaydığın da yanından uzaklaştım daha fazla bu çemberin içine kendimi kaptırmak, istemiyordum ne şımarık ela gözlerine acı vermek istedim ne de kendime. Çantamı vücudumda bu elbise yüzünden iyice belli ağrılar ile arıyordum dün gece nereye koyduğumu bile hatırlamazken, şımarık adamı uyandırmak istemedim gitmeliydim geri mahalleme dönmem gerekliydi. Çantamı gözlerimin önün de olmasına rağmen bulduğum da mutfağa kaydı bakışlarım yaptığım keke, gülümsedim umarım onun da yüzünde tebessüm oluşurdu. Dün geceyi hatırlamak istemedim galiba ela gözleri ile en çok kalplerimizin yakınlaştığını hissettiğim yer, dün geceydi ela gözlerinin sakladığı yaraları biraz olsun yine kırmayı başarabilmiştim. O çocuk gibiydi adeta dün sanki yıllardır içinde olan bastırılmış erkek çocuğu kendini belli etti dün gece, parmaklarım alnıma değdin de daha da gülümsedim. Un ile yazılmış R harfi alnım da hâlâ kendini koruyordu sokağa böyle çıkmamak için R harfini sildiğim de, dudaklarımda dolaşan tebessüm de silindi aynı anda. Çantamı omuzuma taktığım da zamanın çok çabuk geçtiğini anlıyordum üniversitenin 1. Dönemi hemen bitmişti, kış kapıda geliyordu soğuklar kar tanelerine bırakıyordu yerini artık. Her şey çok değişmişti ben bile o utangaç tavırlarım ela gözlerinin yanın da yok oluyordu, kendimi özgür hissediyordum. Nereden bilecektim ki o otobüse bindiğim de bu kadar şımarık ama iyi kalpli gözleri bal rengine benzeyen, kalbinde ki yaralı çocukluğu saklayan adamın hayatıma gireceğini. Ya da yeşil gözlü kalbimin sahibinin parmağına yüzük takacağını İzmir'den gittiğim de, oraya sevdiğim adamın nişanını görmek için geri döneceğimi nereden bilecektim. Düşüncelerden kurtulmak istedim artık sadece ben ve üniversite hayatım vardı aşk öldü benim hikâyemde, artık kimseye bu kadar büyük aptal bir sevgi beslemek istemiyordum. Yapamazdım da zaten bu kadar büyük bir aşkı başka bir bedene koyamazdım yeniden, sürgülü balkon kapısını yavaşça açtığım da gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdım. Çok ağlayan bir kız olmuştum son günler de aksine eskiden hiç ağlamazdım bile zayıflık olarak gördüğüm şey, şu an hergün onu yapıyordum kurtulmalıydım artık bu gözyaşlarından bu saplantılı aşktan. Hayatıma devam etmeliydim benim annem bile gittiğin de ben hayata devam ettim şimdi bu aşk acısı beni kolay şekilde yıkamazdı, izin veremezdim her ne kadar bu hikâyenin en masumu ben olsam da en çok canı yanan da bendim. Hayat sınavlarım bitmek bilmiyordu ama ben bu sınavlardan kalmak da istemiyordum koca havuzlu bahçeyi, ardımda bıraktığım da sabah soğuğu içinde bu elbise ile ısınmaya çalışıyordum. Telefonuma gelen bildirim sesi ile bahçe kapısının önün de durduğum da telefonu karışık çantam, içinde bulmaya çalışmak resmen işkenceydi benim için tüm dikkatim ile telefonu arıyorken yaşlı bir kadının sesi dikkatimi kaydırdı.
" Yazık ah kızım sizlere hiç terbiye vermiyor mu aileniz? Her hafta başka bir kız çıkıyor bu kapıdan hadi benim torunum akıllı değil peki siz? Hiç gururunuz anneniz yok mu?"
Anne...Gözlerim dolmaya başladığın da içinde olduğum elbiseden şu an çok utandım galiba ela gözlü şımarık adamın babaannesi veya anneannesiydi, onunla aynı gözlere sahip yaşlı kadının gözlerine baktığım da dudaklarım titredi. Yine anne yaram her yerde beni buluyordu beni izleyen yaşlı teyzeye haykırmak istedim hayır yok diye, ama onun yerine kalbimin sessizce kırılışını izledim. Ela gözlü şımarık adamın şımarık hayatı vardı bir de bu adama, kalbimden merhametler akıyordu yine ela gözlerinden nefret ettim. Bu teyze de beni diğer eğlendiği kızlar gibi görüyordu şu an haklıydı da bu elbisenin içerisin de ve bu saatte, bende bu teyze gibi anlayabilirdim teyzeye kızmadım ama ela gözlerinden şu an tekrar nefret ettim. Buğulanan gözlerimi de kırılan kalbimi de alarak hızla yürümeye başladım işte şimdi gözyaşlarımın özgürlüğünü ilan ettiğim de, ardımdan adımın tüm cadde de yayılması ile durdum. Arkamı döndüğüm de ela gözleri ile karşılaştım o ise sadece gözyaşlarının süzülmesini izledi, ondan uzak kalmak bu düşünce bir kere daha kendini belli etti iyi şekilde. Şımarık tavırlarından şımarık hayatından uzak durmalıydım ben zaten yaralıydım hemde çok yaralıydım, o ise yara ile alay eden kişiydi ve ben bunu bile bile yakın olamazdım. Bıkmıştım iyice gerçekten sabrımın son demleri teyzenin bana, iğrenç şekil de bakan gözleri ve o sözleri ile patlama derecesine gelmişti.
" Uzak dur benden! Nefret ediyorum senden Refhan Araslan! Nefret ediyorum gözlerinden! Nefret ediyorum kokundan! Anladın mı? Beni sadece eski sevgilisine benzeten senden nefret ediyorum! Şimdi git her sabah buradan çıkan kızların kollarına!"
Yanaklarımdan şimdi binlerce yaşlar süzüldüğünde yutkunmasını izledim bir şeyler demesini bekledim ama o bir korkak gibi, sadece sustu başka ne yapabilirdi ki zaten daha fazla bu duruma tahammül etmek istemedim. Bedeninden ve ela gözlerinden hızlı adımlar ile uzaklaştım hangi yol nereye gidiyordu bilmiyorum ama şu an, ona çıkmayan tüm yollara koşmak istedim kalbim bu kadar yaralı iken onun daha fazla yara açması bunu kaldıramazdım. Nereye gideceğimi bilmiyordum bu şehirde kalsam ela gözleri vardı İzmir'e gitsem yeşil gözleri ve parmağında yüzüğü vardı, sıkışmış hissettim bu koca dünyaya sıkışmış hissettim kendimi. İnsanın annesi olmayınca gidecek bir yeri de olsa anlamı olmuyormuş anne sevgisini şefkatini o kadar çok özlemiştim ki, belki de annem gitmeseydi bu kadar büyük bir sevgiyi kimseden beklemezdim annem verirdi o sevgiyi bana. Ama bırak sevgi vermeyi ben büyürken bile yanımda olmadı hastalandım bana hep komşular bakıyordu hep, yeşil gözlü adamın annesi okulda ki toplantılarıma gelirdi veli toplantıları olduğu zaman kalbim acırdı. Hele anneler günü onu söylemiyorum bile en azından anneleri ölen kişiler, mezarlarına gidiyorlardı biliyorlardı yerlerini ama ben yerini bile bilmiyordum olduğu şehri bile bilmiyordum. Bir mezarı bile yoktu gideceğim o beni terk etmişti çocukluk aşkı için beni bırakmıştı annemden nefret etmek çok istedim, ama yapamadım nefret edemedim onu olmamasına rağmen o kadar çok seviyordum ki sevgisini hiç hissetmesem bile seviyordum. Saçlarımı hiç kimse sevmediğin de dua ediyordum annemin saçlarımı sevdiğini hissetmek için dua ettim ben, usulca ağladım hep babam işten döndüğün de sesimi duymaması için ellerimle ağızımı kapatırdım ben. Şimdi ise o teyzenin söylediği anne... kelimesi onu seslice söylemek için canımı verirdim ben, onu doya doya bağırmak için ölürdüm ben o kelime benim dudaklarımı hiç söylemediğim hâlde yıllarca yaktı. Bu yaralar beni bu kalabalık caddenin tam ortasın da ağlattı herkes beni izliyorken gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdım, artık bu yaralar canımı o kadar yakıyordu ki bazen yaşamak bile istemiyordum. Ben öylesine nefes alan biriydim hep kendim savaştım küçük bedenim ve kalbim ile, beni öylece bu hayata attılar yalnız bıraktılar ne bir derdimi dinleyecek annem oldu benim. Ne de sevgisini hissedeceğim bir babam çok şey istemiyordum değil mi sadece bir aile ortamı istedim, onu bile çok gördüler bana sadece yeşil gözlerinin aşkıma karşılıklı vermesini bekledim onu bile aldılar benden. Hiç bir şeyim yoktu artık alacakları bu hayat benden annemi aldı sevdiğim adamı aldı, baba sevgimi aldı bir tek canım kaldı onu almadı almıyor sanki tüm bunlara mahkûm etmek istiyordu beni. Kalbimin kırıklığı ile hızla yürüdüğüm de durdum yeni mahallemi tanıdığım da merdivenlere baktım, o gün o gün ki teyze aklıma geldi gözyaşlarım yanaklarımdan sessizce akarken teyzenin kapısına hızla yürüdüm. Kapıyı hızla çaldığım da gözyaşlarım yeniden kendini belirtti boğazımda yükselen düğüm yüzünden yutkunamadım, teyze kapıyı açtığın da şaşkınlıkla bana bakıyordu eminim şu an ağlamaktan gözlerim kırmızı olmuştu. Biriken yaşlara kalbimde ki yaralara daha fazla içimde sahip çıkamadım hepsi bir anda döküldüğün de, kendimi Filiz teyzenin kollarında buldum ağlıyordum nefessiz şekil de hemde. İçime her şeyi gömmek beni delik deşik etmişti o kadar sıkı sarıldım ki, o kadar çok ağladım ki daha fazla ağlamak istedim daha fazla sarılmak istedim.
" Anne!"
Hıçkırıklar arasın da bu kelime dudaklarımdan döküldü bilmeden yüreğimi yakan o kelime o kadar içten çıktı ki dudaklarımdan, yılların özlemi, acısı, yarası, o kadar yüklendi ki tek bir söze. Nefes alamadım ağlamaktan nefes alamadım teyze ise sadece kızım diyerek karşılık verdi bana, teyze de benimle birlikte ağladı sakinleştiğimde beni içeriye davet etti. Evin içerisine girdiğim de eskimiş mobilyalar merhaba dedi bana gözyaşlarımı sildiğim de, Filiz teyze koltuğa oturdu beni çağırır gibi eli ile işaret yaptığın da yanına gittim. Dizlerine yattığım da saçlarımın her bir telini özenle sevdi gözlerimi kapattım kendimi o kadar huzurlu hissetim ki, bir anne şefkati ile dizlerin de saçlarımı sevmesi bu his o kadar güzel bir şeymiş ki ben daha yeni öğreniyordum. Gözlerimi sıkıca kapattım bu anın bitmesini hiç istemedim tüm bu olayların için de, bu şehirde ilk defa güzel bir his yaşıyordum yutkundum boğazımda ki düğüm yavaşça geçiyordu. Hasta vücudum yorgun olan kalbim, yorgun bedenim, düşünmekten yorulmuş beynim kendimi bunların içinde uykuya bıraktığım da, tek hissettiğim teyzenin saçlarımın her telini sevgi ile okşamasıydı. Gözlerimi yavaşça açtığım da başımdaki ağrılar yüzünden etrafıma bakamadım kendime biraz geldiğim de, olduğum evin içine baktım burası benim evim değildi doğru ya yaşlı arkadaşıma gelmiştim. Yatıyor vaziyetten doğrulduğumda çok rahat uyuduğumu hissettim adeta tüm omuzumda olan yükler, saçlarımın sevilmesi ile ortadan kalkmış gibiydi. Pencereden dışarıya baktığım da havanın bayağı kararmış olduğunu gördüm sanırım saat muhtemelen gece yarısıydı, bu üzerimde olan elbise artık tenime yapışmış gibi hissettiğim de ayağa kalktım. Daha fazla Filiz teyzeye rahatsızlık vermek istemedim hem zaten üzerimde ki aptal elbiseden de kurtulmam gerekiyordu, çantamı aramaya başladığım da duyduğum ses tüm aramama son verdi. O melodi Davy Jones melodisi müzik kutusunda sakince evin içerisin de çalıyordu sanki, dikkatle dinlediğim de dışarıdan geldiğini anladım küçük pencereye yaklaştığım da kalbim titriyordu. Yeşil gözlerim evimin önünde ki merdiven basamağında oturan ela gözlü adamda durdu, yutkunduğum da avuçlarının içinde tuttuğu müzik kutusuna baktığını fark ettim. Bu saatte ne işi vardı ki evimin önün de neden kapımın önün de oturuyordu içim içimi yiyordu bu düşünceler ile, o müzik kutusuna tüm dikkatini vermiş basamaklarda oturuyorken evime gitmek istemedim. Onun ela gözlerini görmek istemiyordum daha fazla bu anlamsız yakınlaşmaları yaşamak istemiyordum ela gözlerini de Davy Jones melodisini de, alıp gitmesini diledim ama haylaz ela gözleri saatlerce bekledi basamaklarda. Saatlerce aynı melodiyi dinledi bense ela gözlerini uzaktan izledim sırtını evimin kapısına verdiğin de gözlerini kapattığını gördüm, o saatlerce bekledi ben saatlerce izledim sadece boğazım acı bir olay gibi düğümlendi. Artık vücuduma anlam veremiyordum kalbim sıkışıyordu boğazım acıyordu gözlerim doluyordu, gözyaşlarımı yanaklarıma bastırdığım da merdivenlerden Davy Jones melodisi 'de ela gözleri de akıyor ve gidiyordu her bir basamaktan inmesinin adımlarını izlediğim de, parmaklarım pencereden kayıyordu içimden gitme dedim ama dışım sadece gözyaşlarını sessizce yanaklarımdan akıtıyordu. Arabaya binmesini ve mahalleden uzaklaşmasını aptal gibi izlediğim de dış kapıya koştum, mahallenin dik yokuşlu rampasın da adımlarım durduğun da gidişini izledim. O yine gitti ben yine gitme diyemedim o yine gitti ben yine gitme dediğim de geç kaldım, sarı saçlı kızın sözleri aklıma geldiğin de hüzün iyice bindi omuzlarıma ben sadece bir hevestim... Geçip gidecek bir heves sadece çok anlam yüklüyordum bendeki ona bu durum beni her düşündüğüm de, üzüyordu anahtarları çıkardığım da tüm gün uyumayı istedim. Çünkü ancak birazda olsa kendime böyle gelebilirdim yarıyıl tatiline girdiğim ilk gün yaşadığım olaylar çok karmaşıktı, İzmir'e gitme düşüncesi beynimde dolaşıyor duruyordu ama oraya gidersem eğer kendimi kaybederdim. Hafsanur ile olma fikri de çok cazip geliyordu diğer taraftan terazi dengem alt üst olduğun da iç çektim şimdilik düşünmek istemedim bunları, ahşap merdivenlerden çıktığım da her basamak gıcırdadı. Tıpkı Filistin'deki evimiz gibi gülümsedim dudaklarımı tatlı bir tebessüm sardığın da küçük odama girdim, çantamı hemen kenara fırlattığım da üzerimi değiştim bu aptal elbiseden kurtulmak adeta yenilemişti beni. Yatağıma uzandığım da son aylar da olan biten şeylere anlam veremiyordum tüm bu yaşananlar içerisin de, ben oradan oraya savrulan kişiydim iki yanımdan çekiştiriyorlar gibi hissediyorum bu durumlarda. Gözlerimi sıkıca kapattığım da göz kapaklarıma inen yorgunluk hissi ve uyku kendini belli etti hemen, düşüncelerden uzak kalmaya çalışarak beynimi rahatlattığım da uykuya dalmıştım bile. Derin bir iç çektim gözlerimi kapının zili ile açtığım da kaşlarımı çattım sabahın bu kadar erken bir saatin de kim kapıma gelebilirdi ki? Üzerimde ki battaniyeyi sinirle attığım da, ahşap merdivenlerden nasıl indiğimi bile hatırlamıyordum. Burnumda ki öfke ile soluyarak kapıyı açtığım da ekmek kokusu evimin içine hızla yayıldı, pakettin arkasında ki ela gözlerini gördüğüm de gözlerimi devirdim. Kollarımı göğsüm de bağladığım da tebessüm etti ekmek paketini uzattığın da biraz bekledim, öyle hemen atılmak istemedim ama dayanamayarak ekmek paketini ellerinden hızla çektiğim de ucundan bölmüştüm bile. Ela gözleri ise bu duruma daha da geniş gülümsedi bu adam tuhaftı hem de çok tuhaf, dün gece kapımın önüne geldiğini gözlerim ile şahit olmasam hiç fark edemezdim. Yine şımarık tavırlarını ve haylaz bakışlarının maskesini taşıyordu yüzün de bu bana çok garip geliyordu ekmek lokmamı yuttuğum da, ardında kalan nesne dikkatimi çekti sanki bakışlarımdan ne demek istediğimi anlıyormuş gibi çekildiğinde baktım. Bisikleti gördüğüm de çok şaşırdım hemde bu ikili bisikletlerdendi küçüklüğüm de hiç bisiklete binmemiştim, kimsenin ne öğretecek zamanı vardı ne de benim bisikletim.
" Benimle bu pijamalarla ve ekmek paketin ile gelir misin?"
Kucağım da tuttuğum ekmek paketinin sıcaklığını daha fazla hissettiğim de yanaklarımın kızardığını hissettim daha önce kimseyle bisiklete binmemiştim, hatta daha önce kimseden böyle bir teklif bile almamıştım olumlu anlamda başımı salladığım da kapıyı kapattım. Sanki bir manyetizma vardı bizi istemesek de birbirimize çeken bu çekimi dışarıdan bir yabancı bile fark edebilirdi, ondan ne kadar uzaklaşmaya çalışırsam çalışayım bir şeyler geliyor ve geri hayatımın merkezine onu koyuyordu. Dik yokuşlu yoldan pijamalarım ile ona eşlik ettiğim de büyük eski ana binaya ulaştık güneşin yeni doğan ışıkları kuş sesleri ile, mahalleye doğarken ekmeğimi yiyerek onu izliyordum garip ama tatlı bir durumun içerisindeydik şu anda. Gözlerime baktığın da bisikletin ön koltuk yerine oturdu bana geri döndüğün de oturmam için işaret etti, bende arka ikinci koltuğa oturduğum da biraz ürktüm daha önce hiç binmemiş olmam biraz korkutuyordu. Sıkıca demirlerinden tutunduğum da yavaşça hareket ettik dar merdivenli yokuş sokakların da bir taraftan ekmeğimi yiyerek yolculuğa eşlik ettiğim de, mahalle sınırların da dolaşıyorduk kısa saçlarım rüzgara kendini bıraktığın da gülümsedim. Ela gözleri bir kere daha beni güldürmeyi başarmıştı tıpkı şarkıda ki gibi, güldürdü asla bıktırmadı tanıştığımız zamandan beridir hemde ama ben ona galiba güldürmeyi değil bıktırmayı yaşatıyordum. Bu durum kalbimi incitti dün ki o oturuşu aklıma geldiğin de tebessüm eden dudaklarım kendini saniyeler içerisin de, düz çizgiye bıraktı ela gözlerine şimdi de bakmaktan çekiniyordum ama başka kızlarla olduğu düşüncesi bu bir gerçekti. Refhan sürekli kızlarla birlikteydi bunu kendi ailesinden biri bile dile getirmişti bende o eğlendiği kızlardan biriydim sadece onun için, bu masum kız hoşuna gidiyordu belli ki ama ben artık kimse için böyle olmak istemiyordum. Sadece bir heves yeşil gözlerine olduğum gibi bana yalan mısralar söylemesini istemiyordum bana yalan, çiçekler göndermesini istemiyordum onun gibi bana yalan ekmekler almasını istemiyordum. Ben tüm bunları zaten yaşamıştım şimdi ise kader kendini tekrar ediyordu sanki bisiklet durduğun da, neden buraya onunla gelmeyi kabul ettiğimi bile bilmiyordum o an gitmek istedim onunla sadece. Ama onunla aramızdaki görünmez duvar kuralı kendini hissettirmek ve burada olduğunu belirtmek zorundaydı, bisikletten indiğim de etrafıma baktım karşımda ağaçların altın da kalmış park belirdi. Bu park onun yaralarını ilk defa itiraf ettiği yerdi o anılar gözlerimin önünden geçtiğin de, ağlamasını hatırladım aşkının ve annesinin acısını gözlerime bakarak haykırmasını hatırladım. O yaralıydı orada gözlerin de gördüğüm o yara o kadar acı doluydu ki benim annemin beni binlerce kez terk etmesine, eşitti o acı gözlerinde ki o acıya kalbi nasıl dayanıyordu bilmiyordum. Ela gözlerinin yerin de ben olsam şimdi ye kadar o acıyla yaşayamazdım bile üstüne üstlük kanayan yarası ile yaramı sarmaya çalışması, buna mantığım bile yorum yapamıyordu bir açıklaması bile yoktu. Ağaçların altın da kalan parka ilerlediğimizde sessizce yan yana yürüyorduk ben bebeğim gibi ekmek paketini kucağım da, kollarım ile sarmışken onunla yan yana oturduğumuz bankın önün de durduk. Gözlerim her şeyi itiraf ettiği ve sessizce hıçkırıklara boğularak ağladığı yere takıldı banka oturduğumuz da kalbim acıdı, yine o ela gözleri kalbimden bir merhamet akıyordu aptal bir merhamet. O gün ona sarılmak çok isterdim yanın da ben varım demek ama ben ona sarılmadım o ise benim, üşüyen ellerimi ısıttı kendi elleri soğuk olduğu hâlde ve yaralı olduğu hâlde bana derman olmuştu. Utandım hem de çok ben ona bir sarılmayı bile çok görmüştüm sarılmak istediğim de ise yeşil gözlerinin araması her şeyi bölmüştü, artık ekmek bile canım istemediğin de ela gözlerini çok üzdüğümü geçte olsa anladım. Ekmek paketini bankın yanına koyduğum da dudaklarım düz çizgi oldu bakışlarımı ağladığı yerden kaçırdım suçluydum onu öyle o durumda bıraktığım için, kendimden utanıyordum kötü birisi gibi hissettim düşüncelerim içerisin de yanı başımda duran ela gözlerine baktığım da kalbim daha da acıdı. Tebessüm ettim güneşin yeni doğan ışıkları gözlerine vurduğun da bal rengini alan gözlerine tebessüm ettim, yanımda duran ekmek paketinden bir parça uzattığım da itiraz etmeden aldı. Elini uzattığın da üzerindeki olan morluklar ve kurumuş kan izleri yutkunmamı sağladı ne olduğunu neden olduğunu, çok merak ediyordum acaba başını büyük bir derde mi sokmuştu anlamıyordum. Partiden birden kaybolması beni asla bırakıp gitmezdi geride biliyordum hatta ben ne kadar kovarsam, ela gözleri o kadar yanımda duruyordu gitmezdi kolay şekilde bu şımarık adam. Ama dün beni arkasın da saatlerce bekletecek kadar bırakma sebebi neyse bayağı önemliydi onun için biliyordum, yaralı elinden gözlerine bakışlarım kaydığın da verdiğim ekmeği yiyordu küçük bir çocuk gibi. Gülümsedim acaba yaptığım keki yemiş miydi çok merak etmeme rağmen utançtan soramadım sadece tebessüm ederek, ekmek yedik sessizce koca ağaçların altın da kalan parkta. Bu aramızda olan konuşmama kuralını ela gözleri kırdığın da her dediği söz için kalbim kırıldı sanki, gözlerine daha utançla bakamadığım da ekmek parçaları boğazımda kaldı sanki.
" Sabah gittiğin de bile bekledim geri gelmeni hatta gitme dedim senin kalbimde kırdığın tüm cam parçalarına sarılırken."
Elimde kalan son ekmek parçasını geri pakete koyduğum da gözlerim buğulandı onun sözleri o kadar anlam taşıyordu ki kalbim, çok acıyordu pijamamın koluna gözyaşlarımı sildiğim de yanından kalktım. Gözlerine daha da yerin dibine girerek bakmaya çalıştığım da yapamadım bakışlarım elinde olan morluklara baktığın da, kalbim daha çok acıyordu sanki o morluklar o yara bile benim yüzümden olmuş gibi hissediyordum. Yanına yaklaştığım da tekrar oturdum parmak uçlarım dolan gözyaşlarım ile yaralı eline dokunduğun da irkildi, ela gözlerine baktığım da her dokunduğum yarada nefes verdi seslice belli ki canı çok acıyordu neden olduğunu sormak için adeta meraktan ölüyordum kalbinde yaralar olduğu gibi ellerinde yarası olması da kalbimi acıttı. Dudaklarım titrediğin de gözlerini kapattı tüm dikkatle hareketlerini izlediğim de dokunduğum her yara da, gözlerini daha da sıkı kapattı sanki bir şeyleri hatırlar gibi. Kalbimin atış hızı daha da hızlandığın da artık bu meraktan bıkmıştım bir kerede cesaret etmek istedim yaralarını sarmak istedim, parmaklarım teninden kaydığın da hiç düşünmeyerek sessizce fısıldadım.
" Bunu sana kim yaptı refhan?"
Gözlerini hızla açtığın da gözlerime baktı gözlerinin kapalıyken bile dolduğunu anladığım da dışarıdan yutkunması bile kendini belli etti, bir açıklama bekledim bir şeyler söylemesini umut ediyordum içim de banktan bu sefer de o kalktığın da gözlerime sinirle baktı bu sefer.
" Anlaşılan duygularınız serhat abinle karşılıksız değilmiş kıskançlıktan benimle kavga edecek kadar hoşlanıyormuş senden ."
Nefesim hızlandığın da gözlerimiz sadece birbirinde bir kaç saniye durdu boğazımda düğüm yine kendini belli ediyorken gözlerim doluyordu, ne yani elinde ki bu morluklar serhat yüzünden mi olmuştu. Serhat buraya ne zaman gelmişti neden gelmişti neden kavga etmişlerdi tüm düşünceler beynimi kemirmeye başladığın da, delirmek üzereydim ela gözlerine sadece baktığım da daha fazla dayanamayarak gitti. Ardından öylece bakarak kaldığım da hiç bir şey belli etmemesi kalbimi öyle bir kırdı ki dün ki masum erkek çocuğu halleri, beni izlemesi benden kek istemesine anlam veremiyordum. Birlikte yan yana uyuduğumuzda bile bir şey belli etmemesi gözlerimi kapattığım da bağırmak istedim koca ağaçların altın da kalan, görüş açısından gidişini izledim kalbimi de beraberin de alıp götürdüğün de gitme... demek istedim. Ama ben bağıramadım sustum o da kalbimi beraberin de alarak gitti bakışlarım ekmek paketin de kaldığın da, gözlerimden yaşlar süzüldü yeşil gözlerine bunun sebebini sormayı çok istedim. Burada ne işi vardı ki hem neden buraya geldiğin de direk refhan ile görüştü anlam veremedim artık delirme noktasına doğru gidiyordum, ekmek paketini bankta bırakarak mahalleye gittiğim de düşünüyordum. Sözleri beynim de kulaklarım da kalbimde yankılanıyordu.
Anlaşılan duygularınız serhat abinle karşılıksız değilmiş kıskançlıktan benimle kavga edecek kadar hoşlanıyormuş senden...
Mahallenin adının tabelasını taşıyan tuğlalı eve yaslandığım da taş merdiven basamağına oturdum kalbim sıkışıyordu nefes alamıyordum, o nişanlanmıştı gözlerim önün de hemde şimdi buraya gelmesi bu şımarık adamla kavga etmesi bunlara anlam veremedim. Hele ki benden hoşlanması mı? İşte bunu hiç anlam veremedim ben dünyada kalan son insan olsam da o beni sevemezdi bu kadar imkansızdık, şimdi ise ela gözlerinin dudaklarından dökülen cümleler nefesimi kesiyordu nefes alamıyordum. Kalbimin ağrıdığını hissettim sanki soğukta kalmış gibi kalbim sancılandı derin bir nefes aldığım da tüm bunların bitmesini istedim, tüm her şeyin kötü bir kâbus olmasını istedim bu kadar acı çok fazlaydı. Ela gözleriyle tanıştığım günden beridir hem çok tatlı anılar elde etmiştik hem de bir o kadar da acı ikimizin hikâyesin de ikimiz de, birbirimizin kalbinde çok acıydık acılar sanki geliyor ve bilerek bizi seçiyordu. Bileğinde R harfli bilekliği hatırladım eğer o bu şımarık adama aitse Refhan o zaman İzmir'deydi küçükken yani orada büyümüştü, biz gibi belki de annesi orada vefat etmişti şimdi bu düşünce nefesimi daha da kestiğin de hatırladım. Ona Filistin'den bahsettiğim de gözlerini kapatmasını derince nefes almasını, sabitlenmesini hatırladım eğer orada annesini kaybettiyse eğer bunu bilerek benimle oraya gelmişti. Oturduğum taş basamaktan hızla kalktığım da bu yeni düşünce beynimi kemirdi annesini kaybettiği yere benimle gelmişti yani, orada bile ben ağladığım da bana destek olması ve benim ona senden nefret ediyordum demem. Ben çok kötü bir insandım o başından beridir beni seviyordu benim için annen olurum demişti, benim için o acı dolu hatıralar ile şehire gelmişti, benim için onu sevmeme rağmen bana destek olmuştu, benim için onunla dün kavga etmişti. Parmak uçlarım yeşil gözlerinin aldığı melek figürlü kolyeye dokunduğun da kolyeyi artık boynunda taşımanın anlamsız olduğunu anladım, kolyeyi boynumdan sertçe çektiğim de avuçlarımın arasın da kaldı. Merdiven basamaklarından buğulanan gözlerim ile hızla çıktığım da ne yapacağımı bilemedim ela gözlerinden özür dilemek istedim sadece, evinin önüne giderek bağıra çağıra özür dilemek istedim. Ahşap merdivenlerden hızla odama koştuğumda üzerimi telaşla değiştirdim ondan özür dilemem gerekliydi en azından bunu ona borçluydum, merdiven yokuşlarından telaşla indiğim de nefes nefese kaldım. Evinin yerini bile bilmiyorken ondan özür dilemeyi düşünüyordum kaşlarımı çattım eski mahallenin simgesi olan, büyük ana binaya geldiğim de birlikte gittiğimiz yolları hatırlamaya çalıştım. Otobüs durağını hızlı adımlar ile geri de bıraktığım da ana caddeye ilerledim ceketini omuzlarıma bıraktığı anı hatırladığım da, kalbim sızladı kendimi şu an aptal gibi hissediyordum ilk önce özür dilemem ve yeşil gözlerine hesap sormam gerekliydi. Adımlarım ana caddenin biraz gerisin de kalan evini gördüğün de olduğu yere sabitlendi olduğum nokta, ona nefret ettiğimi haykırdığım yerdi kendimi daha da kötü hissetmeye başladığım da eve ilerlemeye çalıştım. Bahçeye kısa bir göz gezdirdiğim de o yaşlı kadının sözleri eşlik etti bana söylediği hangi söz canımı acıttı bilmiyordum ama, onun ela gözlerinin benim özür dilememe ihtiyacı olduğu kesindi. Büyük demirli kapıyı ittiğim de boş havuzun içerisin de kalan kurumuş yaprakları izledim sürgülü salona açılan bahçe kapısına utanarak ilerlediğim de, nefesim kesildi o sarışın kızın sesi tüm salonu ve bahçeyi sardığın da boğazım da bir şeylerin düğüm olduğunu hissettim. Çok tuhaftı kalbim sızladı sızlarken gözlerimden bir damla yaş bile dökülemedi parmaklarım sürgülü kapıdan kaydığın da, onun kalbinin kırıldığı falan yoktu yanı başına oturmuş mavi gözleri ile yaralı elini sardıyordu bile. Onun benim yarasını sarmama özür dilemem hiç ihtiyacı yoktu hemde aptal gibi buraya geldiğime lanet ettim, dudaklarım titrediğin de neden bu kadar acıttı bu görüntü bilmiyordum. Tek bildiğim şey şu an kalbimin paramparça olduğuydu yutkunmaya çalıştığım da yapamadım sözler ve kalbimde ki duygular havada asılı kaldığın da ela gözleri ile karşılaştım. Birbirimize bir kaç saniye baktığımız da hızla sürgülü bahçe kapısından uzaklaştım gözlerimden akan yaşları, şimdi fark ediyordum nedendi bu yaşlar bilmiyordum bile ama yanaklarımdan öyle bir süzülüyordu ki engel olamıyordum. Bu şımarık adama merhamet etmek aptal bir düşünceydi bunu bir kere daha anladığım da kendime çok kızdım, o yaralarını kolayda sardıracak kişileri hemen buluyordu onun için özür dilesem de dilemesem de fark etmiyordu zaten. Ben kendimi aptal gibi kötülüyordum bu herif adi bir adamın tekiydi bunlar sadece eğlenceydi onun için o kız, ve o yaşlı babaannesi veya anneannesi haklıydı hemde sonuna kadar. Bir de ona kek yapmam o birlikte uyuduğumuz koltukta o kızla oturması midem kalkmıştı ben ise salak gibi, amfideki çocuğu bile onun için ekmiştim ela gözlerinden uzak durmalıydım bu sefer gerçekten sınırı aşmıştı. Ya onun hayatından tamamen ben gitmeliydim ya da o böylesi her iki taraf için de ya da bir daha iyi olurdu, onun için bir anlam bile ifade etmiyordum zaten otobüs durağını geçtiğim de mahalleye daha hızlı yürüdüm. Bu şehirdense İzmir'de olmak en azından daha iyiydi benim için tatilde oraya gitmem gerekliydi ne yeşil gözlerini bu saatten sonra düşünmek istedim, ne de ela gözlerini iki sinide sonsuza dek hayatımdan ve düşüncelerimden çıkarmak istiyordum. Bu durumlardan sürekli düşünmekten sürekli arada kalmaktan çok yorulmuştum, tam bir şeyler yoluna giriyor derken her şey alt üst oluyordu ve ben artık buna dayanamıyordum. Burada kalmak istemedim oraya da gitmek istemiyordum ne yapacaktım nereye gidecektim hiç bir fikrim yoktu, arkadaşımı da çok özlemiştim onunla konuşmak dertleşmek bana çok iyi gelecekti. Ama yeşil gözleri bu duruma izin vermiyordu eğer oraya gidersem şu an olduğundan kalbim daha fazla kırılacaktı, mahalleye geldiğimi fark ettiğim de kimi arayacağımı bilemedim. Ela gözlerinin yarasını bir başkası sardığın da bir şeyler hissettim içimde burkulan bir his neydi bu his ya da bu hissin ne olduğunu, ben çok iyi biliyordum ama dudaklarım itiraf etmeye çok korkuyordu sanki. Paltomun içine yanaklarımı daha da soktuğum da yaşlı ağaçların koca gövdeleri altın da kalan parka ilerledim, sabah ki birlikte geldiğimiz yere her adım attığım da kalbim kırıldı. Oturduğumuz yaprakların altın da kalan banka baktığım da ekmek paketi hâlâ bıraktığım gibiydi banka yavaşça yaklaştığım da, kalbimde beliren duygular ele geçirdi tüm bedenimi parmak uçlarım ekmek paketine dokunduğun da artık soğuktu o ekmek. Tıpkı bizim gibi zamanında eğer yanında durmazsan o sıcaklık kendini en sonunda soğukluğa bırakırmış bunu öğrendiğim de boğazımda yükselen düğüm hissini yutkundum, yeşil gözlerine ne kadar kör desem de bende ela gözlerine o kadar bile bile kör kesilmiştim. Ama onun için bir anlam ifade etmezdi ben sadece eski sevdiği kıza benzeyen bir figürandım hayatın da, o da sadece mısralar da seviyordu zaten ekmek paketini kucağıma aldığım da banka oturdum. Niye neden bu gözyaşları yanaklarımdan kimin için süzüldü artık ben bile anlamazken burada söylediği sözün, gerçekliği beynimi kemirdi serhat buraya gelmişti buraya adım attığın da beni bile değil ela gözlerini aradı hemen. Kavga peki ya o kavga iki yetişkin adam birbirine mi girmişti yani hem de benim için hayır böyle bir şey olamazdı, balıklar karada yaşamazdı kuşlar uçmadan yapamazdı çocukluk çizgi filmler olmadan, olamazdı ve serhat beni sevemezdi bunlar çok imkansız şeylerdi. Hem sevse bile neden nişanlansın ki neden gözlerimin önün de parmağına başka bir kızın yüzük taksın onu sadece ben sevebilirdim, ben yeşil gözlerine senelerdir tutuklu kaldım o başkasını anlatırken bile ben onu sevdim. Bilemezdi refhan bu acıyı bilemezdi sevdiği kişinin dudaklarından sevdiğini anlatmasını bu acı çok kötüydü nefes aldırıyor ama, aynı anda nefesini kesiyordu öyle tuhaf öyle kötüydü ki kimse bilemezdi bu acıyı. Anne acısı ile yanarken sevdiğin adamın o ateşi daha da yakması ve senin tek bir kelime bile diyememen, bunu ancak yaşayanlar bilirdi sevgisiz noktamdan bu kadar büyük bir sevgiyi ona beslemem yalnızca benim aptal oluşumdu başka bir şey değil. İkimiz de yaralıydık ikimiz de anne yarasını taşıyorduk ikimiz de sevdiğimiz aşık olduğumuz insanların yarasını da taşıyorduk, ela gözlerinde ki anne acısını aşk acısını o kadar biliyordum ki çünkü bende aynıydım çünkü bende yaşıyordum onları. Refhan ile aynı yerden aynı histen yaralıydık ikimiz de hiç bir söz olmadan bile anlaşıyorduk ama, ikimiz ne kadar birbirimizi anlasak da ela gözleri bana başka bir kızın adını söyledi yaralarımla ona sarıldığım da. Bunu ben o gün o mahalle de o gözlerin içine bakarak kalbime kazıdım onun sözlerini tekrar ederek kalbime kazıdım ben, o gün benim canım çok yandı o gün bile sarıldım ben ona ama ya kalplerimiz ya da bedenlerimiz birbirine yaklaştığı zaman hep bir acı ile bitiriyorduk. Parmaklarım telefon rehberinin üzerin de durduğun da annemin olmayan ismini gözlerim aradı insan ilk üzüldüğü zaman, annesini arardı değil mi ama benim annemin numarasını geç adı bile yoktu varlığı bile yoktu yanımda. Düğüm kendini daha da belli ettiğin de sessizce dudaklarımı kapatarak ağladım annem hissederse duyarsa üzülürdü, hep bunu söylerdi sen ağladığın da ben hissederim anneler hisseder derdi bende gittiğinden beridir dudaklarımı kapattım. Duyarsa hissederse çok üzülürdü kıyamazdım ben ona o benim kalbimdi sıcaklığını hatırladım parmak uçlarım saçlarıma değdiğin de, hayal ettim dokunuşunu hayal ettim sesini beynim aklım da kalan parça parça olan anıları gözlerimin önüne serdi.
" Eğer ağlarsan anneler hisseder bebeklerin ve annelerin araların da bir bağ vardır sen hasta olursan bende olurum sen ağlarsan bende hisseder ağlarım senin kalbin acırsa ağrırsa benim kalbimde acır ağrır çünkü aramız da bizi birbirimize bağlayan çok güçlü bir bağ var bir daha düştüğün de dizlerin yara olduğun da bile ağlarken bu sözlerimi düşün sen ağlarsan ben ister uzak ister yakın olayım hissederim"
Parmak uçlarım dudaklarımdan kaydığın da hıçkıra hıçkıra seslice ağladım hissettin diye eğer hissederse belki gelirdi, belki kokusunu içime çekebilirdim ekmek paketini bankın üzerine geri koyduğum da ayağa kalktım. Koca parkın ağaçların altın da kalan parkın ortasın da durduğum da hıçkırarak ağlamaya devam ettim korkmadım bu sefer, seslice ağladım hissetsin gelsin diye kalbimin acıdığın da onun da acıdığını söyledi bana ama kendisi öyle bir acıttı ki kalbimi. Hissetti mi kalbin de onu bile bilmiyordum benim kanatlarımı kırarak ellerime verdi kendi annem, şimdi uçamıyorum diye bana kızıyorlardı babam etrafım. Seslice haykırarak ağlamaya devam ettim koca parkın ortasın da etrafıma baktığım da simsiyah saçlarının altın da kalan, yeşil gözlerini aradım ama bulamadım çıkmadı yine gelmedi bekledim gelmesi tıp ki orada ki gibi. Filistin de beklediğim gibi pencerelerin önün de onu yıllarca bekledim gittiği yola bakarak ama ne o yol, onu bana geri verdi ne gözyaşlarım bir kızın yaşarken cehenneme girdiği yerdi annesiz olmak. Ve ben buna henüz 8 yaşında girdim kendimi kimsesiz gibi hissettim ne annem, ne babam, ne yeşil gözleri, ne refhan... Hiç biri yoktu şu an yanımda ben saç örmeyi bile bilmiyordum benim saçlarımı en son annem örmüştü, o yüzden hep okula gittiğim de öğretmenlerim kızardı saçlar okulda açık olamaz diye ama ben örmeyi bile bilmiyordum benim saçlarımı örecek annem bile yoktu. Gözyaşları geriye bir çuval dolusu acı ve hıçkırık bıraktığın da ağlamaktan nefes alamadım ben yutkunamadım, telefon rehberim de babamın adı üzerin de parmak uçlarım durduğun da babamın sesini duymak çok istedim. Ama her zaman ki gibi işleri toplantıları vardı eminim ama yine de sesini duymak buna çok ihtiyacım vardı, aramaya başladığım da açmasını çok bekledim çok çaldı ama babam açmadı. Telefonu geri paltomun cebine koyduğum da dizlerimin üzerinden kalktım dizlerimde ki, küçük batan taşları temizlediğim de ekmek paketimi de alarak sessizce yürüdüm. Derin bir mahallenin balat kokusunu nefesle ciğerlerime çektiğim de seslice geri nefes verdim bu nefes yorgunluk, bitmişlik, acılı, yaralı nefes vermesiydi. Dik yokuşlu basamaklardan yorgun bedenim yorgun kalbim ile çıktığım da çocuk sesleri mahallenin diğer tarafından duyuluyordu, tebessüm ettim bu hicran dudaklarım ile gözlerimde ki kurumamış yaşlar ile gülümsedim. Benim yaşamadığım bu neşeli sesleri kulaklarım duyduğun da kalbime dolduruyordu adeta yaşanmamış hisler adeta, yaşanmış gibi acıtıyordu çocukluk hissi kalbimde ki salıncağa küsmüş o kız çocuğu yüreğim de hopladı sesleri duyduğun da. O kız çocuğu tutsak olduğu yerden çıkmak istiyordu tanıdığı hasret kaldığı sesleri duyduğun da, o kız çocuğu bağırdı benim içim burkuldu içimdeki küçük yaralı hicran beni özgür bırak diye o kadar çok bağırdı ki. Ama ne benim onu özgür bırakacak gücüm ne de bu içimdeki zehirli aşkı öldürecek cesaretim vardı, gözyaşlarımı paltoma sildiğim de sıcacık küçük evime girdim. Ekmek paketini tezgaha koyduğum da lavinia çiçeklerinde bakışlarım durdu ölüm çiçekleri benim ellerimde tekrar öldü, artık daha fazla ne kırılmış kolyeyi taşıyabilirdim boynumda ne de ölen lavinia çiçeklerini. Paltomun cebinden kolyeyi de lavinia çiçeklerini de aldım ve çöpe fırlattım daha fazla bunları hayatım da anlamı yoktu, keşke ona olan aptal şu karşılıksız aşkımı da böyle çöpe atabilseydim ama o kolay değildi işte. Onu çöpe atmak o kadar kolay değildi ahşap merdivenlere bastığım da gıcırdadı sakince, sessizce bu his ekmek kokusu gibi huzurla yayıldı tüm etrafa küçücük bir ses bile mutlu etti beni. Üst kata çıktığım da uyumak istedim hatta bugün tüm gün uyumayı planlarken ela gözleri mahvetmişti bu durumu, mahvetmesi yetmiyormuş gibi üzerine gözyaşlarına boğdu beni. Paltomu hızla çıkardığım da tüm pencereleri ve balkon kapısını açtım küçük odama temiz hava dolduğun da yatağıma uzandım, beynimi düşüncelerimi bu temiz havaya vermek istiyordum bırakmak istiyordum. Hepsi rüzgâr ile birlikte uçsun gitsin istedim gözlerimi kapattığım da o kadar yorgun olduğumu daha çok anladım ki, uyuduğum zaman bir daha uyanmak bile istemiyordum şu anda. Sadece uyurken acı yoktu uyurken hüzün yoktu uyurken endişe yoktu, uyurken korku yoktu uyurken düşünmek yoktu. İnsanların tek nefes aldığı ama tek ölüme daha da yakın olduğu yerdi uyku aynı zamanda huzurlu aynı zamanda, bir o kadar ölüme yakın bir şey nasıl bu kadar güzel olabilirdi ki. Bu durumu ela gözleri ile hikâyemize benzettim biz yan yana geldiğimiz de, huzuru ve bir o kadar da tatlı olmayı barındıyorken aynı zamanda bu kadar acılı ve sancılı olma durumu birbirine çok benzerdi. Temiz havayı ciğerlerime çektikçe düşünceleri de çekiyordum sanki içime geri yutkunduğum da derin bir kaç nefes aldım, ama ela gözlerinin sözleri hâlâ kulaklarım da geziniyordu sözleri beni uçuruma sürüklüyordu.
Anlaşılan duygularınız serhat abinle karşılıksız değilmiş...
Gözlerimi sıkıca yumduğum yuvasından açtığım da parmaklarım boğazıma dokundu nefes alamıyordum bir şey vardı bu sözler ile, taş gibi yükselen bir şey kendimi onun beni sevmemesine o kadar alıştırmıştım ki onun beni sevme düşüncesi nefesimi kesiyordu. On yıldır beklediğim imkansız bir hayal olarak gördüğüm düşünceyi yabancı bir adamın, ela gözlerinden işitmek kalbimi o an çıkmaz bir sokağa soktu. Çıplak ayak adım sesleri ahşap parkeye bastığım da gıcırdadı önce şu an ne kadar temiz hava varsa hiçbirini çekemedim ciğerlerime, o his o taş hissi hala bana nefes aldırmıyordu kendimi küçük balkon penceresine zar zor attığım da gözlerimi kapattım.
Kıskançlıktan benimle kavga edecek kadar hoşlanıyormuş senden...
Düşünceler insan beynini en çok yoran çabuk yaşlandırmayı sağlayan hatta bazen düşünmekten beynimizi kemirmeye sağlayan, düşünmekten kendi hayatımızı zehir ettiğimiz düşünmekten hayatımızın yaşlarını yaşamadığımız bir büyük sorundu. Şu an o sorunun içinde o düşüncelerle ben kayboldum benim düşüncelerim koca bir orman ve ben orada ki, küçük kaybolmuş kız çocuğuydum kendimi o ormanın derinliklerine mahkûm ederek kendimi öldürüyordum. Ne kadar derine gidersem ıssız ormanda o kadar nefes alamıyordum şimdi de ela gözlerinin sözleri, beni ormanın en dibine çekti nefes alamamam istemesem bile beni bu düşünce sorununun içine daha da çekiyordu. Bana ne iyi gelecekti bilmiyordum benim ilacım kimdeydi neredeydi onu bile bilmiyordum burada daha fazla yalnız kalamazdım, babama kısa bir mesaj attığım da aceleyle valiz hazırladım burada bu şehirde bu mahallede nefes alamıyordum. En kısa süre içerisin de bir otobüse binmem ve İzmir'e gitmem gerekliydi orada arkadaşıma her şeyi anlatabilirdim, bu şehir beni daha fazla boğmadan ben ondan gitmeliydim uzak kalmak ikimiz için de iyi olacaktı. Ela gözlerinin varlığını görmemek beni iyi edecekti ela gözlerinin sözleri olmadan bir müddet yaşamak, bana çok iyi gelecekti kaçmam gereken ela gözlerinin sözleri miydi yoksa benim duygularım mı bilmiyordum. Bütün dolaptaki eşyaları hızla valize koyduğum da bu durumun yanlış olduğunu hissediyordum acele şekilde, hazırlanmış valizime bakarken yanlış olduğu düşüncesi daha da belirdi kalbimde. Ama yapacağım gideceğim bir şey bir yer yoktu ki mecburen oraya gitmek ve kendimi toparlamam gerekliydi, telefonumun bildirim sesi düşüncelere ara vermemi sağladığın da olumlu cevap aldım. Otobüs en az bir saate kadar kalkacaktı yanaklarımdan sıcak bir şeylerin aktığını hissettim parmak uçlarım yanaklarım da, olan sıcaklığa dokunduğun da gözyaşlarım parmak uçlarım da belirdi. Neden ağlıyordum niye ağlıyordum bilmiyorum valizime kısa bir kaç bakış tekrar attığım da bu karardan vazgeçmemek adına, valizimi de paltomu da alarak ahşap merdivenlerden hızla indim. Öğlen tezgâhın üzerine koyduğum ekmek paketini gördüğüm de kalbim acıdı basit bir ekmek paketi, insanın kalbini acıtmazdı değil mi paltomu giydiğim de tezgâhın üzerin de olan ekmek paketini küçük bir poşete koydum. Ekmek paketimi de valizimi de aldığım da küçük evimin küçük salonuna göz gezdirdim buraya ilk geldiğim günü hatırladığım da, dudaklarım tebessüm etti koltukta kendimi hayal ettim bilekliğe burası benim yeni evim dediğim aklıma geldi. Şimdi bileğim de ne o bileklik kalbim de ne de yeşil gözlerine aşk yoktu beni çok değiştirdiler son günlerin içerisin de, bir zamanlar aşık olduğum bakmaya öldüğüm yeşil gözlerinden şimdi nefret ediyordum. Orada gittiğim de iyi olacaktım yeni bir hicran olacaktım yeni saçlarım yeni duygularım yeni bir ben, olacaktım kapıyı örttüğüm de dik yokuşlu merdiven basamaklarına baktım hava kararmaya başladığın da gece yarısı orada olacağımı anladım. Hafsanura kısa bir mesaj attığım da bugün geleceğimi ve bizim evimiz de beklemesini istedim tabi o saniyeler içerisin de, heyecanla cevap verdiğin de bir sürü yemek hazırlamaya başladığını ve dedikoduları dinlemek için can attığını yazdı. Gülümsedim bu kızın deli olması beni mutlu ediyordu hafsanur çok hayat doluydu benim aksime ben ise, tüm renkleri çekilmiş gök kuşağı gibiydim onun gözün de. Şimdiden kafamdaki düşünceleri attığım da merdiven basamaklarından dikkatlice indim valizi ardımdan güçlükle çekmeye çalıştığım da, kulaklarım da yankılanan ses kalbimin milyon kere saniyeler içerisin de atmasını sağladı.
" Hicran? "
Gözlerine dudaklarından çıkan ismim ile baktığım da bir kaç saniye gözlerim de kaldı gözleri sonra ise ardımda kalan valize, bir kaç saniye de valize baktığın da gözlerime çevirdi bakışlarını tekrar. Gülümsedi dudakları neden gülümsedi onu bile bilmiyordum valimizi utanarak arkama sakladığım da gözlerime bakmaya devam etti, içimden gitmesi için bildiğim tüm duaları ediyorken sokak lambalarının ışıkları yüzüne vurdu. Gözlerinde ki rengi ve o anlamını bilmediğim bakışları daha da ortaya çıkardığın da telefondan saate baktım, gitmem gerekliydi otobüsümün kalkma saati geliyordu terminale yetişmek için az bir zamanım kalmıştı. Gözlerimiz birbirinde bir kaç saniye daha baktığın da kollarını ardından öne doğru çıkardığın da, yaptığım kekin görüntüsünü hemen hatırladım küçük bir kap içerisin de yaptığım kek parçası duruyorken bakışlarım ona kaydı. Sadece tekrar gülümsüyordu bana doğru adım attığın da kalbim bir kelebek gibi titredi parmak uçlarımı parmakları sardığın da kek kabını avuçlarım içerisine, bıraktı ellerinin sıcaklığı dudaklarımı yaktığın da gözlerine yalnızca bir kaç saniye bakabildim. Bir şeyler acıttı gözlerin de olan bakışlar çok acıttı yutkunduğum da ellerinin sıcaklığı ellerimden kaydı, dudaklarını alnım da hissettiğim de kalbim daha da acıdı avuçlarımda ona yaptığım kek alnım da dudaklarının hoş çakal öpücüğü tenimi yaktı. Önce dudaklarını çekti sonra ise sıcaklığı uzaklaştı gözlerimi saniyeler içerisin de açtığım da, eski binanın oradan adımları da kendi de çoktan kaybolmuştu. Avuçlarım da kek kabı gözlerim de yaşlar alnım da öpücüğünün izi kalbim de ona ait istemediğim duygular ile, arkasından baktığım da yükselen düğümü bastırmaya çalıştım hızla terminale doğru yürümeye başladığım da gözyaşları yanaklarımdan süzülüyordu.