İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 11 · 32 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 11

11. Bölüm FİLİSTİN

Güldürür müyüm seni? Bıktırır mıyım? Bilmem baktırır mıyım yüzüme? Eğer güldürürsem... Yağmur damlalarının süzülüşünü izliyorum otobüs camından kulaklarım da en sevdiğim şarkı çalıyor, hem hüzün dolu hem bir o kadar tatlı şarkı eşlik ediyor yolculuğuma. Terminale hızla gelene kadar hem ağladım içimde birikmiş yaşları döktüm hem de ela gözlerini düşündüm kek kabına hele hiç bakamadım bile, göz ucuyla baksam bile kalbimi resmen sıktı nefes alamadım. Alnım da dudaklarının sıcaklığı gözlerim de ona ait yaşlar ellerim de kek kabı ve kulaklarım da o müzik vardı, düşüncelerim de ise ela gözlerinin o gülümsemesi sanki her şeyi o gülümsemede anladı. Sanki onu asla sevmeyeceğimi daha doğrusu sevemeyeceğimi o gülüşü ile anladım dedi, istediğim de bu değil miydi zaten evet. Ama şimdi gözyaşları süzülüyordu yanaklarımdan ondan kalbim bir kelime duymak istedi o anda neden istedi neden onun gitme demesini istedim, bilmiyordum düşünmek istemiyordum ela gözlerini ardımda bırakmıştım. Haftalarımı İzmir'de Filistin sokakların da geçirmek bana iyi gelecekti kendimi üzemezdim şu an hem kafamdaki soruları arkadaşıma anlatmak zorundaydım, eğer onunla paylaşırsam birlikte mantıklı bir karar verebilirdik kafamdaki sorulara yanıt bulmak zorundaydım. Bu yanıtların tek biriktiği kişi ise yeşil gözleriydi onu karşıma alarak konuşmak zorundaydım artık, daha fazla bunu saklayamazdım onu sevdiğimi ve neden İstanbul’a geldiğini sormak zorundaydım. Daha fazla bu aşktan bu sorulardan içimde birikmiş duygulardan kaçamazdım, zaten her kaçmaya çalıştığım da beni yeniden daha büyük bir sorun olarak buluyordu. Kulaklığı çıkardığım da ellerim arasın da tuttuğum kaba baktım neden getirmişti ki yaptığım keki, merak ettim belki de benimle yemek istiyordu ya da benim için getirmişti. Kek kabına bakmaya devam ettiğim de kalbim acıdı onu böylesine ardım da bırakarak gitmek bana iyi gelecek olsada, ona iyi gelecek mi bilmiyordum bile şu an tek düşündüğüm şey kendi hislerimdi. Gözlerimi kapattığım da zihnimi boşaltmak istedim ama olan anılar yaşanmışlıklar asla buna izin vermiyordu, Davy Jones melodisi beynim de çalmaya başladığın da merdiven basamakların da oturması geldi aklıma. Ona uzaktan pencereden baktığım geldi aklıma balkona hava almak için çıktığım da evimin altın da, merdiven basamakların da beni izlediği geldi aklıma birbirimize baktığımız geldi aklıma. İstesem de istemesem de onunla kısa süre içerisin de dolu anım olmuştu hayatıma, gözlerime, ellerime, hislerime, düşüncelerime, kalbime o kadar çok karıştı ki kısa süre içerisin de. Ben bile ne zaman bu kadar her şeye hakim oldu onu bile bilmiyordum otobüs durduğun da saate baktım, gecenin en geç saatinde İzmir'e ayak bastığım an şehrin kokusunu ciğerlerime çektim. Buradan en son refhan ile ayrılmıştım şimdi ise önsüz geri dönmüştüm bu şehire valizim ve kek kabım ile, terminalde ilerlediğim de babamı ve hafsa nuru hemen fark ettim. Hızlı adımlar ile onlara yöneldiğim de deli arkadaşım hemen benim olduğumu anladı birbirimize doğru koştuğumuz da valizimi bile unuttum, birbirimize sarıldığımızda onu çok özlediğimi fark ettim kek kabım aramızdaki sarılmaya biraz mesafe koyduğun da gülümsedik. Hafsa nur heyecanlı şekilde dedikodulara hemen başladığın da, arabaya ilerledik babamın gözleri ile karşılaştığım da onu herkesten daha da fazla özlediğimi fark ettim. Sarılmak çok istedim ama yapamadım valizimi yerleştirmeye başladığımız da babama çaktırmayarak baktım, sadece her zaman ki gibi benden uzakta duruyor ve telefonu ile ilgileniyordu yutkunduğum da kendimi üzmek istemedim bana sarılmaması dünyanın sonu değildi sonuçta. Alışkındım hem arkaya oturduğumuz da deli arkadaşım konuşmaya devam ediyordu hafsa nur nefes almadan mahallede olup biten, dedikoduları anlatmaya devam ettiğin de kucağımda ki kek kabını daha sıkı sardı parmaklarım. Hafsa nurun sesi bir anda kesildiğin de ona kaydı tüm dikkatim ve bakışlarım gözlerine baktığım da, gözlerimi ellerim arasın da tuttuğum kaba kaydı parmak uçları ellerimi sardığın da gülümsedi bende tebessüm ettim.

“ Bu ne? “

Sorusu ile bakışlarım kek kabına kaydığın da tebessüm silindi dudaklarımdan sorduğu şey o kadar basit ama o kadar benim kalbimi, acıtan bir şeydi ki cevap vermek istemedim sadece gözlerine baktığım da tebessüm ettim tekrar hafifçe. O da fazla üstelemedi ama gözlerinde ki o anladım bakışını çok hissettiğim de sessizce devam ettik yolculuğa, araba Filistin sokaklarına girdiğin de gecenin karanlığın da bile kendini belli eden büyüdüğüm sokaklara baktım. Mahallenin loş ışıkları her yüzüme vurduğun da burada ki anılar da kalbime vuruyordu, evimizin küçük bahçesinin önünde ki eskimiş demirli kapı da araba durduğun da kalbim acıdı. Umarım onu sabah görmezdim hatta tek sabah değil umarım onu hiç görmezdim burada kaldığım süre içerisin de, arabadan indiğim de hemen iki bina ötemde ki evine baktım. Gözlerim odasının penceresin de durduğun da ışığı kapalıydı ellerim arasın da olan kek kabını daha da sıkı sardığım da, gözlerimi taş yolda gezdirdim aptal hicran o nişanlı bir adamdı ve hâlâ ben penceresini izliyordum. Boğazımda yükselen düğümü yutmaya çalıştığım da evinin bahçesine baktım o gün ki nişan kalabalığı ve manzarası aklıma geldiğin de, kalbim öyle bir yandı ki tüm yangını aniden yayıldı mahalleye sanki. Kek kabını kalbime bastırdığım da aklımda ki ela gözlerini de kek kabımı da kalbimi de kendimi de, alarak demirli kapıyı ittim küçük bahçeme adım attığım da derin bir nefes aldım. Hafsanur sanki her şeyi anlıyormuş gibi omuzuma dokunduğun da gözlerim buğulandı gözlerimin baktığı noktaya o da dikkat kesildiğin de, saçlarımdan parmaklarının kaydığını hissettim saçlarımı bile neden kestiğimi sormadı. Ya da canımı yakmasından korktu bu sorunun birlikte eve girdiğimiz de Hafsanur babamla valizimi içeriye alıyorken, bahçeye omuzumun üzerinden baktım buradan üniversite hayatına atılmadan önce ki günü düşündüm. Heyecandan üzerime soğukta bir şey almayı unuttuğumu pencerede onu düşünüyorken adımı söylemesini, koluna girdiğimi birlikte yan yana yürüdüğümüzü ceketindeki kokusunu. Dudaklarımı ıslattığım da anılar birer birer geçti gözlerimin önün de burada olmak bilmiyorum iyi bir fikir gibi gelmedi şimdi de, ne yapacağımı nereye gideceğimi nerede duracağımı bilmiyordum ondan uzaktaydım hem de çok uzakta şimdi ise sanki o şımarık tavırlarını haylaz ela gözlerini şimdiden çok özlüyordum sanki garipti. Hem ondan bu kadar uzaklaşmak istemem hem de ondan uzakta yapamamam çok tuhaftı bi ismi bir cismi bir sıfatı bile olmayan, duyguydu bu alışık olmadığım kalbimde hiç tanımadığım hicran duygusuydu bu. Bilmiyorum onunlayken o küçük kız çocuğu kendini belli ediyordu tek naz yaptığım adam babam bile değil refhan olmuştu, dış kapıyı kapattığım da ela gözlerini çok merak ettim acaba şu an nasıldı ne yapıyordu neredeydi. Ne düşünüyordu en merak ettiğim buydu asıl benim hakkım da ne düşünüyordu sabah ki durum o görüntü birden, zihnim de canlandığın da tüm merakım gitti eminim o şu an bunları umursamıyordu bile. Sadece ben kendimi yiyip bitiriyordum derin bir nefes daha aldığım da ahşap beyaz merdivenlerden çıktım evimi o kadar çok özlemiştim ki, bu ayaklarımın altın ‘da olan gıcırtı sesi bile oradakinden daha farklıydı. Odama çıktığım da benim çenesi düşük arkadaşım valizimdeki eşyaları yerleştirmeye çoktan başlamıştı bile yeni doğan güneş küçük penceremden, kendini belli ettiğin de yatağıma oturdum odama göz gezdirdiğim de tıpkı bıraktığım gibi aynıydı. Hafsa nur yanıma oturduğun da ona içimde ki kabus gibi birikmiş hisleri anlatmak için adeta tutuşuyordum gözlerine baktığım da, gözlerini evet anlar der gibi yaptı kek kabını avuçları arasına verdiğim de ona her şeyi anlatmaya başladım.

“ Bir adam var şımarık hayatım da gördüğüm en haylaz renge sahip gözleri var ve bir o kadar yaralı tıpkı benim gibi her şeyi içine gömüyor ama tek anlattığı kişi ben oldum o yaraları şimdi ise ellerim de ona yaptığım bir kek kabından ve kalbimde bu anlamsız duygulardan başka bir şey yok yanımda ben ise ona sadece koca bir acı ve bilekliği bırakarak geldim”

Her şeyi anlatmayı bitirdiğim de yanaklarımdan süzülen ılık yaşları hiç fark etmedim arkadaşımın ellerin de tuttuğu kek kabına daha fazla bakamayarak, ayağa kalktığım da pencereye yöneldim küçük penceremden yanaklarımdan süzülen yaşlar ile güneşin doğuşunu izlemeye başladığım da omuzumda ki sıcaklığı hissettim. Arkadaşımın varlığı kendini ardım da belli ettiğin de kek kabını çalışma masama tam gözümün önüne bıraktığın da, hiç gözlerine bakmadım gözyaşlarını yanaklarıma bastırdığım da sessizce fısıldadı.

“ Sen o bilekliği eğer o şımarık adama verdiysen kalbinde ki o anlamsız dediğin duygular çok da anlamlıdır hicran anlattığına göre bu adam seni ilk gördüğü andan itibaren sevmiş anlamış senin yaralarını sen ise şimdi serhat gibi kör olmuşsun görmüyorsun ne kadar acı içinde olduğunun o şımarık adamın her bunu fark ettiğin de sadece kendini rahatlatmak için etrafında olan kızları sözleri bahane etmişin oysa ki o kızlar Refhan için hiç bir anlam taşımazken sen kendini kör ilan etmeye devam et bir gün o şımarık adamı kaybettiğin de ona aşık olduğunu anlayacaksın “

Sözleri odamın ortasına, kalbime, boğazıma ve düşüncelerime bir bomba gibi düştüğün de kapımın kapanma sesini duydum sadece gözlerimi dışarıdan alarak, kapıya baktığım da hafsanur bunları o kadar içten söyleyerek gitti ki. Şimdi yeni bir savaş başladı aklım ve kalbim arasın da sanki bu kelimeler kendime itiraf edemediğim sözler di, cümleler di seslice söylemekten çok korktuğum yutkunduğum da bu sözlerin her bir sesi kulaklarım da yankılandı.

Ne kadar acı içinde olduğunun o şımarık adamın her bunu fark ettiğin de sadece kendini rahatlatmak için etrafında olan kızları sözleri bahane etmişin...

Haklıydı ben o onun için sadece bir eğlence olan kızları o kızların sözlerini kendime bahane etmiştim ve her ona duygu aşk denilen duyguyu, hissettiğim de bu sözleri sanki çelik yelek gibi giymiştim giydirmiştim kalbime. Yeşil gözlerine duyduğum çocukluk aşkı sadece bir saplantıydı koca boş bir saplantı Refhan o her şeyi anlamıştı, benim doğru kişi olduğumu o başından beri anlamıştı ben ise bir aptal gibi her seferin de onu ittim. Ama o her seferin de vazgeçmedi hep yanımda kaldı yaralarımı sarmaya çok çalıştı çocukluk aşkıma bu hâlde bile, göğüs gerdi ben ise bir korkak gibi takılı kaldım boş duygular içerisin de hayatımı zehir eden bu saplantılı aşk şimdi de ela gözlerinin hayatını zehir etti. Çalışma masam üzerin de duran kek kabına baktığım da kalbim sızladı ben ona çok büyük hatalar yapmıştım onun ellerini, sırf kıskansın diye tutmuştum yeşil gözlerine inat onu kullanmıştım yanında üzülünce olmadım her seferin de gittim. Bana beril dediğin de bile gittim ben belki kalsaydım bir açıklama yapacaktı belki de onu hiç dinlemedim bile ben, küçük odamın içerisin de nefes alamadım ela gözlerinin bu hikâyede ki en haklı kişi olması canımı çok yaktı. Bu hikâyede en çok acı çeken ben değil ela gözleriydi ben sadece kendi yarattığım saplantı içerisin de, dolaşıyordum ela gözleri ise bu çemberden beni çekmeye çalışan kişiydi. Ben onun elini tutmak yerine her defasın da ittim ya da onu da çektim bu çemberin içerisine şimdi ise o, her şeyi anlatan gülümsemesi ile çemberden ve benden çekip gitmişti vazgeçmişti orada vazgeçmişti. Serhat için ellerini tuttuğum da bile seviyordu beni ela gözleri o zaman bile seviyordu beni kendimi çok kötü birisi hissettim, doğan güneş ışıkları sanki zihnimi de aydınlatıyor gibiydi adeta. Pencereden ve kek kabından uzaklaştığım da yatağıma uzandım uyumak istedim ela gözlerinin yanın da kek yaptığımın sabahı olsun istedim, o kötü rüyanın devamı olsun istedim uyandığım da ela gözlerini görmek sarılmak istedim ben onu kaybettim ve arkadaşımın dediği gibi onu kaybettiğim an aşık olduğumu anladım. Onun yanında kendimi özgür hissetmem yanın da birini gördüğüm de o yemekhanede olan gibi midem de olan anlamsız hisler, kıskanıyordum onu evet kendime itiraf edemesem de ben onu orada aşık olduğum için kıskanıyordum. Ona aşık olduğum hâlde nefret ettiğimi haykırdım ona tokat attım sırf yeşil gözlerini hatırlattığı için onun kalbini kırdım, gözleri önün de başka bir adam için haykırarak ağladım ben. O ise bana kızacağı benden nefret edeceği hâlde bana destek oldu çünkü o beni seviyordu bana âşıktı, başkası için gözyaşı döktüğüm de bile bana âşıktı. Gözlerimi yanaklarımdan akan yaşlar ile kapattığım da derin bir nefes aldım bu diğer nefeslerden farklıydı her şeyi anlama nefesiydi, sözleri yaptığı hareketler dediği mısralar öpmesi benden kek istemesi çocuk gibi beni izlemesi her şeyi anladığım da kendimden nefret ettim. Dediği sözler kalbindeki karşılıksız aşk acısıydı ölen sevgilisi için değil yaptığı hareketler tamamen kendimi suçlu hissetmemem için mutlu şımarık davranıyordu bu yüzden dediği mısralar, bu saplantılı aşktan uyandırmak için bağırmasıydı benim yüzüme diyemediği sözlerdi onlar öpmesi onun için imkansız olduğum içindi. Benden kek istemesi serhat ile kavga ettiği içindi ona bağlı olduğumu ona çok bağlı olduğumu anladığı ve benimle, hatıralar yaratmak istediği içindi çocuk gibi izlemesi içindeki bastırdığı aşık olduğu insana bastırdığı masum sevgisiydi yarasıydı. Burada tüm duyguları tüm düşünceleri toparlamam gerekliydi kendimi burada tamamen toplamam ve oraya gittiğim de, benimde ona itiraf etmem gereken bir aşk itirafı vardı şımarık ela gözlerine haykırmam gereken bir itiraf vardı. Koca koca sahil taşlarının üzerin de oturduğumuz da hafsanur ile bolca dedikodular yapmıştık günler burada çok çabuk geçiyordu, şimdiden iki hafta olmuştu bile, gitmem için son bir gece kaldığın da arkadaşım ile birlikte küçüklük geçirdiğimiz yerleri gezmek istedik. Serhat yani serhat abiyi hiç görmemiştim şimdi de görmek istemiyordum artık ona içimden bile adını geçiriyorken abi diyordum bunu istediğim için, diyordum o boş saplantılı duyguyu iyice anlamak için abi demek bana iyi geliyordu. Çok tuhaf bir zamanlar abi kelimesi bana işkence gibi geliyorken şimdi aynı kelime bana huzur veriyordu, ela gözlerini bu zaman dilimin de çok özlemiştim şımarık tavırlarını hele ve bana ekmek almasını bahsetmiyorum bile. Bir an önce ona kavuşmak için saatleri sayıyordum Refhan Araslan büyük değişimler yarattı kalbim de hayatım da, kendimde onu tanımadan önce saçlarım uzundu utanıyordum her şeyden kalbim de koca boş bir duygu vardı. Onu tanıdıktan sonra saçlarım kısaldı çekingen tavırlarım adeta bir duvar gibi yıkıldı kendime güvenim gelmişti, en önemlisi o koca boş aşk zannettiğim duygu o duyguyu sonunda anlamıştım. Oraya gittiğim de geç olmasından korktum hatta çok korktum ela gözlerini kaybetmekten çok korktum, tamamen bu aşktan burada günler içerisin de arkadaşım sayesin de kurtulduğum da karşısına yeni bir hicran olarak çıkacaktım. Aramızda hiç bir anlamsız engel artık olmayacaktı Hafsanur ile küçük dar Filistin sokakların da yürüdüğümüz de, eve gidiyorduk burası bana gerçekten de çok iyi gelmişti. Kalbimde ki bu varlığı bile anlamlı her düşüncesi bile dopdolu aşk kalbimi iyi ediyordu günden güne onu sevmek, bana çok iyi geliyordu düşüncelerimi o çok iyi tanıdığım ses böldüğün de fırının olduğu yöne baktım.

“ Hicran? “

Yeşil gözlerine baktığım da bakışlarımı kaçırdım gözlerim parmağında parlayan alyans yüzüğe baktığın da kalbimde ki o çok güçlü aşka, aşkımıza sarıldım dudaklarım tebessüm ettiğin de yeşil gözlerine bana bir zamanlar çok yakın ama şimdi çok uzak olan yeşil gözlerine baktığım da daha fazla yanında kalmak istemedim.

“ Görüşürüz serhat abi “

Ne diyeceğini bile beklemedim sadece hızla uzaklaştım yanlarından çünkü şımarık ela gözlü kalbimde ki adama ihanet ediyormuşum gibi, hissediyordum onun her yanında durduğum da bu çokça kendime diyemediği duygular şimdi kalbime, hayatıma, hareketlerime bile huzuru yaymıştı. İstanbul’a dönmek için sabırsız şekil de beklerken valizimi topluyordum ela gözlerine hiç ulaşmamıştım hiç yazmamıştım, hiç bir yerden bakmamıştım bile kendimi toparlamak adına. Umarım benden vazgeçmemişti ama şimdiye kadar vazgeçmedi ise şimdiden sonrada yapmazdı bence, çünkü o şımarık herifin tekiydi ve ben bunu çok seviyordum eskiden nefret etsem de. Tüm gün boyunca babamla vakit geçirmiştim yıllar sonra onunla aynı sofrada aynı masada yemek yemek, onunla sohbet etmek bana daha da çok iyi gelmişti aramızda ki buzlar bile yavaşça çözülüyordu. Sanki ela gözlerine duyduğum bu aşkı kabul ettiğimden beridir hayatım da her şey yoluna giriyordu ben zehirli sarmaşıklardan arınmıştım, kalbimde ki zehirli otları aldım fırlattım o otlar benim beynimi bile zehirli düşünceler ile kaplamıştı zamanında. Tam da bu zehirli düşünceler ela gözlerini ilk gördüğüm an da başlamıştı zihnimde odama üst kata çıktığım da kendimi yatağıma attım, gülümsedim tavana bakarak bir zamanlar çocukluktan beridir onun için her gece ağladığım askerden dönmesini beklediğim yatağa başkasını severek uzandım. Başkasını severek hayaller kurdum tavana bakarak askerdeyken özlemini giderebilmek adına baktığım onunla hayaller kurduğum, tavana şimdi ela gözlerinin sözlerini düşünerek hayaller kuruyordum hayat işte bu kadar tuhaftı. Vazgeçmem dediğin şeyden birisi gelir ve öyle bir vazgeçtirmeni sağlardı ki sen onu sevdiğin vazgeçmem dediğin için bile, kendinden nefret ederdin gözlerimi kapattığım da bir an önce sabah olması için dilek diledim. Kendimi şımarık ela gözlerinin içerisine hayallere bıraktığım da, dudaklarıma tebessüm çoktan eşlik ediyordu bile. Gözlerimi açtığım da hayatımda hiç bu kadar güzel uyanmamıştım ilk defa yıllar sonra huzurlu uyudum huzurlu uyandım, ona kavuşmak için sadece saatler dakikalar kaldığın da şımarık tavırlarını haylaz gözlerini bazen ukalâ olmasını bile o kadar çok özledim ki. İki hafta içerisin de bile özlemi göğüs kafesime sığmıyordu kendime çeki düzen verdiğim de bir şeyler yemek bile istemedim, herkesle hızlıca vedalaştığım da demirli bahçe kapısının önün de durdu adımlarım. Bakışlarım onun evinin odasının penceresine kaydığın da son kez içim de bir duygu aradım ama yoktu, hiç bir şey hissetmiyordum ben ela gözlerine duyduğum aşk bir kere daha kendini belli etti. Kalbimdeki bu güçlü aşkı ve valizimi de alarak terminale gittim o küçük büyüdüğüm dar sokaklara veda ediyorken, bu sefer hiç üzülmedim çünkü ben aşıktım ben seviyordum hem de çok seviyordum. Gittiğim de ilk işim ellerindeki o güzel ellerinde ki yaraları ve kalbini iyileştirmekti bunları ona borçluydum sonra ise o iyi ettiğim elleri, sıkıca tutacak ve o iyi ettiğim kalbini çok sevecektim. Otobüs hareket ettiğin de yarın açılacak üniversite ona hissettiğim aşk heyecanı ikisi bir arada bastırdığın da kalbim saniye de milyon kere attı, üniversite de ikinci dönem başlıyordu ona aşık olduğumu anlamıştım hayatım düzene oturuyordu babamla aramızda ki buzlar bile eriyordu. Buradan İzmir’den ilk defa mutlu gidiyordum ona aşık olduğumu kabullenmek her şeyi adeta yoluna koymuştu sanki, gömülür şarkısını dinlemeye başladığım da onunla bu şarkıda ki anılarımız aklıma geldi. Bu şarkı bizim hikayemizdi bizim aşkımızın adı ve sembolüydü bu şarkı da hiç fark etmeden bir sürü anılar, elde etmiştik onunla evinin bahçesinde ki anı gözlerim önüne geldiğin de gülümsedim. İlk otobüs durağın da bu şarkıyı onun dinlemesi ile duyduğumu hatırladığım da gülümsedim kütüphanede, raflar arasın da bu şarkının çalmasını hatırladığım da gülümsedim biz fark etmesek de bu şarkı bizimdi. Şimdi bizim aşkımızı anlatan bu şarkıyı ruhum bile huzurla dinledi kendimi şarkının sözlerine bıraktığım da, ela gözlerinin özlemi daha da arttı içimde gülümsedim. Aptalca gülümsedim her saniye her dakika şımarık adamı düşünmek bundan eskiden nefret etsem de şimdi, düşünmeden yapamıyordum huyları tavırları ekmek yemesi... Davy Jones melodisinin anlamı onu bile bilmediğimi fark ettim sahi neden bağlıydı bu müziğe bu kadar bu şımarık adam bilmiyordum, annesi neden nasıl vefat etti bilmiyordum babası nerede onu bile bilmiyordum. Ben Refhan hakkın da hiç bir şey bilmiyordum bunu fark etmiştim hayatını yaralarını öğrenmek istiyordum bu saplantılı sevgi, beni her şeyine kör etmişti ela gözlerinin bunları bilmek istiyordum ona destek olmak istiyordum. Saatler geçmek bilmediğin de öğle saatleri arasın da otobüsüm İstanbul’a sonunda gelmişti kalbim İstanbul terminalinde durduğun da o kadar hızlı attı ki, parmaklarımı tıpkı eski günlerde ki gibi avuç içim ile beraber kalbime bastırdım. Valizimi bagajdan aldığım da hemen ona gitmem istedim merdivenli yokuşa bile önce uğramak istemedim, terminal çıkışın da küçük bir fırıncı gördüğüm de adımlarım beni oraya sürükledi. Bir kere de kapısına ekmek paketleri ile ben dikilmek ben beklemek istedim fırından taze ekmek paketlerim ile çıktığım da, dudaklarım da ela gözlerin de olduğu gibi sarhoş bir tebessüm yayıldı. İlk gelen taksiye atladığım da büyük soğuk saçma evini tarif ettim acaba beni orada görünce ne tepki verecekti o kadar çok merak ediyordum ki, içim içime sığmıyordu adeta onunla dolu olan kalbim onu görmek için titriyordu sanki. Camı açtığım da ocak ayının kâr taneleri kendini belli ediyordu küçük kar tanelerini bakışlarım izlediğin de, soğuk rüzgârı umursamadım şimdi de bu şehir beni kar taneleri ile karşıladı. Araba fren yaptığın da kalbim daha da hızlı attı göğsüm de yutkunduğum da evine baktım kalbim daha da hızlandığın da, bu koca kar kış içerisin de ben adeta ateşler de yanıyordum sanki şapkamı başıma daha da sabitlediğimde evinin kocaman demirli kapısının önün de durdum. Derin bir nefes aldığım da süzüldü nefesimin buğusu gökyüzüne kızarmış burnum ve koca valizim ve ekmek paketlerim ile demirli kapıyı ittiğim de, kalbimin titrediğini hissettim sürgülü balkon kapısına baktığım da yarım şekilde acıktı kapı. Kısa saçlarımı düzelttiğim de dudaklarımı kemiriyordum heyecandan kalbim gibi tüm bedenim titriyordu adeta, yutkundum ardım ‘da valizim kollarım da ekmek paketlerim ve kalbim de kocaman aşkı ile kapısın da durduğum da günler sonra ela gözlerini gördüm. Bu rengi bu haylaz ela gözlerini o kadar çok özlediğimi anladım ki birbirimize bakmaya devam ettiğimiz de, ela gözleri şaşkınlık ile göz kapaklarını birbirine hızla vuruyordu sadece. Dudaklarım titrediğin de ürkerek yavaşça yaklaştım ona adımlarım her yaklaşım da kâr tanelerini ayaklarım altın ‘da ezdiğin de, yutkundum heyecandan ellerim buz gibi soğuk olduğun da bedeninin yakının da durdum.

“ Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlere seni çok özledim dediğim gibi “

Ela gözleri gözlerime daha da derin baktığın da parmak uçlarım yüzüne yaklaştı sakallarını sevdiğim de gözlerini kapattı hemen, ikimiz de gözyaşları içerisine büründüğümüzde sakallarını sevdim bedenine daha da yaklaştığım da ekmek paketini elleri arasına verdim. Gözlerini kapatmaya devam ettiğin de titreyen kirpiklerini sevdim ben sevdim o daha da gözyaşı döktü, gözyaşlarını yanaklarına bastırdığım da gözlerime baktı benim de gözlerim doluydu onun da ikimiz de ağlıyorduk. Parmaklarım sakallarını her sevdiğin de kalbim acıdı ona dediğim sözler yaptığım hareketler şimdi canımı o kadar yaktı ki dokunduğum her yeri teni bile acıyordu sanki, yutkunduğum da boğazımda beliren düğümü bastırmaya çalıştım ekmek paketlerini tutan ellerine baktığım da kalbim daha da acıdı. Eklem yerleri elinin üzeri hâlâ mordu hâlâ yaralıydı bunun sorumlusu bile bendim kendime çok kızdım, o zaten yaralıydı ben daha da yaraladım sadece. Kar taneleri sakallarına düştüğün de öylece sevmeye devam ettim şu an o kadar acıydı ki dışarıdan bile gören birisi bizi, eminim onun bile canı yanardı ona sarılmak için daha da yaklaştığım da kendini benden çekti. Kollarım bomboş kaldığın da ağlayan gözlerim ile ona baktım ekmek paketlerini geri ellerim arasına verdiğin de sadece yüzüne bakıyordum, gözlerine bakıyordum bir şey demesini bekledim bu sefer sonuna kadar bekleyecektim gözlerine bakmaya devam ettiğim de daha fazla dayanamayarak gözlerini benden çekti.

“ Bunu yapma “

Sessizce adeta boğazından bu kelime zorla çıkmış gibi fısıldadığın da ne yaptığını anlamıyordum o ise yine şimşek sesi gelmiş gibi, gözlerini sıkıca yumuyordu arkasını döndüğün de omuzuna dokunmak istedim sırtından sarılmak istedim ama yapamadım ona dokunamadım bile bir adım uzağımdayken sadece boğazım da ki düğüm ile devam etmesini bekledim.

“ Her seferin de bir şey olmamış gibi davranmaktan bıktım hicran kalbim ne kadar acıyor bunu bilemezsin seni gördüğüm ilk gün toprağın altın da olan sevdiğim kızın gözlerini yeniden gördüm ben bu o kadar beni dağıttı ki kalbimi o kadar acıttı ki tahmin bile edemezsin kendimi seni her gördüğüm de toparlamaya çalıştım senden uzak kalmaya çok çabaladım ama seni sevdiğimi anladım aşık olduğumu anladım sen ama sen başkasına aşıksın âşıktın bu daha da acıttı yanın da çok oldum başkasını sevdiğin için kalbinin ağrımasın da bile yalnız bırakmak istemedim seni çünkü seni o kadar çok seviyordum ki mezar taşını sevdim bir zamanlar saçlarını sevdiğim kadının şimdi de başkasını sevdiği için ağlayan kadının saçlarını sevmek ne kadar canımı yakıyor biliyor musun! “

Dudaklarım titrediğin de gözyaşlarıma daha fazla hâkim olamadım ona yaklaştığım da ardından sarıldım ben artık onu sevmiyordum o boş aşkı sevmiyordum, canını o kadar yaktım ki yaktığımı anladım ki şimdi sırtından bıçak darbeleri yaptığım sırtına sarılmaya çalışıyordum sarmaya çalışıyordum. Gözyaşlarım hıçkırığa dönüştüğün de düğüm bu boğazım da olan düğüm boğazımı yaktığın da sıkıca sarılmaya devam ettim, bağırmak istedim ben seni seviyorum yaralarını sarmaya geldim diye haykırmak istedim ama ağlamaktan başka hiç bir şey yapamadım. Bana yüzünü döndüğün de ikimizin de yanakları ıslaktı titreyen çenem ile ona bakmaya devam ettiğim de, parmak uçları benim ona yaptığım gibi kirpiklerimi sevdi. Ben onu defalarca kırmıştım incitmiştim şimdi o buna daha fazla dayanamayarak her içinde biriken sözleri, haykırdı yüzüme gözlerine geri baktığım da benden uzaklaştı geriye doğru her adım attığın da gözlerine daha da derin baktım.

“ Git hicran senin için yakın da nişan yüzüğünü atacak bana bunları kavga ederken bağırarak haykıran adama git mutlu olun “

Sürgülü bahçe kapısını sertçe çektiğin de evin içerisin de aniden yok oldu valizim ve bu koca aşkım ile öylece bahçede kaldığım da, kar taneleri daha da yoğun yağdı üzerime parmak uçlarım sürgülü kapıdan kaydığın da açması için çok çabaladım. Bağırdım ismini defalarca haykırmama rağmen o kapıyı bana açmadı ekmek paketlerine baktığım da kalbim daha da çok acıdı, valizimi de alarak bahçenin bir köşesin de oturdum vazgeçemezdim hayır bu kadar kolay olmazdı. Ona olan aşkımı çok zor anlamıştım öyle kolayca gidemezdim bu sefer de ben peşinden gitmezdim, bu sefer de ben git dese de gitmeyecektim ben onu inandıracaktım bu aşka. Haklıydı arkadaşım haklıydı onu ben kaybettim ela gözlerini ben kaybettim ve kaybettiğim zaman anladım, ona aşık olduğumu şimdi anladım. Boş havuzun içini süsleyen kar tanelerini izledim uzun bir süre boyunca gözlerim bir bahçe kapısın da bir de, içi bomboş olan havuzda gezindi saatlerce çıkmasını bekledim ama ne bir kapı açılma sesi ne de onun sesi belli etmedi kendini. Kalakaldım bu yeni aşk içerisin de kalakaldım bu yeni aşkın daha da acıtan yarası ile bizim hikâyemiz hep acılıydı, şimdi ise bu acı daha da katlandı arttı içimiz de. Ben onu seviyordum o beni seviyordu yine de o duvar gitmedi aramızdan kalakaldık birlikte yine o duvarın altın da, bekledim çok bekledim ela gözleri önceden olsa bu kadar bekletmezdi beni. Gülüşünü hatırladım ben İzmir’e gidiyorken gülüşünü hatırladım haklıydım o gülüş her şeyi kabullenme gülüşüydü, onu kaybettim ona aşık oldum aşık olduğumu anladım başından beri ben ona aittim o da bana. Ama zehirli sarmaşık kör etmişti beni bahçenin taş kaldırımından kalktığım da bir kere daha kapısına baktım çıkması için bir kere daha baktım, ama çıkmadı yorulmuştu bu karşılıksız aşkın içerisin de savaş vermekten yorulmuştu. Davy Jones melodisinden ve benden vazgeçmişti soğuk denizlerin dibine kendini bıraktı sonunda tıpkı orada ki gibi, şimdi rolleri değişmiştik o kör olacaktı ben ise onu uyandırmaya çalışacaktım tıpkı bir zamanlar onun bana yaptığı gibi. Bende mücadele edecektim bende savaşacaktım gerekirse vefat eden sevgilisi için ağladığın da bile, ben olacaktım yanında kalbim acısa da çünkü o da bana öyle yapmıştı. İzmir’de ki o koca taşların üzerinde ki anı aklıma geldi haykırarak ağladığım aklıma geldi kalbime yumruklar attığım, kalbimde ki o sancılı karşılıksız aşkı söküp almak istediğim ve onun gözleri. Refhan o zaman bile yanımda olmuştu kalbime vurmamam için elimi tuttuğu aklıma geldi ardımdan bir kuş gibi sarması aklıma geldi, bedenimi ben orada iyileşmiştim fark etmeden hemde o benim sırtımdaki yaraları sarmıştı. Şimdi ise ben ona aynısını yapmaya çalışıyordum ama işe yaramıyordu işe yaramadı ayağa kalktığım da kapısına bu düşünceler ile, uzunca baktım ben bu kocaman aptallığım onun kocaman aşkını kaybettim. Valizimi ve ekmek paketleri aldığım da koca demirli bahçe kapısının önün de durdu adımlarım son kez çıkması için son kez, ardıma baktığım da o yine çıkmadı benim yine kalbim kırıldı bu aşkım da karşılıksız kalamazdı hayır buna artık dayanamazdım bu çok fazlaydı. Ela gözlerinin anlamını bildiğim halde gözlerinden uzak tutuyordu beni haklıydı hâlâ benim kör olduğumu düşünüyordu, bu kadar kör birisine bu kadar sağır birisine benim yaptığımı yaptı aşk şarkıları okudu kalbinden. Ama ben duymadım bile kendini belli etti ben buradayım diye ama ben onu bile görmedim, bağırmasını bile duymadım onun bana yaptığı gibi bende aynısını ela gözlerine yaptım. Ben çok suçluydum ela gözlerindeki o kocaman aşkı göremeyecek kadar suçlu nasıl anlamazdım, kendim bir zamanlar aynı aşkı yaşadım nasıl anlamazdım gözlerimin önün de tıpkı benim gibi öldüğünü. Ben yeşil gözlerinden Refhan ise benden vazgeçmişti aynı anda ikimiz de vazgeçtik kader o kadar ters oldu ki, dünya birleşmemize izin vermedi sanki bir zamanlar ondan uzaklaşmak için her şeyi yaptığım adamın kapıyı açmasını bekliyordum. Gözlerimden akan yaşları tenime bastırdım eğer bu aşk için savaşmaya karar verdiysem onun gibi mutlu maskeli takınmalıydım, eski benden geriye hiç bir şey bırakmamalıydım demirli kapıyı kapattığım da sadece yürüdüm. Uzunca yürüdüm bir elim valiz diğer elim de ekmek paketlerim kalbim de kocaman ela gözlerine duyduğum aşk, kafamda ona ait milyonlarca dönen düşünceler boğazı geçtiğim de otobüs durağını fark ettim. Kalbim bu sefer de kalbime karlar yağdı çok üşüdü üşümenin etkisi ile çok sızladı ağrıdı, onu ilk gördüğüm günü hatırladım ela gözlerini gördüğüm o gün. Nefesimin buğusu derince içime çektiğim nefesimi dışarı bıraktığım da kendini belli etti fark etmeden biz bu koca, İstanbul sokakların da anılar biriktirmiştik otobüs durağının önünden adımları zar zor attığım da mahalleme geldim. Mahallenin simgesi eski koca binayı geçtiğim de fırına ulaştım küçük mahalle fırınının tabelasını gördüğüm de dudaklarım tebessüm etti, onun bana ekmek yaptığı geldi aklıma daha da gülümsedim merdivenli yokuşun başına baktığım da anılar yokuşlardan akıp geldi üzerime. Ellerimi paltosunun cebinde ısıttığı geldi aklıma birbirimize favori repliğimiz olan iyi geceler dileklerimiz kulaklarım da gezindi, aldığı ekmekler aklıma geldiğin de daha da gülümsedim birlikte bu sokakta çok anımız birikmişti.

“ Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi...”

Fırının biraz ilerisin de olan taş kaldırım da durdu gözlerim birlikte ekmek yediğimiz kaldırım hüzünle baktı sanki bana, boğazım da yükselen düğümü bastırmaya çalıştım yeniden ama ne bunu ne de kalbimde ki düğümü bastıramadım. Küçücük bir yol kaldırımı kalbimi çok acıttı anı eğer bir şeyde bir anınız var ise ister küçücük bir taş olsun, o bile kalbine oturuyordu bunu öğrendim aynı saniyeler içerisin de. Beni ilk öptüğü yer ilk öpücüğüm olan o kaldırım gözlerimden yaşlar akmasına sebep oldu alnıma yazdığı undan yazdığı R harfi, kalbime kazındı sanki burada canımı en çok yakan dediği söz aklıma geldiğin de hatırlamak istemedim.

“ Ama başkasına aşıksın bu canımı yakıyor... “

Kalbim daraldı nefesim daraldı ellerim üşüdü dudaklarım titredi ben bekledim o gelmedi dediği sözler şimdi canımı on kat daha fazla yaktı, o zaman ben bu kelimelerine kördüm sağırdım resmen ben onu güldüremedim bıktırdım tıpkı şarkımız da olduğu gibi. O şarkı fark etmeden bizim olmuştu bizim hikâyemizin ismi olmuştu gömülür... Ben onu yüzüme bile baktıramadım şarkımızda ki gibi daha fazla dayanamayarak valizimi de ekmek paketlerimi de aldığım da, hızla çıktım merdiven basamaklarından kapımın basamağına geldiğim de kalbim daha fazla üşüdü. Burada oturduğu o acı dolu ama aynı zamanda tatlı melodiyi dinlediği geldi aklıma, bir gerçek vardı ben onun kalbini bilmeyerek çok kırmıştım. Kendimi toparladığım anda tekrar dağılmak bu çok kötü bir histi küçük salonuma girdiğim de ev tıpkı bıraktığım gibiydi gözlerim, çiçeklerini aradı lavinia çiçeklerini ama o çiçeklerden de takıntılı aşkımdan da kurtulmuştum. Günler, haftalar, aylar çok çabuk geçiyordu bu İstanbul zamanı çok çabuk geçiriyordu yoğun üniversite dersleri, vizeleri, finalleri derken kendimi eğitim hayatım içerisin de kaybetmiştim. Ela gözlerini aylardır üniversite de uzaktan izledim birbirimizle konuşmuyorduk ben ne kadar, ona yakın olmaya çalışıyorsam çalışayım o hep benden kaçıyordu. Onu kendisine bıraktım oluruna bıraktım belki onun da benim gibi kendisini dinlemeye ihtiyacı vardı ama onu, uzaktan sevmek kalbimi çok kırıyordu yine ben aşıktım ve yine ben uzaktan seviyordum. Ama o beni uzun bir süre beklemişti şimdi aynı sabırla ben onu uzunca bir bekleyiş içerisin de beklemem lazımdı, bu arada kendimi tamamen derslere ve sınavlara vermiştim ikinci dönemin son haftalarına giriyorduk. Artık üniversite bir öğrencisi olmaktan kurtuluyordum ela gözleri ise bu sene mezun oluyordu, bir yandan onun için mutlu olsam da öbür taraftan üzülüyordum onu daha az görecektim. Okul kütüphanesine bile Refhan gelmemeye başladı onu her öğle yemeği arasın da bekliyordum ama o son konuşmamızdan beridir kütüphaneye, adımını bile atmaz hâle gelmişti yine de beklemekten vazgeçmedim. Osmanlı Türkçesi dersinden çıktığım da beynim acıyordu bugüne kadar en zor hatta öğrenmesi işkence olan dersten hep, bütünlemeye kalıyordum kütüphanede Refhanı beklerken hep bu ders üzerin de çalışıyordum. Uzun dar koridorlardan tüm öğrenciler birbirleri ile konuşarak gitmeye başladığın da yine klasik kütüphane bekleyişime geçiyordum, kütüphane koridorunun önüne geldiğim de gülümsedim burada ki ilk günümü hatırladım. Sanki üzerinden yıllar geçmiş gibiydi bozuk para attığımı ve hangi yöne giderse oraya gideceğimi karar vermiştim, ve o yön hayatım da tanıdığım en şımarık adamı bulmamı sağladı. Tam aylar önce durduğum bozuk para attığım yerde durdu adımlarım kütüphanede ki anılar bir bir gözlerim önünden geçti, onun o şımarık tavırları benim çekingen ve aptal saplantılı aşk içerisin de olmam. Ne kadar acı olsada tatlı zamanlardı şimdi ise hayatımda ki o ilk buraya çömez olarak gelen, kızdan eser yoktu ne aptal saplantılı sevgim ne de çekingen haklarım kalmamıştı. Onun yerine kalbimin şımarık Shakespeare’ini seviyordum onun yerine kendime güvenim artmıştı babamla aramızda ki buzlar çözülmüştü, eğitim hayatım da ki yakaladığım başarı ise tüm bunlara son noktayı koymuştu. Ama bir eksik vardı ela gözlerinin aşkıma karşılık vermesini aylardır bekliyordum onu kaybetmek istemiyordum, her ne kadar ondan eskiden uzaklaşmaya çalışırsam da şimdi ona aşık olduğumu anlamıştım. Çok geç olmuştu ama ben sonunda anlamıştım ela gözleri benim ilacım olmuştu şımarık tavırlarını bile özlemiştim, ondan beridir ekmek yememiştim ona en son ekmek aldığımdan beridir fırının önünden dahi geçmedim. Onun almasını bekliyordum hep bekledim kapımın önün de bir gün o merdivenli yokuşun sonunda, elinde ekmek paketi ile beni beklemesini hep bekledim. Bir gün o ve ekmeklerime kavuşacaktım eminim o güne kadar sabırla beklemem gerekliydi, bir gün onun dudaklarının sıcaklığı yine alnımda ekmeklerin sıcaklığı yine ellerim de olacaktı hissedecektim. Dudaklarımı kemirmeye başladığım da oturma geleneğimi sürdürmek için kütüphaneye girdim, yine koca kütüphanede sadece ben vardım hiç bir öğrenci buraya uğramıyordu nedenini çözemiyordum. Sanki burası onunla bana özel bize ait bir alan gibi olmuştu büyük ana masaya ilerlediğim de, dudaklarım daha da tebessüm etti anılar beni burada da bulduğun da kalbim heyecandan atmaya başladı hızla. Onun ayaklarını masanın üzerine koyduğunu hayal ettim benim ise raflarda utanarak ona baktığımı, o günler keşke şimdi olsaydı keşke şimdi bu aşkım o günler de olsaydı. Çok özlemiştim onun kokusunu, şımarık tavırlarını, gözlerindeki haylaz bakışları, şair sesi ile mısralar okumasını, ekmek paketlerimi çok özlemiştim en son birlikte yan yana olduğumuz günü hatırladığım da kalbim acıdı. Kek yaptığım gün alnıma R harfi yazması birlikte yan yana uyumamız o gün ne kadar hasta da olsam, yanı başında uyumak istemiştim kendime bunu itiraf edemesem de o gün hasta olmama rağmen onunla uyumak istedim. Ela gözlerini o sabah uyandığım da ilk gördüğüm şey olmasını istedim şimdi bunları kendime korkmadan itiraf ediyordum edebiliyordum, elinin üzerindeki morluklar o gün canımı çok yakmıştı şimdi elindeki yaralar da iyi olmuştu. Dudaklarım da dolaşan tebessüm yine yok oldu ben ona çok zarar vermiştim benim yüzümden tokatlar yemişti ona tokat atmıştım benim yüzümden, eski sevdiğini hatırladı benim yüzümden annesinin vefat ettiği yere geldi. Benim yüzümden o güzel ellerin de yaralar oluştu benim yüzümden başkasına aşık bir kızı sevdiği için kalbi acıdı, ben ona çok zarar vermiştim şimdi de aptal gibi onun beni affetmesini hep bu kütüphanede oturarak bekliyordum. O beni asla affetmeyecekti o bana asla yanına yaklaşamama izin vermeyecekti haklıydı da, ben yeşil gözlerini kendimden uzak tutmaya çalışıyordum refhan ise beni. Gözlerim dolduğun da havaya baktım arkadaşım ile kuralımızı uyguladım ela gözleri bana o kadar çok şey öğretti ki, ben gerçek sevginin ne olduğunu onda öğrendim bisiklete ilk onunla bindim ilk kez bir partiye onunla gittim ilk kez bir erkek ile onunla dans ettim. İlk kez o beni bekledi ilk kez o mısraları benim için o okudu ilk kez bana o ekmek aldı ela gözleri bana fark etmeden o kadar çok şey kattı ki, şimdi kattıkları vardı kendisi yoktu bu kalbimi çok kırıyordu ben onu kaybettiğim de aşık olduğumu anladım. Tıpkı arkadaşımın dediği gibi artık o kitap, o ekmekler, ve ela gözleri yoktu onu yakınım da olmasına rağmen kaybettim. Şimdi iki yabancıdan başkası değildik her huyunu ezbere bildiğim insan ile bir yabancı gibi yan yana geçmek, bu çok can yakıyordu bu ölmüş gibi bir his bırakıyordu içinde. Süzülen yaşları tenime bastırdım kendimi yaşanılan her şeyi çok fazla düşünmemek için dersler ile oyalıyordum sürekli ders çalışıyordum, hafsanur ile bile doğru düzgün konuşmuyordum serhat ise onun ismini duymaya bile tahammülüm yoktu. Sadece bu yaz okullar kapandıktan sonra düğünü olacağını duymuştum hafsa nurdan başka da konusu, hiç açılmıyordu aslın da ben de açılmasını istemiyordum biten giden ve evlenen bir adam için. Düşüncelerden uzaklaşmaya çalıştığım da kitabımıza odaklandım bu kitap ela gözlerine ve bana aitti başından beridir ama onu sadece, kalabalık alanlarda görebiliyordum evine gitmeye cesaretim yoktu ya da yüzüm bilmiyorum. Karşısına geçip ne diyecektim ki hem ne söyleyecektim hangi kelimeler onun beni affetmesini sağlardı hangi sözlerim, onun kalbine açtığım yaralara iyi gelirdi hiçbiri. Aylardır bir kelime bekledim bir tebessüm bekledim yüzünde ama ela gözleri aylardır gözlerimin içine bile bakmadı, çok özlüyordum uzaktayken kirpiklerini sevmeyi ellerini sevmeyi çok özlüyordum. Şimdi sadece kaldım öyle ne yanına gidecek yüzüm ne de tek bir haklı kelime edecek sözlerim vardı, sadece bekliyordum öylece bekliyordum başka çarem yoktu çünkü belki onu daha da kaybederdim yanına gidersem. Nefes alamadım kütüphane duvarları rafları arasında nefes alamadım bana herkes her şeyi yaptı nefes alamadım yine, kütüphaneden kendimi kampüs alanına attığım da dayanamıyordum artık bu durumlara dayanamıyordum gücüm yoktu işte. Her şey düzeldiğin de her şeyimi kaybettim ela gözlerini kaybettim aptal oluşum yüzünden onu kaybettim, ilk bahar havası olması rağmen üşüdüm üşüdüğümü hissettim kalbimin bedenimin. Şimdi ben onu seviyordum o benden uzak kalmaya çalışıyordu roller değişmişti otobüs durağını geçtiğim de hemen sol tarafım da kalan, parkta bakışlarım durdu ağaç yapraklarının altın da kalan küçük tek banklı olan parka ilerledim. Burası bu park onun ve benim yerimizdi her şeyi itiraf ettiğimiz birbirimize yakınlaştığımız yerdi, ağaçların arasın da kalan banka ilerlediğim de Kalbim titredi boğazım düğümlendi yutkunamadım. Ağlayamadım çok tuhaf içim yandı gözyaşlarım akmadı tek bir damla akmadı, içim kavrulurken gözlerimden tek bir damla düşmedi yaş bile akamadı. Bu önemsiz olarak gördüğüm park bir zamanlar şimdi nefes almamı sağlayan bir alan olmuştu, kelimeleri defalarca beynim de sesli olarak döndü kafayı yemek üzereydim artık ben.

“ Git hicran senin için yakın da nişan yüzüğünü atacak bana bunları kavga ederken bağırarak haykıran adama git mutlu olun... “

Yalandı serhat bunu sırf onu benden uzaklaştırmak için demişti kesinlikle ne yüzüğü attı ne de bana geldi o günden beridir, gelmesini zaten hiç istemiyordum ama onu kandırmıştı hâlâ refhan yeşil gözlerine aşık olduğumu düşünüyordu. Yüzüğü attığını zannediyordu o yüzden benden uzak kalıyordu ben ne kadar bunları ona anlatırsam anlatayım bana inanmadı inanmıyordu, o kabullenmişti tıpkı bir zamanlar benim yeşil gözlerinin karşılıksız aşkımı kabullenmem gibi o da bu durumu kabullendi. Şimdi serhat karşıma geçse seni seviyorum diye bağırsa çağırsa ben asla inanmam, şimdi aynısını ben ela gözlerine bakarak yapsam bağırsam çağırsam o da bana inanmayacaktı onu çok iyi anlıyordum. Ben serhat hoşlandığı kızı anlatırken ölüyordum adeta bunu bile bile Refhan’a yaşattım ben, üstelik sırılsıklam aşık olduğum adamı anlattım ben ela gözlerine. Refhan benim onu sevdiğim ne kadar gerçekse onun da buna inanmaması o kadar gerçekti, banka oturduğum da otomatik olarak sanki ekmek kokusu hemen kendini belli etti yaramaz ela gözleri yanım da belirdi hayalî. Yanı başıma baktığım da şımarık haylazca parlayan ela gözleri gülümsedi, parmak uçlarım sakalların da gezinmek istediğin de hayalî görüntüsü sakallarına dokunduğum da kayboldu. Boğazımda ki düğümü yutamadım şimdi onun hayalî bile benden kaçıyordu onu düşünmekten uyku uyuyamıyordum, yemek yiyemiyordum, su içemiyordum, tek bir kelime bile edemiyordum hele ki ekmek paketlerine bakamıyordum bile fırının önünden geçtiğim de kalbim titriyordu acıdan. Ben fark etmeden ne çok aşık olmuşum meğerse kalbimde ki bu koca aşk ona aitmiş meğerse, şimdi sadece bu koca aşkla ben kalmıştım sevdiğim adamın benden uzak olmasına sebep ben olmuştum. Tıpkı rüyada olduğu gibi serhat yerine ela gözlerinin kalbine dokunduğum da kan akması gibi, yeşil gözlerin birden ela rengine bürünmesi gerçekte ona aşık olduğumu söylüyordu. Aptal gibi bunu bile fark etmedim parmak uçlarım onun göğsüne değdiğin de kalbinden kanlar akmıştı, tıpkı şimdi ki gibi onun kalbini ben yaraladım saranda ben olmalıydım. Derince bir nefes aldığım da kalbimde ki kocaman aşkı da kelimelerimi de, onun gözleri önüne sermeye kararlıydım onun bana inanmaktan başka çaresi yoktu...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.