İçeriğe geç

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 15 · 9 dk okuma

GÖMÜLÜR 1

Bölüm 15

ÖZEL BÖLÜM

ARKADAŞ

Alnımda ki çatılı kaşlarım sinir ve gerginlik ile başıma ağrılar sokuyor ben ise bu durumdan, içimden şikayet etmekten başka bir şey yapamıyordum. Üniversite hayatım hiç filmlerde ki gibi gitmiyordu açıkçası. Sürekli onun yeşil gözlerini düşlemekten ve de aptal şımarık adamın hareketlerini düşünmekten kendime ve derslerime odaklanma sorunu ile baş başa kalıyordum. Ne ara kalbimde yıllarca benimle birlikte büyüyen yeşil gözlerinin yanına o ukalâ kendine aşık adam düşüncelerim de, katıldı bilmiyordum ama içimden bir his bunun hiçte hayra alamet olacağını söylemiyordu. Sabah 9.30'da olan dersten sonunda çıktığım da gelecek ders saatine kadar kocaman taş sütunları olan koridorda yolunu kaybetmiş ve yine bozuk para atarak, yönünü seçmeye çalışan Hicran olmak istemedim. Adımlarım nereye gideceğini çok iyi biliyor bense kendime, kararıma iç çekmekten başka bir şey yapamıyordum. Korkuyordum kütüphane gittiğim de yine onun haylaz renkte ki ela gözlerini, görmekten ve saçma sapan okuduğum kitabımdan yorumlar çıkarmasından. Gerçekten çok korkuyordum. Sanki gözleri bir süzgeç gibiydi her şeyi, herkesi aynı anda süzüyor ve düşüncelerini alnından okuyor gibiydi. Derin bir iç çektim onun dediği sözleri hatırlamak canımı çok sıkıyordu ama belli edemiyordum.

" Korkma bir daha asla geç kalmayacağım bak ölmedin işte geldim yetiştim Beril "

Kalbimde ki ilmek, ilmek işlenen düğümler boğazıma saniyesin de dizildi. Beril... Bu isim, bu cümleler neden bu kadar yakıyordu neden sanki çok derin bir anlamı varmış gibi boğazıma bile düğüm yapıyordu bilmiyordum. Bu kalbimde ona ait başlayan her neyse adını bile söylemek ya da koymak istemiyordum. Kaçıyordum bunun farkındaydım ama kaçmak bu saçma hislerime isim vermekten daha iyiydi benim için. Serhat Meral... Kalbimde benimle birlikte büyüyen adamın ismine ihanet ediyormuş gibi hissediyordum. Biliyorum biz sevgili hiç olmadık, ya da normal insanlar nasıl hoşlandığı biri ile konuşursa biz onunla konuşamadık hiç. Ama ona duyduğum beslediğim bu aşk, bu sevgi bambaşkaydı. O benimle olmadığına rağmen başka bir erkeğe bu denli sıcak duygular ve şefkat hissetmek beni suçlu yapıyordu. Sanki çocukluk anılarımızı kirletiyor Filistin sokaklarında ki hatıraları kaybediyor gibi hissediyordum. Refhan onun karakterinin tam tersi birisiydi. Serhat utangaç, düşünceli, bir insanın ona dediği veya eleştirdiği şeyleri hayatında amaç haline getirir ve sürekli bunun için savaşırdı. Ama onun şımarık ela gözleri hiç böyle değildi utangaç yerine tüm günahı kendine toplamış bir ukalâ tavrı, düşünceli rolü yapan ama umursamayan ve insanların hakkında ona dediği veya eleştirdiği şeyleri gram kafasına ve düşüncelerine bile katmayan bir kişiliği vardı. Açıkçası ne kadar sinirlensem de bu huylarını bazen, yani arada bazen seviyordum. Omuzumda ki kitaplarım ve defterlerim dolu çantamı daha da omuzuma sabitlediğim de bu saçma kıyaslamayı, durdurmak adına derince nefes verdim. Üniversite koridorunda durmuş iki erkeği kıyaslıyor ve bundan gram rahatsızlık duymadan bir de burada duruyordum. Gerçekten akıllanmıyordum bazen ona taktığım şımarık lakabını ben de üstüme alabiliyordum farkındayım, ama bunu o ela gözleri söylese asla kabul etmez binlerce itiraz dizer ve kuyruğunu dik tutmaya çalışan kediler gibi ardıma bakmadan yürürdüm. Bazen onun o şımarık gözlerine gereğinden fazla, gard aldığımı hissediyordum ama bu his onun çocukluğumu hatırlatan yeşil gözleri ve

" Hicran çocukluğumun en güzel yanı sendin "

Sözleri aklıma gelince bu his kayboluyordu. Kafamda ki birbirine karışmış düşüncelerimi atmak adına elimle görünmeyen düşünceleri, savurmaya çalıştığım da yaramaz gözlerine ait sesi taş sütunlardan dolarak kalbimde çarptı.

" Aklında ki beni bu kadar düşünüyorsan savuşturmana gerek yok çimen göz "

Yemin ediyorum bu adam dünya üzerinde nefes alan her kızı kendine aşık sanıyor ve kendisi bile buna inanıyordu. Sabahın bir köründe olan saatte onun güneş gibi parlayan yaramaz bakışlarına, maruz kaldığım için kendime üzülüyordum. Gerçekten bu adam olur olmadık yerden çıkmayı adet haline getirmeye bayılır ben ise gözlerimi bu duruma devirmekten başka bir şey yapamazdım.

" Hem hırsızsın hem de hayalperest "

Yarım gülüşü dudakların da belirdi haylaz gülümsemesini saklamak yerine, kulaklığından gelen Gömülür şarkısının sesini daha da yükseltti.

" Asıl sen hırsızsın otobüs durağın da benden duyduğun şarkıyla bana hırsız diyorsun "

Daha fazla bu saçma diyalog arasında kalmak istemeyerek onun şımarık gözlerinden ve şarkıdan kaçmaya başladım. Kafamı dinlemek istiyordum gerekirse ders çalışmak yaklaşan sınavlar ölümüm için çan çalıyor bense bu adamla koridorda çene yarışına giriyordum. Derin bir çektiğim de ardımdan adım sesleri beni takip etmiyordu. Sonunda saçma düşüncelerime eşlik eden gözlerine kütüphane de tahammül etmek zorunda kalmayacaktım. Kütüphanenin ortasında kalan koca masaya ilerlediğim de omuzumda ki sabitli çantayı direkt üstüne attım, attığım an açık fermuarından Aşkın Emeği Boşuna kitabının ucu gözüktü. Ona ait her şey canımı yakmaya yemin etmişti sanki, çocukluk aşkım o masum sevgim canımı artık çok acıtıyordu bambaşka bir his haline gelmeye başlıyordu bunu hissediyordum.

" Yine mi William Shakespeare? "

Kütüphanenin her zaman ki olan sessizliğine ela gözlerinin sesi katıldığın da sabrım gerçekten taşıyordu, beni sadece eski sevgilisinin görüntüsüne benzeten adam karşımda söz sahibi oluyordu.

" Sen ne anlarsın ki? O derin bir şair ve yazardı aşkı en masumluğu ile tanımlayan sen böyle hislere çok yabancısın "

Söylediğim cümleye kırılmak yerine hafifçe tebessüm etti masanın diğer karşı ucunda bedenime karşı duruyorken, kuruyan dudaklarını hafifçe ıslattı ve boş sandalyelerden birisini çekerek oturdu.

" Romeo ve Juliet'i 5 kere okumuş olan birisine bunu mu diyorsun? "

Yeşil gözlerimi devirdim kollarımı küsme belirtim olan göğsüm de kavuşturduğum da onun yaptığı gibi hafifçe tebessüm ederek konuştum.

" Onlar birbirleri için ölmüş iki aşıklar peki sen? "

Masadan biraz uzakta olan sandalyesini sorumu duyduğu an heyecanla düzeltti, sanki yıllarca bu anı bekler gibi heyecanla konuştu ama sesinde ki o kırıklığı çok zor da olsa hissettim.

" Romeo gibi senin için ölmeyi göze alsam sen de beni Juliet gibi sever miydin? "

Bocaladım. Onun o mutlu, şımarık maskesi hâlâ yüzünde olmasına rağmen kalbim acıdı. Bu soru ağırdı bunun kendisi de farkında olacak ki, o şımarık maskesi yüzünde olmasına rağmen sesinde ki kırıklığı gizleyemedi. Utançtan yanaklarım yandı ölüm kelimesi, kendisine bu kelimeyi örnek vererek göstermesi bile bir şeyleri acıttı ama ne olduğunu bilemedim.

" Bu şımarıklık ile merak etme sen ölmezsin ben de Juliet gibi sevmek zorunda kalmam "

Gülümsedi. Her şeye bu maskeyi takarak gülmesine sinir oluyordum. Onunla sürekli baş başa aynı ortamda kalmaktan onunla aynı yerde, aynı havayı solumaktan çok sıkılmıştım. Sorularından ve benim hakkım da çocukluk aşkıma dair yürüttüğü düşüncelerden artık gerçekten bıkmıştım. Masanın üzerinde ki çantamı ve fermuardan ucu fırlamış kitabımızı geri çantaya hırsla sokarak ayağa kalktım. Daha fazla çelişkiye ne dayanacak gücüm ne de yetecek beynim vardı.

" Bir gün o çok sevdiğin çocukluk aşkın başka birinin elini tutarken izlemek zorunda kalacaksın bunun ne zaman farkında olacağını doğrusu merak ediyorum "

Bir kaç adımlık ardımda ki bedeninden gelen sesi bu verdiğim savaşın ortasına bomba etkisi yaratır gibi düştü. Dediği şeylerin doğru olacağını bile bile inkar etmek çok istedim, yüzüne o şımarık gözlerine bakarak hayır demek çok istedim ama yapamadım.

" Buna karşı çıkamayacak kadar korkaksın işte bu yüzden kaybediyorsun hicran "

Olduğum nokta da dondum. Cidden içimi okuyor ta en dibini görüyor ve ona göre uygun kelimeleri bularak konuşuyordu. Gerginlik ile parmak uçlarımda ki tişörtümü avuç içlerim de büzüştürüyor ve gözlerimi sıkı sıkı yuvasından açmayacak şekilde kapatıyordum. Ardımda ki boşluğun dolduğunu hissettim, ardımda ki aramız da olan mesafenin bir şeyle kapandığını hissettim. Ve bu his gözlerimi açtığım da onun kollarının sırtımdan beni sarması ve göğsüne bastırması ile doldu.

" Umarım bir gün cesaret etmeye karar verdiğinde kalbim çok kırılmaz "

Yutkunamıyordum kolları belimden kavrayarak kendine öyle narinlik ile bastırıyordu ki, sağlıklı düşünemiyordum başını omuzum da hizaladı burnunun ucunu bana hissettirmeyecek şekil de saçlarıma gömdüğünü biliyordum yine de hissediyordum.

" Biz seninle sadece arkadaşız Refhan bunu unutma "

Bu söylediğime ben bile inanmıyordum ama aramızda ki saçma çekimi en kolay durdurmanın yolu buydu. Bedenimden uzaklaşmak yerine daha da sokuldu tenime teninin çıplaklık hissiyatı tenimle buluştu, yandığımı hissettim birlikte beraber yandığımızı hissettim ama aklımda ki Serhat ismi bu yangına ve aramızda oluşan kütüphane duvarlarına bile yansıyan elektriğe engel oluyordu.

" O zaman neden nefes hızın tam tersini söylüyor "

Yutkundum. Dakikalarca dizilen düğümleri sonunda yutkundum aramızda ki gözle görülür saçma yakınlaşmayı, yaranın üzerinden hızla çekilen bant gibi saniyeler içerisin de çektim. Daha günler öncesine kadar bana ölen sevgilisinin ismini söyleyen birisi için bu kelimeler çok anlamlıydı, onun için sadece bir benzerdim ve heves günler önce söylediği o isim bunu daha da belirtti sadece buydu işte. Tam dudaklarımı araladım ve onun şımarık ela gözlerine o bana söylediği ismin ne kadar canımı yaktığını açıklama cesareti bulmuşken, telefon bildirim sesi bütün anı bozdu.

" Hâlâ bana bir cevap vermeyecek misin Hicran? "

Akılsız kafam doğru ya bana en son mesaj yazmıştı, yazdığı mesaj dizeleri beynim de resmen onun sesi ile kendini hatırlattı.

" Serhat ve Hicran olsak bana ömrümün sonuna kadar yeterli olur..."

Nefes almayı unutmuş şekilde ekrana bakarken içerisinde kaldığım durumu bir an için unuttum, kalbimde ki heyecan vuruşu ile bakışlarımı telefon ekranından karşıma kaldırdığım da onun şımarık gözleri karşımda değil yanımdaydı. Benimle saniyeler öncesine kadar baktığım telefon ekranına bakıyordu, kafasında neler kurduğunu az çok tahmin etmek zor değildi ona açıklama yapma ihtiyacı duyuyor gibi hissetmekten kendimden nefret ettim. Sadece bakışları onaylar şekil de gözlerim de bir kaç saniye kaldı ve hiç bir kelime söylemeden gitti. Ardında bıraktığı kütüphanenin koca kapısından yüzüme vuran rüzgâr kalbime doldu soğukluk yüreğime doldu ve onun bakışların da anlam bularak dolduğu yeri resmen sesini duyurarak kırdı. Rüzgarın kalbime doldurduğu soğukluğun tam tersine yanaklarıma sıcak bir şeyler aktı.

" Umarım bir gün cesaret etmeye karar verdiğinde kalbim çok kırılmaz "

Kelimeleri zihnimde dönen çembere takıldı sesi kulaklarım da nefesinin buğusu saçlarım arasında, ve parmaklarımda ki telefon da çocukluk aşkıma ait olan mesaj dizeleri ile kalakaldım.

" Üzülme ben senin annen olurum "

Ilık akan şey daha fazla çoğaldı ona yüklemek istemediğim anlam yüklü kelime kendini dudaklarımdan dökmek için adeta yalvardı, ama izin veremedim korktum tıp ki onun dediği gibi.

Buna karşı çıkamayacak kadar korkaksın işte bu yüzden kaybediyorsun hicran...

Doğru. Doğruydu kader bana, onun yeşil gözlerine ve o şımarık adama nasıl bir çizgi çizdi bilmiyordum ama hep o çizgi üçümüzü bir yerde topluyor savaş verdiriyor ve o savaşta bir kazanan çıkarmaya uğraşmayı bırak daha da yaralamak isteyen birisi hâline geliyordu. O benim için onun şımarık ela gözleri benim için sadece bir molaydı eğlence içeren, sürekli neşe saçan hayata saçma sapan bir gözden bakan hayat dolu birisiydi bu kadar. Bende onun için Beril...

Sadece bir kopya.

Gözyaşları daha da inat çoğaldı boğazımda ki yumru öyle sertleşerek kendini hissettirdi ki, daha fazla bu duvarlar arasında kalamazdım. Kaçtım düşüncelerden, saçma isimlerden, saçma duygulardan ve onunla aramızda bariz olarak görülen çekimden kaçtım. Üniversitenin fazla kalabalık olmayan kampüsünden hızla uzaklaşırken yaşları kimsenin görmemesi için hızla, tenime geri bastırmaya çalışıyordum. Hızla okuldan uzaklaştığımda Merdivenli yokuşa bu kadar erken varacağımı tahmin bile etmiyordum hızlı adımlar yüzünden, nefes nefese kalan ve sıkışan göğsümü rahatlatmak adına kendimi en yakın oturaklı ve sessiz bir yere attığım da havada ki balat kokusunu ciğerlerime sakince çekmeye çalışıyordum. Büyük koca ağaç yapraklarının kapattığı park çok sessizdi sonbaharın hafif soğuk rüzgarı ağaçlar arasından sızarak saçlarımı naifce okşarken, gözlerimi kapadım neler olduğunu anlamak için bu sessizliğe ihtiyacım vardı ama yine her şeyi bozan telefon bildirim sesi her şeyi böldü.

" Ayla Dikmen - Anlamazdın "

Şımarık ela gözlerinden sadece bir şarkı düştü gözlerimde ki ekrana. Düşen şarkıyı açmak için uzanan parmak uçlarım yandı sanki, korktum sözlerin bana dokunmasından yine ona saçma sapan beslediğim duyguların bir şarkı ile anlam bulmak istemesinden korktum korkmama rağmen parmak uçlarım o şarkıya değdi ve şarkının hüzünlü sözleri ıssız parkın tozlanmış salıncaklarına aynı zaman da o salıncaktan esen aynı tozu taşıyan kalbime doldu...

Sevilirken bilmedin mi?

Ben söylerken gülmedin mi?

Falımız da hasret var ayrılık var demedim mi...

SON

Bölüm sonu

10 yorum