İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 12 · 33 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 12

12. Bölüm AŞKIN EMEĞİ BOŞUNA

Ana binadan hızlı adımlar ile resmen koşarak indiğim de ben normal bir şekil de konuşamıyorsam mısralarımız kitabımız konuşurdu, bir zamanlar onun benimle konuştuğu gibi bende şimdi onunla mısralar üzerinden konuşmaya karar vermiştim. Omuzlarıma ceketini örttüğü yoldan yürüyorken kararlıydım evet ona her şeyi anlatmaya kararlıydım artık daha fazla inansa da inanmasa da, bunları içimde tutamazdım onun bilmeye hakkı vardı her şeyi bilmeye hakkı vardı. Büyük villa tipi evinin önünde bahçe kapısının girişin de durduğum da kalbim heyecandan göğüs kafesim de, titredi hızı binlere çıkmaya başladığın da kapıyı açmak için uzandım ama parmaklarım titriyordu resmen. Gözlerimi heyecanla kapattığım da içimde bir yerler de bir güç bir cesaret arıyordum onun kalbime işlediğim sesini duyduğum da, nefesim kesildi sanki kalbim daha fazla atmaya başladığın da bahçede havuzun başın da yaptığı konuşmasına şahit oldum.

" Babam kızarsa kızsın bu kimin umurunda hem o kadınla birlikte hem de benim gitmeme mi kızıyor buralardan? "

Yutkunamadım dudaklarından dökülen kelimeyi idrak etmekten yutkunamadım o ne demişti yani o, gidiyor muydu? Ama nereye gidiyordu ki neden gidiyordu neden böyle bir karar almıştı dediği cümleler kalbime taş gibi oturduğun da onu izledim.

Gitmeme mi kızıyor buralardan...

Ela gözleri ve bedeni bana döndüğün de öylece kaldı kıpırdamadı telefonun diğer ucunda ki kişinin ismini defalarca söylemesini, ben bile duyabiliyordum için de olduğum ince elbiseye rağmen vücudum tenim yandı ateşler de sanki. Bahçe kapısını ittiğim de gözyaşları tenimden aktı her akan yaş tenimde ki ateşi daha da hissettirdi ki sanki, burnunun ucunda durduğum da ela gözlerine daha da derin baktım o gidemezdi beni böylece bırakamazdı hayır izin veremezdim. Telefon kulağından düştüğün de yutkunduğunu gözlerim ile gördüm bir açıklama yapmasını bekledim bir şeyler demesini bekledim, ama sadece birbirimize bakıyorduk ne o tek bir kelime ediyordu ne de ben. Gözyaşlarının tenimden özgürce akmasına izin verdim umursamadım akan yaşları kalbimde ki ağrıyı, ve sözlerini bastırmaya çalışarak parmak uçlarım ellerine uzandı parmaklarına parmaklarım karıştığın da fısıldadım tıpkı onun yaptığı gibi.

" Bunların hepsini yeminle reddediyorum, bu beyaz eldiven üzerine yemin ederim ki tanrı bilir elim ne kadar beyazsa bunların hiçbirini kabul etmiyorum. Bundan böyle aşkımı ifade etmekte açık evetler ve basit hayırlar olacak sadece. "

Parmakları parmaklarıma daha da karıştığın da mısraları hıçkırıklar ile bitirdim kendi ağlamaklı sesimi yeni fark ettiğim de, her mısra canımı yaktı her kelime boğazımdan zorla çıktı sanki. Ela gözlerine baktığım da ağladığını hissettim ya da bilmiyorum ben ağlıyordum onu da öyle görüyordum galiba, ilk baharın ılık rüzgarları tenimi ve saçlarımı okşadığın da gözlerine bakmaya devam ettim.

" Yağmuru seviyorum diyorsun, ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun... Güneşi seviyorum diyorsun, güneş açınca gölgeye kaçıyorsun... Rüzgarı seviyorum diyorsun, rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun... İşte bunun için korkuyorum; Beni de sevdiğini söylüyorsun... "

Parmakları parmaklarımdan kaydığın da sıcaklığı tenimden aktı sözleri kalbime battığın da öylece kaldım, her mısra kalbime bıçak gibi saplantı dudaklarından çıkan bu kelimeler olduğum yerde öldürdü beni. Mısralar da aşkımı ona itiraf ettiğim de yine mısralar da inanmadı bana gittiği yöne doğru döndüğüm de kapısına baktım, çoktan kapısını da yüreğini de kapatmıştı bile bana onu daha da kaybediyordum o gidiyordu. Nereye gidiyordu neden gidiyordu niye beni bırakıyordu bilmiyordum ikinci defa terk edilme hissini yaşayamazdım yapamazdım işte, annemin gitmesinden sonra ela gözlerinin ardından gidişini izleyemezdim bu bu çok kötüydü bu çok kötü olurdu kalbim çok acırdı. Kalbim çok kırılırdı yapamazdım bunu asla kaldıramazdım onun gidişini izleyemezdim buraya gelmekle hata mı yoksa iyi mi yapmıştım bilmiyordum bile, onu iyice kaybedeceğimi kulaklarım ile işitmek canımı yaktı. Bir şeyler yapmalıydım onun inanmasını sağlayan bir şeyler yapmalıydım hem de hemen serhat ona inanması için bir sürü şeyler demişti, şimdi bunu düzeltme zamanıydı bence acilen hem de ikisini yüzleştirmek zorundaydım. Burnumu seslice içime çektiğim de ılık ilk bahar rüzgarları tenimi okşamaya devam etti telefonumu çıkardığım da, rehber üzerinde ki isminde parmak uçlarım gezindi şimdi onu arasam ne diyecektim ki hem. Ona mesaj atmaya karar verdiğim de daha doğru ve uygun geliyordu konuşmak istediğimi acilen buraya gelmesini, istedim ondan mesajı gönderdiğim de kalbim heyecandan sıkıştı. Her şeyi açığa çıkaracak yeşil gözlerinin ta kendisiydi salona bağlayan bahçe kapısına baktım yine o çıkmadı, bahçenin sürgülü kapısına ilerlediğim de sürgüyü ittim belki bir umut açılırdı diye. Sürgülü kapı açıldığın da heyecandan yanaklarım elma şekeri rengini almıştı emindim kapının hemen bağladığı, büyük salona giriş yapmıştım büyük koltuk takımlarının olduğu salon boştu. Hemen salon ile bağlı mutfağa yöneldiğim de burada da yoktu mutfak fırınına baktığım da kek yaptığımız günü hatırladım, onun beni izlemesini hatırladım dudaklarımı sarhoş edici bir tebessüm aldığın da yutkundum. Alnıma yazdığı R harfi geldi bu sefer de anılarıma büyük salon koltuklarına baktığım da tıpkı eskisi gibiydi, tıpkı uyuduğumuz gibiydi mutfaktan çıktığım da salonun ortasın da durdum kendimi garip bir hırsızlık yapıyormuşum gibi hissettim. Bir de bu adamın evine gizlice girmediğim kalmıştı onu da yapmıştım üst kata bağlanan ahşap renkli merdivenlere yöneldiğim de, odasına çıkmak istedim çünkü daha önce asla odasına girmemiştim hatta buna fırsatım bile olmamıştı. Üzerimde ki çiçekli elbiseyi savurarak merdivenlerden çıktığım da gıcırdadı basamaklar tıpkı evimde ki gibi, daha gülümsedim bu ses bu his ile yukarı kata ulaştığım da odasını bulmak zor olmadı. Hemen banyonun yanında ki kapıyı ittiğim de büyük yatak bana hoş geldin dedi. Odası çok tuhaftı karanlıktı hatta neden gündüzken bile bu kadar karanlık olduğunu anlamadım, ışıkları bulduğum da hemen açtım odayı incelemeye başladığım da şaşırdım. Yatağının hemen karşısında William Shakespeare kitaplarından küçük bir kitaplığı vardı onun karşısın da ise, kocaman büyük yatağı bir insan bu kadar büyük yatağı neden odasında tutardı ki anlam veremedim. Gözlerim odasında ki detayları incelerken bir kadın resmin de takıldı kızın duvarda asılı kocaman resmini gördüğüm de, kendi gözlerimi tanıdım o portresi çizilmiş kız resmen bendim saçları simsiyah, gözleri yeşil, teni beyaz ve ince parmaklar. Aynı gözlere sahip olduğum kız ile birbirimize uzunca baktık parmak uçlarım kızın çizilmiş yüzüne dokunmak istediğin de, çekinerek ve ürkerek dokunmaya çalıştığım da parmak uçlarım portreye dokundu kabartmalı çizilmiş bu kız sanki gerçeklik bir hava katıyordu çizime parmak uçlarım saçların da gezinmeye başladığın da ardımdan gelen ses beni çok korkuttu.

" Hicran? "

Parmaklarım kabartmalı çizimin üzerinden kaydığın da gözlerine baktım ela gözleri çok yorgundu sanki göz altları hafif kızarmıştı, dudaklarının kiraz rengi solgunlaşmıştı kumral teni bembeyaz olmuştu o neden bu haldeydi bilmiyordum. Adımı söylemekten başka bir şey yapmadı gözleri bir portreye bir de bana baktığın da kalbinin acıdığını hissettim, saniyeler içerisin de resmen çöktü sanki yüzü iyice elmacık kemiklerini kendini daha da belli ettiğin de onu yalnız bırakmak istedim. Daha fazla iki aynı yüz içerisin de olmasını ve kalbinin kırılmasını istemedim çantamı yatağın üzerinden aldığım da, kapıya doğru yöneldim gözlerine bakmak istemedim eğer bakarsam gidemezdim. Yanından geçtiğim de bileğimi kaplayan sıcak ellerini hissettim bileğimden tuttuğu için bakışlarımı mecbur ona çevirdiğim de, bir şey söylemedi bir kelime etmesini bekledim ama sadece birbirimize bakmaya devam ettik. Yine refhan benden bir şeyler gizliyordu her zaman ki gibi bileğimi tutan parmakları parmaklarıma karıştığın da, peşinden götürdüğü yere gidiyordum büyük koca yatağa oturduğun da parmakları parmaklarımdan kaydı. Elini oturmam için işaret ettiğin de bende yanına oturdum ne yaptığını anlamaya çalışıyordum derken, başını dizlerime koydu yatağa uzandığın da tıpkı küçük bir erkek çocuğu gibiydi. Parmakları parmaklarımı tuttuğun da saçlarına götürdü elimi boğazımda bu hâli ile düğüm oluştuğun da saçlarını sevmeye başladım, o ise gözlerini kapatarak dizlerime daha da şefkatle yattı. Ne yaşadığını hayatın da neler olduğunu bilmiyordum tek bildiğim onun çok acı çekmesiydi şimdi buradan anlıyordum, bana aylarca yaklaşmayan adam şimdi dizlerim de yatıyordu saçlarının her telini içim titreyerek sevdiğim de kalbim ağrıdı. O kocaman yüklerin içerisin de eziliyordu ve yanında bunu paylaşacak arkadaşı bile yoktu üniversitede bir ortamı olmasına rağmen, o kimseyle fazla yakın olmuyordu ya da olamıyordu yaralarını göstermek sanki ela gözleri için bir zayıflıktı. Saçlarının her telini uzunca sevdiğim de ela gözlerinin kapalı olduğunu gördüm dizlerimde küçük bir çocuk gibi uyuyan koca adama tebessüm etti dudaklarım, saçlarını sevmeye devam ettiğim de duvarda asılı olan koca çerçeveli resme çevrildi bakışlarım. Şu an ilk bahar ayında olmamıza rağmen üşüdüğümü hissettim başını dikkatlice dizlerimden kaldırdığım da, yastığa özenle yatırdım üzerine dolabından ince bir battaniye bulduğum da örttüm. Yatağın öbür tarafından dolandığım da boş kalan kısma yanına uzandım korkarak kiraz dudaklarını izlediğim de, yüzünün her detayını inceledim. Burnumun ucunda olmasına rağmen bir o kadar da uzak olmamız o kadar canımı yakıyordu ki bedenlerimiz yan yana uzanıyordu ama, sevdiği toprağa verdiği kızın resmi tam ortamız da bizi izliyordu. Değişmiş miydi? Kış ayların da uzun olan sakallarını biraz kısaltmıştı güneş vurduğun da gözlerinin ela rengini bal rengi alırdı, yazın ekmeklerin üzerine sürülen bal rengini... Bir zamanlar ruhunun derinliklerine gözlerinden baktığım adama dokunmaktan çekiniyordum, aramızdaki o yıkılmaz ve asla görünmez duvar elimi ona her uzattığım da bunun bir rüya olduğunu bana acı şekilde hatırlatıyordu. Elim titriyordu saçlarına her yaklaştığında titreyen parmak uçlarım saçların da gezindi saçlarının yumuşaklığını parmakların arasın da hissetmeyi, o kadar çok özlemiştim ki saçlarından yüzünde gezindi ince titreyen parmaklarım yüzünün bütün elmacık kesimlerin de yüz hatlarını belirginleştiren kemiklerin de gezindi. Onun tenine değmeye korkan dudaklarım yüzünün her detayın da elmacık kemiklerin de gezinen, ince titreyen parmaklarımı onun tenini ezberleyen parmaklarımı öptü dudaklarım. Yanından dikkatle kalktığım da daha fazla bu çemberin içerisine düşmek istemedim yutkunduğum da kapalı ela gözlerine baktım, çantamı yataktan aldığım da dikkatle kapısını kapattım ayağımdaki ayakkabıları çıkardığım da çıplak ayaklar ile ahşap merdivenlerden indim. Çantamı koltuklara resmen attığım da mutfağa yöneldim ona belki bir şeyler hazırlarsam kendini iyi hissedebilirdi, omuzlarımdan biraz daha aşağı düşen saçlarımı topladığım da yemek yapmaya başladım. Serhat beyefendiye attığım mesajı düşünmemeye çalıştım şu an tek düşündüğüm şey yukarı katta dizlerim de uyuya kalan şımarık adamdı küçük bir erkek çocuğu gibi dizlerime sığınması kalbimi ne kadar acıtsa da, bu durum hoşuma gitmişti onun bana yaraları yüzünden sığınması bunu dünyalara değişmezdim. Ama onu kaybedeceğim gerçeği kalbime taş gibi oturdu bahçede ki konuşmaları buradan gitmeye yönelikti neden buradan, gitmek istiyordu bilmiyordum ama sanki dizlerim de bu sebepten ötürü uyumuş gibi hissediyordum. Aklımda birden parti günü merdivenli yokuşta dediği cümleler aklıma geldiğin de, gitmeyi o zamandan planladığını düşünmeye başladım.

Akşam seni o parti de bekliyor olacağım muhtemelen ilk ve son dansımız olacak ama bu anı seninle yaşamadan...

O biliyordu o gideceğini önceden biliyordu elimde ki kaşık yere düştüğün de metal sesi kulaklarımda çınladı sanki her şeyi planlıyordu, o benimle o geceden sonra gideceğini bile bile anılar yaratmak istiyordu sanki o yüzden yanımda duruyordu. Tenimden yaşlar süzüldüğünde geri tenime bastırdım yaşları gitmesine asla izin veremezdim hayır şimdi ona hiç bir şey belli etmek, istemedim eğer edersem benden habersiz gidebilirdi çorbayı yapmaya devam ettiğim de düşünceler beynimi kemiriyordu. Ben çorbayı karıştırmaya devam ettikçe düşünceler de beynim de karışıyordu sanki onu yeni bulmuşken kaybetmek istemiyordum, hatta bunun düşüncesi bile canımı yakıyordu ona herşeyi itiraf etmeliydim ama bana kesinlikle inanmazdı. Bunu o yeşil gözlü adamın dudaklarından işitmeliydi biliyordum ancak öyle inanırdı telefon bildirim sesi salondan, kulağıma geldiğin de heyecanlandım belki de o buraya gelmeyi ve herşeyi söylemeyi kabul etmişti. Hızla mutfak tezgahından uzaklaştığım da ela gözleri ile karşılaştım mutfak duvarına yaslanmış beni izliyordu, ne zamandan beridir burada olduğunu bilmiyordum ama belli ki duruş pozisyonuna bakacak olursak uzun zamandır buradaydı. Ela gözleri bedenim de gezindiğin de utandım yanaklarım kızarmaya başladığın da dizlerim de uyuduğu aklıma geldi, şimdi o küçük erkek çocuğu halinden eser bile yoktu şımarık tavırlı eski ela gözlü adama dönüşmüştü bile. Ben onun her iki halini de çok seviyordum küçük erkek çocuğu hallerini biraz saklıyordu tabi benden ama haylaz yaramaz ela gözleri, asla kendini benden gizlemiyordu zaten onu ilk gördüğüm gün bu yaramaz tavırları ve haylaz gözleri benimle tanışmıştı. Dudaklarımı kemirmeye başladığım da çalan telefon bu güzel anı böldü arayanın serhat olması için içimden bildiğim, tüm duaları ediyordum eğer buraya gelmeye karar verdiyse ikisini yüzleştirme şansım çok fazla artacak ve bu şımarık herif bana sonunda inanacaktı. Salona hızla yöneldiğim de telefonu çantamdan çıkarmaya çalışıyordum yanıp sönen ekrana baktığım da, serhat abi ismi kendini belli ediyordu eskiden olsa şu an kalbim milyon kere heyecandan göğüs kafesimden çıkıyormuş gibi atardı emindim. Ama şu an hiç bir his yoktu ne heyecan ne de kalp çarpıntısı arkam da üzerim de bakışları hissettiğim de ardıma döndüm ela gözleri, dikkatle onun ismine bakıyordu tıpkı parktaki gibi yutkunduğum da yanlış anlamasından korktum ama o sadece karşılık olarak tebessüm etti. Bu tebessüm işkence gibiydi adeta tek bir kelime söylemiyor ama dudakları o tebessüm ile, binlerce kelime ifade ediyordu sanki gözlerim de. Parmakları parmaklarıma karıştığın da avuç içimi kalbine bastırdı göğsüne bastırdı tıpkı rüyamda olduğu gibi, eğilen başımı çenemden narin bir şekil de kaldırdığın da gözlerine bakmamı sağladı. Dudaklarını ıslattığın da yutkunduğunu gördüm tenimde gezinen parmakları tenimi yaktı sanki gözlerimi istemsizce kapattığım da, avuçlarım altın da kalan kalp atışını hissettim. Kalbi sanki avuçlarımın içerisin de duruyor ve atıyordu o görünmez duvar adeta aramız da yeniden belirdi sanki o duvar, sadece dakikalar için izin verilmiş gibi aramızdan kalkmıştı ve biz o duvarın izin verdiği kadar birbirimize dokunuyorduk sanki. Gözlerimi bedeninin yakınlığı ile açmak istemedim sadece nefesini dudaklarım da hissediyordum hızlı nefes alış ve verişi dudaklarım da geziniyordu, dudaklarının yakınlığını hissettiğim de ellerim üşüdü bedenim ona daha da yakın olmak istedi. Bekledim beni öpmesini bekledim dudakları tam dudağımın kenarında ki gamzeyi öptüğün de irkildim o benim dudaklarımı değil, güldüğüm de ortaya çıkan gamzemi öpmüştü gözlerimi açtığım da bedeni de dudakları da kokusu da benden uzaklaştı. Yukarı kata çıktığın da yeşil gözlü adamın aramaları bu anımıza eşlik ediyordu o yine beni yanlış anlamıştı bu öpmesinden kolayca anlayabiliyordum o bizi, serhat ile sevgili olduğumuzu düşünüyordu tenimden sıcak akan bir şeyler hissettim gözyaşları olduğunu anladığım da yine acı vardı. Yine onunla yakın olduğumuz zaman acı vardı mutfağa doğru bakışlarım çevrildiğin de çorbama baktım, buradan gitmem gerekliydi ben ona acı veriyordum boğazım da yükselen düğümü yutmaya çalıştığım da merdivenlerden çıktım. Onu gitmeden önce görmek istiyordum odasının kapısın da adımlarım durduğun da utandım ben onun evin de bile yanında olmayı bile, hak etmiyordum kapısını dikkatlice açtığım da yatak da uzanan bedenini fark ettim. Sadece öylece yatak da uzanıyordu ne derdi vardı neden bu kadar kederliydi bilmiyorum ama aklını sürekli kurcalayan düşünceleri, onu boğuyordu sanki dudaklarımı heyecanla kemirmeye başladığım da çekinerek yanına gittim. Baş ucunda durduğum da bana bakmadı bile sadece bana sırtını döndüğün de aşağı kattan telefon çalma seslerim geliyordu serhat hep tam sırasını buluyordu içerisin de olduğum durumdan, nefret ettim derin bir nefes aldığım da ona dokunmak istedim ama yapamadım kararmaya başlayan hava kendini belli ettiğin de onu yalnız bırakmak istedim. Tıpkı mahallede bana iyi geceler dilediği gün gibi şair sesime büründüğüm de, kendi sesim kulaklarımı tırmaladı resmen sesim çok boğuk çıktığın da ben de iyi değildim o da.

" Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..."

Bir şey demesini bekledim ama yine tek bir kelime bile etmediğin de hızla kendimi odasından dışarı attım onun kafasından geçen düşünceler, kesinlikle gitmesiyle alakalıydı biliyordum ahşap merdivenlerden hızla indiğim de buradan defolup gitmek istedim hem de hemen. Çantamı ve çalan telefonumu alarak hızla çıktığım da sürgülü kapıyı bile kapamadım ilk baharın gelişi bile, kalbimiz de çiçek açtırmadı bundan sonra benim bile yapabileceğim bir şey yoktu. Sadece İstanbul sokakların da yürümek istedim bu aşk beni bu içimde ki aşk beni sokaklar da binlerce kilometre yol yürümeye, mahkûm ediyordu sanki sadece hiç bir şey düşünmeden yürümek istiyordum uzunca yürümek istiyordum. Onu kaybettiğimi bilerek aşık olmak canımı çok yakıyordu artık ne üniversite hayatımın tadını çıkara biliyordum ne de, ona olan masum aşkımın bir sürü cevapsız çağrılarını okuduğum da buraya gelmek için yola çıktığını söylediği mesajını okudum. Artık bu sorunu kökünden çözmemiz gerekiyordu o gece gelirdi kesin buraya otobüs gece gelirdi ancak, onun gelmesini parkta beklemeye karar verdiğim de şımarık adama parka üç saat sonra gelmesi için mesaj attım. Umarım bu mesajımı görür ve gelirdi pek emin olamasam da geleceğini hissediyordum artık her şeyi açıklamak zorundaydım yeşil gözlerine içimde yıllardır tuttuğum aşkı, açıklamak zorundaydım Refhan'ı kazanmanın tek yolu buydu maalesef. Koca ağaç yapraklarının altın da kalan parka adımlarım ilerlediğin de kalbim korkak bir kelebek gibi titriyordu, ağaç yapraklarının ardın da kalan banka oturduğum da ikisini de beklemeye başladım. Adeta sanki bu parkta bir aşk üçgeni oluşacaktı bunların hepsi benim suçumdu önceden daha önceden kime aşık olduğumu eğer anlasaydım, şu an ela gözleri ile çok güzel bir ilişkim olabilirdi çok mutlu olabilirdik ama şu an ela gözleri bana bakmıyordu bile. Dudaklarımı düşünceler ile kemirmeye başladığım da önce dakikalar geçti sonra saatler onun otobüsünün çoktan gelmesi gerekliydi, attığım konuma çoktan gelmesi lazımdı ama ne o ne de şımarık ela gözleri görünmedi bile. Ne olduğunu anlamayarak beklemeye devam ettiğim de ikisini de mesaj attım hatta aradım bile ama ne mesajıma cevap ne de aramalarıma, bir yanıt vermediler umudumu kaybetmeye başladığım da ışıkların altın da uzun boyu ile kendini belli eden yeşil gözlerini gördüğüm de anılar zihnimde film şeridi gibi canlandı.

"Hicran... Çocukluğumun en güzel yanı sendin"

Yutkunduğum da anılar beni içerisine çekti resmen.

" Ben yedim anne derim aramız da küçük bir sır..."

İzmir çocukluğum dediğim adam şimdi bir yabancıdan bile farksızdı her şeyini ezbere bildiğim adam şimdi sadece gözüm de sıradan bir insandı, yeşil gözleri adeta dünyam olan adam şimdi sadece sıradan bir renkti. Adımları ve bedeni gözlerimin tam karşısında durduğun da böylesine büyük bir sevgiyi neden bu adama duyduğumu bile anlamadım, yeşil gözlerine şimdi bakmak bile istemedim gözlerim parmağında ki yüzüğe odaklandı. O yanıma gelirken bile şımarık adama ne kadar beni sevdiğini söylese bile hâlâ yanımda nişan yüzüğünü taşıyordu ben böyle bir adama gönül vermiştim kendi kalbimin sevdiği adamdan utandığım da, bir şeyler söylemek haykırmak içimde ki bitmiş koca çocukluk aşkını bağıra çağıra ilan etmek istedim. Ama yapamadım sadece sessizce bir kaç kırık cümle döküldü dudaklarımdan, yılların acısını sadece bir kaç kırık cümleme sığdırdım.

" Ben seni kendimi bildim bileli seviyordum ben seni çok seviyordum "

Dudaklarımdan çıkan cümleler çok ağırdı çok basit olmasına rağmen çok ağırdı boğazım her kelimesin de yandı dudaklarım titredi, gözlerim doldu ellerim üşüdü kalbim ağrıdı kirpiklerim titredi ben kül oldum onun parmağının ucu bile yanmadı. Bir şey demesini bekledim yıllardır bu basit kelimeleri kalbime gömdüğümde şimdi itiraf ettiğim de, bir şey bi kelime demesini bekledim ama o sadece parmağında takılı olan yüzükle oynadı. Ben böylesine bir adamı bir kez daha sevdiğim için kendimden utandım benim için yıllarımı zehir eden aşkım onun için, tek bir kelime etmeye bile zahmet etmemesine sebep oldu bu yük çok ağırdı hemde çok. Bedeninden uzaklaştığım da banka oturdum ela gözleri ile bana ait olan banka oturdum yeşil gözleri, parmağında takılı olan yüzük ile yanıma oturduğun da tek bir kelime bile etmek istemedim. Yanımda ki adama bakışlarım döndüğün de rüyamı hatırladım şimdi tam tersiydi o burada yanımda oturuyordu, ela gözleri ilk bu bankta benimle oturdu sonra yeşil gözlü adam rüyam da tam tersi olduğun da garipsedim. Hiç konuşmadık dakikalar geçti saatler geçti hiç konuşmadık öylece durduk yan yana, ela gözlerini bekledim çok bekledim ama gelmedi neden gelecekti ki hem bu aşk üçgenine neden kendini dahil edecekti haklıydı. Onun bana son inanma şansını kaybettiğim de ağlamadım bile ağlayamadım bile, sadece yılların zehirli aşkını itiraf etmiştim yanımda ki çocukluğumu geçirdiğim adama. Dakikalar yerini saatlere bıraktığın da ilk bahar ayı da gökyüzünü geceye boyamıştı sadece aşkıma karşılık bir cevap bir kelime bekledim, belki onun beni sevmediğini kendi kulaklarım ile dudaklarından duyduktan sonra içim de ki aşkın boşuna olduğunu anlardım. Burada ela gözleri ile oturduğum yerde bu korkak adamla oturmakta sebep verecek hiç bir şey yoktu artık yılların itirafını tek bir, cümleme sığdırdığım da omuzlarımdan yük kalkmıştı sanki. Banktan boğazımda oluşan düğüm ile kalktığım da gözlerine hiç bakmak istemedim onunla burada olmanın hiç bir anlamı yoktu, ağaç yapraklarının altına gizlediği parktan hızla uzaklaşmaya başladığım da ilk başta yüzüne vuran sokak ışığı gözlerini açığa çıkardı. Ela gözlerini gördüğüm de sanki bütün kanım damarlarımdan çekilmiş gibi hissediyordum kalbim hızla atmaya başladığın da, ela gözleri bedenimin yakının da durdu. Sokak ışıklarının altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlerine baktığım da ardımda kalan adamı bile unutmuştum, ama onun gözleri bana değil ardımda ki yeşil gözlere bakıyordu. Bilmiyordum iyi bir fikir olacak mı bilmiyordum onları karşı karşıya getirmek ve gerçekleri ortaya çıkarmak istiyordum, birbirleri ile kavga ettikleri aklıma geldiğin de istemeyerek de olsa ela gözlerinin ellerine baktım. Yumruklarını sıkmaktan eklem yerlerinin beyazladığını gördüğüm de ellerini tutmak istedim ama yapamadım, koca parkın ortasın da durduğumuz da iki adam karşı karşıya geldi. Ela gözleri yeşil gözlerine dikkatle bakıyordu sanki şu an bakışarak konuşuyorlardı yutkunduğum da ellerim üşüyordu, ne diyeceğimi ne kelime söyleyeceğimi bilemiyordum. Ortam şu an çok gergindi bu gerginliği havada bile hissedebilirdiniz iki adamın ortasın da durduğum da bir ela gözlerine bir de yeşil gözlerine bakıyordum sürekli, gözlerim ikisi arasın da geliyor ve gidiyordu bu sessizliği birinin bozmasını diliyordum.

" Armado sonunda bir şeylere cesaret edebildi mi? "

Şımarık ela gözleri yine haylaz tavırlarını takındığın da ne demek istediğini az çok anlayabiliyordum yutkunduğum da dudaklarımı kemirmemeye başladım, havada ki gerginlik daha da yoğun olduğun da birbirlerinin gözlerine bakmaya devam ettiler sadece.

" Senin gibi bir şeyler saklamaktansa korkak olmak iyidir "

Anlamıyordum ela gözlerine bakışlarım döndüğün de az önce ki şımarık halinden eser yoktu gözlerine dikkatle bakmaya devam ettiğim de sadece bir kaç saniye, gözlerime bakmaya çalıştı ama yapamadı serhatın söylediği cümleler de ne yatıyordu bilmiyordum. Yeşil gözlerine bakışlarım döndüğün de tüm dikkatle refhan'a bakıyordu bakışlarım gözlerinin baktığı yeri takip ettiğin de, ela gözlerine baktım gözlerin de çok büyük bir yara vardı telefon da konuştuğundan beridir o benden kaçmıyordu. Sanki benimle tam aksine daha fazla zaman geçirmeye çalışıyordu babası ile ilgili haber aldığından beridir, benden kaçmıyordu nedenini bilmiyordum ne yaralar sakladığını şimdi neyi sakladığını bilmiyordum. Ama evet ela gözleri benden bir şeyler saklıyordu hem de büyük bir şeyler ne olduğu hakkın da zerre fikrim yokken, ben ise gerçekleri ortaya çıkarmak istiyordum ellerine baktığım da eklem yerleri daha da beyazladı saniyeler içerisin de.

" Ben onun için saklıyorum içimde ki aşkı senin gibi korkaklığa sığdırmıyorum ama "

Benden ne saklıyordu neyi konuşuyorlardı ne demek istiyorlardı bilmiyordum anlamıyordum şu an ikisi, bakışları ile ilk önce bir şeyler konuştular sonra da bunu sesli olarak ifade ettiler ama ben hiç bir şey anlamıyordum. Ela gözlerine baktığım da karşısın da durdum bir açıklama bekler gibi gözlerine baktığım da gözlerini benden kaçırdı sadece, ne gerçeği bilmek istiyordum ne saklıyordu bilmek istiyordum bu sakladığı şey her neyse benden aylardır kaçmasını gerektiriyordu galiba. Parmak uçlarım ile yumruklarını sıktığı parmaklarına dokunduğum da irkildi gözlerime bakmasını sağladığım da, yalvarır gibi gözlerine baktım ama o sadece gözlerini tekrar kaçırdı. Boğazımda anlamsız oluşan düğüm hissi parmakları parmaklarımdan kaydığın da daha arttı, gözlerini ve bedenini yine benden uzaklaştırdığın da parkın o daha önce ağladığı sessiz noktasına ilerledi. Peşinden gitmek çok istedim hızla ona doğru adım attığım da yeşil gözleri bileğimden tuttu gözlerine neden bileğimden tuttuğunu, anlamak için baktığım da başını olumsuz şekilde gitme diye salladı. Olduğum yerde kaldığım da uzaktan bedenini izledim işte şimdi o duvar kanlı canlı ortamız da beliriyordu, ela gözleri en dipte o duvar ortamız da ve bende tam duvarın bedenine yakındım. Duvarın izin verdiği uzaklıkta bedenini izlediğim de onu bu kadar kahreden gerçeğin ne olduğunu, öğrenmek çok istiyordum ona sarılmak çok istiyordum o yine dipteydi ben yine ona sarılmadım ve buna yine serhat izin vermemişti.

" Bu şımarık adamı sevmeni gerektirecek ne var bilmiyorum? "

Dediği cümleleri ile gözlerine baktığım da bu soru çok aptalca olmuştu bilmiyordum ben onu nedensizce seviyordum, ben onun o herkesin şikayet ettiği şımarık tavırlarını seviyordum haylazlık ile parlayan ela gözlerini seviyordum. Yaralarını seviyordum bakışını seviyordum şair tavırlarına bürünmesini seviyordum bu soru çok saçmaydı, ben onun her kusuruna her kusursuzluğuna aşıktım işte. Bakışlarım tekrar ela gözlerine döndüğün de gözyaşlarını koluna sildiğini gördüm tıpkı benim gibi o hiç bir zaman benim, yanımda ağlamıyordu ona gitmek istediğim de bileğimi tutan sıcak elleri tenim de hissettim. Ona doğru adım attığım da yeşil gözleri bileğime daha fazla baskı uyguladı gitmemem için buğulanan gözlerim ile, gözlerine baktığım da ellerini omuzuma koydu askılı elbiseden parmaklarının sıcaklığını tenim de hissettiğim de gözlerine baktım.

" Hicran gidelim gel benimle İzmir'e sana orada her şeyi açıklayım neden nişanlandığımı neden sustuğumu bu şımarık adamın sakladığı sırrın senin canını çok yakacağını gel benimle açıklayayım "

Anlamıyordum anlam veremiyordum ne saklıyordu neden onunla gitmemi istiyordu neden nişanlandığını bana açıklıyordu, neden sustuğunu ne için sustuğunu bile bilmiyorken neden açıklamak istiyordu ne benim canımı yakacaktı bilmiyordum. Parmaklarını tenimden yavaşça çektiğim de ela gözlerine bakıyordum sessizce titreyen dudakları eşliğin de, bizi izliyordu dediği sözler kalbim de ağırlığına kavuştuğun da ela gözlerine bakmaya devam ettim. Bu sır onun gitmesi değildi biliyorum daha başka birşeydi ama anlamıyordum bankımızı geçtiğim de, tam gözlerinin önün de durdum yutkunduğum da bu sır şimdiden boğazım da bilmediğim halde düğüm yapmıştı. Titreyen parmak uçlarım ıslak olan yanaklarına dokunduğun da sakallarını sevdim, her buluştuğumuz da sakallarını severdim şimdi sanki son kez seviyorum gibi hissettim. Parmaklarım sakallarından her kaydığın da gözlerini sıkıca yumdu onun sakladığı sır her neyse, sadece benim değil onunda çok canını yakacaktı belli ki yanaklarımdan benden izinsiz süzülen yaşları özgür bıraktığım da yutkundum.

" Hicran benimle gel "

Parmaklarım sakallarından sesi ile kaydığın da yeşil gözlerine baktım onunla gidersem eğer tüm gerçekleri öğrenirdim, ama ela gözlerini kalbimin şımarık prensini kaybederdim eğer ela gözleri ile kalırsam da tüm gerçekleri asla bilemezdim. Refhan asla bana bu sırrı açıklamazdı benim bile bilmediğim ama ikisinin bildiği şey neydi bilmiyordum ama, şimdi şu an bir seçim yapmak zorundaydım yeşil gözlerine baktığım da elini uzattı. Ela gözlerine bakışlarım döndüğün de gözyaşlarını tenime bastırdım sadece tebessüm etti dudakları, gözlerine baktığım da onunda gözlerinin dolu olduğunu fark ettim. Bu sır her neyse beni bir seçim yapmaya zorluyordu ama ikinci defa yanlış olanı asla seçemezdim, ben şu an kimseyi seçmek istemiyordum arada kalmak istemiyordum onun bunları neden yaptığını çok merak etsem de ela gözlerini kaybetmek hepsine bedeldi. Bu sefer gerçekten ellerini tutmak istediğim de sırf ela gözlerini sevdiğim için parmaklarım parmaklarına karıştı, ela gözlerine şu an bakmak istemedim karşımda ki çocukluğum dediğim adamın gözlerinin içine baktığım da cevabını böyle vermek istedim. Ben bu şımarık herifin ellerini sıkıca tuttum ben bu şımarık adamın yanından hiç ayrılmak istemedim ilk defa kendi istediğimi seçtiğim de, özgür olduğumu hissettim o koca zehirli aşk hapishanesinden çıktığımı kurtulduğumu hissettim. Yeşil gözleri bir gözlerime bir de ellerimize baktığın da tek bir kelime bile etmeden hızla parktan uzaklaştı son kez gidişini izledim, tıpkı Filistin sokakların da olduğum gibi onu son kez izledim ama aşık olduğum için değil kalbimde onu bitirdiğim için. Tamamen göz kadrajımdan ayrıldığın da yanımda ki şımarık adama döndü bakışlarım ona sarılmayı çok istedim ama yine yapamadım, en son ne zaman sarıldığımızı hatırlamıyordum bile aşk böyle miydi? Yanı başım da olmasına rağmen ona dokunamıyordum sadece gözlerine bakabiliyordum. Gözlerine baktığım da yanaklarından süzülen yaşları sildim ürkerek, gözlerine derince bakmaya devam ettiğim de şarkımızda ki sözler aklıma geldi.

Sen bilmezsin benim gözlerim nasıl büyütür, olmayan işaretleri nasıl net görür. Bir duvar üzerinden kaçak izlerken utanır, sıkılır, kapanır, gömülür...

Birbirimizin gözlerine baktığımız da şarkımızın sözleri tıpkı bize yazılmış gibiydi parmaklarım parmaklarından kaydığın da, sessizce yan yana yürüdük meşhur bankımızı ardımız da bıraktığımız da konuşacak binlerce kelime olmasına rağmen sustuk. Ona soracağım milyonlarca soru vardı ama soramıyordum onu kırmaktan çok korkuyordum, düşünceler içerisin de kendimi kaybettiğim de yanımda usulca yürüyen adamın adımları durduğun da bende durdum. Ne olduğunu anlamadığım da bulunduğumuz ortama baktım gözlerim küçük mahalle fırının, tabelasını gördüğün de tebessüm ettim bu fırına aylardır gelmiyordum önünden dahi geçmezken şimdi ela gözleri ile fırının önündeydik. Gözlerine sokak ışıklarının izin verdiği kadar baktığım da haylaz ela gözleri parlıyordu yine her zaman ki gibi dudaklarımı kemirmeye başladığım da, yutkundum yanaklarımın kızardığını hissettim o da sadece karşılık olarak tebessüm etti aylardır gelemediğim kalbimi acıtan fırının önün de onunla yan yana durduğumuz da ikimiz de kapalı olan fırına baktık.

" Ekmek almak isterdim sana "

Sesi ile ona bakışlarım kaydığın da aynı anda gülümsedik ekmek resmen bizim aşkımızın bir sembolü haline gelmişti, başkası için çok saçma olabilirdi ama bu fırın bizim anılarımız ile çok çok özeldi o ekmek kokusu Refhan ve Hicran aşkını temsil ediyordu artık resmen. Fırının karşısında ki küçük kaldırım taşlarına oturduğumuz da daha da gülümsedim az önce ağlarken şimdi birlikte gülümsüyorduk, o yanımda olduğu zaman duygularım bile birbirine giriyordu resmen artık. Biraz ileri de kalan sokağın tam uç köşesin de kalan kaldırıma baktım orası beni ilk öptüğü yerdi, onunla fark etmeden bir sürü anımız olmuştu bu sokaklar da. Ona trip attığım sabah aklıma geldiğin de daha gülümsedim beni ekmek paketi ile tam burada beklemişti, bende ondan uzak kalmaya çalışıyordum o zamanlar yeşil gözlerine ihanet ettiğim düşüncesi ile. Ben ne kadar çocukluk aşkımdan kaçtığımı zannetsem de aslın da kalbimde oluşan gerçek aşktan kaçıyordum, kendimi bu aşka teslim etmekten çok korkuyordum kendime bu aşkı itiraf etmekten o zamanlar çok korkuyordum sanki. Şimdi ise yan yana gecenin bir vakti fırının önünde ki taş kaldırım da birlikte oturuyorduk, bu kadar basit bir şeyde bile mutluluk hissi tüm bedenim de yayılıyordu. Ekmek kokusunu hayal ettim ela gözlerinin garip ama güzel ekmeklerini hatırladım bu adam bu şımarık adam benim için fırıncı bile olmuştu, kıkırdadım seslice bilmeden gülme sesimi duyduğum da utandım ela gözlerine ışıkların izin verdiği kadar bakabildiğim de o da gülümsedi. Parmak uçlarım bir cesaret ile saçlarına uzandığın da saçlarını serbestçe sevdim saçlarını birbirine karıştırdığım da, sadece gözlerini kapatıyordu dudakların da ise sarhoş bir gülümseme yine dolaştı. Bu anda kendimi kaybettiğim de gözlerimi kapattım kendimi onun gülümseme seslerine bıraktığım da, burnumu gıdıklayan ekmek kokusu ile gözlerimi geri açtığım da ela gözleri yoktu. Taş kaldırımdan hızla kalktığım da bütün sokaklara göz gezdirdim ama ela gözleri daha az önce yanımdayken yoktu, tüm sokaklara tekrar baktığım da fırını ile taş kaldırım ortasında ki yolda durdum tüm gücümle bağırmaya başladığım da gözyaşları tenimden akıyordu.

"Refhan!"

Gözlerimi açtığım da ter içindeydim yutkunduğum da nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum koca yatağın ortasın da, tek başıma yatıyorken bunların rüya olduğunu anladım ben şu an ela gözlü adamın yatağındaydım. En son bu yatak da yüzünü seyrettiğimi hatırlıyordum herşey o kadar gerçekçiydi ki rüyanın içerisin de kendimi kaybetmiştim, sırlar itiraflar derken yeşil gözlerinin dediği cümleler beynim de dolaştı sesleri kulaklarım da yankılanmaya başladığın da yataktan kalktım. Hayır bu rüya olamazdı olamayacak kadar gerçekti çünkü ona dokundum resmen konuştuğumuz her kelimeyi hatırladığım da, göğüs kafesim de hızla çarpan kalbime dokundu parmaklarım nefes alış ve verişim normalin üzerin de bir hızla kendini belli ediyorken kapı sesine odaklandım. Ela gözlerini kapının önün de gördüğüm de rahatladım onu kaybetmediğim için derin bir nefes verdim, elinde tuttuğu tepsiyi şimdi yeni fark ettiğim de yaptığım çorba olduğunu anladım. Rüyanın etkisinden daha kendime gelemediğim de ela gözleri odaya girdi çorba tepsisini komedinin üzerine bıraktığın da, hâlâ kalbim deli gibi göğüs kafesim de çarpıyordu. Ne kadar ona belli etmemeye çalışsam da rüyada ki sözler aklıma geliyordu işte, ela gözleri bedenime yaklaştığın da dudaklarımı kemirmeye başladım rüyamda onu kaybettiğimi hatırladığım da kalbim acıdı. Gözlerimin bulandığını hissettiğim de ağlamamaya çalıştım boğazım da hızla yükselen düğümü, bastırmaya çalıştığım da ela gözlerine baktım dikkatle beni izliyordu. Beni bileğimden hızla kendine çektiğin de ne olduğunu anlamadım başım kalbinin üzerine geldiğin de bedenimi saklamak istercesine sıkıca sarıldı, kendimi onun bedenine bende sıkıca bastırdığım da ağladım. Bir küçük kız çocuğu gibi göğsün de ağladım ben ağladım o daha da sıkı sarıldı saçlarımdan parmakları akıp gittiğin de daha da çok ağladım yorulmuştum artık saçma rüyalardan onu sevdiğime inanmamasından, ona çok yakınken en uzağı olmaktan çok yorulmuştum beni bırakmasını hiç istemedim böyle bu şekilde sarılarak ömür boyu kalmak istedim. Ama bizim aşkımız için imkansız denebilirdi bu durum ağlayan gözlerim yatağın başın da asılı duran çerçeveli resme takıldığın da, aynaya bakıyormuşum gibi hissettim belki o şu an sarılmamızı beni değil berili hayal ediyordu belki de. Başımı göğsünden yavaşça çektiğim de gözlerine baktım şimdi şu an o haylaz gözlerinden eser bile yoktu kalbim ilk bahar ayın da bile, üşüdüğün de bile onun için belki de berilden ileri değildim bile rüyada ki sır gördüğüm sır belki de gerçekti. Onun bu kadar acı içerisin de benden uzak kalmak istemesi belki de gerçekti bedenimi ondan çektiğim de, bedenim yadırgadı onun sıcaklığına saniyeler içerisin de bedenim alıştığın da birden kopmak çok zor gelmişti bedenim ve kalbim için. En son sarıldığımız günü hayal ettiğim de tam bir faciaydı başkası için ağlayan bir kızı sardı, onun kolları ben ise göğsün de başkası için ağlamıştım şimdi aynı göğüste onun için ağlamak bu çok yanlış geldi. Üzerimde ki askılı elbiseyi düzelttiğim de gözyaşlarımı tenime bastırdım onun kafası bu kadar karışırken onu yalnız bırakmak, ve düşünmesini istedim tek başına biraz kendini ve kalbini dinlemesini istedim. Onun hâlâ sevdiği eski sevgilisinin resmi duvarda asılı duruyorken ona dokunamazdım sarılamazdım kendimi suçlu birisi olarak görürdüm, yaptığım çorba tepsisine bakışlarım kaydığın da içmesi için umut ettim. Bilmiyorum kalbim de ona karşı çok fazla merhamet ve şefkat vardı annesinin boşluğunu tamamlamak istiyordum sanki, anne boşluğunu nasıl tamamlarım onu bile bilmezken onu annesini gibi sevmek istiyordum. Galiba şefkat ve merhamet bu yüzdendi ne ondan uzak kalabiliyordum ne de ona yakın olabiliyordum şimdi ortada durmak, bana göre en iyi fikirdi onun bana yine yaklaşmasına izin verecektim ama onu bu sefer kendim uzaklaştırmayacaktım. Bedeninin sıcaklığını ne kadar özlesem de şimdi gitme vaktiydi onun yalnız başına kalmasına izin vermem gerekliydi, hızla odadan çıktığım da ahşap merdivenlerden çıplak ayak seslerim ile indim. Burada ki hızla merdivenlerden inişim rüyamı hatırlattı sanki ikinci defa rüya görüyorum gibi hissettim, o rüya adeta gerçek gibiydi sanki şu an o rüya gerçek bu içerisin de olduğum durum rüya gibiydi. Çocukluktan beridir gelen aşkımı öylece itiraf edemezdim zaten hep içim de kalacaktı o sözler o itiraf sadece rüyalarım da, yüzüne öylece söyleyebilirdim zaten şu an itiraf etmeninde pek önemi yoktu açıkçası bende artık. Çantamı büyük koltukların üzerinden acele ile aldığım da merdivenlerden gelen ayak seslerini umursamadım hatta umursamak istemedim, çünkü biliyordum peşimden geliyordu ne yaparsam yapayım o benim hep saplantılı çocukluk aşkımdan vazgeçemeyeceğime inanıyordu biliyordum. Şu an sadece eve gitmek istedim evime gitmek istedim fırının önünden bile geçmek istemiyordum mahallemde artık o kadar canım yanıyordu, bir zamanlar şikayet ettiğim şeylere şu an hayaller ile bakıyordum. Nefret ettiğim şey için şu an hayal kuruyordum hayat böyleydi işte bir gün nefretle baktığın hislere hayaller kuruyordun hayaller kurduruyordu, ama çoktan o kişiyi kaybetmiş de olabiliyordun işte hayatın bir de bu yönü vardı. Ben onun kalbini çok kırmıştım özellikle de başkası için elini tuttuğum da onun kalbini binlerce parçaya bölmüştüm ben evet, ben suçluydum şimdi bunları bir bir telafi etmem gerekliydi ama nasıl yapacağımı bilmiyordum işte. Ben ne yapacağımı bilmiyordum aylardır kendimi bunları düşünmemek için derslere veriyordum sürekli fakültede, oradan oraya gidiyordum sürekli kitaplar okuyordum beynimi kurcalaması için düşünmemek için. Herşeyi yapsam da yine de onu sürekli düşünüyordum geçmişte dediğim cümleler şimdi onu değil beni boğuyordu bana bir zamanlar, çok yakın olan adamı kendim uçurumdan aşağı itmiştim beni hiç sevmeyen bir adamı ise hayatımın merkezine koymuştum hatta o adam için ben bile onu attığım uçurumdan kendimi de attım. Ama o adam şu an çok iyiydi ela gözleri ve ben yaralıydım ikimiz yaralıydık ben onu yaraladım yeşil gözleri ise beni, şu an iyi olmak için ise ela gözlerinin yardım eli uzatmasını istiyordum ama o benden kaçıyordu haklıydı da kaçmakta yardım eli uzatmamada çok haklıydı. Ona neden diye sorgulama hakkım bağırma hakkım yoktu olamazdı da zaten şu an onun gözlerinin içine bile bakarken utanmam gerekliydi, otobüs durağına hemen gelmeden önce küçük bir kütüphane gördüğüm de kaşlarımı çattım. Eminim bu kütüphane burada daha önce yoktu biliyordum buradan neredeyse üniversite yüzünden her gün geçiyordum, kütüphane tabelasının altında ki kolileri yeni fark ettiğim de daha yeni açıldığını şimdi anlamıştım. Bu küçük dükkânın kütüphane olması beni çok mutlu etmişti kısa önüme düşen saçlarımı kulağımın arkasına nazikçe koyduğum da, kütüphane sahibine yaklaştım benden biraz daha büyük bir kadındı belliydi. Saçlarının arasında ki tek tük beyaz telleri belli oluyordu olgun bir kadın olmasına rağmen güzelliğine bu gölge düşürmüyordu kesinlikle usulca köşede durduğum da küçük bir kamyon uzaklaşmıştı bile, orta yaştaki kadın kolileri tek başına içeriye götürmeye çalıştığın da bir süre daha onu izledim. Nedense bilmiyorum kadının yanına yaklaşmakta ve konuşmakta çok utanıyordum boğazımda anlamsız oluşan düğümü yuttuğum da kalbim neden bir kelebek kanatları gibi titriyordu bilmiyordum, sadece o kadının yanına şu an çok gitmek istedim. Çantamı omuzumda sabitlediğimde saçlarımı düzelttim kadının küçük kütüphanesine hayırlı olsun demek istiyordum yanına yaklaştığım da, hâlâ koliler ile ilgilendiği için benim varlığımı fark etmedi boğazımı temizlediğim de dikkatini çekmek için hemen konuya girmek istemedim sadece kısa bir selam vermek istedim.

" Merhaba hoş geldiniz "

Kolileri sesimi duyduğun da bıraktı tüm dikkati ve bedeni ile bana yüzünü döndüğün de tebessüm eden dudaklarım düz çizgi oldu, kadının yeşil gözlerini gördüğüm de kendime gelemedim anılar, sesler, yaşadıklarım kadının gözlerine baktığım saniye de aklımdan geçtiğin de dudaklarım titredi. Kalbimde ki küçük kız çocuğu yıllar sonra kendini belli etti orada zindan gibi yerde onu kilitlediğim yerde bana bağırıyordu, onu çıkarmam için tüm gücüyle bana bağırıyordu kadının ince zarif parmakları elini uzattığın da dikkatimi çekti. Ellerine aptal gibi baktığımı biliyordum kesinlikle kadında anlamıştı zaten buğulanan gözlerimi saklamak istediğim de, yutkundum yeşil gözlerine geri baktığım da kalbim yine acıdı. Uzattığı elini arkadaşca sıktığım da adını sormaya çok korkuyordum annem olamazdı değil mi annemin olması zaten imkansızdı beni bu koca şehir de, basit bir kütüphane dükkanı ile bulması çok saçma olurdu zaten. Bunun imkansız bir ihtimal olacağına kendim inanmaya başladığım da, kadının güzel ve olgun sesi beni tüm düşüncelerden koparmıştı.

" Merhaba tanıştığımıza memnun oldum adın nedir? "

Nefes alışlarım hızlanmaya başladığın da annem olması düşüncesi bile beni saniyeler içerisin de on yaş yaşlandırdı, hem annemin sesini unutamazdım değil mi annemin yüzünü unutamazdım sadece gözleri anneme benziyor diye bu kadının annem olma ihtimali yoktu bile. Boğazımda yükselen düğümü bastırmaya çalıştım tüm gücümle titreyen dudaklarımı belli etmemeye çalıştım, konuştuğum da sesimin puslu çıkmasına izin veremedim hayır.

" Hicran sizin? "

Kadının yeşil gözleri tüm dikkatle bana baktığın da neden öyle baktığını anlamadım sadece annem olmaması için dua ediyordum, çünkü tüm bu yaşananların üzerine eğer annem gelirse benden geriye bir canım kalırdı da o yüzden. Benden geriye tek bir duygu bile kalmazdı boğazımda düğüm oluştu kalbim sıkıştı nefes alamadım, omuzlarım da tonlarca yük varmış gibi hissettim bedenim bu yükler ile ayakta güçlükle duruyordu şu an yıkılmamak için zar zor duruyordum sadece.

" Anlamı ne? "

Adını bile söylemeden ismimin anlamını soruyordu sadece kolileri bir kenara bıraktığın da beni dikkatle inceledi adımın anlamını taşımak, o kadar ağır geliyordu ki şimdi bu yabancı kadın anlamını bilmek istiyordu. Yutkunduğum da yeşil gözlerine baktım iki aynı renk birbirine baktığın da tebessüm ettim adımın anlamını, ilk defa birisine söylemek benim için tuhaftı bugüne dek bana kimse bu anlamı sormamıştı.

" Hicran, ayrılık keder ve acı demektir "

Kaşlarını çattığın da içerisin de kitaplar olan kolileri taşımaya devam etti bende ona yardım ettim çantamı kenara bıraktığım da bende, kolilerden birisi aldım küçük dükkânın içerisine taşıdığımız da ikimiz de konuşmadık. Sanki kadın bir şeyler düşünüyor gibiydi bir kelime etmesini bekledim bir şeyler demesini bekledim, ama sadece sessizce kolileri taşıyorduk galiba aramız da sessizlik anlaşması imzaladık aynı anda.

" Neden böyle bir ismin var çok ağır değil mi anlamları? "

Evet gerçekten de çok ağırdı hatta bunun yükünü çocukluktan beridir taşımak daha da ağırdı ben annemin sevdiği adamın, koyduğu ismi taşıyordum bu ismi taşımak adeta bir işkenceydi benim için adımın anlamının altın da eziliyordum ben hatta. Sadece sorusuna tebessüm ettim daha fazla bu konu üzerin de durmak istemiyordum hatta şu an bu yabancı kadının bile, yanında durmak istemiyordum yalnızca uyumak istiyordum hiç bir şey düşünmeden uyumamalı uzun zaman olmuştu. Mahallemizin yakınlarına yeni gelen yabancı kadına veda ettiğim de o saçma düşünceleri kafamdan attım, hatta attığım an yerine daha da saçma düşünceler gelmişti. Telefon konuşmasını hatırladığım da omuzlarıma yine binlerce yük bindi nereye gidecekti ki benden çok uzağa gidemezdi, buna izin veremezdim yaralarını sürekli benden saklıyordu dizlerim de uyuduğu aklıma geldiğin de tüm kanım çekilmişti sanki. O rüyalar, o sözler, o itiraflar aklımdan bir türlü çıkmıyordu işte ne yapmam gerektiğini onu nasıl sevdiğime bu saplantılı duygudan, uzaklaştığıma inandıracağımı bilmiyordum. Ona aşık olduğumu arkadaşımın sözleri ile anlamıştım şimdi de hafsa nurdan yardım isteyebilirdim evet merdivenli yokuşun dik basamakların da adımlarım durduğun da, karışık çantamdan telefonumu bulmaya çalışıyordum kesinlikle bana arkadaşım bu yolda en büyük kararı vermemi sağlayacaktı onun sözleri yine beni doğru yola itecekti. İçi karmakarışık olan çantamda dakikalarca telefonumu aradığım da maalesef sonucu hüsran olmuştu bir türlü telefonu koca çantamda bulamadım, nerede olduğuna fikir yürüttüğüm de şımarık adamın o koca koltukların da unuttuğumu fark ettim. Aptal kafam çantanın yanında ki telefonu unutacak kadar zihnim çok yoğundu galiba ya da ben kördüm, ela gözlerine bir zamanlar kör olduğum gibi şimdi de eşyalara kör olmaya başlamıştım. Seslice bıkkınlık nefesi verdiğim de merdiven basamaklarından tekrar inmek işkenceydi benim için gözlerimi devirerek iniyorken ekmek kokusu ile, merdivenli yokuşun tabelasını taşıyan eski tuğlalı evin önün de durdum. Dudaklarım her ekmek kokusunu daha da fazla hissettiğin de tebessüm etti anılarımız onunla bilmeden yarattığım anılarımız gözlerimin önünden geçiyordu, onunla bu sokakta binlerce anı ve kelime olması beni huzurlu ve aynı zamanda üzgün hissettiriyordu.

Sen yorulma diye ekmeğini bile alıyorum en sevdiğin fırından sen hâlâ bana yeşil gözlerini deviriyorsun...

Gözlerimi açtığım da sesi kulaklarımdan saniyeler içerisin de uzaklaştı bir zamanlar şikayet ettiğim kelimelerini bile, o kadar çok özlüyordum ki ela gözlerinin şımarık dolu cümleleri şimdi beni huzurlu yapan tek duygulardı...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.