Nefes almak istemedim. Nefes almak kalbime iğne gibi batıyordu sadece İzmir sokaklarına adımımı attığım ilk gün, sevdiğimin adamın nişanını tebrik ettim ben. Serhat meral... Bu isim sonsuza dek kalbime kazındı bu isim çocukluğumun en büyük yarasından biri oldu artık, annemden sonra Serhat onu da kaybettim o da terk etti beni. Artık ayakta duracak gücüm yoktu ellerim soğuktan buz gibi olmuştu sadece bedenim titriyordu ellerimin titremesini, ela gözleri fark ettiğin de daha da sıkı sarıyordu sanki parmaklarımı. Çocukluğumun en büyük yarası gözleri ile bizi izliyorken Hafsanur bu gergin ortama katılmıştı çoktan, zümrüt yeşili gözleri gibi onun da gözleri yanımda adam ile karışan parmaklarınıza baktığın da sadece gitmek istedim. Adımlarım sanki bu lanet sokağa yapışmış gibiydi adeta boğazımda acı gözlerim de kurumuş yaşlar, dudaklarım da aşkımın haykırışları sevdiğim adamın parmağında nişan yüzüğü benim parmaklarımda ise tanımadığım yabancı bir adam. Bunlar çok acıttı bunlar çok düğüm yaptı bunlar çok ağlattı, bunlar çok kalbimi kırdı bu hikâyenin en masumuydum ben neden bu kadar acıyı sadece ben çekmek zorunda kalıyordum anlamıyordum. Ben sadece aşık oldum aptalca hemde ben sadece anne sevgisi istedim ben sadece, babamın ilgisini istedim sevgisini hissetmek istedim aşık olduğum adam beni sevsin istedim. Bunların yerine annem 8 yaşımda bir adam için terk etti beni çocukluk aşkım bu acıyı yenmemi, sağlayan çocukluk aşkım gözlerimin önün de nişanlandı. Babam sevgisini hissettirmeyi bırak veda ederken bir kere sarılmadı bile, ben sadece sevilmek istedim sevilmek için acı mı lazımdı anlamıyordum anlam veremedim. Ben kimseden sevgi görmezken onu çok masum kocaman bir aşkla sevdim, insan sevgiyi öğrene öğrene severdi değil mi? Ama ben sevgiyi kimseden öğrenmeden onu masumca sevdim benden başka kimse sevemezdi onu böylesine, küçükken gülerek okuduğumuz kitabın mısraları şu an canımı yaktı.
" Aşk hazırda bekleyen bir iblis, bir şeytan. Acı veren bir melek yoktur aşktan öte"
Okul bahçesi teneffüsteyiz o yeşil gözleri ile yanımda durmuş bankta oturuyoruz, o kitap okuyor bende onu izliyordum. Yine en sevdiği yazarın kelimelerini okuyor bana her zaman ki gibi bende onu dinliyormuş gibi yapıyor, ve onu izliyordum yine her zaman ki gibi... Gülümseyerek bitirdiği mısralardan sonra gözlerime bakıyor bu mısraların, büyüdüğümüz de bu kadar kalbimi kıracağını bilseydim dinlemek dahi istemezdim. Okul bahçesinin bankından uzaklaştığım da içinde olduğum dünyama geri gelmiştim karşımda sevdiğimin nişanlı yüzüğü, arkadaşımın hayretler içerisin de olan gözleri parmaklarımı saran ela gözlü adam yanımdaydı buradaydık işte. Yeşil gözleri bedenime yaklaştığın da parmaklarından kaydı parmaklarım aniden, yeşil gözlerinin varlığı burnumun ucunda durduğun da yeşilin farklı tonları birbirini izliyordu sadece. Yeşil gözleri yanımda ki tanıdığım en şımarık adamın ela gözlerin de durduğun da, dudaklarını ıslattı konuştuğun da benim karşımda duruyor fakat yanımda ki adamın gözlerine bakarak konuşuyordu.
" Şunu unutma ne olursa olsun armado'nun uşağı hep armado' ya sadıktır bunu ne o Kitap'tan bir boyet ne de bir başkası değiştiremez."
Kaşlarımı çattığım da ne dediğini anlamıyordum neydi bu gizemli şifreler veriyor gibi kelimeleri, yanımda ki adamın ela gözlerine utanarak baktığım da haylazca gülümsedi dudakları. Yine o üniversitesi de şımarık maskesini takmıştı sanki ela gözleri Serhat ile aramıza girdiğin de önüme geçti, parmakları parmaklarıma tekrar karıştığın da ela gözleri de aynı şekilde çocukluğum dediğim adamın gözlerinin içine bakıyordu.
" Sende şunu unutma kitabın sonunda her kimin adı geçiyorsa o kazanmıştır demektir. Aşkın emeği boşuna kitabını iyice okumanı tavsiye ederim"
Ortamın gerginliğine gerginlik katan sert rüzgârlar sahilde esmeye başladığın da ağlamaktan buz tutmuş yanaklarımı ısıtmak için, paltoma sokuldum iyice bu iki adam birbirlerinin gözlerine bir kaç saniye öylece baktığın da bunu bozan ela gözleri oldu. Parmaklarımı sıkıca sardığında iyice beni de ardından sürükledi sadece itiraz etmek bile istemedim, buradan gitmek yok olmak istiyordum zaten parmaklarına bende sıkıca sarıldığım da Filistin sokaklarından hızla birlikte uzaklaştık. Ardıma omuzumun üzerinden hafifçe baktığım da zümrüt yeşili gözleri, akşam karanlığın da Hoşçakal der gibi bakıyordu bana. Arabaya geldiğimiz an soğuktan kızarmış parmakları parmaklarımdan aniden kaydığın da, gözlerine baktım aynı anda o da gözlerime baktığın da dudaklarını kemiriyordu sadece. İç çeker gibi seslice nefes aldığın da sokakların duvarların da gezdirdi gözlerini, her baktığın da nefes hızı daha da arttı göğüs kafesi hızla indi ve kalktı. Gözleri tekrar gözlerimle buluştuğun da gözlerini kapattı acele şekilde, yutkunduğum da kızarmış gözlerim ile yanına bir kaç adım attım.
" Acıyor tamam mı?"
Sesi ile ürkerek durduğum da az önceki halinden eser yoktu şimdi karşımda sanki küçücük bir erkek çocuğu duruyordu, yaralı, korkmuş, yorulmuş erkek çocuğuna dokunmak sarılmak çok istedim ama yapamadım. Aramızdaki görünmez duvar yine örüldü saniyeler içinde hem de her kelimesi dudaklarından zorla sessizce dökülmüştü sanki, rüzgârlar daha da şiddetli esiyorken Refhan içine çekmeye çalışıyordu karşımda temiz havayı sadece. Kiraz rengin de olan dudakları titrediğin de gözlerini açtı bana doğru adım attığın da kalbim ayazda kalmış gibi ağrıdı, gözlerine baktığım da yine süzüldü yaşlar yanaklarından kızarmış titreyen parmak uçları yanağıma dokunmak istercesine uzandığın da durdu. Aklına ne geldi bilmiyordum ama galiba aklına gelen o düşünce ile tenime dokunmaktan vazgeçti, parmakları yanağımdan küçücük bir alan kala kaydığın da yutkunduğunu gördüm.
" O adam için ellerimi tuttun hicran. Söylesene hicran! Gözümün önünde onu seviyorsun onu çok seviyorsun peki ben? Bana ne kalacak hicran?"
Gözlerimin içine yalvarır şekilde baktığın da dudakları haykırdı yüzüme doğru gözlerim dolduğun da, gözlerine ağlayış haykırışları ile baktım. Ne yapabilirdim başka benim sevdiğim adam başka biri ile hayalini kurduğum, yüzüğü parmağına takmıştı karşımda duran adam benden sevgi istiyordu karşılık bekliyordu. Ama beni soran kimse yoktu benim hislerimi soran benim duygularımı görmek isteyen kimse yoktu, kalbimde onun aşkı bu kadar doluyken ela gözlerini sevemezdim yapamazdım işte. Kalbimde başkası varken aklıma başkasını yerleştirmek işkence olurdu bu bana sanki canım acımıyormuş gibi yeni bir acı, istiyormuşum gibi olurdu buna ne ben ne de kalbim hazır değildi. Ela gözlerine baktım o ela gözlerde kayboldum saniyeler içinde gözlerinin rengi, ruhuma ve kalbime doluyorken tüm Filistin sokaklarını da kapladı aynı zamanda. İnsan bir kere aşık olurdu bir kere gülüşü için herşeyini feda ederdi, bir kere kalbi göğüs kafesinden çıkıyormuş gibi atardı aşk bir kere olurdu. İlk ve son olurdu insan bir kere aşık olur diğer insanlara olan duyguları, sadece sevgi ve saygıdan ibarettir yalnızca. Ela gözlerinde ki sevginin yansımasına baktığım da hava iyiden iyiye iyice kararmıştı sessizce birbirimize baktık, sanki ikimiz de bir açıklama bekliyormuşuz da tek bir kelime etmeye korkuyormuşuz gibi baktık. Bu saçma olaya son verdiğim de arabaya bindim yanaklarımdan usulca dökülen yaşların kimin için olduğunu, bile bilmiyordum artık yalnızca şu an uyumak istiyordum. En azından uyuyunca acı hatıralar beni kovalamıyordu tek huzur bulduğum yer uykuydu o kadar, yanaklarıma süzülen yaşları sertçe bastırdım parmak uçlarımla. Kendime gelmek istiyordum artık araba hareket etmeye başladığın da camı açtım, ekim soğuklarının ayazı sertçe yüzüme tokat gibi çarptığın da gözlerimi kapattım. Artık düşünmekten beynim acıyordu resmen temiz havayı ciğerlerime çekebildiğim son noktaya kadar çektim, anılar da ciğerlerime dolan hava gibi beynime tekrar dolduğun da tek yapabildiğim yutkunmaktı.
" Ah keşke kral Biron ve Longueville de aşık olsalardı benim gibi! Kötünün örneği kötüye, o zaman yemin bozmanın günahı alnımdan silinirdi, çünkü günahı aynı olanlar suçlayamaz birbirini. "
Fırından önündeyiz benim eksik dişlerim daha yeni yeni çıkıyor o ise ergenliğe girmiş annesi yine her zaman ki gibi, sıcacık ekmekler almasını istemişti öyle hatırlıyordum. Benim ise küçücük ayaklarıma onu görme heyecanı ile giydiğim büyük terliğin sesleri, yankı yapıyor onun yanında yürüdükçe. Yine Shakespeare hâline bürünmüş bana kitabımızdan mısralar okuyordu ben ise sadece gülümsüyordum, durduğun da gözlerime baktı yazın açık yeşile dönen gözleri beni çekti içine. Birbirimize ne kadar öyle bakarak kaldık bilmiyordum bile nefesimi seslice dışa vurduğum da, gözlerimi açtım anılardan koptuğumda kalbimin acısını yeniden hissettim. Sevdiğim adamı az önce kaybettim gözlerimin önünde bu gerçek anıları daha da acılı yaptı sadece, bu sokaklar şimdi gerçekten en acı noktam haline saniyeler içinde geldi. Gözlerimden tekrar yaşların süzülmesine izin verdim İzmir tabelasını arkamızda bıraktığımız da gözlerim çok acıyordu hatta yanıyordu sanki, öyle hissediyordum gözlerimi her kapattığım da yanma hissi daha da arttı. Yanaklarıma parmak uçlarım dokunduğun da yanaklarımın da yandığını hissettim sabahki hastalığımı unutmuştum, doğruya tüm bunlar hasta ve yorgun olan bedenimi bile unutmamı sağlamıştı. Yanımdaki ela gözlerine çekinerek baktığım da dudaklarımı kemirdim gözleri sadece yolu takip ediyordu dikkatle, parmaklarının eklem yerleri soğuktan kızarmış aynı zamanda baskıdan beyazlamıştı. Ellerine baktığım da sözleri yankılandı kulaklarımda.
"O adam için ellerimi tuttun Hicran"
Boğazıma dizilen sözlerin düğümü kendini belli etti ben buradayım diye yutkunduğum da sözleri daha da acıttı, doğruydu çocukluk aşkımın canını yakmak için yanımda ki adamın ellerini tutmuştum. Çocukluk aşkımın acısını bir başkası ile unutmaya çalışmayacaktım ben, ama saatler önce yaptığım şey tam da bu sözümden dönmeme sebep verdi. Parmaklarımız birbirine onun için karıştı sadece bu benim canımı acıtmadı acıtmıyordu ama ela gözlerine, baktığım da onun için ne kadar önemli ve onu acıttığını okudum gözlerinden. Her sokak ışıkları yüzüne vurduğun da sanki saniyeler içinde yüzü hüzünle daha da çöküyordu en azından ben, öyle hissediyordum bu adam benim için ne ifade ediyordu onu bile bilmezken gözlerimi kapattım. Artık bir şey düşünecek halde değildim kesinlikle İstanbul Merdivenli yokuş sokaklarına, gidene kadar uyumak istedim sadece gözlerimi kapattığım da en son hatırladığım şey bana son kez bakan zümrüt yeşili gözleri olmuştu. Gözlerimi yüzüme vuran parlaklık ile açtığım da güneş yeni yeni yüzünü gösteriyordu, biraz doğrulduğumda her yerime ağrı girdiğini hemen anlamam bir kaç saniye içinde gerçekleşti. Araba Merdivenli yokuşun balat kokan dar sokaklarına giriş yaptığın da ela gözlerine bakmak istemedim, dün gece yaşanılan her şeyi unutmak istiyordum o berbat gece yaram olarak kalacaktı. Paltoma daha da sıkı sarıldığım da çantamı hızla omuzuma taktım araba dik yokuşlu merdivenlerin önün de durduğun da, hemen indim tek bir kelime bile etmesine izin vermedim konuşmak istemedim bu durumdayken. İndiğim de mahallenin sert ve acımasız rüzgârı saçlarımı ve yanaklarımı etkisine altına hemen almıştı, hızla merdivenlere yöneldiğim de sesi olduğum yere istemesem bile sabitledi beni.
" Ekmek almak isterdim ama fırın için daha çok erken kusura bakma"
Önce yutkundum sonra dudaklarımı buruk bir tebessüm aldı ardıma baktığım da ela gözleri tam, merdivenin başında beni izliyordu. Ona bakarken kalbim de bir sıcaklık hissettim anlamını bile bilmediğim sıcaklık, üşümüş bedenimi ısıttı önce sonra ise kalbimi. Birbirimize bakmaya devam ediyorken yutkundum boğazımda oluşan düğümü yok etmek adına, ela gözleri çok hüzün barındırdı dedikleri cümleler kalbimi ve aklımı o kadar birbirine düşürüyordu ki buna bir anlam bile veremiyordum.
" Ve benim dudaklarımdan ışıkların altın da bile güzelliğini belli eden yeşil gözlere iyi geceler dileği dilemem gibi..."
Kalbim hızla göğüs kafesimde çarptığın da gülümsedi kiraz dudakları o yine gülümsedi yanağında olan o kusur, gamzeler kendini yine belli etti ve ben yine bilmediğim hislere doğru sürüklendim. Merdiven basamaklarını saniyeler içinde koşarak çıktığım da ona bakmak istemedim, sözleri kalbimde bir yerde sıcaklık oluşturdu kalbim böylesine bu çocukluk aşkı ile doluyken bu sıcaklığa anlam veremiyordum. Küçük ama güzel sıcacık evime girdiğim de kapıyı hızla kapattım parmaklarım paltomun altın da kalan kalbime gittiğin de, çok hızlı atmaya başladığını hissettim paltomu acele şekilde üzerimden çıkardığım da evin sıcaklığı tenime değdi. Yukarı odama merdivenlerden çıktığım da kendimi yatağıma bırakmak için adeta ölüyordum, göz kapaklarım yatağı hissetmişti sanki daha fazla uyku barındırarak beni zorluyordu. Bugün üniversiteye gidebilir miydim onu bile bilmiyordum kuş cıvıldama sesleri yeni yeni doğan güneş ışıkları gibi, odamı sardığın da küçük balkonuma yöneldim pencereyi açtığım da sesleri dinledim bir kaç dakika. Merdivenli yokuşun küçük şirin renkli evlerini izliyorken gözlerim ela gözlerin de durdu balkonumun altın da beni izleyen, ela gözleri daha yeni fark ettiğim de arabasına yaslandı dudakları tebessüm ettiğin de birbirimize bakıyorduk. Bu adam galiba deliydi gözlerime baktığı yetmezmiş gibi şimdi de evimi dikizliyordu, bu durumdan çok şikayetçi olsam da ela gözlerine kayıtsız kalamadım. Birbirimize aşıklar gibi ne kadar dakika baktığımızı bilmiyordum ama pes ettiğim de küçük penceremi kapattım, balkondan hızla uzaklaştım eğer ardıma baksaydım kesinlikle yanına giderdim ama bu şu an tehlikeli gibi geliyordu. Yatağıma bedenimi attığım da bedenimin ilk önce uyuştuğunu hissettim her bir noktam o kadar acıyordu ki, göz kapaklarım yanıyordu hâlâ ve yanaklarım aynaya baktığım da çok kızarıktı. Uyumak istedim İzmir'de olan biten şeyleri düşünmemek istedim ama zümrüt yeşili gözleri bunu imkansız kılıyordu, telefonum da duran bana attığı mesajları hatırladığım da kalbim ağrıdı yalnızca. Bu kocaman umut çok büyüdü içimde şimdi onun acısı çok batıyordu olduğu yere işte, boğazımda yine bir düğüm kalbim de yine bir ağrı oluştuğun da gözlerimi kapattım. Kendimi yatağıma bıraktığım da şimdi de tek düşündüğüm, dudaklarıma ilk öpücüğümü bırakan ela gözleri oldu. Uyandığım da kendimi o kadar bitkin hissediyordum ki alarmı kapattığım da yaklaşan vizeler yüzünden derslere katılmak zorundaydım, sınavlar dersler aklımdan uçup gidiyordu resmen. Ekim ayının son günlerini geri de bırakıyorduk yavaşça burada günler çok çabuk geçiyordu, babamdan sadece bir kaç mesaj ve aramalar alıyordum buraya geldiğimden beridir. Ne kadar aramız da bir buz dağı olsada babamın az olan varlığını bile özlemiştim, gittiğim de onu görmeye fırsatım dahi olmamıştı olsa bile zaten yine onu göremezdim bile. İşlerinden vakti olmazdı bana biliyordum bu yalanı yıllardır bilmeme rağmen ben inanmak istiyordum, babam ise söylemeye devam etmek istiyordu o yüzden ikimizin tek ortak anlaşabildiği konu bu olmuştu sanırım. Yataktan kalktığım da gerildim yine tüm vücudum acı içinde ağrıdığın da fena şekilde hasta olduğumu anlamıştım, telefondaki arkadaşımın bildirimi gözüme çarptığın da başımdaki keskin ağrıyı umursamamaya çalıştım.
" Hicran iyimisin? Seni çok merak ediyorum..."
Derin bir iç çektiğim de dün olan olayları hatırladım ilk öpücüğümü aldığım gün sevdiğim adamın parmağında, yüzük görmüştüm bu kadar büyük tesadüf sadece beni yoruyordu. Ela gözleri ile parmaklarım karıştığın da ardımda kalan gözlerini hatırladım, o gözler hem beni öldürüyor sonra da öldürdüğü için özür diledi orada sanki. Ne fayda edecekti ki bu özür kalp kırıldığı zaman özürün ne anlamı kalırdı, birini öldürdüğün de özür dileyerek bakmak tekrar yaşatmazdı yaşatamazdı. Zümrüt yeşili gözleri tam da bunu yaptı dün parmağındaki yüzüğü gördüğüm de, benim canım çok acıdı o ise sadece her zaman ki gibi kör kaldı bu olanlara. Telefonu yatağın üzerine koyduğum da pencereye ilerledim ortada bir gerçek vardı çocukluk aşkım ellerimden kaydı ve gitti, yeşil gözleri artık nişanlı bir adamdı ve ela gözlü adam bunların tamda ortasına düştü. Aklım ve kalbim birbiri ile savaşa girdiğin de sevdiğim adamın aşkı kalbime battığın da, ela gözleri bu savaşın ortasında bana yalvarır gibi bakıyordu ve ben ne yöne doğru adım dahi atacağımı bilmiyordum. Serhat nişanlandı ela gözlü şımarık adam bu hicran dudaklarıma ilk öpücüğümü verdi, ama bana eski kız arkadaşının ismini sayıklayan bir adama nasıl inanabilirdim ki. Herşey o kadar karmakarışık bir hâl aldı ki İstanbul'a geldiğim günden beridir çocukluk aşkımın mesajları, ela gözlü adamın sözleri yakınlaşmamız onun nişanlaması ilk öpücüğüm... Tüm bunların içinde nefes almaya çalışmak çok zordu nefes alma alanım dâhi kalmamıştı resmen, yeşil gözlerine olan karşılıksız aşkım sonsuza dek imkansız olarak kalmıştı bu acı ilk kalbimi acıttı sonra dudaklarımı. Onu seviyorken aptal gibi yabancı birinin dudaklarıma ilk öpücüğümü vermesine izin vermiştim, ilk öpücüğümün ilk aşkımın olmasını o kadar isterdim ki ama o sonsuza dek Serhat abim olarak kaldı. Şimdi yalnızca nişanlı bir adam ve çocukluk arkadaşımdan ileri gitmiyordu benim için artık, daha fazla ileri gitmesi de bana asla yakışmazdı nişanlı bir adamı sevmek hiç doğru olmazdı. Serhat Meral dün gece kalbime gömüldü yeşil gözlerini sonsuza dek abi olarak mahkûm etti bana, kafamda mükemmel adam olarak yerleştirdiğim adam imkansız kaldı sonsuza dek. Artık sadece avuçlarımda koca bir aşk acısı binlerce çocukluk anısı birlikte büyüdüğümüz sokaklar, bizim kitabımız sonsuza dek imkansız kıldı herşeyi. Benim için onun gözleri hayatımın en güzel noktasıydı çocukluğumdan beridir, tek bir kelime olmadan anlaşılır şeyler müzik ve onun gözleriydi benim için. Şimdi ise o gözlere sonsuza dek abi gözüyle bakmak beni çok acıtacaktı biliyordum belki bir kaç ay belki bir kaç yıl, büyüdüğüm şehire gitmeme kararı almıştım böylesi herkes için en iyisiydi en azından ondan uzak kalırsam kalbim fazla acımazdı. Nişanlısının parmağında olan yüzüğü görmek zorunda kalmazdım düğünlerine o sokakta, eşlik edemezdim bunu yapacak ne cesaretim vardı ne de kalbim. Benim ela gözlerine bile anılarımız olduğu için bakmadığım o sokakta yeşil gözlü adam nişanlandı, bu gerçek o kadar canımı yaktı ki yanaklarımdan süzülen yaşları fark etmedim bile. Masumca sevdiğim çocukluk aşkım kalbim de o masumluk kadar yara bıraktığın da nasıl iyileşirdim bilmiyordum, annemin gitmesini bile yeni yeni kabullenmiş yaram yeni yeni kabuk bağlamıştı. Şimdi iyi miydi bu yaptığı onca yaraların içinde onun sevgisi ile iyileşen kalbimi, tekrar kabuk bağladığı zaman kanatması nasıl bir acıydı tahmin bile edemezdi. Bizimki gerçek bir aşk olmuştu ne diyordu tüm kitaplar en güzel aşklar hiç kavuşamayanlardır, bizde o zaman bayağı güzel bir aşktık işte en azından benim için tek taraflı olsada adı aşk olarak noktalandı bu hikâye. En güzel kitaplar az okunmuş olanlardı en güzel filmler az izlenmiş olanlardı, en güzel şarkılar az dinlenmiş olanlardı, en güzel sokaklar hiç gezilmemiş olanlardı ve en güzel aşklar hiç kavuşamayanlardı. Ama en büyük hayalim o sokaklarda onunla el ele yürümekti, o kadar ama o bırak el ele tutuşmayı o sokakta benimle yürümedi bile. Bu gerçek kalbimi çok acıttığında dik merdiven yokuşlarından iniyordum nereye gittiğimi bilmiyordum sadece bu gerçekler ile, kendimi sokaklara atmak istedim uzun uzun yürümek istedim sokaklarda kaybolmak istedim düşünmemek istedim. Kimseyi ne görmek kimseyle ne tek bir kelime etmek istemedim etsem bile ne fayda edecekti ki, kalpteki feryat acısını kelimelere nasıl dökebilirdim. Olmadı işte sevemedi beni çirkin bir kızdım galiba ya da kalbimin güzelliği fazla geldi çirkin kalbine sevilmeyi bilmeden, onu sevdim ben bu o kadar can acıtıyordu ki insan sevmeyi sevilmekten öğrenirdi. Benim ona olan bu kadar büyük masum sevgimi şimdi nişanlısını sevmek için kullanacaktı yani sabah rüzgarları dalgaların kıyıya vurması gibi, yüzüme şiddetle vurduğun da siyah uzun saçlarımı savurdu. Onun ismini taktığı prenses saçlarımı görmek bile istemedim şu an bu saçlardan nefret ettim onun beni sevmesi için, dış görünüşümü bile onun sevdiği anlattığı tarz yapmaya çalışmıştım. Ama aşk kalpteki tarza uyardı kalbe bakardı gözlere bakardı bedene değil bu aşkın tek taraflı olduğunun en büyük kanıtıydı işte, adımlarım bir kuaförün önün de durduğun da gözlerimden akan yaşları sildim. Prenses gibi uzun saçlarımın olması hiç bir anlam taşımadı şu an yalnızca bu aşktan ve bu saçlardan kurtulmak istedim bir an önce, dudaklarımı kemirdiğim de tırnaklarımı avuç içlerime sıkıca bastırdım. Ağrıyan vücudum daha da ağırlaştı her bir adımda boğazımda beliren düğümü yutkundum, kapıyı ittiğim de gülümseyen yüzlere gülümsedim içim kan ağlarken. Saçlarımın her bir yere dökülmesini izlediğim de nişanlanmasını görmek kadar acıttı sevdiğim tek bir adamın, kalbimde sonsuza dek yara kalmasını izlediğim gibi prenses saçlarımın gidişini izledim. Küçük dükkandan çıktığım da gülümseyen dudaklara karşı olan tebessüm eden dudaklarım kendini bıraktı saniyeler içinde, omuzlarımda olan saçlarım mı düğüm oldu boğazıma yoksa sevdiğim adamın parmağında olan yüzük mü bilmiyordum. Her bir adımda nefret ettim yeşil gözlerinden, beyaz teninden, kumral olan saçlarından, hafif yüzünü kaplayan sakallarından, çay içmeyi sevmemesinden, yeşil gözlerinin zümrüt yeşiline dönmesinden, kitabımızdan, Shakespeare'den nefret ettim. Çocukluğumdan beridir bunlar olmadan nefes dahi alamadığım günler olduğunda şimdi ise tam tersi nefret ediyordum, Filistin sokaklarından saniyeler içinde de tiksindim orayı artık evim bile olarak görmek dahi istemedim. Artık o küçükken oynadığımız parkın bankında yan yana gelerek gülmeyecektik bu canımı yaktı bu kadar büyük bir sevgi nefrete dönüştü sadece, benim sevgimin küçücük bir noktasını bile hak etmediğini 10 yılın sonunda anladığım da her şeyin geç olduğunu fark ettim. Ama işte olmadı yapamıyordum atamıyordum bu aşkı zehirli sarmaşık gibi dolanmıştı bu aşk kalbimin her noktasına, sökerek almaya çalıştığım da zehirli sarmaşıklar daha da sıkı sarıyordu kalbimi sadece. Gözlerimde yaşlar dudaklarımda yabancı bir adamın sıcaklığı kafamda ise dolu düşünceler vardı, bugün öğleden sonra olan derslere girmek için kampüs alanına kadar gidiyorken kendimi toparladım. Gözyaşlarını yanaklarıma bastırdım dudaklarımda olan o ilk öpücüğümü unutmaya çalıştım, parmağında olan yüzüğü ve yanında ki kızı hatırlamamak için sözler verdiğim de hızla yürüyordum. Otobüs durağının önünden geçtiğim de adımlarım yavaşladı ela gözlerini ilk burada görmüştüm, o şarkının melodisini ilk kez başka birinden duymuştum tam da burada o yağmurun altında. Refhan çok değişik ve farklı biriydi onunlayken kendimi dünyanın en hafif insanı gibi hissediyordum, onunlayken dudaklarımda engel olamadığım bir tebessüm oluşuyordu. Onunlayken aptalca davranmaktan çekinmiyordum sözlerimi hiç düşünmeden seslice ifade edebiliyordum, ama çocukluk aşkımın yanında tek bir kelimeyi bile günlerce düşünebiliyordum. Refhan'dan o hayatım boyunca gördüğüm şımarık ela gözlerinden hiç utanmıyordum çünkü o farklıydı, bugüne dek gördüğüm tanıdığım kişilerden bambaşka biriydi bu haylaz adam. Hem çok mizahlı hemde çok yaraları olan derin bir adamdı benim karakterimin tam tersiydi bu adam, ben çok çekingendim o ise gördüğüm en sıcak kanlı ve özgüvenli insandı. Neydi ki bu şimdi zıt kutuplar birbirini çeker sözü doğrulandı sanki ela gözlerini gördüğüm günden beridir, tüm bunlar hoşuma gidiyordu ama aramızda olan o duvar her gözlerine baktığım da örüldü. Örülmek zorundaydı da zaten birbirimizden uzak kalmak zorundaydık ben başkasına aşıktım, o ise sevdiği kızın ismi ile seslendi bana onun için sadece sevdiği kızın bir benzeriydim o kadar. Başka birinin özlemini benimle gidermesine izin veremezdim ya da ben yeşil gözlerine deli gibi bağlıyken, ela gözlerini yanımda isteyemezdim bu çok sağlıksız bir karar olurdu. Kampüs alanına ne zaman geldim farkında bile olmamıştım son günlerde üst üste gelen olaylardan eğitim hayatıma, odaklanamıyordum bile derin bir iç çektiğim de hiç bir şey düşünmek istemedim. Bedenimde dolaşan her adımda kendini belli eden ağrıları hissettiğim de kampüs bahçesinde yürüyordum, etrafa ağrıları unutmak için göz gezdirdiğim de sarı saçlarının altın da kalan mavi gözler ile karşılaştı bakışlarım. Kaşlarımı anlamayarak çattığım da beni dikkatle inceleyen kızı şimdi hatırladım, bu kız Refhan ile birlikte yemekhanede oturan kızdı gözlerimi kapattığım da seslice nefes aldım. Paltoma yüzümü saklamaya çalışarak üniversite ana binasına gitmeye çalışıyordum küçük arkadaş grubunun, önünden geçtiğim de paltoma daha da sıkı sarıldım ardımda kalan benim hakkımda olan sözler kırık kalbimi daha da kırdı.
" Şu giden kıza bakın Refhanın sadece çömez hevesi yanında çok dolaştığına bakmayın bir kaç gün içinde bu kızdan da sıkılır "
Adımlarım daha da hızlandı bu sözler ile kızdan değil haklı olmasından nefret ettim o sadece kız çevresini, seven şımarık bir adamdı sözlerine derin anlamlar yükleyen sadece bendim. Artık tek bir karşılıksız duyguya tahammül edemezdim bu adam yabancı olarak kalacaktı, kalmalıydı ben yaralıydım o yaralıydı ve biz kanayarak yan yana duramazdık. Tüm bunların üzerine bu adam karşıma nereden çıkmıştı ki karşıma çıktığı güne lanet ettim, bir de şimdi bu gözler canımı yakamazdı yakmamalıydı. Büyük koca sütunları ardımda bıraktığım da uzun koridor sonunda olan amfiye girdim en sessiz ve kalabalık olmayan bir köşe bulduğum da, sıraya oturdum kimseyle konuşmak kimseyle karşılaşmak istemedim. Profesör geldiğin de burada olduğuma dair kağıdı imzaladım sadece sessizce tüm derslere odaklandım, Osmanlı Türkçesi dersi en çok zorlandığım derslerden biriydi adeta işkence gibi geliyordu anlamak bu dersi. Hocanın ağızından çıkan her kelimeyi not ettiğim de yemek saatinde bile dışarı çıkmadım amfiden dışarı tek bir adım dahi, atmak istemiyordum başımı sıraya koyduğum da gözlerimi kapattım. Ders tekrar başlayana kadar böyle kalmak istedim sadece ama düşünceler burada bile rahat bırakmadı beni, dediği cümleler gözlerimin içine son kez bakması lavinia çiçekleri alıntılar her şey kafamda tekrar etti kendini. Madem beni sevmiyordu neden bunları yaptı neden bana umut verici sinyaller verdi, kalbimi en çok yoran buydu bana bunları yapmasaydı belki bu kadar acımazdı canım. Şu an yaşıyor ama nefes alamıyordum adeta sevdiğim adam evleniyordu her sabah başka birisi onunla uyanacaktı, bu düşünce daha da can acıttığın da amfide nefes alamadım. Başımı kaldırdığım da ela gözleri ile karşılaşınca ürktüm o ise sadece gülümsedi, bu şımarık herif yine yanımda bitmişti ne istiyordu benden anlamıyordum bile. Gülümseyen dudaklarına gözlerimi devirdiğim de kollarım göğsüm de bağlandı, masanın üzerin de olan peçeteye sarılı ekmeği gördüğüm de yutkundum. Yine benim aklımı karıştırmak için oyunuydu sadece yemek haneden benim için ekmek çalmıştı anlaşılan şimdi de, bu herif hırsız kesildi başıma seslice bıkkınlık ile nefes aldığım da gözlerine baktım.
" Git Refhan! "
Dedim sert bir sesle ama o buna kırılmak yerine daha da geniş gülümsedi bu adam sinir sistemi ayarlarımla oynuyordu, amfiye göz gezdirdiğim de koca sınıfta yalnızca biz vardık bu durum yanaklarımın kızarmasına sebep olduğun da dudaklarımı kemirdim. Gözlerine baktığım da ela gözleri kendini yenilemişti adeta dün ki hüzünlü yüzünden, hüzünlü bakışlarından eser yoktu şu an anlaşılan o maskesini beyefendi sabah tekrar takmıştı yüzüne. Parfüm kokusu burnuma dokunduğun da keçi gibi inatçı gözlerini izlemeye devam ettim, ama o kızın dediği cümleler kulaklarım da gezdiğin de gözlerimi kaçırdım. Bir kaç gün içinde benden de sıkılacaktı kesinlikle imkansız olan şeyleri kovalamayı seviyordu belli ve ben, onun için en iyi balıktım avına takılacak en imkansız balık o da bunu biliyordu kesinlikle. Sıranın üzerin de olan peçeteye sarılı ekmeği avuçlarına geri koyduğum da elleri buz gibiydi ellerimiz birbirine, temas ettiğin de yutkundum orada dediği cümle aklıma geldiğin de üzülmek istemedim.
" O adam için ellerimi tuttun..."
Parmaklarım avuçlarından saniyeler içinde sözleri ile kaydığın da amfiden hızla uzaklaştım onun yanımda olmasını, istemiyordum istemedim o kız çok haklıydı ben yalnızca bir oyuncaktım gözün de. Derin bir iç çektiğim de bu adamın her yerde karşıma çıkmasından yorulmuştum nişan olayını düşünmeden edemiyorken bir de şimdi, ela gözleri burnumun dibin de bitiyordu onun için heyecan olan şeyler benim hayatımı tepe taklak ediyordu. Refhan'dan bir an önce uzaklaşmam gerekliydi herkes için en iyisi buydu çünkü hem ne kafam karışırdı, ne de sürekli ela gözlerini etrafım da görmek zorunda kalmazdım. Tüm yemek molasında kampüsün sessiz taraflarında gezindiğim de bütün öğrencileri izliyordum, herkes çok mutluydu kimisi müzik dinliyor kimileri sohbetler yapıyor ve kahkahalar eşlik ediyordu bu ortama. Ben ise daha yeni üniversite 1 öğrencisi olmama rağmen tüm bunları heyecanla karşılamak yerine, herkese bıkkınlık ile bakıyordum bu son olaylar tüm hayat enerjimi almıştı benden anlaşılan. Vizelerden sonra derslerimin çoğu bitiyordu tüm amfi ailesine dönmek için fırsat kollarken, ben İzmir'e gitmemek için bahaneler arıyordum adeta. Bu kadar acı ve yara varken oraya geri gitmek aptallık olurdu sadece yemek saati bittiğin de, uzun büyük sütunları geride bıraktım koridorların kalabalığından bir an önce sıyrılmak istedim. Amfiye hızla ilerlerken kulağıma yükselen dedikodu sesleri geliyordu, tüm öğrenciler vize stresinden sonra büyük bir parti organize edeceklerini konuşuyorlardı. Bu ilgimi çekmek yerine sadece seslice nefes aldırdı adımlarım hızlandığın da kimseye bakmayarak ilerledim, kütüphane yazısının önünden geçtiğim de yavaşladım. Adımlarım bile benden anlamsız ve bağımsız şekilde kendi kendine hareket etti gitmek istediğim de yapamadım, onunla ilk tanıştığımız gün geldi aklıma bu kütüphanede ela gözlerini tamamen gördüğüm gün. Gülümsedim dudaklarım tebessüm etti işte bu adam bedenimi bile bağımsız şekilde hareket ettiriyordu onu düşündüğüm de, parmak uçlarım dudaklarıma gittiğin de ilk öpücüğümü hatırladım. Kısa ve anı öpüş gözlerimi kapattığım da dudaklarının sıcaklığı geldi aklıma sonra ise sözleri...
" İkimizin de birine deliler gibi aşık olması ben sana sen ise ona."
Kalbimin atış hızı göğsümde bir kaç kere kendini belli etti neden duruyordum ki bu aptal yerde neden tek bir, adım dahi istesem bile atamıyordum gözlerimi kütüphaneden gelen melodi ile açtığım da yutkundum. Davy Jones... Melodisinin hem çok tatlı aynı zamanda hüzünlü sesi etrafımı sardı şu an o kapının ardında olan, ela gözlerinin yanında olmak çok istedim ama yapamadım. Hayır ondan uzak kalmak gerekliydi kütüphane kapısının önünde adımlarım durduğun da parmak uçlarım kapıya değdi, bu melodi onun canını çok yakıyordu biliyordum şimdi ne haldeydi tahmin bile etmek istemedim. Kesin yine gözlerini o şimşek sesi gelmiş gibi kapatmıştı korkan bir çocuk edasıyla parmaklarım kapıdan yavaşça kaydığın da, onun için üzüldüğümü fark ettim içeri de çalmaya devam efen o tatlı melodi birden şiddetlendi. Sanki içindeki öfkeyi kustu şarkı öncesi sakin tatlı ama hüzünlü sonrası ise içinde birikmiş öfke açığa vurdu kendini, tenime değen metali yeni fark ettiğim de bilekliğime baktım. Üzerinde işlenmiş olan R harfini düzelttiğim de bileğimden çıkardım kütüphanenin kapısının önüne bıraktığım da, ela gözlerinin görmesini diledim benim için yıllardır huzur veren bilekliğe ona vermek istedim. Neden istedim bende bilmiyordum ama içimden bir his bir ses bu bilekliğin ona ait olduğunu söyledi orada bana, melodi şiddetli halinden geri eski sakin tatlı ama aynı zamanda çok hüzünlü melodisine kavuştuğun da adımlarım geriye gitti. Bir kaç küçük hıçkırık sesi duyduğum da ela gözlerine ait olduğunu hemen anladım boğazımda anlamsız düğüm yerini aldığın da, yanına gitmek çok istedim ama hayır yapamazdım hızla koşarak uzaklaştığım da kalbim acıdı. Kendimi çok kötü birisi gibi hissediyordum o İzmir'de ben ağladığım zaman yanımda olmuştu ama ben, onu orada yalnız başına bırakmıştım aptal kafam. Amfinin önünden hızla kütüphaneye geri döndüğüm de ellerim titriyordu o melodiyi duyamadım belki de, kendine daha fazla işkence etmemek için kapatmıştı titreyen parmak uçlarım ile kapıyı hızla açtığım da ela gözleri yoktu. Büyük ana masaya baktığım da orada bile göremedim sadece bir kaç Shakespeare kitabı vardı, onunla olan kitabımız ana masada öylece duruyorken kalbim acıdı. Aşkın Emeği Boşuna... Yeşil gözleri ile tek açıkça konuşabildiğim yerdi bu kitap, bu mısralar şimdi ise öksüz gibi burada durması kalbimi acıttı. Kitabın adı gibi sonlandı bizim hikâyemiz aşkın emeği boşunaydı evet aşk olması için, emek gerekliydi bizim kitabımız ise aşkı için verdiği emeklerin boşuna olduğunu dile getirdi her seferinde. Kütüphane kapısını kapattığım da ardımda kalan kitabımız kalbimi çok kırdı boğazımda oluşan düğüme, eşlik etti ela gözlerine dediği sözler.
" Şunu unutma ne olursa olsun armodunun uşağı hep armadoya sadıktır. "
Ne demek istedi anlam bile veremiyordum ela gözlerini kıskanmış olamazdı değil mi? Nişanlı bir adam neyini kıskana bilirdi hem, bu aşk kendimi bildim bileli kalbimde kendimi bildim bileli karşılıksızdı. Yeni bir umut bağlamak hemde nişanlı bir adama bağlamak, çok gülünç ve yanlış olurdu yine nefes alamadığımı hissettim. Amfiye hızla gittiğim de en arka masama geri oturdum profesör gelene kadar tüm amfideki öğrencilerin, parti hakkında konuştuğunu duyuyordum bunu benim deli arkadaşıma söylersem hemen bir otobüse atlar ve buraya gelirdi. O yüzden bunu ona söylememeye karar verdim o aptal partiye gitmek fikri hiç aklımda yoktu gitmezdim de zaten, boş bir eğlenceydi bunun yerine küçük mahallemi daha iyi tanıma fırsatı beni kendine daha çok çekti. Dersler bittiğin de tüm öğrenciler gibi uyukluyordum hocanın ardından birer birer çıktığımız da, yeni saçlarıma alışmaya çabalıyordum omuzum da olan saçlarım çok tuhafıma gidiyordu. Yıllar sonra birden yeşil gözlerine veda ettiğim gibi saçlarıma veda etmek, aynı şekilde kalbimi acıttı küçük mahalleme yavaş adımlarla yürümeye karar verdim. İstanbul sokaklarında yürümek beni iyi hissettiriyordu iki yakayı birleştiren köprüye baktığım da gülümsedim, bu şehir adeta büyülü gibiydi o güzel boğaza baktığın da tüm dertlerini siliyordu. İki yakayı sevgiliye benzettim aralarında uçsuz bucaksız deniz vardı engel vardı ama onlar, birbirilerine kavuşmak için koca bir yol yapmışlardı kendilerine sanki emekli zahmetli bir yol. Boğaz sanki işte bu yüzden daha güzeldi iki eski aşığı ardımda bıraktığım da gülümsedim deniz kokusu kendimi çok iyi hissetmemi sağladı, saniyeler içinde yeni saçlarım rüzgarda çok az uçuştuğun da umursamadım. Küçük ama şirin mahalleme geldiğim de nostaljik resimde gibi hissettim kendimi dar merdivenli yokuş sokaklarını geçtiğim de, eski binada asılı duran eski tabelaya baktım artık bir gelenek hâline gelmişti geldiğim de bu tabelaya bakmak. Yeni hamurun pişmiş kokusu burnuma değdiğin de büyülendim adımlarım fırına yöneldiğin de, o kokuya hipnoz olmuş şekilde takip ediyordum. Küçük mahalle fırınının önün de durduğum da içerideki amca gülümsedi bende utanarak tebessüm ettim, fırına girdiğim de bu yaşlı amcanın eşi ile tanıştım. Birlikte ekmek yapmalarına hayran kaldığım da bu çifte çok özendim yanaklarım yanan fırından mı, yoksa utançtan mı kızardı bilmiyordum beni ekmek yapmak için davet ettiklerin de heyecanlandım. Arka tezgaha geçtiğim de soğuk algınlığımdan dolayı olan ağrıları bile unutmuştum, hep birlikte ekmek yaptığımız da amcanın tombik yanakları allandı. Çekinerek yanıma geldiğin de kırışmış yüzüne baktım mavi gözleri parladı gülümserken avuçlarıma kırışık avuçlarının arasında olan, küçük bir kâğıdı bıraktığın da eşi de amcada fırından ayrıldı. Çatık kaşlarımın altın da kalan yeşil gözlerim olanlara anlam veremedi elimde tuttuğum kağıt parçasına baktığım da, kalbim daha da attı sadece parmaklarıma bulaşan unları temizlediğim de notu okudum.
" Seni görüp de hayran olmayan dünyanın en cahil kişisidir; Görür görmez her şeyine hayran olmak gurur duyduğum bir niteliğimdir. Kızgın olmadığın da uyumlu bir müzik ve tatlı bir sıcaklık yayıyor sesin. Sen cennete layık bir varlıksın, ne olur bağışla bu hayranını sevgilim, cennetin övgüsünü kazanmış birine böyle dünyevi sözler ettiğim için. Umarım yapamadığım ekmekleri beğenerek yersin..."
Yutkundum bu adam deliydi resmen deli gülümseyen dudaklarıma anlam dahi verememekten yoruldum sadece, üzerimde olan unları temizlediğim de fırının önün de bekleyen amcaya ve teyzeye teşekkür ettim. Dik merdivenli yokuşun basamaklarını heyecan ile çıktığım da evimin kapısının kulpunda takılı olan, ekmek poşetlerini ve eczane poşetini gördüğüm de kaşlarım şaşkınlık ile havada kaldı. Ekmek poşetlerinden bile görülen değişik ekmek çeşitleri gülümsetti ekmekten başka şu an her şeye benziyordu yaptığı hamurlar, kapımda asılı olan notu okuduğum da bu herifin gerçekten şımarık ama iyi kalpli olduğunu anladım.
" Ekmekler biraz tuhaf olabilir sorgulamazsan sevinirim ve o yanında ki küçük poşet hasta olduğun için yolda geliyorken sen uyurken ateşini kontrol etmiş olabilirim bilmiyorum ilaçları düzenli kullanırsan koku alma duyun açılır çünkü bugün getirdiğim ekmekleri bile yemedin sen ve ekmek yememek ah çok tersti..."
Gülümseyen dudaklarımdan küçük bir kahkaha çıktı bu adam tüm bunların içinde beni güldürmeyi nasıl başarıyordu, bilmiyordum bile açıkçası ama bu durum içerisin de olmak tuhaf şekilde hoşuma gitti. İlk defa birilerinin beni düşündüğünü ve önemsediğini fark ettim tuhaf şekilli ekmeklerimi ve ilaçlarımı aldığım da, küçük evimin salonuna giriş yaptım hemen. Beni karşılayan lavinia çiçeklerini görmezden geldim onun yerine tuhaf şekilli ekmeklerime baktığım da, tatlı bir tebessüm sardı dudaklarımı bu çocuk gerçekten şımarık ama iyi biriydi. Tüm bunlar oyun olsa bile kalbim de bir sıcaklık yarattı o kızın dediği sözler aklıma geldiğin de bu oyunun içinde, kendimi daha da fazla kaybetmek istemedim haklıydı onun için sadece bir heyecandım bir kaç gün sonra gidebilecek bir heyecan. Kalbimdeki yarayı iyileştirmek için başka birine duyduğum sevgiyi kullanamazdım ela gözlerine ne hissettiğimi bile bilmezken, bunu yapamazdım hayır bunları ciddiye alamazdım tuhaf şekilli ekmeklerimi tezgaha bıraktım. Aldığı ilaçları yine başlayan eklem ağrılarımdan ve yükselen ateşimden dolayı içtiğim de dinlenmek istedim, salondaki küçük kanepeye uzandığım da uyuyamadım gözlerimi her kapattığım da ateşten dolayı yanıyordu sadece. Derin bir nefes aldığım da kendime kızdım ne uyuyabiliyordum ne de bir yemek bile yiyebiliyordum, canım hiç bir şey istemiyordu yatıyor vaziyetten doğrulduğumda da yaklaşan vizelere çalışma düşüncesi iyi fikir gibi geldi. Tüm kitapları masaya yığdığım da sonunda kendime çalışma fırsatı bulmuştum önümde duran test kitapları, gözlerimi korkuttuğun da çalışmaktan başka yapacak bir çözüm yoktu. Derse mola verdiğim de saatlerin su gibi aktığını fark ettim ışığı bir yanan bir sönen telefonuma, gözlerim takıldığın da kendimi alıkoyamadım. Tüm amfi grubunda olan öğrenciler gelecek parti hakkın da mesajlaşıyorlardı bu kadar büyük bir heyecana anlam vermek yerine, gözlerimi devirdim herkes grupta gidecek bir eş arıyordu. Vize çalışmalarına geri dönmem gerekliydi son günler de telefon bağımlısı olma adaylığı sergiliyordum resmen, ama gözlerim amfiden bir erkeğin bana mesaj atmasına takılana kadar. İşte tam sırasıydı ders çalışmaktan kurtulacak bir bahane arıyordum ki o kucağıma bir ışık topu gibi düştü, çocuğun resmine baktığım da benim gibi çok sessiz biri olduğunu hatırladım. Bu çocukta genellikle amfide en sessiz kalan çocuklardandı, mesajını okuduğum da onunla ilk üniversite partisine gitmemi istiyordu kavalyesi olarak hemde. Vizelerden sonra belki iyi gelirdi bilmiyordum son yaşadığım olayları bir nebze unutmamı sağlardı belki, cahil cesareti damarlarım da kol gezerken onunla gitmeyi kabul ettim. Bir kerede ben bir şeylere cesaret etmek istedim ama iyi mi yoksa kötü mü olduğuna hiç karar veremiyordum, bu karar sonucu partide belli edecekti kendini.