İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 14 · 25 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 14

14. Bölüm 3,940,4 KİLOMETRE (FİNAL)

Hocanın gelmesine dakikalar kaldığın da ekmek yemeye devam ettik kendim yetmiyormuş gibi bir de şimdi gökkuşağı saçlı renkli, arkadaşımı ekmek yemeye alıştırmıştım tuhaf ama aynı zamanda güzel bir duyguydu. Genellikle üçlü konuşma yaptığımız da sürekli popüler olan konumuz ben ve ela gözlü şımarık herif oluyorduk ilk günler bu durum hoşuma gitmesede, simdi gayet çok hoşuma gidiyordu ama yine onlara yalandan şikayet ediyordum tabi ki. Kendimi öylece onların kozları içerisine bırakamazdım değil mi tüm gün derslerde ve kampüs dershanelerin de tüm birikmiş, konuları anlamakta zorlanmıştım yarı uykulu halde dersleri dinlemek adeta ölümdü. Uyuşmuş beynim ve bedenim ile amfiden öğle arası mola verdiğimiz de çıktığım da, her yerime ağrı girmişti adeta vücudum karıncalanıyordu elimde ki dosyalar ile dekanlığın binasına gitmem gerektiğin de Alçin ile ayrılmak zorundaydım midem sırtıma yapıştığın da şimdi en uygun zaman dekanın odasın da olmadığı zamandı dosyaları bırakmak için.

" Merak etme sana ekmek ayırırım "

Düşüncelerime baş belası arkadaşımın sesi böldüğün de gözlerimi dudakların da ki tebessüm ile devirdim artık aşk sembolümüz herkesin diline, dolanmaya ve mizah hâline doğru ilerlemeye başlamıştı. Alçin yemekhaneye doğru ilerlediğin de bende dekanın odasına gitmek için adeta kendimi zorluyordum o adamı geldim geleli bir türlü sevemiyordum, en son odasına gittiğim de asık surat ifadesi ile beni karşılamıştı. Hep zaten yüzünde o sürat ifadesi dövmesi olmuş gibi geziniyordu üniversite de seslice yanaklarımı şişirerek nefes verdiğim de, gözlerim kütüphane yazısına takıldı üniversite tatile girmeden son kez göz gezdirmek kalbimi acıtırdı biliyorum ama kendime hâkim olamadım açıkçası. Dudaklarımı kemirmeye başlayarak elimde ki dosyalar ile koca kütüphane kapısını yavaşça ittiğim de gözlerim hemen büyük ana masada oturan, bir kız ve bir erkeğe takıldı ikisi de bir sürü masa olmasına rağmen kütüphanenin büyük ana masasında oturuyorlardı. Kız elinde ki kitaba bir hayli dalmışken erkeğin bakışları kızı izliyordu dikkatle bu görüntü bana şımarık adamla kendimi, hatırlattığın da içim bir garip oldu kalbim burkuldu gibi hissettim. O yabancı kız ve yabancı erkeği bizim tanıştığımız ilk halimize benzettiğim de erkeğin kıza hayran şekilde baktığını, bir kez daha fark ettim acaba biride dışarıdan ela gözlerinin bana nasıl baktığını görmüş müydü bilemiyorum. Kütüphanede son kez gezinmekten vazgeçtim bu çifti baş başa bırakmak daha doğruydu galiba sessizce kapıyı örttüğüm de dudaklarımda tuhaf bir tebessüm oluştu, o anıların tatlılığı büyüsü sanki bir daha hiç geri gelmeyecekmiş gibi hissettim. Sanki o anılar sadece özel zamanlarda ve özel mekanlarda oluşmuş gibiydi boğazım da ip varmış gibi yine nefes alamamaya başladığım da, havaya bakma kuralımızı hemen uyguladım galiba onun son günleri olması bu üniversite de beni çok üzüyordu. Hem onun üzüntüsü hem de benden uzak kalmaya çalışması işkence gibiydi adeta bana her ne kadar arkadaşlarıma bir şeyleri belli etmemeye çalışsam da, içten içe onun ismi geçtiğin de kalbim saniyeler için de paramparça oluyordu. Ama ben her seferinde bunu dalgaya vuruyordum çünkü böyle yapmazsam oturur hüngür hüngür ağlardım kendimi biliyordum, elimde ki dosyalar ve kafamdaki düşünceler ile dekanın binasına ilerledim. Kampüs içerisin de olan küçük ama içi ve mimarisi binaya giriş yaptığım da binada olan üniversite öğrencilerine dikkat etmedim, şu an kafamda ki düşüncelerden başka gözüm hiç kimseyi görmüyordu duymuyordu bile. Dekanın odasına hızlıca ilerlediğim de merdiven basamaklarını nasıl çıktığımı bile hatırlamıyordum odaya girdiğim de, dosyaları bir an önce bırakmak ve gitmek istedim karışık masasının üzerine dosyalarımı koyduğum da ela gözlerini kâğıtta gördüm. Hemen şımarık haylaz gözlerini her yerden kolayca görebilirdim kesinlikle masanın üzerinde ki kağıt parçasını ellerim arasına aldığım da, onun mezun olduğu diplomasının olduğunu anladım üzüntü ile karışık mutluluk yaşadığım da saniyeler için de diplomayı masaya yavaşça geri koydum. Kafamdan ela gözleri bir türlü çıkmıyorken her yerde şimdi de karşıma ya ismi ya da gözleri çıkıyordu ya da o aptal ukala gülüşü dekanın odasından hızla çıktığım da bir an önce bu binadan yok olmak istedim o suratsız ifadesini görmemek için, ela gözlerini bile hemen ardımda bırakmaya göze almıştım o kadar nefret ediyordum çünkü bu adamdan. Binadan adeta koşarak çıktığım da kimsenin dikkatinin üzerimde olmasına izin veremezdim kampüs alanında, adımlarım yavaşladığın da tüm büyük üst sınıflar kampüs bahçesin de sohbet ediyorlardı. Koca kampüs bahçesine göz gezdirmeye başladığım da şımarık yüzünü burada bulmayı çok istiyordum, ama tabi ki sonuç olumsuzdu onun yerine ilk hem cinsim olan ama fakültede en nefret ettiğim insanlar arasında 1. Sıraya ismini altın harflerle kazıyan begüm vardı. Sarı saçlarını ve mavi gözlerini gördüğüm de gözlerimi devirdim kesinlikle şu anda bu kızın saçma laflarını çekecek, tahammül seviyem yoktu hatta yerlerdeydi. Hızla büyük sütunlu giriş kapısına yürümeye başladığım da sarı saçlı mavi gözlü kızın şirin yapmacık sesi, adım ile kulaklarıma geldiğin de mecburen durmak zorunda kaldım kollarımı göğsümün üzerin de bağladığımda gözlerine baktım.

" Ben yanıldım ilk kez yanıldım hemde bunu her ne kadar itiraf etmek hoşuma gitmesede Refhan sana gerçekten aşık geçici bir heves değilmiş onu anladım ne kadar onun yanına gitsem de hep seni anlatıyordu bana bil istedim "

Kaşlarım şaşkınlık ile havada asılı kaldığın da tek bir cümle bile söylememe izin vermeden sarı saçlarını da mavi gözlerini de o güzel fiziğini de alarak, kampüsün içerisin de kayboldu sözlerinin bıraktığı yükü omuzlarımda ve kalbimde hissetmeye başladığım da neden birden bu kız böyle bir şey dedi anlam veremedim. Ben aylardır boşu boşuna kıskanıyordum ben aylardır boşu boşuna onunla arama bu yüzden mesafe koymuştum galiba arkadaşımın dediği gibi, etrafında olan kızları kendime bahane etmiştim sırf ona olan aşkımı anlamamak için. Kafamda zaten düşünceler yetmiyormuş gibi yerine milyon düşünceler eklediğinde amfiye doğru ilerliyordum uzun koridorlardan, yavaş adımlar ile yürüyorken kızın dediği sözler beynimde tekrar tekrar dönüyordu. Sanki bir yeniden başa alma tuşu vardı da beynim benden izinsiz tekrar ve tekrar başa alıyordu dediği sözleri, son derslerime az bir zaman kaldığın da şaşkınlık ile sırama oturdum. Dediği sözler hâlâ aklımda dolaşıyorken olayın şoku daha kendini kaşlarım da belli ediyordu bu sarı yılan kolay kolay, bana böyle iyi cümleler kurmazdı bunun içinde bir iş vardı ama neydi bilmiyordum. Seslice bıkkınlık nefesi verdiğim de başımı sıraya koydum tıpkı eski günlerde olduğu gibi sıramda uyumaya çalıştığım da, gözlerimi kapattım ela gözleri ile yaşadığım anı aklıma geldiğin de gülümsedim. Bu şımarık adamla her yerde bir anımız vardı yine aynı şekilde o zamanlar tabi çocukluk aşkıma delice bağlıydım, bir gün sıramda yine aynı şekilde uyuyorken onun bana yemekhaneden ekmek çaldığı geldi aklıma. Bu şımarık ela gözlü herifin her içinde olduğu anım tatlı komik ve hüzünlü oluyordu gözlerimi kapattığım da, hep ela gözleri ile geçirdiğimiz günler aklıma geliyordu bir yerde okuduğum bir makale aklıma geldiğin de içimden tekrar ettim gördüğüm ve anında ezberlediğim sözleri o söz şu an benim durumuma o kadar çok uyuyordu ki birden aklıma gelmedi kaçınılmaz olmuştu tabi ki.

Dua ettiğimiz de gözlerimizi kapatırız. Ağladığımız da, sarıldığımızda veya hayal ettiğimiz de. Çünkü hayattaki en güzel şeyler gözlerimizle göremediğimiz ama kalbimizle hissettiğimiz şeylerdir.

Ben ela gözlerini kalbimde hissediyordum her gözümü kapattığım da, ona sarıldığım da, göğsün de ağladığım da, onunla ilgili dua ettiğim de hep gözlerimi kapatıyordum. Çünkü ona olan sevgim gözlerim ile değil kalbimden geliyordu onun parti günü söylediği sözler, kitabımızdan mısralar bu sefer zihnimi ele geçirmeye başladığın da başımı sıradan kaldırdım.

" Tanrı bilir, gözümle sevmiyorum seni: Çünkü sana baktıkça gözüm bin kusur bulur. Ama yüreğim sever gözün görmediğini. Görünüşe aldanmaz, olur teslim sevgiye... Bu gece seni gözlerim ile sevmekten mahkûm etme çimen göz..."

Bu gece seni gözlerim ile sevmekten mahkûm etme çimen göz....

Dudaklarımda ki dolaşan tebessüm hatırladığım aptal kelimelerim zihnimde sesli olarak canlanınca yok oldu yerini düz çizgiye bıraktığın da, kendi sözlerime çok kızdım kendi tavırlarıma çok sinirlendim meğerse ben ne kadar kör bir insan olmuşum. Çocukluk aşkıma kızarken onun başka bir versiyonu hâline gelmiştim profesör içeri girdiğin de tüm düşüncelerime ara vermek zorunda kaldım, ama ela gözlerini sürekli düşünüyordum acaba sabah nereye gitmişti neden şimdi hiç gözükmüyordu neden onu sabahtan beridir hiç görmemiştim. Türk dili tarihi dersi bittiğinde yanımda ki tuhaf saçlı arkadaşım sıranın üzerinde kaçıncı rüyalarına giriyorken, bende dağılmış üstümü ve saçlarımı düzeltiyordum bugün dersler her zamankinden daha yoğun ve yorucu geçmişti. Çantamı ve kitaplarımı toparlarken Alçin'de yavaş yavaş uyanması gerekliydi artık zihnimde hâlâ ela gözlerini düşünüyorken, ona mesaj atmıştım ama hâlâ bir cevap gelmemişti merakım ve gitti korkusu tüm bedenimi ele geçiriyorken Alçin ile bugün birlikte kalmaya karar verdim. Uykucu arkadaşım ile amfiden çıktığımız da her zaman ki gibi o bu durumdan şikayet ediyor bende onu dinliyordum, ama bedenim burada kafam ise çok başka yerlerdeydi telefona saniyede kaç kere baktığımı bile bilmiyordum. Otobüs durağını geçtiğimiz de mahalleme gelmiştik yanımda ki deli kızın çenesi hemen bizi mahalleye getirmişti bile ana binanın yol ayrımından, geçtiğimiz de küçük mahalle fırınını gördüm arkadaşım da fark etmiş olacak ki hemen konuşmaya başladı.

" Burası sizin aşkınızın sembolü değil mi hicran? "

Gözlerimi devirerek ona baktığım da maalesef dediği doğruydu şimdi bir ton alay kelimelerine maruz kalmaya hak kazanmıştım ama bunu yapmak yerine, o fırına doğru yöneldi bende mecbur onu takip ettim. En son bu fırının kapısının önün de ela gözleri ile birlikteydik dün akşamı hatırladığım da dudaklarımda istemsiz dışı tebessüm oluştu, dün akşam ki tatlılığı ve mutluluğu hatırladığım da şimdi ela gözlerinden bir mesaj bile alamıyordum. Fırının içerisine girmeye gücüm yoktu basit bir ekmek kokusunda tüm anılarımız saklıydı adeta ve bu ekmek kokusu, her ciğerlerime dolduğun da kalbim acıyordu . Gökkuşağı renkli deli arkadaşım fırından ekmek aldığın da kıkırdadı ellerinde ki ekmek paketlerine baktığım da bende daha fazla dayanamayarak, onun gülmesine eşlik ettim ekmek paketinin bir tanesini bana uzattığın da centilmen adamlar gibi eğildi önümde.

" Kusura bakmayın bir Refhan Araslan kadar olamasak da yapmaya çalışıyoruz bir şeyler "

Ekmek paketini adeta havada kaptığım da kıkırdadım bu deli kızın bu deli hâlleri beni hem gülümsetiyor hem de üzüyordu, hele ki onun ismini duymak yine dudaklarım güldü içim burkuldu bugün tüm gün boyunca onun ismini duymak ve onun sohbetini yapmak istemiyordum. Merdivenli yokuşun dik merdiven basamaklarından çıktığımız da Alçin yine söyleniyordu ben ise anahtarları bulmakla meşguldüm, bu kızın çenesi ne zaman duracak merak ederken telefonumun sesi ile eve adım atabildim sonunda. Sabahtan beridir gelen bildirimlerin üzerine yine bildirim sesleri eklendiğinde telefonuma artık göz gezdirdim bir sürü cevapsız çağrı vardı babamdan, ve tabi yanımda ki bu deli kızdan mesajlara baktığım da hepsinin Hafsanura ait olduğunu fark ettim seslice içimden mesajları okuyorken durakladım olduğum yerde.

" Hicran sana sabahtan beridir ulaşmaya çalışıyorum kızım nerelerdesin? Neyse bugün annemden duydum bu hafta sonu serhatın düğünü olacakmış "

Göz kapaklarım şaşkınlıkla birbirine vurduğun da bir duygu aradım içimde bir üzüntü aradım ama yoktu bir kez daha o saplantılı duygular yoktu, ona aşık olduğumu bir kere daha çok iyi anladığım da o düğüne gider miydim bilmiyordum ama Hafsa nuru çok özlemiştim. Alçin ile de görüşmesini çok istiyordum ama ela gözlerini burada bırakarak gitmek beni çok tedirgin ediyordu, şımarık herif bunu yanlış anlayabilirdi serhat için gittiğimi düşünebilirdi zaten onu yeni yeni inandırmaya başlamışken daha yolun başın da hepten kaybetmeye göze alamazdım. Bilmiyordum elim kolum bağlıydı resmen zaten Refhan'dan sabahtan beridir haber alamamak beni çok zorlamıştı bugün, üstüne şimdi bu mesaj ela gözleri ile kavga etmesi üzerine tekrar yüzüne bakmak istemezdim. Eğer İzmir'e gidersem düğüne de mecbur gitmek zorundaydım ayıp olurdu çünkü hatta buna babam beni zorlardı, o senin abin diye resmen bir yol ayrımı vardı birisi ela gözlerine diğeri arkadaşıma çıkıyordu ve ben o yol ayrımının arasında kalmaktan yorulmuştum. Sürekli bir seçim sürekli bir sorun çıkıyordu hayatımda çantamı koltuğa attığım da kendimde oturdum gözlerimi kapattığım da, şakaklarıma giden ağrıyı parmak uçlarım ile ovmaya çalıştım masanın üzerine bıraktığım telefona Alçin göz gezdiriyordu eminim. Saç diplerimi parmak uçlarım ile hafifçe çektiğim de kendime gelmek istiyordum yanıma arkadaşımın oturduğunu hissettiğim de, gözlerimi açmamaya karar verdim düşünmem gerekliydi benin herşeyi düşünmem gerekliydi.

" Serhat için mi üzülüyorsun? "

Saçları kadar tuhaf ve garip bir soru sorduğun da gözlerimi aniden açtım bu çok aptalca bir soruydu ben günlerdir ela gözlerinin gitmesini düşünüyorken, arkadaşımın bana çocukluk aşkımı sorması gerçekten tuhafıma çok gitmişti. Kaşlarımı bilmeyerek çattığım da dudaklarımı ıslattım seslice bıkkınlık nefesi çektiğim de, gözlerimi devirdim arkadaşımda bu sorusunun aptalca olduğuna eminim farkına varmıştı.

" Hayır ondan tamamen alakasız bir şey "

Dediğim de sakindim sesim hatta çok puslu çıkmıştı bu düşünceler onun gitme düşüncesi gerçekten beni çok yıpratıyordu ben farkında olmadan, şimdi ise arkadaşımın bitmiş gitmiş bir duygumu dile getirmesi canımı sıkan son olay olmuştu. Artık bardağın son damlalarına doğru ilerliyorduk üzerimi değiştirmeye karar verdiğim de ahşap merdivenlerden üst kata doğru çıkmaya başladım her bastığım basamak gıcırdadı her gıcırdama sesin de, ela gözlerini daha da çok hatırladım dün birlikte kucağında burada çıktığımı kokusunu bu Allah'ın cezası şımarık herif ile her yerde bir anı çıkıyordu. Boğazımda düğüm hissi alışkın olduğu yeri almaya başladığın da yanaklarımdan usulca süzülen yaşları tenime bastırdım, son günlerde yaşadığım ve arkadaşlarıma diyemediğim sözler beni aşırı şekilde yoruyordu hemde çok yoruyordu. Odama girdiğim de her zaman ki odam tuhaf ve yabancı gelmeye başladı yatağıma baktığım da düğüm iyice kendini belli etti, mesajlarıma bile cevap vermemesi kalbimi kırıyordu hemde çok. Yatağıma ilerlediğim de onun yattığı yere doğru uzandım yastığa başımı koyduğum da hâlâ onun kokusu üzerinde duruyordu, yastığa başımı gömdüğüm de kokusunu ciğerlerime bolca çektim onun söylediği mısralar şimdi anlamına kavuşuyordu işte.

" Haklısınız, bütün zevkler boşunadır ; ama en boş olanı

Acıyla elde edilendir, çünkü içinde taşır acıyı:

Tıpkı acıyla, doğrunun ışığını aramak için

Bir kitap üzerin de dikkat kesilmiş okurken

Doğrunun parlaklığı gözümüzün ışığını kör eder gibi olur:

Böylece ışığını arayan ışık, ışığın ışığını aldatır:

Bu yüzden karanlıkta ışığı bulmadan önce

Işığınız karanlığa gömülür gözlerinizi kaybedince.

Oysa bir güzelin bakınca gözlerine

Onun göz kamaştıran ışığı sayesinde

İnceleyin gözlerimde ki hazzı,

Onun ışığı merhem olacaktır kamaşan gözlerime."

Şimdi anlıyordum çocukluk aşkım acıyla elde edilen bir duyguydu o da bunun boşa olduğunu söylüyordu bana acıyla ben doğru kişiyi arıyordum, doğrunun parlaklığı ela gözlerinin parlaklığı beni kör etmişti onun aşkını bile görmüyordum o zaman. Işığımı arıyordum hâlbuki ışığım tam yanımdayken karanlıkta ışığı bulmadan önce ışığım karanlığa gömüldü, benim gözlerimde ki sevgiyi görmeyince şımarık herif o kadar anlamlı mısralar okumuştu ki bana bunu bile fark etmemiştim. Onun gözlerinde ki aşk hazzını görmemi istiyordu son mısralar da benim ışığım merhem oluyordu onun yaralarına, ben bunu bile anlamayacak kadar kör olmuştum ona zamanında.

" Ama yine de eski çılgınlıklarımızın izi kaldı bende.

Biraz katlanmalısınız oldukça bitkinim şimdi.

Yavaş yavaş kendime gelirim. Durun, biraz düşünelim :

Bu salgın onları da buldu, yürekleri doldu aşk vebasıyla

Ve sizin gözlerinizden yakalandılar bu yürek sızısına."

Kütüphanede ilk mısraları aklıma geldiğin de yine bu şımarık ela gözlü adamın gizli anlamlı sözleri yatıyordu içinde, ilk cümlesi eski sevdiği kızı temsil ediyordu daha yeni anlıyordum ikinci cümlesi çok acı çektiği için yorulduğunu söylüyordu. Üçüncü cümlesi beni gördüğü için kendine gelmeye çalışmasıyla ilgiliydi dördüncü cümlesi ise kalbinin kırıldığı ile ilgiliydi beşinci ve son cümle ise herşeyin başlamasa sebebi olan eski sevdiği kıza benzeyen gözlerimdi, ben bu kelimeleri anlamayacak kadar neden kördüm bilmiyorum. Şimdi kör olmanın bedelini çekiyordum işte herşeyim olmuştu babamla aramız düzelmişti arkadaşlarım çektiğim acılara destek oluyordu, boş saplantılı çocukluk aşkıma duyduğum sevgi bitmişti ben iyi olmaya başlamıştım. Ama ela gözlerini kaybettim keşke herşey düzelmeseydi keşke şımarık adı herifi kaybetseydim şimdi nerede olduğunu bile bilmiyordum, belki de gitmişti belki de bana veda bile etmeden gitmek istedi başka şehire yanaklarımdan süzülen yaşlar kokusunu taşıyan yastığa aktığın da kendimi daha fazla tutamadım. O kadar çok doluydum ki o kadar çok birikmiş söz vardı ki içimde hepsinden nefes alamıyordum kendi bedenim içimde, kendi varlığımdan çok bu dolu sözler vardı milyonlarca sözü ben içime gömdüm kalbime gömülür yaptım. Ela gözlerinin dediği mısralar kitabımızdan okuduğu mısralar şimdi o kadar anlamlı geliyordu ki bir zamanlar bunlara sadece onun oyunundan ibaret gören kendime çok kızdım, belki daha önce gerçekten söylediği hatta söylemediği duyguları mısralara döktüğünü anlamam gerekliydi belki anlasaydım şu an o benim yanımda olacaktı. Yataktan kalktığım da küçük balkonuma ilerledim yine bir anı beni içerisine hemen çekmişti çocukluk aşkımın nişanlandığı günün sabahı, kalbim o kadar kırıktı ki ela gözlerini bile fark etmedim hatta ondan kendimi uzak tutmaya çalışıyordum. Eve geldiğim de hemen uyumak istemiştim parmağında olan yüzüğü unutmak için canımın daha fazla yanmaması için, uyumayı denemiştim ama yapamamıştım işte bu küçük balkonuma geldiğim de aynen şu an ki gibi duruyordum. Gözlerimi mahallede gezdirirken balat kokusunu ciğerlerime çekiyordum ve balkonumun altına baktığım da, ela gözleri ile karşılamıştım birbirimize bir süre öylece bakmıştık sonra ben yine her zaman ki gibi kaçmıştım aşkından. Şimdi ise aynı balkonun altına baktığım da çocuk sesleri ve mahallede dolaşan teyzelerden başka kimse yoktu şikayet ettiğim neyi varsa, o kadar özlemle arıyordum ki onları kalbim sıkışıyordu şimdi ben bu balkonda senelerce bekleyim o yine de gelmezdi. Çünkü onun aşkını ben kaybetmiştim onu kaybettiğim de aşık olduğumu anladım o benden vazgeçti ben ona aşık oldum, hangi kitabın kuralıydı bilmiyordum bu ama kalbimi fena şekilde acıtıyordu. Kalbimde parçalar hani bir bardak yere düştüğün de bin tane parçaya ayrılırdı ya öyleydi işte kalbim cam parçaları her bir tarafa saçıldı, onu her özlediğim de parçalar kalbime batıyordu ve benim canım çok acıyordu özlemek istemedim parçaları tam kalbimin ortasın da hissetmek istemedim. Bunların hepsi serhat yüzündendi karşısına geçerek çok bağırmak istedim herşeyin suçlusu olduğunu çok haykırmak istedim, şimdi o dünyanın en mutlu adamı oluyordu bense gerçek aşkımın ellerimden kayıp gitmesini izliyordum.

Ben hayatımda çok şey kaybettim sırf seni kazanmak için...

Demeyi bağırmayı o kadar çok isterdim ki ama tek bir kelime edemedim korkak gibi tek bir kelime bile edemedim Serhat'a korkak diyorduk, ama benim ondan aşağı kalır yanım yoktu hatta fazlam bile vardı. Adalet değildi bu o mutlu olacaktı ben ise şımarık adamı kaybedemezdim gözlerimden binlerce yaş süzüldü bu yaşlar, diyemediğim sözlerdi hepsi bir bir yanaklarımdan dökülürken umursamadım artık umursamak istemedim. Yaşları tenime bastırmaktan sözleri kalbime gömmekten aşkımı uzaktan sevmekten, sevdiğim adamı kaybetme korkusu ile yaşamaktan çok çok sıkılmıştım. Neydi bu? Adalet mi? Aşkın adaleti bu olamazdı hayır birisi mutlu olurken diğeri ölemezdi hayır bu denge bu şekilde olursa ben nefes alamazdım, onun gitti düşüncesi onun benden bu şehirden gitti düşüncesi beni resmen deli ediyordu artık düşünmekten kafayı yeme noktasına gelmiştim. Şimdi ise bu şımarık adi herifin anıları her yerde beni buluyordu her yerde bir sözü, bir kelimesi, bir bakışı, bir kokusu bir lanet olası gözleri vardı. Madem mesajlarıma cevap vermiyor madem beni dinlemek istemiyor madem beni bu korku ile baş başa bırakmak istiyor, bende onun bana yaptığı gibi kapısına dayanırdım ne kaybederdim ki hiç bir şey zaten kaybedeceğim bir şey de yoktu artık. Odamdan çıktığım da aceleyle ahşap merdivenlerden indim tuhaf saçlı arkadaşımın şaşkınlıkla beni izleyen gözlerini, umursamadım telefonumu da masanın üzerinden alarak çıktığım da Alçin'in meraklı soruları kapının ardında kaldı. Merdivenli dik yokuşları hızla inmeye başladığım da sözleri kulaklarım da, yankılanıyor ve kendini tekrar ediyordu sürekli hemde bir taraftan ekmek kokusu diğer taraftan sözleri beni bu aşkın ortasına daha çok çektiğin de durdum.

Üzülme ben senin annen olurum...

Alt dudağım titremeye başladığın da fırına doğru ilerledim kendime acı çektirmeyi galiba çok seviyordum ama rolleri değiştirdiysek eğer, simdi ekmek paketleri ile benim kapısına dayanmam gerekliydi mahalle fırınına girdiğim de yaşlı amca gülümsedi. Hiç bir kelime söylemeyerek ve para istemeyerek ekmek paketini ellerime verdiğin de tebessüm etti yine dudakları, bu sıcacık gülümsemeye karşılık bende tebessüm ettiğim de ekmek paketimi de alarak sıcacık fırından sıcacık tebessüm ile ayrıldım. Hızlı yürüyordum sanki o her an gidecek veya gitmiş gibi hızla yürümeye devam ettiğim de çoktan mahalleyi ardımda bırakmıştım bile, kalbim de bu hızlı adımlarıma katıldığın da göğüs kafesimde kendini belli etti. Avuç içimi kalbime bastırdığım da eski günlerde ki gibi gözlerimi kapattım bugün beni dinlemesi bile bana inanmasana bile, ona sevdiğimi söylemek zorundaydım evet bugün ne olursa olsun söylemem gerekliydi artık içimde ki bu koca aşkı. Evinin yakınlarına yaklaştığım da kalbim bir kelebek gibi titriyordu midem de kelebekler uçuşmaya başladığın da, yanaklarımın ve tüm vücudumun yandığını hissettim. Derin bir nefes aldığım da sakince geri vermeye çalıştım ama kalbim o kadar hızla atıyordu ki ellerim üşüyordu parmak uçlarım buz gibi olduğun da, evin büyük bahçeye açılan büyük demirli kapısının önün de durduğum da heyecandan dudaklarımı kemiriyordum. Karşısına geçerek haylaz ela gözlerine bakarak seni seviyorum cümlesini söylemek hiç kolay olmayacaktı ama bugün bunu açıklamak zorundaydım artık, hava yavaşça kararmaya başladığın da tam akşam ve gündüzün arasında kalmıştı sanki gökyüzü. Demirli kapıyı ittiğim de parmaklarım titriyordu aynı kalbim gibi elimde ki ekmek paketinin sıcaklığı tenimi sanki yakıyordu, ya da ben heyecandan öyle olduğunu düşünüyordum bilmiyorum bahçeye girdiğim de bomboş olan havuz karşıladı beni. Dudaklarım düz çizgi olmaya başladığın da neden böyle değişik bir hisse kapıldım bilemiyordum sürgülü bahçe kapısına korkarak yavaş adımlar ile, yaklaşmaya başladığım da şimdi de kalbim korkuyla titriyordu perdenin izin verdiği kadar içeriye bakmaya çalıştığım da seslice nefes verdim. Evin büyük koltuklarının üzerinde beyaz çarşaflar vardı bahçe kapısının sürgüsü her ittiğim de kolayca açılırdı ama şimdi, bir sürü uğraşmama rağmen kapı açılmadı kilitliydi boğazımda koca bir düğüm oluşmaya başladığın da bayılacak gibiydim korkudan artık. Telefonumu cebimden çıkardığım da titreyen parmaklarım ile ela gözlerini aradım çok aradım çok bekledim, ama açan kimse olmamıştı kalbimde ki korku daha fazla beni ele geçirmeye başladığın da rüyada ki yaşadığım olayın başıma gelmesine korktum.

" Refhan! "

Sürgülü kapıyı artık resmen yumruklar ile çalmaya başladığım da ismini defalarca tekrar ettim ama her seferin de sokağın sesinden başka, bir şey doldurmadı bahçeyi elimde ki soğumuş ekmek paketim ile öylece onun ismini bağırmaya devam ettiğim de gittiği düşüncesi iyice kalbime oturdu. Gidemezdi değil mi? Bu kadar zalim değildi bu şımarık adam beni öylece ardında bırakıp gidecek kadar zalim olamazdı onu böyle tanımamıştım, iki basamaklı merdivene yanaklarımdan süzülen yaşlar ile oturduğum da dakikalarca ağladım gözyaşlarım hıçkırığa dönüşene kadar ağladım. Ellerimde ki ekmek paketi soğudu ben daha fazla ağladım ekmek soğudu ela gözleri gitti galiba ılık ilk bahar rüzgarları yanaklarımda ki yaşları kurutmaya başladığın da, öylece boş olan havuzu izledim anılar ve şarkımız zihnimde çalmaya başladığın da hava iyiden iyiye iyice kararmıştı. Ne kadar süre oturdum bilmiyordum ne kadar böyle ekmek paketim ile durdum bilmiyordum tek bildiğim şey, ikinci kez terk edilme acısının çok çok kötü olduğuydu. Boğazımda düğüm değil taş oluştu kalbimde kırıklık değil parçalanma oldu gözlerim de yaşlar değil artık hıçkırık sesleri vardı, hani çok ağlarsın gözlerinden artık yaşlar akmaz ya öyleydi galiba artık gözyaşlarım bile akmadı sadece yerini acı bir kaç hıçkırığa bıraktı ılık ilk bahar rüzgarları bahçede kendini daha çok belli etmeye başladığın da gözlerimi kapattım. Rüzgâr ilk tenimi değdi sonra gözlerimde ki yaşları kuruttu omuzlarıma gelen siyah saçlarım kendini rüzgârın dansına bıraktığın da, seslice burnumu içime çektim boğazımda ki taşın gitmesi için yutkunmaya çalıştığım da boğazım daha da fazla acıdı.

" Hicran? "

Gözlerimi sesi ile aniden açtığım da ela gözlerini buldu hemen bakışlarım tüm hıçkırık seslerim ve yanaklarımda ki kurumuş yaşlar ile, bahçenin demirli kapısının önünde ki şımarık adamın kollarına koştum. Teninin sıcaklığı belimi sıkıca kavradığın da kokusuna gömüldüm onun gittiği düşüncesi kalbimi o kadar çok sıktı ki nefes şimdi kokusu ile alabildim, hıçkırıklar yerini yeni gözyaşlarına bıraktığın da göğsüne küçük bir kız çocuğu gibi saklandım. Ağlayan gözlerimi görmemesini istedim bu şımarık herifi asla bir daha kaybetmek istemedim eğer öyle bir şeyin sözü bile olursa, bu sefer ardında kaldığım da ölürdüm ben nefes almayı çalışmayı bile düşünmeden ölürdüm. Kaç dakika göğsünde başım kollarım bedenine sıkıca sarılmış duruyorduk bilmiyorum tek bildiğim şey beni kalbinden koparmaması dileğim di, parmak uçları nazikçe çenemden tuttuğun da ona bakmamı sağladı gözlerine baktığım da karanlıkta bile parlayan bal rengi belli oldu. Gözlerimden binlerce akan yaştan birisini tenime bastırdığın da yutkundum parmak uçlarım sakallarında gezinmeye başladığın da, rahat bir nefes aldım gözlerimi bu rahatlık ile kapattığım da sakallarını hissettim parmaklarım altın da.

" Gökler adına güzel olduğun kuşku götürmez; sen gerçekten çok güzelsin, doğrusu çok çekicisin.

Erdemliden daha erdemli, güzelden daha güzelsin, gerçek olandan daha gerçek; kölen olan bu

kahramanı teselli etmelisin..."

Gözlerimi açtığım da şair sesi titredi her mısrada kitabımızdan Boyet' in masum aşkını itiraf ettiği mısraları bana okuduğun da, ne demek istediğini anlamadım çünkü o her söylediği mısrada diyemediği sözleri saklıyordu biliyordum artık bunu. Parmaklarım sakallarından kaydığın da gözlerine bir açıklama bekleyerek baktım ela gözleri her zaman haylazlık ile parlarken, bu sefer parlamadı sözlerinde her zaman bir şairlik varken bu sefer gerçekten içten kendisi olarak okudu. Demirli kapının önün de birbirimize bakmaya devam ettiğimiz de bir şeyler demesini bekledim neden benden uzak durmaya çalışıyordu, neden fakültede görünmüyordu, neden anlamlı mısralar okuyordu neden benden kaçıyordu bilmek istiyordum. Omuzlarımdan nazikçe tuttuğun da sıcak bedenini sıcak bedenimden kopardı gözlerine bakmaya her devam ettiğim de, düğüm hissi daha da ağırlaştı sadece gözlerimi gözlerinden çektiğim de ardın da kalan arabayı ve bekleyen bir adamı daha yeni fark ettim. Neden o adamın bizin üzerimiz de dikkatle gözlerinin gezindiğini bilmiyordum ayaklarımın ucundaki eşyayı daha yeni fark ettiğim de, koca bir valizi şimdi görüyordum bakışlarım valizden tekrar gözlerine kaydığın da gözlerimin yavaş yavaş dolduğunu hissettim. Gözlerim önüne düşen siyah saç tellerimi kulağımın ardına nazikçe koyduğun da dudakları alnım da yerini aldı dudaklarının sıcaklığı, onun için ayrılmış hayat damarımda yerini aldığın da gözlerimi kapattım. Bu kötüydü bu kötü bir rüyaydı biliyorum gözlerim kapalıyken bile dolmaya devam ettiğin de seslice nefes verdim, gözlerimi açtığım da herşeyin bu koca kabusun biteceğini biliyordum alnımda hâlâ dudaklarının sıcaklığı varken gözlerimi geri açtım. Dudaklarında ki sıcaklık tüm bedenimi yakıyordu kendimi ondan geri çektiğim de ardında bizi izleyen adamı umursamadım, parmaklarını parmaklarım sardığın da avuç içini kalbime bastırdım dudaklarım titremeye başladığın da yutkundum.

" Gitme "

Puslu sesim ile boğazımda ki düğüme rağmen dudaklarımdan gitme kelimesi çıktığın da ela gözlerini kapattı neden kapattı bilmiyordum, artık gözyaşları çoktan süzülmeye başladığın da gerçekten gitmesine öylece izin vereceğimi mi sanıyordu? Gerçekten hiç bir şey yaşanmamış gibi mezun olduktan sonra diplomasını da alarak benden kaçacağını mı sanıyordu yani. Ben onu geç buldum hemde çok geç buldum şimdi böyle herşey daha yeni başlamışken erkenden kaybetmek bana çok koyardı hayır, arkasında bu kadar anıları bırakarak gitmeye cesaret edemezdi ama bu adi herif çok cesurdu biliyordum aşkının ardında çok fazla duracak kadar cesurdu. Parmakları göğsümden kaydığın da gözlerime bakmaya devam etti neden susuyordu neden tek bir kelime bile etmiyordu bilmiyorum ama kalbimi şu an, binlerce ip sıkıyormuş gibi nefes alamıyordum gidemezdi arkasında benim gözyaşlarım ve ellerimde ekmek paketi ile beni bırakamazdı hayır. Kucağımda tuttuğum ekmekten bir parça böldüğüm de ona uzattım titreyen parmaklarım ile ilk önce gözlerime sonra ekmek parçasına baktığın da, gözlerinden süzülen yaşları sildi anında ekmek parçasını elimden aldığın da geri ekmek paketine koydu. Gözlerimden yanaklarıma doğru birlikte süzülen yaşlarla dolu yüzümü avuçlarına aldığın da yutkunduğunu gördüm, dudaklarını ıslattığın da gözlerime bakmaya devam etti seslice burnunu içine çektiğin de gözlerimden yaşlar süzülmeye devam etti.

" Dayanamıyorum sen başkasını severken seni sevmeye sen başkası için canını yakarken gözlerim önün de acı çekmene dayanamıyorum hicran "

Hayır bu çok yanlıştı hayır ben onu seviyordum ben ona aşıktım o hâlâ o aptal saplantılı aşka bağlı olduğumu sanıyorken haykırmak istedim, dudaklarımı araladığımda hıçkırık seslerinden başka bir ses çıkmadı dudaklarımdan.

" İşte bu yüzden senden ne kadar uzak kalırsam o kadar iyi hatta bir 3.940,4km uzaklık ikimiz içinde çok iyi olacak "

Artık yaşları tamamen özgür bıraktığım da başımı hayır anlamında salladım avuçlarının içerisin de olan yüzümden parmakları yavaşça kaymaya başladığın da, parmakları dudaklarımı örttü tıpkı merdivenli yokuşun basamaklarında olduğu gibi gözlerimi süzülen yaşlar ile kapattığım da dudaklarını parmaklarının üzerin de hissettim. Tıpkı o parti günü yaptığı gibi dudakları dudaklarımı parmaklarının üzerinden öptüğün de gözlerimi açtım, onunda yanakları yaşlar ile yıkanmaya başladığın da sadece elimde ki ekmek paketi ile hıçkırıklara boğuldum.

" Güldüremedim bıktırdım özür dilerim..."

Kalbim binlerce parçaya ayrıldığın da gözleri, sözlerini, ekmek kokusunu, şımarık tavırlarını, kokusunu ve kalbimi alarak benden uzaklaşmaya başladı. Nefes alamadım gözlerimi kapattığım da rüya olduğunu umut ediyordum ama geri gözlerimi açtığım da ela gözleri, bahçe kapısından çoktan uzaklaşarak gidiyordu bile. Kucağımda ki ekmek paketi ile dayanacak bir köşe aramaya başladığım da bayılacak gibiydim, gidiyordu kalbimi paramparça eden sözleri ile gidiyordu nefesim, elleri, kokusu, bakışı sonsuza dek gidiyordu ve ben elimde ki ekmek paketi ile öylece bakıyordum ona. Gözlerimde ki yaşlar etrafımı görmeme bile izin vermiyorken demirli kapıya tutundum bizim hikâyemiz burada bitemezdi hayır gidemezdi yastığımda kokusu dudaklarım da dudaklarının sıcaklığı kalbimde, kocaman aşkı ile gidemezdi izin veremezdim buna kalbim dayanamazdı hayır onu sevdiğimi bile bilmeden gitmesine diyemeden gitmesine bakamazdım hayır bu çok kötüydü çok kötü. Ela gözleri arabaya bindiğin de bizi dikkatle izleyen adam hemen şoför koltuğuna geçti arabanın camından gözlerine bakmaya çalıştığım da, ekmek paketini bir köşeye bıraktım demirli bahçeden güç alarak yanına gitmeye çalıştığım da bacaklarım titriyordu tüm bedenim titriyordu. Sesim bile nefesim bile titredi ilk bahar rüzgarları daha da şiddetli esmeye başladığın da sokağın ışıklarının altında, gözlerine bakmaya çalışıyordum bahçeden çıktığım da az ileri de kalan arabaya doğru hızlı adımlar ile koştum. Ama bacaklarım titremeye devam etti onu resmen kaybediyordum sevdiğimi söylemeden resmen gidiyordu resmen terk ediliyordum hem de ikinci defa, annemin gidişini hatırladığım da daha da fazla ağladım arabanın ela gözlerinin oturduğu camına vurmaya başladığım da bağırdım.

" Refhan lütfen gitme lütfen hayır gitme! "

Araba hareket etmeye başladığın da daha da fazla bağırdım boğazımda ki düğüme rağmen bağırmaya devam ettiğim de, ela gözlerini görmek için canımı bile verebilirdim şu an onu böylece ansızın bu şekilde kaybedemezdim.

" Lütfen gitme beni bırakma annem gibi beni bırakma dayanamam! "

Arabanın camından parmaklarım kaydığın da dizlerimin üzerine düştüm demirli bahçe kapısının tam önün de annemin gittiği gibi dizlerimin üzerine düştüğüm de, nefes alamıyordum hıçkırıklar daha fazla çoğaldı yaşlar artık bir deniz olmuştu sanki.

" Sana aşık oldum şımarık herif sana aşık oldum! "

Araba gözden iyice kaybolmaya başladığın da sevdiğimi haykırdım o ama o gitti ama ben bağırdım kalbimde o kadar çok cam parçası battı ki, çok acıdı çok acıttı nefes alamadım ağlamaktan nefes alamadım şımarık adi herif öylece gitmişti. Dudaklarının sıcaklığı alnımdan gidiyorken ellerim üşüdü kalbim titredi ismini bağırdım sokağın ortasında ismini bağırdım, ama duymadı kimse duymadı durdum dakikalar geçti saatler geçti ben durdum. Dizlerimde ki acı o bile rahatsız etmedi kalbimde ki acının tarifi dizlerimde ki acıyı unutturuyordu sadece, kaybettim şimdi kim benim annem olacaktı? Kim bana şair sesiyle mısralar okuyacaktı düşünmek istemedim. Hayatımda ilk annemi kaybettim sonra sevdiğim adamı sevdiğim adamı kaybettim babamı kazandım, şimdi ise tek başıma onun evinin önün de dizlerimin üzerinde öylece duruyordum. Binlerce mısra binlerce kelime şimdi havada asılı kaldığın da gitmeden önce ki sözleri, kulaklarım da tekrar ve tekrar yankılandı.

Güldüremedim bıktırdım özür dilerim...

Asıl onu bıktıran ve kaçıran bendim ben güldüremedim tıpkı şarkımız da geçtiği gibi ben güldüremedim, baktıramadım yüzüme gözlerimde ki yaşları dizlerimin acısı ile tenime bastırdığım da yutkundum ayağa kalktığım da demirli bahçe kapısını ittim köşeye bıraktığım ekmeğimi aldığım da kalbim daha da acıdı. Son kez sürgülü kapıda gözlerimi gezdirdiğim de o kapıdan çıkmasını hayal ettim ama olmadı o çoktan gidiyordu şimdi içimde bu kadar aşk varken, bu kadar büyük sevginin yaraları şimdi oluşuyorken boğazımda ki düğüm daha da sıkıca daraldı. Ve aramız da koca bir 3.940,4km kaldı...

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.