İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 13 · 32 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 13

13. Bölüm MÜZİK KUTUSU

İlk bahar tam yaz ve kışın karışık ayları çiçeklerin yeni yeni açtığı çiçek tohumlarının kokusunu hissettiğin aylar üzerim de ince bir çiçekli elbise, gözlerim de ona duyduğum özlemin hüzünü dudaklarım da ekmek tadı kalbim de ise kocaman aşk. Daha aylar öncesine kadar bu şehirden ve ela gözlerinden nefret ediyorken şimdi onlara hasrettim bu yabancı mahalle benim bir parçam, bu yabancı şehir benim hayatım o yabancı ela gözlü adam benim hayatımı baştan aşağı aşkı ile değiştiren kişiydi artık. Merdivenli yokuşun balat kokan tarihi küçük sokakların da usulca yürüyorken anılar hâlâ kendini kafamda tekrar ediyordu bende bu duruma daha fazla karşı çıkmadım, büyük ana binanın önün de durduğum da üşüdüm anılar ile üşüdüm ellerimin onun paltosunun cebinde olduğunu hatırladım birlikte o soğukta bağıra çağıra itiraflar yaptığımızı hatırladım. Yine birlikte el ele ısındığımızı yine birlikte yağmur altın da ıslandığımızı yine birlikte sarılarak ısındığımızı, hatırladım ela gözlerinin ışıkların altın da bile parladığını hatırladım onun şair sesinde ki mısraları hatırladım. O kadar çok şey vardı ki hatırlanacak düşleyecek, özleyecek şu an hepsini özlemle hatırlıyordum şikayet ettiğim ne varsa en ince detayına kadar onun bana verdiği ceza ile özlüyordum. Kendini benden aylardır kaçırması içimde bu kadar aşk varken yaptığım hatalar yüzünden onu ben kendim böyle yapmıştım, şimdi ise oyuncağını kaybetmiş küçük bir kız gibi onu geri istiyordum ama bu imkansızdı. En acısı da neydi biliyor musun onun benim canımı yakacak canım bile kalmaması belki de benim canımı yakarak ödeşmek istiyordu, ama benim canım bile kalmamıştı ortada artık sadece birbirimizin yarasını sarmamız gerekliydi aşkımızla ama biz birbirimizden kaçıyorduk. Belki bu aşka teslim olsaydık kendimizi tamamen bu aşka bıraksaydık çok şey yoluna girebilirdi çok şey düzelebilirdi, ama biz hiç bir zaman buna izin vermedik bile düşünmedik bile hatta. Kendimizi bırakmak yerine ondan kaçıyorduk adeta tam tersi şimdi ise ben kendimi ne kadar bırakmak istesem de akışına bu sefer de ela gözleri kaçmak istiyordu ya da kaçıyordu, bende onu kendime çekmektense daha fazla onu yalnız bırakıyordum geçmişte ben onu ne kadar itersem iteyim o asla gitmiyordu. Benimde böyle olmam lazımdı onu kazanmak için sırf onu kaybetmemek için, fedakârlık yapma sırası şimdi bendeydi onu inandırmak tamamen benim yaptığım hareketlere ve sözlere bağlıydı bunu biliyordum. Yürüdüm durmadan yürüdüm bilmiyorum onun evinin yakınlarında dolaşıyordum ama gitmek istemiyordum yada bilmiyorum, tekrar eski sevdiği kıza benzeyen sadece benzeyen birisi olmak istemiyordum ya da bunu hissetmek istemiyordum işte. Canımı yakıyordu çok yakıyordu sadece eski sevdiği kıza benzemek hayatında bu kadar yerim olması canımı çok yakıyordu bu yüzden, evine gitmek istemiyordum uyuduğu odayı onun resimleri ve anıları ile doldurmuş adamın yanında nefes alışlarım bile kalbime batıyordu bu his çok kötüydü aşırı kötüydü hani yaşamadan bilemezsin denilen hislerdendi kesinlikle. Aklım son günlerde bir karış havadaydı hep nedense sürekli geçmişteki kelimelerimi hatırlıyordum veya yaptığım şeyleri, hepsi çok yanlıştı bu yüzden o kelimeler ve yaptığım hareketlerden dolayı onu kaybetme eşiğine gelmiştim. Haklıydı arkadaşım çok haklıydı neden bu kadar gözümün önünde ki adamın sevgisine kör kaldım bilmiyordum ama o yıllarca içimde büyüttüğüm saplantılı bağdan, kolayca kopamazdım ya da bunu kolayca fark edemezdim şimdi çoğu şeye geç kalmak kendime çok kızıyordum bu yüzden kendimi cezalandırıyordum bu yüzden. O benden sonsuza dek kaçmakta haklıydı benden aylarca uzak durmakta çok haklıydı çünkü hep ben onun hislerine inanmadım her dediği kelimeleri sadece mısradan ibaret zannettim, bana öyle anlamlı bakmasını eski sevdiği kıza bağladım ama şimdi bunların hepsini o kadar iyi anlıyordum ki kendime lanet ettim. Adımlarım bile nereye gideceğini bilmiyordu ben sığamıyordum içimde ki bu koca aşkla buraya sığamıyordum ilk baharın ılık rüzgarlı akşamlarında gözyaşlarımın, tenimden süzüldüğünü hissettim son günler de sulu gözlülükte favorim haline gelmişti bıkmıştım artık bu gözyaşlarından bu acılardan. Adımlarım demirli büyük bahçe kapısının önünde durduğun da kalbimin göğüs kafesimde onu görmek için kendini belli ettiğini fark ettim, dudaklarımı kemirmeye başladığım da ellerim üşüyordu parmak uçlarım soğuk olmaya başladığın da avuçlarımın içi terledi. Sanki bedenim bile bu kapıyı bu evi bu bahçeyi ekmek kokusunu, ela gözlerini ona aşık olduğumu bile biliyor veya hissediyor gibiydi işte. Dağılan saçlarımı yanaklarımda daha yeni kurumuş olan yaşları tenime bastırdım saçlarımı da toparladım ayak üstü kırışan elbisemi düzelttiğim de, artık üzerimde ki elbise bile tenime ağır geliyordu omuzlarım da bir yüktü sanki. Demirli kapıyı ittiğim de kalbim daha da belli etti kendini kışın boş olan yapraklarla kaplı olan havuz şimdi yerini masmavi berrak suya bırakmıştı, havuz bile değişmişti bir bizim aramızda ki sorunlar duygular bitmiyordu galiba. Gözlerimi kapattığım da derince bir nefes çektim ciğerlerime ilk baharın yeni açan çiçek tomurcukları kalbime, umut tohumları ekti cahil cesareti yine damarlarımda dolaşıyorken bu cesaret bir yere kaybolmadan önce kapısını çaldım. Parmaklarım her kapıyı çalmada kalbim gibi titriyordu adeta yine derin bir nefes aldığım da neden bu kadar heyecanlı olduğumu anlamıyordum onu görmek, sanki tüm sorunları unutturuyordu hemde onunla bir araya gelmek sorun oluyorken. Çok tuhaftı hemde acayip tuhaf dudaklarımı kapıyı açmamasında daha da kemirmemeye başladığım da kalbim daralıyordu, gitmiş olamazdı değil mi hayır şimdi gitmiş olamazdı beni öylece bırakamazdı yapamazdı hayır bunu kabul edemezdim. Nefesim daralmaya başladığın da boğazımda düğüm oluştu ellerim uyuştu parmaklarım iyice üşüdü bacaklarım sanki tutmuyordu o kadar çok uyuştu ki tüm bedenim adım bile atamadım, sürgülü bahçe kapısından içeriye bakmaya çalıştığım da perdelerden hiç bir şey gözükmüyordu ona ulaşmam gerekliydi. Buğulanan gözlerim ile etrafa bakmaya başladığım da gözyaşlarıma lanet okudum kapının önünde ki iki küçük basamağa oturduğum da, düğüm daha da kendini belli etti boğazım çok acıdı sanki binlerce ip boğazımı sıkıyordu nefes alamıyordum. Dudaklarım benden bağımsız titredi o öylece gidemezdi değil mi herşey daha yeni başlıyorken o bu hikâyemize son veremezdi değil mi havaya bakma kuralımızı uyguladım, ne kadar havaya bakarsam o kadar gözyaşları geri giderdi ağlamazdım demirli bahçe kapısının sesini duyduğum da gözlerim anında bahçe girişine kaydı. Küçük merdiven basamaklarından yavaşça kalktığım da baştan aşağı onu süzdüm dizlerin de kahverengi toprakların izleri vardı, ellerinde ise toprağın küçük kalıntıları gözlerine baktığım da kızarmıştı hemde öyle bir kızarmıştı ki bunu havanın karanlığın da bile fark etmemek mümkün değildi. Bahçenin loş ışıkları altın da onu incelemeye başladığım da neden bu hâlde olduğunu anlamadım ama onun gitmediğini görünce, tekrar nefes aldım düğüm saniyeler içerisin de gözlerine baktığım da çözüldü kalbim acıdan sıkışmadı. Omuzumda ki çantayı mermer basamağa bıraktığım da vücudumda ki uyuşukluk ile ona yaklaştım yaralarını bugün tamamen açmasını istiyordum bugün onun yaralarını sarmak istiyordum tamamen, itiraz istemeden benden kaçmadan sarmak istiyordum parmak uçlarım korkarak topraklı ellerine dokunduğun da hiç bir tepki vermedi bana. Avuç içlerinde kalan toprakları ellerinden çırptığımda burnumu seslice içime çektim gözlerine korkarak baktığım da kesinlikle ağlamıyordu, hatta tek bir yaş bile düşmüyordu yanaklarından ama gözlerinin içi çok kızarıktı. Kolunu omuzuma attığım da kolunun altına girdim kendi vücudum ile ona destek olduğum da birlikte sessizce yürüdük hiç bir şey sormak istemedim, çünkü onun bana cevap verecek gücü bile yoktu onu daha fazla yoramazdım buna hakkım da yoktu zaten. Sürgülü kapıyı bedenimde ki ağırlık ile güçlükle açtığım da büyük salona hemen giriş yaptık büyük koltuklara bedenini güçlükle yaklaştırdığım da onu koltuğa yatırdım derin bir nefes verdiğim de bedeninin çok ağır, olduğunu şimdi anlamıştım onu koltuğa yatırır yatırmaz mutfağa yöneldim herşey hâlâ bıraktığım gibi aynıydı çorba tenceresi hâlâ ocağın üzerinde öylece duruyordu. Mutfak tezgahına yaslandığım da anılarımız dudaklarıma tebessüm yaydı saniyeler içerisin de hemde aylar önce onun beni, küçük şapşal bir çocuk gibi izlemesini hatırladım alnıma undan ismini yazmasını. Şimdi ise salon ile mutfağın bitişik olan kısmında durmuş onu izliyordum üzerinde topraklar gözlerinde kurumuş olan yaşlar ile, onu koyduğum gibi yatıyordu galiba sevdiği kızın mezarına gitmişti üzerinde ki toprakların başka açıklaması yoktu zaten. Bunu kendime itiraf etmeye o kadar çok korkuyordum ki birden öylece demiştim içimden işte, gözümün önüne düşen siyah kısa saçlarımı kulağımın ardına koyduğum da salona ilerledim. Uyuduğunu düşünüyordum ama ona yaklaştığım an uyumadığını anladım sadece benim eskiden tavanı izlediğim gibi, tavanı izliyordu gözleri susuyordu ev tamamen dışarda ki seslerden ibaretti sadece. Koltuğun yanına dikkatle dizlerim üzerine çömeldiğim de saçlarına gitti parmaklarım her telini nazikçe sevdim, her sevdiğim de gözlerini daha da sıkı kapattığını gördüm boğazımda yükselen düğüm ile ikimizin kitabından mısralar okudum şair sesine bürünerek.

" Ah, ama ben tüm varlığımla sizinim "

Sesimin titrediğini fark ettiğim de mısralar döküldü dudaklarımdan saçlarını sevmeye devam ettim sessizlik içerisin de, derken dudaklarını araladı sanki son güçlerini benimle konuşmak için harcıyormuş gibi hissettim.

" Bütün akılsızlıklarınızda mı benim? "

Şair sesine son gücü ile bürünerek sırada ki repliği okuduğun da birbirimizle sadece mısralar üzerinde ki konuştuğumuzu bir kere daha, kolayca anlıyordum gözlerim buğulandığında hiç beklemeden sırada ki repliği söyledim.

" Neyim varsa, size daha azını veremem "

Dedim tıpkı kitapta ki gibi ama ikimizin de sesi şu an şair seslerinden çok uzaktaydı daha çok yaralı iki insanın piyesi gibiydi, birbirimizle sanki sahne varmış gibi konuşuyorduk replikleri söylüyorduk sırayla.

" Siz hangi maskeyi takmıştınız? "

Parmak uçlarım saçlarından kaydığın da repliklerin en can alıcı mısraları geliyordu şu an ki replikler o kadar gerçekti ki sanki bu kitap bizim için yazılmış gibiydi, sanki birisi bizi kaleme almış aşkımızın acı tebessümünü bu kitaba işlemiş gibiydi.

" Nerede? Ne zaman? Ne maskesi? Bu soru da nereden çıktı? "

Kitaptaki gibi repliğe devam ettim onun oyununa ayak uydurmaya çalışarak sesimde ki tüm acıyı içime kalbime geri bastırmaya çalışıyorken, replikleri söylemek işkence gibi geliyordu daha fazla sanki bu replikleri tahammülüm kalmamış gibi hissediyordum çünkü bu mısralar ikimizin gerçeğiydi.

" Az önce, şu maske, şu yapma yüz, çirkini saklayıp güzeli gösteren şey. "

Son repliği söylediğin de kalbimin kırıldığını hissettim çünkü biz bu mısralar da konuşuyorduk biz bu mısralar da anlaşıyorduk, her replik onun bana diyemediği sözlerdi biliyordum şimdi ise yine aşkıma inanmadığı replikleri söyledi yüzüme. Gözlerim dolmaya başladığın da yanından kalktım o ise gözlerini bir daha açmadı uyumadığını da biliyordum hem de çok iyi biliyordum, sadece şu an konuşmak istemiyordu yanaklarımdan sessizce süzülen yaşları tenime bastırdığım da telefonumu da alarak ahşap merdivenlerden üst kata çıktım. Gözyaşlarımı ondan saklamak için en iyi yol buydu çünkü gözyaşlarımı tenime bastırdığım da yatak odasının kapısını yavaşça açtım, nedense bu odaya girmek istiyordum hemde çok merak ediyordum nedendi bu merak bu his onu bile bilmiyordum. Sessizce odaya girdiğim de ela gözlerinin uyuduğunu düşündüm birisini tanımak için onun odasını incelemen, yeterliydi bence ışıkları açtığım da büyük odasına baktım yatağını baş ucunda ki koca çerçeveli resimde bakışlarım durduğun da tüm dikkatim resme yöneldi. Odada göz gezdirecek bir sürü ayrıntı olmasına rağmen benim gözlerim tek bir çerçevede takılı kalıyordu yanaklarımdan yine süzülen yaşları hissettiğim de, yatağın baş ucuna ilerledim parmak uçlarım resimde gezindiğin de titrediğini fark ettim ellerimin. Yanaklarımdan sessizce süzülmeye devam eden yaşları elimin tersi ile sildim havaya bakma kuralımızı uygulamak istediğim de, gözlerim daha da doldu artık bu kural bile işe yaramıyordu. Hafsanur ile birlikte küçükken ilk kez tanıştığımız da ben ağlıyordum benimle sürekli dalga geçtikleri için annemi hiç görmedikleri için, diğer çocuklar tarafından leylekler gerçekten seni getirmiş diye dalga geçiyorlardı bense sürekli sessizce içimden ağlıyordum. Hafsanur yanıma geldiğin de ise o çocuklara haddini bir güzel bildirmişti işte o zaman, o havaya bakma kuralımız ortaya çıkmıştı bundan sonra her ağladığım da havaya bakma kuralımızı uygulardık. Anılar aklıma saniyeler içerisin de geldiğin de dudaklarım tebessüm etti gözlerim yaşlar ile doluyken özlemiştim o günleri belki de, çocukluk aşkımın masum sevgisini bende kalbimde ki duvara asmıştım bilmiyorum ama çivisi benim kalbim de delik açmıştı. Gözlerimin önünde çocukluk anılarım parladı şu an bu yatak odasında binlerce anım saçıldı hepsi şu an odanın içerisin de, onlara dokunmamı bekliyordu sanki yaptığım fedakarlıklar masum çocukluk sevgim. Bileklik, fırın, serhat, yerimiz, Filistin sokakları hepsi sanki yabancı bir kişinin anılarıydı o kadar kendime uzak hissettim ki bu anıları, hepsi sanki yabancı birinin anlatımıyla kafamda hayalî şekilde oluşmuş anılardı. Parmak uçlarım çerçeveden kaydığın da odayı incelemeye devan ettim tek birine göre oldukça geniş bir odaydı yatağının tam karşısında, küçük bir kitaplık olması üstüne William Shakespeare kitapları olması oldukça dikkatimi çekti. Bu şımarık adam her yerde hayranlığını belli ediyordu adeta tonlarca kitapların yanında ki, küçük çalışma masasına ilerlediğim de anılardan uzaklaştım masanın üzerinde ki küçük müzik kutusu dikkatimi çektiğin de kaşlarımı çattım. Üzerine kazınmış isme baktığım da Davy Jones yazısını okudu içimden sessizce dudaklarım parktaki anımız aklıma geldiğin de, bu kutunun parkta avuçlarım içerisine bıraktığı müzik kutusunun olduğunu anlamam saniyeler sürdü. Müzik kutusunu korkarak avuçlarıma aldığım da dikkatle inceledim bu içerisin de olan melodi onun resmen hayatıydı tüm hikâyesiydi sanki, müzik kutusunun altını çevirdiğim de üzerine kazınmış bir diğer isim dikkatimi çekti. Refhan... Parmak uçlarım ahşap kutu üzerine kazınmış ismi sevdiğin de onun için neden bu kadar önemli olduğunu bilmiyordum, ona sormaya ise çok utanıyordum ya da buna yüzüm veya hakkım yoktu. Ahşap kutunun kapağını açtığım da o tatlı ama en acı dolu melodi yatak odasına doldu dünya üzerinde duyduğum en tatlı ama en hüzünlü melodiydi bu ses, Davy Jones melodisi kalbimi bin parçaya bölüyorken onun dediği sözleri düşündüm.

" Ben orada ki adamım. "

Kütüphanede dediği cümleler zihnimi kurcalarken o melodi çalmaya devam etti ne alakası olabilirdi bu hikâyenin bu müziğin, Davy Jones hikâyesi çok hüzünlü bir aşktı onun dediği gün bu hikâyeyi araştırmaya başladığım da çok hüzünlü ama güzel bir aşk hikayesi olduğunu öğrenmiştim. Refhan Davy Jones gibi on yıl boyunca neyi bekliyordu bilmiyordum şarkıda ki sözler neden onun için bu kadar önemliydi onu bile bilmiyordum, bu hikâye ile hayatının ilgisi neydi onu da bilmiyordum çok fazla cevapsız sorular vardı. Çok fazla yarım kalmış duygular çok fazla utançtan söylenemeyen sözler kelimeler vardı küçük müzik kutusundan çıkan melodi, kalbimi acıtmaya devam ettiğin de kapının hızla açılma sesi ile avuçlarım içerisin de olan müzik kutusu korku ile yere düştü. Nefesim çok hızlanmaya başladığın da ela gözlerinin içine baktım sadece bir kaç saniye gözlerime baktığın da şimşek sesleri, sanki içerisin de tekrar çakmaya başlıyor gibiydi gözlerini sıkıca yummaya başladığın da dudaklarımı kemirerek onu izliyordum. Nefes alışım ve kalbimin atışı düzenli bir ritme döndüğün de o hâlâ gözlerini sıkıca kapıyordu müzik kutusunu ayaklarımın dibinden aldığım da, dikkatle ela gözlerini açmasını bekliyordum o ise daha fazla yumuyordu müzik kutusunu geri yerine koyduğum da ürkerek ona doğru ilerledim. Bedenine her yaklaştığım da titrediğini fark ettim bu melodi neden ona işkence gibi geliyordu bilmiyordum neden bana tek bir kelime etmiyordu bu konu hakkında, onu da bilmiyordum tek bildiğim onun çok ama çok acı içerisin de olmasıydı daha üzerinde ki toprak kokusu izlerini korurken şimdi ise gözlerinde yaşlar olmasına izin veremezdim hayır. Sevdiğim adamın bu kadar bir melodi yüzünden acı çekmesine izin veremezdim, ben haylaz bakışlarını güneşte, bal rengine bürünen ela gözlerini şımarık tavırlarını seviyordum hayati acı içerisin de olan refhan'ı değil. Ela gözleri yeşil gözlerimi bulduğun da dudaklarımı kemirmeye tekrar başladım bana sinirlenmesinden korkmuyordum yalnızca onun canını çok yakmaktan korkuyordum bir şey söylemesini, bu sefer beklemedim bir yere de gitmeye niyetim yoktu olaylarını akışına bırakmak istedim bir kerede bunu denemek istedim. Bedenine yakın bir yerde odanın içerisin de durduğum da gözlerine bakmaya devam ettim onun yara kabuklarını gözlerine bakarak kırabilirdim kaçarak değil bunu sonunda anladığım da, inatla yerimde durarak gözlerine bakmaya devam ettim artık bu belirsizlikler beni çok fazla yoruyordu bıktırıyordu adeta. Gözlerine inatla bakmaya devam ettiğim de en sonunda gardını indirdi bana yenildiğini kabul ederek, gözlerini devirdi seslice nefes verdiğin de kapı eşiğine kendini bırakarak oturduğun da bende yanına oturdu birlikte parkede oturmaya başladığımız da sessizdik.

" Müzik kutusunun anlamını merak ediyorsun değil mi? "

Evet merak etmiyordum artık meraktan delirme noktasına ilerliyordum tanışmamız üzerinden aylar geçmesine rağmen çok şey yaşanmasına rağmen, bu kutunun hikâyesini o melodinin hikâyesini daha bilmiyordum sessiz kalmak istedim çünkü ela gözleri ben sessiz kaldığım da yorum yapmadığım zaman kırıyordu yara kabuklarını.

" Son zamanlardı beril çok hastaydı zaten tanıştığımızda ikimiz de biraz küçüktük lise cağlarımızdı ben hep şımarık bir genç olarak okulda ortam yapmaya çalışırdım onunla ise kimse arkadaş olmazdı hasta olduğu için "

Dediği her kelimede ten rengi daha da soldu sanki saniyeler içinde omuzlarına binlerce yük bindiğini hissettim her kelimede, saçları ile oynuyor ve tebessüm ediyordu ahşap merdivenlere bakarak sessizce devam etmesini bekledim.

" Onun her saç teli döküldüğün de ona çok güzel olduğunu söyledim ama o buna sürekli inanmıyordu sonra bir sabah çok kötü olduğu haberini aldım hastaneye nasıl gittiğimi bile bilmiyorum ben onun sevgisin de öğrendim çoğu şeyi birlikte sürekli Karayip Korsanları izlerdik hastanede sonra ise Davy Jones hikâyesini o çok sevdi bende bu aşk dolu hikâyeyi iğrenç bulmuştum "

Sustuğun da gülümsedi bu gülümseme benim çok iyi bildiğim gülümsemeydi acı dolu buruk tebessüm bu hissi bende o kadar çok yaşamıştım ki, şimdi aynı hissin sevdiğimin adamın dudaklarında gezinmesine kalbim çok acıdı.

" Bir gün onu ziyaret ettiğim de okuldan çıkmıştım daha yeni üniversite yıllarımdı kendimi hep onun yanın da buluyordum fakülteden çıkar çıkmaz avuçlarım içerisine bu müzik kutusunu koyduğun da neden böyle bir şey verdiğini anlamadım zaten ertesi günü de kollarımda onu kaybettim "

Son dediği cümlelerde sesinin titremesini saklamaya çalıştığın da başaralı olamadı şimdi o melodinin o müzik kutusunun önemini daha da çok anladığım da kendimi onun yerine koymak bile istemedim son kez görüşmeni bilmediğin hâlde bu kadar anlamlı bir hediye almamı, hayal bile etmek istemedim hayali bile kötüydü o hikâyenin o acı dolu müziğin ela gözlerinin bu hikâyeye bu kadar bağlı olmasının nedenini anladığım da yaşları tenime geri bastırdım. İkimiz de koca evin içerisin de kapının önünde ki parkede oturmaya devam ettiğimiz de halimiz hem çok tatlıydı hemde çok acı, sessizce yan yana oturmaya devam ettik bir süre onun kendine gelmesine izin verdim yaralarına şimdi dokunmak ve sarmak için doğru zaman değildi biliyordum. Üzüldüm hemde çok üzüldüm anne yarasını şimdi sormak istemedim eğer sorarsam canı daha fazla yanardı biliyordum, çünkü onu daha fazla annesizlik ile anlayacak benden başka birisi yoktu ikimizin de annesi yoktu çünkü. Ben annesizdim o da annesizdi benimle babamın arasında bazı buzlar vardı onunda babası ile arasında çok fazla buz olduğu kesindi, o telefon konuşmasından ve babasının hiç görünmemesinden sonra buna iyice emin olmuştum. Öylece yan yana parkede oturduk kendini toparlamasını bekledim eğer ona sarılırsam ben ağlardım onu teselli edeceğim diye, ben göğsünde hüngür hüngür ağlardım huyumu biliyordum çünkü çok doluydum şimdi bu doluluk ile de onu daha fazla üzmek istemedim. Yarın üniversite de son haftamız başlıyordu artık bu şımarık adamın mezun olmasına tam 1 hafta kalmıştı benim için ise, üniversite 2 öğrencisi olmama çok az kalmıştı ela gözleri fakülteden ayrılıyordu artık. İçimde buruk bir hüzün vardı mutluluk ile karışık hem onun mezun olmasına çok seviniyordum hem de anlamını bilmediğim burukluk hissi, peşimi bırakmıyordu ya da kendi kendime yeni hisler yeni düşünceler elde etmeye çalışıyordum bünyem kendine yeni bir hüzün dalgası arıyordu. Parkeden kalktığında elini bir beyefendi gibi bana uzattı tişörtünün hayali düğmelerini iliklediğinde, tebessüm ettim bu şımarık adamı çok özlemiştim ukala tavırları sanki onun olmazsa olmaz parçası haline gelmişti benden bundan şikayet etmiyordum artık. Avucunun içerisine parmaklarımı nazikçe koyduğum da haylazca gülümsedi dudakları ela gözlerinde ki haylaz bakışları patladı, işte benim tanıdığım Refhan Araslan buydu o hep şımarık bir adamdı öyle de kalmasını çok istiyordum. Onun yardımı ile bende parkeden kalktığım da gözlerine bakamadım neden bakamadım utandım bilmiyordum dans ettiğimiz gece aklıma geldiğin de, onun gözlerine bakıyorken çocukluk aşkımı hayal ettiğimi hatırladım galiba geçmişteki hatalarım asla yeni duygularıma izin vermek istemiyordu. Her ona aşık olduğumu anladığım da geçmişte ki sözler, hareketler, yaptığım eylemler aklımda dönüyordu resmen gözlerine bu yüzden bakamadım. Avucunun içerisinden parmak uçlarım kaydığın da dudaklarımı kemirdim yatak odasına ilerlediğim de hiç bir şey söylemedi, çantam ile herşeyin sorumlusu telefonumu aldığım da odanın kapısını yavaşça kapattım. Onu bıraktığım yere geldiğim de ela gözleri orada yoktu uzun koridora göz gezdirdiğim de saniyeler içerisin de nereye kaybolduğunu anlamıyordum, sonunda pes ederek ahşap merdivenlerden inmeye başladığım da anlamsız derecede büyük salonda gözlerim onu arıyordu. Ama şımarık herif burada da yoktu salon ile bitişik mutfağa bakışlarım yöneldiğin de bu adam orada da yoktu seslice bıkkınlık nefesi aldığım da, ve aynı zamanda verdiğim de sürgülü bahçe kapısını ittim güçlükle açtığım kapının ardından bahçeye kendimi attığım da demirli büyük kapının tam yanında ela gözlerini gördüm. Nedense onu saniyeler içerisin de görememek beni çok korkutuyordu artık sanki her an gidecekmiş gibi onu sürekli gözlerimin önün de tutmak istiyordum tıpkı bir çocuk gibi bu şımarık adamın nerede ne zaman, ne yapacağı belli olmazdı çünkü refhan çok değişken bir karaktere sahipti az önce olduğu gibi paramparça iken kendini kolayca hemen toparlıyordu. Duygularına öyle bir maske takıyordu ki onu zengin ve şımarık bir herif olarak kolayca görebilirdi herkes ilk tanıdığım da bende öyle düşünmüştüm, ama ela gözleri tamamen bambaşka bir karaktere sahipti dediği sözler yaptığı hareketler tam tersi olsada öyle bir kalbi vardı ki gerçek sevgi nedir onu öğretiyordu. Nereden bilebilirdim ki bu şımarık herifin karakterinin altında bambaşka bir adam olacağını bu kalbimde ki saplantılı karşılıksız aşkı, aylar içerisin de yıkacağını gerçek sevgiyi bu ukala ile gördüğüm adamın ta kendisinden öğrenmeye başladığımı nereden bilebilirdim. Ona aşık olacağımı nereden bilebilirdim herşey o kadar üst üste yaşandı ki resmen bu herifsiz hayatım renksiz bir siyah beyaz sinema filmi gibiydi şimdi ise, rengarenk pembe dizelere dönmüştü hayatım karakterim saçlarım bile değişmişti. Ben fark etmeden ela gözleri beni bambaşka bir kız yapmıştı onu tanımadan önce sürekli utanırdım özgüven yoktu ama ela gözleri ile tanıştıktan sonra, ondan özgüvenli olmayı öğrendim çünkü bu şımarık adam hayatımda gördüğüm en özgüvenli kişiydi. İlk tanıdığım sıralarda bu özgüveni beni çok kızdırmış olsada buna zamanla alışmıştım hatta şimdi bu adamın özgüvenini, kendimde yaratmak adına her şeyi yapıyordum onu örnek alıyordum çünkü refhan bambaşka bir insandı. Kolay bir şekilde hayatınız da bulamayacağınız bir kişiydi bende bu adamı ilk gördüğüm andan itibaren sürekli tersliyordum, ela gözleri çok zamansız bir anda çok uygunsuz bir yerde çok büyük bir şehir de beni bulmuştu. Demirli bahçe kapısının önün de durduğun da ayağının altında kalan küçük çakıl taşlarını ayak ucu ile kenara itiyordu benim geldiğimi gördüğün de durakladı, ellerini cebinden çıkardığın da dudaklarını ıslattı karanlıkta bile parlayan ela gözlerine baktığım da yine haylaz tebessümünü bir maske gibi geçirdi yüzüne. Adımlarım tam bedeninin yanında durduğun da telefonumu çantama koydum kimsenin aramasını veya mesajla bizi bölmesini istemiyordum, tamamen ela gözlerini ve kokusunu hissetmek istedim sanki son yürüyüşümüz oluyormuş gibi kalbime bir his doldu. Ya da aylar sonra benimle küçük mahalleme yürüdüğü için ben öyle hissediyordum bilmiyorum şu an duygularım o kadar çok karışıktı ki, bir şey düşünmek istemedim sadece sessizce İstanbul ilk baharı ayında yan yana yürümek istedim. Ilık rüzgar omuzlarımda kendini belli ediyorken güneşin turuncu rengi yerini karanlığa iyice bıraktı bizim yürümemize ise, araba kornaları ve şehrin gürültüsü eşlik ediyordu sadece ikimiz de tek bir kelime etmedik. Otobüs durağını geçtiğimiz de ikimizin de adımları yavaşladı onun yüzünü dikkatle incelediğim de tebessüm ettik aynı anda, tanışmamıza vesile olan durağı geçtiğimiz de mahallenin simgesi olan büyük ana bina ve iki yol ayrımı gözüküyordu bile. Tam sokağın başında olan sol tarafımız da kalan ağaç yapraklarının ardında ki parka baktığım da, kalbim ağrıdı rüyanın etkisi hâlâ üzerimde geziniyordu bu park basit bir mahalle parkı olmaktan çıkmıştı. Onunla olduğum her yer artık özel oluyordu benim için sıradan bir park olmasına rağmen anılarımız burayı, o kadar çok özel yapıyordu ki değeri kesinlikle dünya da yoktu bile. Parkı geride bıraktığımız da yol ayrımından sol tarafa doğru sessizce yürüdük merdivenli yokuşun balat kokan sokağı kendini belli ettiğin de, dik merdivenler gözüküyordu bile tuğlalı eski eve baktığım da mahallenin hakkını veren tabela karanlıkta bile parladı. Merdivenli yokuşun başına geldiğimiz de mahalle fırının da gözlerimiz takılı kaldı saatin geç olmasına rağmen açık olan fırından, taze ekmek kokusu mahalleyi sarmıştı bile bu kokuyu kokladığım da ela gözlerine baktım. İkimiz de burnumuza gelen koku ile birbirimize baktığımız da gülümsedik hatta gülümsememiz kahkahaya yerini bıraktığın da, ikimiz de tuğlalı eski eve yaslandık yutkunduğum da onunla bir kez daha çok mutlu olduğumu anladım. İkimiz şimdi ise merdivenli yokuşun beton olan basamağında oturduğumuz da yanaklarımın kızardığını hissettim, hatta bu incecik elbise içerisin de yandığımı hissettim kendimi ılık esen rüzgarlara bıraktığım da gözlerimi kapattım ekmek kokusu ile.

" Kızardın şeker portakalı "

Sesi ile gözlerimi açtığım da bakışlarım ela gözlerine direkt baktı gözlerimiz birbiri ile buluştuğun da bana şeker portakalı demesini sevmiştim hatta çok hoşuma gitmişti dudaklarımı kemirmeye başladığım da haylaz şekilde dudaklarını ısırdı, gözlerini gözlerimden geri çektiğin de renkli mahalle evlerinde gezdirdi bal rengi bakışlarını. Mahallenin rengarenk evlerinin büyüsü ilk bahar ayları ile karşılaştığın da ortaya huzurlu bir görsel çıkıyordu, erik ağaçları beyaz beyaz çiçekleri açtığın da mahalle iyice büyülü bir hâle geliyordu. Bu görseli yanımda sevdiğim adam ile akşam karanlığın da izlemek çok güzel bir histi bunu anlamıştım utanarak gözlerim önüne düşen, saçlarımı kulağımın arkasına koyduğum da dikkatle ayağa kalktım. Çantamı omuzumda sabitlediğimde deli cesaretim damarlarım da geziniyordu yine anlamayan gözler ile gözlerime bakan, şımarık adamın ellerini tuttum onu zorla ayağa kaldırmaya çalıştığım da pes ederek bana katıldı. Parmaklarım parmaklarına karıştığın da kalbimin saniye de milyon kere attığını söyleyebilirim midem de kelebekler resmen uçuyorken, yine içimde bir şeyler yer değiştiriyordu sanki eskiden olduğu gibi. Ela gözleri çektiğim yere resmen sürüklendiğin de gülümsedim gülümseyen dudaklarımı kaşlarını çatmaması için, gizlediğim de mahalleyi aydınlatan küçük fırının önün de durduk. Tıpkı rüyamda ki gibi ikimiz de açık olan fırına baktığımız da parmaklarını daha sıkı sardı parmaklarım çünkü korkuyordum tıpkı rüyamda ki gibi, gitmesinden çok korkuyordum annemden sonra aşık olduğum adamı kaybetmek buna asla dayanamazdım düşüncesi bile tüm bedenimi titretiyordu. Dudaklarımda ki tebessüm yok olduğun da gözlerine baktım fırının loş sarı ışıkları yüzüne vurduğun da bal rengi daha da belli oldu, ekmek kokusu eşliğin de aşık olduğum adama bakmak bundan başka güzel bir manzara olamazdı. Çok farklı bir ilişkimiz vardı aşkımızın sembolü bile ekmekti ekmek kokusuydu ama o ekmek herkesin karnını doyuruyordu, tıpkı aşkımızın benim kalbimi doyurduğu gibi ekmek kokusu resmen huzur veriyordu çocukluğu masum hisleri hatırlardı. Tıpkı onun kokusunun bana ilaç olduğu gibi bana huzur verdiği gibi ben onun kokusuna, bakışına, saçlarına, dudaklarına, ellerine tutuklu kalmıştım kalbi gibi elleri de çok güzeldi. Tutmaya kıyamadığım ellerine dokunmaya bile ürküyordum gerçek aşk gerçek sevgi saplantı olmayan sevgi böyleydi galiba, ellerinin güzelliğini ellerimin çirkinliği ile bozmak istemedim o yüzden hiç tutamadım ya zaten ellerini rahatça. Şimdi bile istediğim için değil benden gitmemesi için tutuyordum rüyamda olduğu gibi aniden kaybetmek istemediğim için ellerini sıkıca sarıyordum, buğulanan gözlerimi ondan sakladığım da fırına yöneldim bir ekmek almazsak aşkımıza ayıp düşerdi kesinlikle çok büyük yanlış olurdu ikimize de. Yaşlı amca son ekmeklerini fırından çıkardığın da dükkana girdim eşi ile birlikte son ekmekleri fırından aldıkların da beni fark ettiler, aylar sonra fırına geldiğimi anladıkların da sadece arkamda kalan ela gözlü adama baktılar. İkisi de hem bana hem ardım da kalan şımarık adama tebessüm ettiklerin de utancımı kırarak ekmek istedim, yanaklarımın fırının sıcaklığından mı yoksa utançtan mı kızardığını bilmiyordum. Ekmeğimizi aldığım da fırının kapısına hızla yöneldim ela gözleri kapı eşiğine ukala şekilde yaslanmış olarak beni bekliyordu, kucağımda ki ekmek paketimiz ile onu omuzlarından ittirmeye başladığım da sadece kıkırdadı bugün bu adamı resmen peşimden sürüklüyordum bu durum ise şikayet etmek yerine onun çok hoşuna gidiyordu sanki. Fırının sıcaklığından yanaklarım ve bedenim kurtulduğun da ekmek kokusu ile kendimden geçmeye başlıyordum bile gözlerimi kapattığım da derince içime çektim, yeni pişmiş hamur kokusunu her içime çektiğim de huzur doldu bedenim. Merdivenli yokuşun basamaklarından küçük ekmek parçalarını ağzımıza atıyorken gülümsüyorduk onun bana daha önce dediği söz, galiba ikimizin de aklına gelmişti üzerimde ki askılı çiçekli elbise bedenime daha fazla yük olduğun da eve girmek istedim. Adımlarımız küçük şirin pembe renkli evimin kapısının önün de durduğun da anahtarımı çıkarıyordum ela gözleri ile şaşkınlık ile beni izliyordu, evet bi kerede o benim evime gelecekti hep ben onun evin de kalamazdım ya şimdi nasıl tiplerimiz tersine döndüyse evlerde öyle olabilirdi hâliyle. Küçük evimin küçük kapısını açtığım da ekmek paketini direkt tezgaha bıraktım mutfağa yöneldiğim de bir taraftan çaktırmayarak şımarık adamı izliyordum, o ise koca bedeni ile evimin küçük salonunda yavaşça geziniyordu bu hali çok hoşuma gitmişti. Yine içinde ki erkek çocuğu kendini bana gösteriyordu en çok hoşuma giden yani ekmeği tezgaha bıraktığım da, dudaklarımı kemirdim kalbim yine göğüs kafesimde kendini belli ettiğin de midemde kelebekleri hissettim. Omuzumda artık bir yük haline gelmiş olan çantamı da tezgaha koyduğum da küçük salonuma ilerledim kapının tam yanında ki duvara bedenimi yasladığım da, aynı fırındaki gibi bende onu izlemeye başladım sadece ela gözleri ile her yeri inceliyordu tıpkı bir çocuk gibi. Daha önce galiba kendi evinden başka bir eve girmemişti bu kadar şaşırtıcı bir tepki verdiğine göre ilk kez evine girdiği kız bendim kendimle saçma şekilde gurur duyduğum da, bu gururu gizlemeye çalıştım eğer bunu bilirse muhtemelen benimle fena şekilde dalga geçerdi. Saçlarımı kulağımın arkasına nazikçe attığım da yanına yaklaştım o evimi incelemeye devam ediyorken, tebessüm eden dudaklarımı sakladım konuşuyorken.

" Ne oldu? "

Sesimi duyduğu saniye bakışları yüzümden bedenime aktığın da haylazca parladı gözleri dudakları ise yarım ukala bir gülüş ile, yerini aldığın da alt dudağını ısırdı kaşlarımı çattığım da aklında hangi tilkilerin dolaştığını bilmiyordum açıkçası. Kafamda yeni oluşan sorulara yanıt arıyorken sesi tüm düşüncelerimi, böldü ukala ve şımarık tavrı salona dolduğun da kollarımı göğsüm de birleştirdim.

" Bu küçücük eve bu küçücük bedeninin nasıl bir uyum içinde ahenkle dans ettiğine hayran kalmakla meşguldüm "

Tebessüm eden dudaklarımı yine düz çizgiye maruz bıraktığın da boyum ile dalga geçmesi yine başlıyordu ama buna alınmadım, aksine bu şımarık tavırlarını sözlerini o kadar çok özlemiştim ki alınganlık terazime özlem terazim ağır basmıştı. Gözlerimi devirdiğim de bu durumdan keyif almadığımı ona göstermek istedim ama bu umurunda bile olmadı, salonda ki tek koltuğa oturduğun da masanın üzerinde ki dağılmış test kitaplarını toplamak ile meşguldüm. Sürekli kendimi bu aralar derslere verdiğimden dolayı her yerde test kitapları ve notlarım vardı bu da ela gözlerinin dikkatini çekmiş olmalı ki, beni sessizce izliyordu test kitaplarını masanın bir köşesine koyduğum da yanına oturdum. İkimizde utangaç aşık gibi konuşmuyorduk ben biraz daha konuşmazsak dudaklarımı kemirmemeye başlayabilirdim ilk defa, bir erkekle kendi evimle baş başa olmak benim için de biraz yanaklarımı kızarta biliyordu. Ellerim üşümeye başladığın da heyecanlandığımı anladım kalbim göğüs kafesimde hızlı ritimler ile atmaya başladığın da, üzerimde ki elbisenin etek kısımlarını parmak uçlarım ile sıkmaya başlıyordum bile.

" Gerçekten gidecek misin? "

Bir anlık cesaret ile kalbimi ve boğazımı sürekli sıkan düşünceyi sesli olarak sonunda dile getirmiştim bu düşünce beni hiç rahat, bırakmıyordu o yanımdayken bile onu kaybetme düşüncesi ona itiraf etmeme bile izin vermiyordu. Ona sevdiğimi haykırmadan gitmesine izin veremezdim hatta bunu söylemesem bile gidemezdi onu kaybetmeye, bu kadar tahammülüm yoktu kalbim bu kadar iyi değildi işte. Sesim buğulu ve puslu çıktığın da bu soru hem kalbimi hem boğazımı acıttığı gibi sesimi de acıtıyordu galiba yutkunmaya çalıştığım da, başımı hafifçe kaldırarak gözlerine baktım ama sadece karşısında ki duvarı izliyordu gözleri. Rahat oturuşu bozulduğunda onunda yutkunduğunu gördüm parmak uçları ile saçlarını karıştırdığın da dudaklarını ıslattı, ela gözleri bir açıklama bekleyen gözlerime baktığın da sadece gülümsedi. Ne anlama geliyordu ne demek istiyordu bilmiyordum ama refhan sustuğun da ve gülümsediğinde kesinlikle büyük bir şey oluyordu, kesinlikle bir kabullenme ve bir olay oluyordu bağırmasını çağırmasını istedim hatta benim kalbimi kırmasını istedim ama susmasını istemedim. Dudakları tebessüm ettiğin de onun kaçış cümlesi tebessümü oluyordu biliyordum gözlerim dolmaya başladığın da, bu sorumun asla bir cevap alamayacağını anladım alt dudağım titrediğin de yanından kalktım. Boğazımda ki düğümü ve bu bedenim de dolaşan uyuşukluğu açmak adına yüzüme su çarpsam fena gelmezdi ahşap merdivenlere yöneldiğim de, sesi ile durdum gözlerimden yeni süzülen yaşları tenime bastırmadım özgürce akmasına izin verdim.

" Gerçekten gitmemi istiyor musun? "

Ardıma baktığım da ela gözlerini hemen buldu gözlerim tabiki bu sorunun cevabı koca bir hayırdı ama tek bir kelime edemedim, boğazımda ki bu koca lanet düğüm konuşmama bile izin vermediğin de koşarak göğsüne sığındım. Bedeni tenime değdiğin de tüm vücudum bu anı bekliyormuş gibi üzerinde gezinen uyuşukluğu bir kenara attı onun kokusunu koklamak, o kadar çok özlemiştim ki şimdi doya doya sanki son kez gibi sarılmak istedim. Bedenini kendi bedenime sıkıca bastırdığım da aramızdan ılık ilk bahar rüzgârlarının bile geçmesini istemiyordum başım, kalbinin tam hizasına geldiğin de en güzel melodiyi dinledi kulaklarım sanki göğsün de her zaman başım için özel bir yer varmış gibiydi kalbinin üstü. Bu durum çok hoşuma gitse de gözyaşlarım tişörtünü ıslatmıştı bile sanki gidecekmiş gibi korkarak sıkıca sarılıyordum, ayaklarım yerden kesildiğin de beni kucağına aldığının farkına saniyeler içinde vardım. Ahşap merdivenlerden kucağında çıktığım da göğsüne daha da gömüldü başım onun kokusundan kopmak istemiyordum onun bedeninden ayrı kalma düşüncesi beni resmen deli ediyordu boğazımda düğüm yapıyordu, hemde tek bir kelime bile söylemene izin vermeyen düğüm. Küçük dairemin içerisin de küçük odama girdiğimiz de boynuna sıkıca sarıldım beni burada bırakıp gitmesinden o kadar çok korkuyordum ki, şu an özlemime bile ağır basıyordu bu korku bu korku ile yaşamak gerçekten çok zor birşeydi. Bedenimi kucağından yatağıma yavaşça yatırdığın da dudakları alnım da durdu dudaklarının sıcaklığı iki kaşımın, ortasında ki hayat damarında hissettiğim de gözlerimi kapattım. Dudakları ve bedeni benden uzaklaşmaya başladığın da son anda parmak uçlarını sıkıca sardı parmaklarım, gitmesine izin veremezdim nereye giderse gitsin onun peşinden kesinlikle gitmeliydim. Ela gözleri gözlerime baktığın da seslice nefes verdi yatağımın biraz soluna kaydığım da ona yer açtım onunla ikinci defa yan yana uyumak, dünyalara bedeldi benim için gözlerine yalvarır gibi bakmaya devam ettiğim de pes etti ve yanıma uzandı. Ela gözleri tam yanı başımda olduğun da rahatça bir nefes verdim kokusu tüm odamın içerisine dolduğun da, bedeni bana döndü parmakları ellerimi sardığın da alnını alnıma yasladı. Gözlerimi kapattığım da hatırladığım en son şeyler yanaklarıma vuran nefesi ve parmak uçlarının kirpiklerimi sevmesiydi, bu şımarık adam yanımda olduğun da kendimi çok güvende ve huzurlu hissediyordum şu an bu hissi iliklerime kadar yaşadığım da kendimi o huzurun içerisine bıraktım yavaşça uykuya dalmaya başladığım da uyku ile karışık tatlı sesi kulaklarımda yankılandı.

" Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..."

Bir klasik hâline gelen iyi geceler cümlemizi söylediğin de dudaklarım da sarhoş bir gülümseme dolaştı alnımda ki alnının sıcaklığı ellerinin, ellerimde ki sıcaklığı ve bedenlerimizin yan yana oluşu kalbimi milyon kere çarpmaya başlattığın da yutkundum.

" Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden ela gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..."

Gözlerim kapalıydı ama gülümsediğini hissettim parmakları parmaklarımı daha da sıkı sardığın da dudaklarım daha da geniş gülümsedi, keşke tüm gecelerimiz onunla böyle yan yana geçse tüm sabahlarım onun şımarık ela gözlerini görerek uyansam diye aklımdan geçirdiğim de uyuyamadım. Onun benden aniden gitme düşüncesi kafamda binlerce tilki dolandırmaya mecbur ediyordu gözlerimi açtığım da ela gözleri kapalıydı, siyah dağınık saçları alnını kapatmıştı kumral tenine yakışan kısa sakallarını parmak uçlarım ile sevdim. Kiraz dudakları o kadar güzel duruyordu ki öpmeye bile kıyamadım kokusunu içime çektiğim de bir daha hiç nefes almak istemedim, kokusunu asla unutmayım diye yüzünü tek parmağım ile korkarak sevdiğim de kirpikleri titriyordu. Parmakları ise diğer elimi o kadar sıkı tutuyordu ki uyuduğu halde sanki ben gidecekmişim gibi tutuyordu elimi, yüzünü dakikalarca inceledim saçlarını alnından nazikçe çektiğim de alnına sıcak bir öpücük bıraktım. Kirpiklerini sevdim, sakallarını sevdim, yüzünde ki her noktayı sevdim, saçlarını sevdim, ellerini sevdim başımı yavaşça tişörtüne yaklaştırdığım da kokusunu ciğerlerime doya doya çektim. O bana bakıyorken kokusunu bu denli içime ciğerlerime çekemiyordum çünkü alnımı alnına yasladığım da, gözlerimi kapattım rüya gibi gelen şu an ki hissi umursamayarak uykuya dalmaya başlıyordum bile. Yüzüme vuran göz alıcı ışık ile gözlerimi zar zor açtığım da güneş ışıkları küçük balkonumdan odamın içine doluyor ve aynı zamanda benim gözlerime vuruyordu, kaşlarım güneş ışığı ile çatılmaya başladığın da yatak da doğruldum kedi gibi gerildiğim de yatağın öbür tarafında ki haylaz gözlerini aradı bakışlarım. Ama orada yoktu bununda bir rüya olmasından korkmaya başladığım da kokusu hâlâ odamın içerisin de kendini belli ediyordu, rahat bir nefes aldığım da yatağımdan kalktım üzerimde ki elbise daha ağır gelmeye başladığın da değiştirmeye karar verdim. Üzerimde ki günlerdir omuzlarıma yük olan eski elbisemi çıkardığım da kendimi yenilenmiş gibi hissediyordum artık dağılmış saçlarımı düzeltmeye başladığım da telefon bildirim sesi, sessizlik içinde olan odamda yankılandı kimden ne gelmişti bilmiyordum ama şu an bakmak istemedim. Hızlıca saçlarımı topladığım da haylaz ela gözlü şairimi bulmaya karar vermiştim ahşap merdivenlerden çıplak adımlarım ile, indiğim de her bastığım basamak gıcırdadı dudaklarıma bu ses ile aptal bir tebessüm yerleştiğinde küçük salonumda onu arıyordum. Salondan hızla mutfağa yöneldiğim de burada sadece bıraktığım ekmek paketi ve çantam duruyordu daha tezgahın üzerinde, sabahın bu kadar erken saatlerin de nereye gittiğini anlamaya çalışarak merdivenli yokuş sokağının balat kokan yokuşuna çıktığım da mahalleye göz gezdirdim. Ama sadece meraklı teyzelerin bakışlarına ve dedikodulara maruz kalmıştım başka hiç bir şey görmedim, aklımda dolaşan tilkiler yine kendini belli ettiğin de hemen kötü düşünmek istemedim. Bu kadar da şımarık herifin teki değildi ya bu adam elbette beni bir sabah ansızın sessizce bırakıp gitmezdi biliyorum, dik yokuşlu merdiven basamaklarından inmeye başladığım da toplu saçlarım arasından gözlerimin önüne düşen siyah saçlarımı kulağımın ardına koydum. Yol ayrımının ortasında durduğum da fırın olan tarafa baktım hem şimdi refhan'ı aramak hem de üniversite dersinin, saatinin yaklaşması ikisi bir araya geldiğin de ne yapacağımı bilemedim. Son bir hafta kalmışken bugün son günlerin derslerini kaçıramazdım fakültede ve kampüste vermem gereken bir sürü dosyalar vardı, fırından mahalleye yayılan ekmek kokusu ciğerlerime dolduğun da kalbim acıdı maalesef mecburen fakülteye gitmem gerekliydi. Hiç istemeyerek resmen adımlarım yere sürüne sürüne gitmeye başladığım da son kez göz gezdirdim mahallede ama şımarık adam, kesinlikle ne evde ne de mahallede yoktu dudaklarımda ki aptal tebessüm yok olduğun da dik yokuşlu merdiven basamaklarını istemeyerek çıktım. Bir an önce tüm ders kitaplarını ve dosyalarımı alarak fakülte kampüsüne gitmek zorundaydım eğer geç kalırsam profesörden bir sürü azar işitirdim zaten ilk günden beridir, bana bir gıcıklık duygusu kalbinde koca bir filizlenme arzusu ile yanıyordu. Bu filizi koca bir orman yapmak istemedim benim şımarık tavırlı ela gözlümü elbette bulurdum son üniversite 1 öğrencisi olarak son günlerimi hocalardan kendimden nefret ettirerek, geçirmek istemiyordum bu yüzden evden hızla dosyalarımı kitaplarımı ve yarım kalmış ekmek paketimi alarak çıktığım da hızla kampüs alanına yürüdüm. Kafamda ki düşünceleri bir bir armaya çalıştığım da seslice nefes verdim yanaklarımı şişirerek hayatımda o kadar büyük köklü değişimler olmuştu ki, hayatımda olup biten şeylere yetişemiyordum bile kalbimde sabahtan beridir kötü bir his dolaşmaya başladığın da bu hissi en son nişan günü hissetmiştim. Çocukluk aşkımın parmağına yüzük takma olayı ile son bulmuştu bu içimde ki garip his şimdi neyle sonuç verecekti düşünmek istemedim, çocukluk aşkım deyince ondan çok arama almıştım çok mesaj almıştım ama geri cevap vermedim. Ela gözleri ile bu adamı yan yana getirirsem onun için daha kötü olacağına karar verdiğim de düşünceler içerisin de, kampüs bahçesinin önüne çoktan gelmiştim bile tüm öğrenciler bahçede ki banklarda oturmuş sohbet ediyorlardı. Bir kaçı da eminim kütüphanede ders çalışıyordu zaten ders çalışanlara kampüste sohbet eden öğrenciler, inek olarak adlandırmayı bir tutku hâline getirmişlerdi. İyiden iyiye üniversiteye bende alışmıştım kampüs içerisin de olan kütüphane, oturma yerleri, küçük büfe, spor salonları, ek dershane binaları her yeri gezmiştim aylar içinde fakülteyi iyiden iyiye ezberlemiştim. Amfi de ki öğrenciler ile de kaynaşmaya başlamıştım o gıcık üst sınıflarda ki kız ise benimle uğraşmayı bırakmıştı, bunun adına mutluydum birden bire nasıl bırakmıştı onu da bilmiyordum gerçi ama sonucu benim yararıma olduğu için pek ilgilenmedim daha fazla bu olay ile. Kampüsten hemen fakülte binasına geçiş yaptığım da büyük sütunları geçtim amfiye hızla ilerlerken kütüphane koridorunda durakladım, kütüphane yazısı tabelasına baktığım da tebessüm ettim. Ekmek paketimi kalbime bastırdığım da amfiye gitmeye devam ettim amfiye girer girmez en önde ki sırada, yeni arkadaşım beni bekliyordu bile ekmek paketimi gördüğün de kıkırdadı bende bundan rahatsızlık duymak yerine gülümsemesine eşlik ettim. Yeni arkadaşım Alçin biraz tuhaf ama çok iyi bir kızdı rengarenk saçları vardı 2. Dönemin başında burslu öğrenci olarak gelmişti, geldiği ilk günden itibaren ona hayatımda ki herşeyi anlatmıştım hafsanur ile de iyi bir ikili hâline gelmişlerdi. Yanına oturduğum da ekmek paketini sıranın üzerine koydum yanımda ki renkli saçları ile beni dikkatle izleyen arkadaşıma, hafif bir yumruk attığım da sadece yine gülümsedi. Bu kız beni deli ediyordu her fırın gördüğü yerde fotoğrafını çekip bana yolluyordu sabah ki bildirim sesleri eminim, gökkuşağı saçlı renkli arkadaşıma aitti sıranın üzerine koyduğum ekmeği yemeye başladığın da gözlerimi devirdim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.