İçeriğe geç

Gölün Altındaki Şehir

Bölüm 2 · 20 dk okuma

Gölün Altındaki Şehir

Bölüm 2

Bölüm 2 > ŞÜPHELER

Sabah olduğunda Julia neredeyse hiç uyuyamamıştı. Gece aldığı mesaj hâlâ aklındaydı. Telefonunun ekranına tekrar baktı, mesaj hâlâ duruyordu.

"Polise giderseniz, göl sizi bulur."

Normalde Julia korkuyla hareket eden biri değildi. Ama bu mesaj onu düşündürmüştü. Çünkü bunu yazan kişi sadece gölü bilmiyordu, aynı zamanda onların ne yapacağını da tahmin etmişti.

Julia kahvaltı için mutfağa indiğinde Sandy çoktan uyanmıştı.

"Mesajı düşündün, değil mi?"

Julia şaşırdı.

"Nasıl anladın?"

Sandy omuzlarını kaldırdı.

"Çünkü bütün gece uyumadın."

Julia cevap vermedi. Bir süre sonra telefonu masanın üzerine koydu.

"Bunu diğerlerine anlatacağım."

Sandy mesajı görünce yüzündeki ifade değişti.

"Birisi gerçekten bizi izliyor olabilir."

Julia başını salladı.

"Bu yüzden bugün polise gideceğiz."

Bir süre sonra Robert, Camila ve Brandon da eve geldi. Julia hiçbir şeyi saklamadan gece yaşananları anlattı.

Robert mesajı görünce direkt ayağa kalktı.

"Tamam. Benim fikrim değişti."

Brandon şaşırdı.

"Ne oldu? Hani korkmuyordun?"

Robert ona ters baktı.

"Bu artık eski hikâye değil. Birisi bize mesaj atmış."

Camila telefonu aldı ve mesajı incelemeye başladı.

"Numara gizli. Sahibi belli değil."

"Bulabilir misin?" diye sordu Julia.

Camila başını salladı.

"Belki. Ama biraz zaman gerekir."

Brandon kollarını bağladı.

"Bence biri bizi durdurmaya çalışıyor. Demek ki bulmamızı istemediği bir şey var."

Robert ona baktı.

"Bu mantıklı bir sonuç değil."

Brandon güldü.

"Senin çözümün ne? Eve gidip kapıyı kilitlemek mi?"

İkisi tartışmaya başlayınca Julia araya girdi.

"Yeter."

İkisi de sustu.

Julia devam etti:

"Bugün önce polise gideceğiz. Sonra ne yapacağımıza karar veririz."

Herkes kabul etti.

Kasabanın karakolu eski ama düzenli bir binaydı. Lunavera küçük bir yer olduğu için polisler çoğu kişiyi tanırdı.

İçeri girdiklerinde onları memur Daniel karşıladı.

"Bir sorun mu var?"

Julia telefonu uzattı.

"Bu mesaj dün gece geldi."

Daniel mesajı okudu. Birkaç saniye sessiz kaldı.

"Bir tehdit mi aldığınızı düşünüyorsunuz?"

"Tam olarak bilmiyoruz." dedi Julia. "Ama gölle ilgili."

Daniel'in yüzündeki ifade hafifçe değişti.

"Göl mü?"

Camila bunu fark etti.

"Bu ismi duyunca neden şaşırdınız?"

Daniel hemen toparlandı.

"Şaşırmadım. Sadece... bu kasabada gölle ilgili çok fazla hikâye var."

Julia dikkatle baktı.

"Yani bize inanmıyor musunuz?"

Daniel cevap vermeden önce düşündü.

"Size inanıyorum. Ama bir mesaj ve eski hikâyelerle büyük bir şey söyleyemeyiz."

Robert biraz rahatladı.

"Ben de zaten bunu söylüyordum."

Brandon ona baktı.

"Sen hâlâ..."

Julia ise polisin son cümlesine takılmıştı.

"Büyük bir şey söyleyemeyiz dediniz."

Daniel sustu.

Julia devam etti:

"Yani burada daha önce gölle ilgili başka olaylar oldu."

Odadaki hava bir anda değişti.

Daniel cevap vermedi.

Ve Julia bunun, sandıklarından daha önemli olduğunu anladı.

Daniel birkaç saniye sessiz kaldı. Julia'nın sorusundan sonra odadaki herkes onun vereceği cevabı bekliyordu. Sonunda memur sandalyesine yaslandı ve derin bir nefes aldı.

"Yıllar önce bazı insanlar göl hakkında şikâyetlerde bulunmuştu."

Camila hemen dikkat kesildi.

"Ne tür şikâyetler?"

Daniel masanın üzerindeki kalemi çevirdi.

"Gece sesler duyduklarını, bazen gölde garip hareketler gördüklerini söyleyenler oldu. Ama hiçbir zaman kesin bir kanıt çıkmadı."

Brandon hemen araya girdi.

"Yani insanlar yıllardır aynı şeyi görüyor ama kimse araştırmıyor mu?"

Daniel ona baktı.

"Çünkü çoğu olay açıklanabilir şeylerdi. Göl büyük, hava şartları değişiyor, insanlar bazen yanlış görebiliyor."

Camila başını salladı.

"Aslında bu mantıklı bir açıklama."

Julia ona baktı.

"Ama?"

Camila kısa bir süre durdu.

"Ama eski belgeler ve mesaj olayı işi değiştiriyor."

Daniel, Camila'nın elindeki eski fotoğrafları ve belgeleri görünce daha ciddi bir hale geldi.

"Bu belgeleri nereden buldunuz?"

Julia cevap verdi.

"Kasabanın eski arşivlerinden."

Daniel birkaç saniye düşündü.

"Size bir tavsiye vereyim. Bu araştırmayı tek başınıza büyütmeyin."

Brandon hemen sordu.

"Neden?"

Daniel cevap vermedi. Sadece gölün olduğu tarafa baktı.

Bu küçük hareket Julia'nın dikkatinden kaçmadı.

Çünkü Daniel'in de gölle ilgili bildiği bir şey vardı.

Karışıklık çıkarmadan karakoldan ayrıldılar. Dışarı çıktıklarında Robert konuşmaya başladı.

"En azından artık polis biliyor. Bence burada bırakabiliriz."

Brandon ona döndü.

"Gerçekten mi? Adamın yüzünü görmedin mi? Bir şey saklıyor."

Robert omuz silkti.

"Belki de sadece eski hikâyelerden sıkılmıştır."

Camila sessizce yürüyordu. Julia onun düşündüğünü fark etti.

"Sen ne düşünüyorsun?"

Camila elindeki notlara baktı.

"Daniel'in söyledikleri ilginç. Çünkü gölle ilgili olayları tamamen reddetmedi."

Sandy de konuşmaya katıldı.

"Yani o da bir şeyler biliyor."

Julia başını salladı.

"Öğrenmemiz gereken şey bu."

Grup daha sonra kasabanın merkezine doğru yürüdü. Henüz gün bitmemişti ve Lunavera her zamanki gibi normal görünüyordu. İnsanlar alışveriş yapıyor, çocuklar sokakta oynuyordu.

Ama Julia artık kasabanın dışarıdan göründüğü kadar basit olmadığını düşünüyordu.

Tam o sırada göl tarafında çalışan yaşlı bir adam onların yanına geldi.

"Julia Fennard?"

Julia şaşırdı.

"Evet?"

Adam etrafına baktıktan sonra alçak sesle konuştu.

"Annenizin eski evinde bazı şeyler buldum."

Julia'nın yüzündeki ifade değişti.

"Annemle mi ilgili?"

Adam başını salladı.

"Ve gölle."

Beş arkadaş bir anda sustu.

Çünkü ilk kez bu sır, sadece eski hikâyelerden değil...

Kendi ailelerinden de bir iz taşıyor gibiydi.

Julia, adamın söylediklerini duyunca birkaç saniye cevap veremedi. Annesinin adı bu konuyla birlikte ilk defa geçiyordu. Şimdiye kadar göl, eski belgeler ve gizemli mesajlar vardı ama ailesinin bu olayla bağlantılı olabileceğini hiç düşünmemişti.

"Ne buldunuz?" diye sordu Julia.

Yaşlı adam etrafına bakmaya devam etti. Sanki bunu kasabanın ortasında konuşmak istemiyordu.

"Burada değil. Daha sakin bir yere gidelim."

Robert hemen araya girdi.

"Bir dakika. Kim olduğunuzu bile bilmiyoruz."

Adam ona baktı.

"Haklısın. Ben Thomas. Bu kasabada doğdum ve hayatım boyunca burada yaşadım."

Camila dikkatlice adamı inceliyordu.

"Annemin evinde ne işi vardı?"

Thomas kısa bir süre sustu.

"Eski evlerin bazıları yıllar içinde boş kalır. Bazen bakım yapmak için gireriz. Orada bazı eski kutular buldum."

Julia'nın aklına annesinden kalan birkaç eski eşya geldi. Annesi yıllar önce vefat etmişti ve Julia o zamandan beri bazı şeyleri fazla kurcalamamıştı.

"Sizi eve götürebilirim."

Thomas bunu söyleyince Robert hemen Julia'ya baktı.

"Bence önce düşünmeliyiz."

Brandon kaşlarını kaldırdı.

"Adam bize bir ipucu veriyor. Daha ne düşüneceğiz?"

Robert sinirlendi.

"Her gördüğümüz kişiye güvenemeyiz."

Bu sefer Julia da Robert'ın haklı olduğunu düşündü. Çünkü son yaşananlardan sonra kimseye hemen güvenmek mantıklı değildi.

Camila da araya girdi.

"Önce ne bulduğunu görürüz. Ama dikkatli oluruz."

Bunun üzerine grup Thomas'ın gösterdiği yöne doğru yürümeye başladı. Eski ev, kasabanın biraz dışında kalıyordu. Yol boyunca Julia sessizdi.

Sandy ablasının yanına yaklaştı.

"Annenin bu işle bağlantısı olabilir mi?"

Julia cevap vermekte zorlandı.

"Bilmiyorum."

Bu cevap Sandy'yi şaşırttı. Çünkü Julia genelde bir şey hakkında fikri olmadığında bile araştırmaya başlardı.

Eski eve geldiklerinde Thomas kapıyı açtı. İçerisi toz içindeydi. Yıllardır pek kullanılmadığı belliydi.

"Kutuları burada buldum."

Onları küçük bir odaya götürdü.

Odanın köşesinde eski eşyaların arasında birkaç tahta kutu vardı.

Julia kutulara yaklaşırken garip bir his hissetti.

Sanki buraya daha önce gelmiş gibiydi.

Ama mümkün değildi.

Çünkü bu evde yıllardır yaşamıyordu.

Camila kutulardan birini açtı.

İçinden eski fotoğraflar, birkaç mektup ve küçük bir defter çıktı.

Julia defteri eline aldı.

Kapağında tek bir şey yazıyordu:

Fennard.

Bu, annesinin soyadıydı.

Ve herkes anladı ki...

Gölün sırrı sadece Lunavera'nın geçmişinde değil, Julia'nın ailesinin geçmişinde de saklıydı.

Julia, elindeki deftere uzun süre baktı. Kapağındaki soyadı onu hem şaşırtmış hem de garip şekilde huzursuz etmişti. Annesine ait bir şey bulmayı bekliyordu ama bunun gölle bağlantılı olabileceğini hiç düşünmemişti.

Sandy ablasının yanına geldi.

"Açacak mısın?"

Julia sessizce başını salladı.

Defteri açtığında ilk sayfalarda normal notlar vardı. Bazı tarihler, bazı isimler ve Lunavera hakkında küçük bilgiler yazıyordu. Ama birkaç sayfa sonra yazılar değişmeye başladı.

Camila hemen yanına yaklaştı.

"Bu yazılar daha hızlı yazılmış gibi."

Julia sayfaya baktı. Annesinin el yazısını tanıyordu.

"Annemin."

Herkes sustu.

Çünkü bu, sadece eski bir defter değildi.

Bu, Julia'nın geçmişinden gelen bir parçaydı.

Julia ilk satırları okumaya başladı.

"Lunavera halkı gölün hikâyesini yanlış biliyor."

Brandon kaşlarını kaldırdı.

"Ne demek yanlış biliyor?"

Julia okumaya devam etti.

"Gölün altında kalan yer bir efsane değil. Ama herkesin düşündüğü gibi de değil."

Robert hemen konuştu.

"Tamam, bu hiç iyi bir cümle değil."

Kimse ona cevap vermedi.

Julia sayfayı çevirdi.

Bir sonraki bölümde bazı çizimler vardı. Eski semboller, gölün şekli ve birkaç işaret.

Camila çizimlere bakınca şaşırdı.

"Bu sembol..."

Julia ona baktı.

"Neyi?"

"Arşivde gördüğümüz sembolün aynısı."

Defterdeki çizimin altında bir not vardı.

"Kapı açılırsa, içeride ne olduğunu kimse tahmin edemez."

Sandy biraz gerildi.

"Kapı mı?"

Brandon bu sefer ciddi görünüyordu.

"Yani gölün altında bir yerden bahsediyor."

Camila hemen cevap verdi.

"Kesin diyemeyiz. Kapı kelimesi farklı bir anlamda kullanılmış olabilir."

Ama kendi sesi bile eskisi kadar emin çıkmıyordu.

Julia defterin devamını okumaya çalıştı. Fakat sonraki sayfaların bir kısmı koparılmıştı.

Birileri özellikle bazı bölümleri almıştı.

Thomas bunu fark etti.

"Ben de kutuyu bulduğumda böyleydi."

Julia ona döndü.

"Yani biri bu defteri daha önce değiştirmiş olabilir."

Thomas cevap vermedi.

Çünkü o da aynı şeyi düşünüyordu.

Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.

Eski evin önünden biri geçmişti.

Herkes bir anda sustu.

Brandon kapıya yöneldi.

"Kim var orada?"

Cevap gelmedi.

Julia onu durdurdu.

"Bekle."

Çünkü artık emin olmuştu.

Onları sadece gölün sırrı izlemiyordu.

Birileri de onların ne bulduğunu takip ediyordu.

Eski evin içindeki herkes birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Dışarıdan gelen ses kesilmişti. Ne bir adım sesi vardı ne de kapının önünde bir hareket görünüyordu.

Brandon kapıya doğru ilerlemek istedi ama Julia elini kaldırarak onu durdurdu.

"Bekle."

Brandon ona baktı.

"Neden? Eğer biri varsa öğrenmemiz gerekmiyor mu?"

Julia başını salladı.

"Evet. Ama kimin olduğunu bilmeden dışarı çıkmak iyi bir fikir değil."

Bu cevap Brandon'ın hoşuna gitmese de durdu. Çünkü Julia'nın böyle durumlarda genellikle daha doğru karar verdiğini biliyordu.

Camila pencereye yaklaşıp dışarı baktı. Eski evin önündeki toprak yolda bazı izler vardı.

"Burada biri durmuş."

Herkes yanına geldi.

Gerçekten de yerde ayak izleri vardı. Ama izler evin önünden başlayıp ormana doğru gidiyordu.

Robert kaşlarını çattı.

"Yani bizi takip eden biri var."

Kimse cevap vermedi.

Çünkü bu ihtimal artık sadece bir düşünce değildi.

Julia defteri kapattı ve çantasına koydu.

"Buradan çıkıyoruz."

Brandon şaşırdı.

"Peşinden gitmeyecek miyiz?"

Julia başını salladı.

"Hayır. Şu anda neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyoruz."

Camila da Julia'ya katıldı.

"İlk defa mantıklı bir şey söylüyor."

Brandon ona baktı.

"İlk defa mı?"

Camila gülümsedi.

"Çoğu zaman önce hareket ediyorsun, sonra düşünüyorsun."

Brandon cevap vermedi.

Çünkü haklı olduğunu biliyordu.

Grup eski evden ayrılırken Julia birkaç kez arkasına baktı. Ormanın içinde kimse görünmüyordu ama içindeki şüphe geçmemişti.

Kasabanın merkezine doğru yürürlerken Robert sessizliği bozdu.

"Bir şeyi anlamıyorum."

Herkes ona baktı.

"Eğer biri bu sırrın ortaya çıkmasını istemiyorsa neden bize mesaj attı? Neden bizi korkutup vazgeçirmeye çalışıyor?"

Bu soru herkesi düşündürdü.

Çünkü gerçekten de garipti.

Eğer biri saklamak istiyorsa, onları uyarmak yerine hiçbir şey yapmayabilirdi.

Camila yavaşça konuştu.

"Belki de bizi durdurmaya çalışmıyor."

Julia ona baktı.

"Ne demek istiyorsun?"

Camila göle doğru baktı.

"Belki de bizi bir şeyden uzak tutmaya çalışıyor."

Bu cevap kimsenin hoşuna gitmedi.

Çünkü bu durumda asıl soru değişiyordu.

Saklanan şey neydi?

Ve neden kimse onların ona yaklaşmasını istemiyordu?

Grup tekrar kasabaya geldiğinde hava hâlâ aydınlıktı. İnsanlar günlük hayatına devam ediyordu. Her şey normal görünüyordu.

Ama Julia artık bu görüntüye güvenemiyordu.

Çünkü Lunavera'nın altında sadece eski bir hikâye değil, yıllardır saklanan bir gerçek vardı.

Ve onlar o gerçeğe sandıklarından daha fazla yaklaşmışlardı.

Kasabanın merkezine geldiklerinde grup bir süre ne yapacağını bilemedi. Sabah başlayan olaylar, birkaç saat içinde beklediklerinden çok daha büyük bir hale gelmişti. Önce gizemli mesaj, sonra polisle konuşmaları, ardından Julia'nın annesine ait eski defteri bulmaları... Hepsi birbiriyle bağlantılı gibiydi ama hiçbirinin tam olarak cevabı yoktu.

Julia, eski defteri çantasından çıkarmadan konuştu.

"Şu an elimizde önemli bilgiler var ama hâlâ çok az şey biliyoruz."

Robert başını salladı.

"İlk defa aynı fikirdeyiz."

Brandon ona baktı.

"Ne demek ilk defa?"

Robert cevap vermedi. Çünkü tartışacak zaman olmadığını biliyordu.

Camila bir banka oturup notlarını tekrar incelemeye başladı. Olayların içindeki mantıklı bağlantıyı bulmaya çalışıyordu. Herkesin aksine o korkudan değil, meraktan dolayı devam etmek istiyordu.

"Bir şey fark ettim."

Julia yanına yaklaştı.

"Neyi?"

Camila eski belgelerden birini gösterdi.

"Buradaki tarih ile annenin defterindeki tarih arasında bağlantı var."

Julia belgeye baktı. Gerçekten de iki farklı yerde aynı yıl yazıyordu.

"Bu ne anlama geliyor?"

Camila düşünerek cevap verdi.

"Annen bu konuyu yıllar önce araştırmış olabilir."

Julia bir an sessiz kaldı. Annesinin böyle büyük bir sırrın içinde olabileceği fikri ona garip geliyordu. Onu her zaman sakin ve normal biri olarak hatırlıyordu.

Sandy ablasının yanına geldi.

"Belki de sana anlatmak istemiştir."

Julia gözlerini yere indirdi.

"Belki."

Ama içinden başka bir soru geçiyordu.

Neden anlatmamıştı?

Akşam yaklaşırken grup dağılıp biraz dinlenmeye karar verdi. Fakat kimse eve gitmek istemiyordu. Çünkü herkes aynı şeyi hissediyordu: Eğer şimdi dururlarsa önemli bir şeyi kaçırabilirlerdi.

Julia ve Sandy eve döndüklerinde eski defteri masaya koydu. Julia tekrar sayfaları incelemeye başladı.

Bir süre sonra Sandy bir şey fark etti.

"Burada bir şey var."

Julia hemen yanına geldi.

Sandy defterin arka kapağını gösteriyordu. Kapağın içinde küçük bir çizik vardı.

Julia dikkatlice baktığında kapağın arasında sıkışmış ince bir kâğıt parçası gördü.

Yavaşça çıkardı.

Bu parça diğerlerinden farklıydı.

Üzerinde sadece birkaç kelime yazıyordu.

"Gölün girişini bulursanız..."

Cümle yarım kalmıştı.

Kâğıt kopmuştu.

Julia ve Sandy birbirlerine baktılar.

Çünkü artık ilk kez açık bir şey vardı.

Gölün altında sadece bir yer yoktu.

Bir giriş vardı.

Ve bu giriş, birilerinin yıllardır sakladığı bir şeydi.

Julia elindeki küçük kâğıt parçasına dikkatlice baktı. Yazının devamı olmadığı için ne anlatmak istediğini tam olarak anlayamıyordu. Ama tek bir kelime bile yeterince önemliydi.

"Giriş..."

Bu kelime, daha önce okudukları her şeyi değiştiriyordu.

Sandy ablasının yanına oturdu.

"Yani gerçekten gölün altında bir yere açılan bir yol olabilir mi?"

Julia kâğıdı masanın üzerine bıraktı.

"Artık sadece bir ihtimal olmadığını düşünüyorum."

Sandy şaşırdı. Çünkü Julia şimdiye kadar her zaman en mantıklı açıklamayı aramıştı. Ama ilk kez o da bu olayın sıradan olmadığını kabul ediyordu.

Tam o sırada Julia'nın telefonu çaldı.

Arayan Camila'ydı.

Julia hemen açtı.

"Camila?"

Karşı tarafta Camila'nın sesi ciddi geliyordu.

"Julia, eski haritaları tekrar inceliyordum. Bir şey buldum."

Julia ayağa kalktı.

"Ne buldun?"

"Bu kâğıttaki 'giriş' kelimesiyle bağlantılı olabilir. Eski haritalarda gölün çevresinde birkaç kapalı alan işaretlenmiş."

Julia kaşlarını çattı.

"Kapalı alan mı?"

"Evet. Ama normal mağara gibi görünmüyor. Daha çok insan yapımı bir şey."

Julia birkaç saniye sessiz kaldı.

"Diğerleri yanında mı?"

"Evet. Buraya gelirseniz gösterebilirim."

Julia telefonu kapattıktan sonra Sandy'ye baktı.

"Gitmemiz gerekiyor."

Kısa süre sonra tekrar herkes bir araya geldi. Bu sefer arşiv binasına gitmek yerine Camila'nın bulduğu eski haritaları incelemek için kasabanın eski kütüphanesine geçtiler.

Kütüphane, Lunavera'nın en eski yapılarından biriydi. İçeride eski kitaplar, belgeler ve yıllardır kimsenin dokunmadığı raflar vardı.

Camila masanın üzerine büyük bir harita açtı.

"Bakın."

Herkes yaklaştı.

Haritanın üzerinde gölün çevresinde birkaç işaret vardı.

Brandon şaşkınlıkla baktı.

"Bu kadar şey varken kasaba halkı nasıl hiçbir şey bilmiyor?"

Camila cevap verdi.

"Belki biliyorlar."

Julia ona baktı.

"Yani?"

Camila haritadan gözlerini ayırmadı.

"Belki de bilip konuşmamayı seçiyorlar."

Bu ihtimal hiç kimseyi rahatlatmadı.

Robert yine endişeli görünüyordu.

"Bence burada büyük bir sorun var. Eğer bu kadar kişi yıllardır sakladıysa, bizim bunu bulmamız iyi bir şey olmayabilir."

Brandon bu sefer hemen karşı çıkmadı.

Çünkü o da durumun ciddileştiğini anlamıştı.

Julia ise haritadaki işaretlere bakıyordu.

Bir tanesi özellikle dikkatini çekmişti.

Gölün kuzey tarafında, diğerlerinden farklı bir sembol vardı.

Ve o sembol...

Annesinin defterindeki sembolle aynıydı.

Julia haritadaki sembole uzun süre baktı. Diğerlerinden farklıydı. Daha önce arşivde gördüğü, annesinin defterinde bulunan ve gölle bağlantılı olduğunu düşündükleri sembolün aynısıydı.

Camila da bunu fark etti.

"Bu tesadüf olamaz."

Julia parmağıyla sembolün olduğu yeri gösterdi.

"Burası neresi?"

Camila haritaya daha yakından baktı.

"Gölün kuzey tarafı."

Robert hemen konuştu.

"Yani gölün etrafında bir yer mi?"

"Tam olarak değil." dedi Camila. "Eski kayıtlara göre burası yıllar önce kapatılmış bir bölge."

Brandon merakla sordu.

"Neden kapatılmış?"

Camila omuzlarını kaldırdı.

"Bilmiyoruz."

Julia haritanın kenarındaki küçük yazıları okumaya çalıştı. Yazılar çok eskiydi ama birkaç kelime seçilebiliyordu.

"Eski giriş..."

Herkes sustu.

Çünkü aynı kelime tekrar karşılarına çıkmıştı.

Sandy biraz endişelendi.

"Bu kadar şey nasıl aynı noktayı gösteriyor?"

Kimse cevap vermedi.

Çünkü artık olayların sadece bir efsane olmadığına herkes biraz daha yaklaşmıştı.

Tam o sırada kütüphanenin kapısı açıldı.

İçeri giren kişi memur Daniel'di.

Grup bir anda sustu.

Daniel onları ve masadaki haritayı görünce şaşırmadı. Bu durum Julia'nın dikkatini çekti.

"Buraya neden geldiniz?"

Julia cevap vermeden önce ona baktı.

"Asıl soru şu. Siz neden şaşırmadınız?"

Daniel bir süre sessiz kaldı.

Sonra masaya yaklaştı.

"Çünkü bu haritayı daha önce gördüm."

Robert hemen tepki verdi.

"Poliste böyle şeyler mi var?"

Daniel ona baktı.

"Hayır."

Sonra Julia'ya döndü.

"Ama babam bana bu hikâyeyi anlatmıştı."

Julia şaşırdı.

"Babınız da mı biliyordu?"

Daniel başını salladı.

"Lunavera'da bazı aileler bu konuyu nesilden nesile anlattı."

Camila hemen sordu.

"Peki neden kimse araştırmadı?"

Daniel'in cevabı gecikmedi.

"Çünkü araştıranların çoğu bir süre sonra vazgeçti."

Julia kaşlarını çattı.

"Neden?"

Daniel göle doğru baktı.

"Çünkü bazı şeyleri bulmak, onları değiştirebilir."

Bu cümle Julia'nın hoşuna gitmedi.

Çünkü herkes aynı şeyi söylüyordu.

Uzak durun.

Araştırmayın.

Bulmayın.

Ama kimse gerçek nedeni anlatmıyordu.

Ve Julia artık bu sırrın peşini bırakmayacağını biliyordu.

Daniel masanın üzerindeki haritaya bakmaya devam etti. Uzun süre hiçbir şey söylemedi. Sanki yıllardır sakladığı bir şeyi anlatıp anlatmamak arasında karar vermeye çalışıyordu.

Julia onun bu halini fark etti.

"Bir şey biliyorsunuz."

Daniel gözlerini haritadan ayırdı.

"Bilmek başka, emin olmak başka."

Camila hemen sordu.

"Ne demek istiyorsunuz?"

Daniel sandalyeye oturdu.

"Babam bana küçükken bu hikâyeleri anlatırdı. Gölün altında eski bir yer olduğunu, bazı insanların oraya ulaşmaya çalıştığını söylerdi."

Brandon merakla yaklaştı.

"Ve ulaştılar mı?"

Daniel cevap vermeden önce kısa bir süre sustu.

"Bilmiyorum."

Robert kaşlarını kaldırdı.

"Nasıl bilmiyorsunuz?"

Daniel ona baktı.

"Çünkü o insanlar geri dönmedi."

Odadaki hava bir anda değişti.

Sandy endişeyle Julia'ya baktı.

Julia ise Daniel'in söylediklerini düşünüyordu.

"Kaç kişi?"

Daniel başını salladı.

"Bilmiyorum. Eski kayıtlar eksik."

Camila hemen not almaya başladı.

"Yani kaybolan insanlar, göl ve bu giriş arasında bağlantı olabilir."

Daniel ona baktı.

"Olabilir."

Bu kelime Camila'nın dikkatini çekti.

Çünkü Daniel ilk defa göl hakkında kesin konuşmamıştı.

Ama artık inkar da etmiyordu.

Julia haritayı tekrar inceledi.

"Bu kuzey tarafına daha önce kimse bakmadı mı?"

Daniel cevap verdi.

"Bakıldı."

"Ne oldu?"

Daniel gözlerini kıstı.

"Hiçbir şey bulamadılar."

Brandon şaşırdı.

"Hiçbir şey mi?"

"Evet. Çünkü aradıkları yeri bulamadılar."

Julia bu cümleye takıldı.

"Yani giriş var ama saklanmış."

Daniel cevap vermedi.

Ama sessizliği yeterliydi.

Bir süre sonra Daniel kütüphaneden ayrıldı. Gitmeden önce Julia'ya döndü.

"Bir tavsiye vereyim."

Julia onu dinledi.

"Eğer bu araştırmaya devam edecekseniz, herkesin size yardım etmeyeceğini bilin."

Kapı kapandıktan sonra grup tekrar yalnız kaldı.

Robert derin bir nefes verdi.

"Ben hâlâ bunun kötü bir fikir olduğunu düşünüyorum."

Brandon bu sefer ona karşı çıkmadı.

Çünkü ilk defa o da durumun düşündüğünden daha büyük olduğunu anlamıştı.

Julia ise masadaki haritaya baktı.

Artık cevap aramaktan çok, doğru soruyu bulmaya çalışıyordu.

Çünkü asıl soru şuydu:

Gölün altında ne vardı?

Değil...

Oraya giden yol neden yıllardır saklanıyordu?

Kütüphaneden çıktıktan sonra grup bir süre kasabanın sokaklarında sessizce yürüdü. Normalde Lunavera'nın sakinliği insanlara huzur verirdi ama bugün durum farklıydı. Her köşe başı, her eski bina ve her göle bakan yol artık onlara farklı görünüyordu.

Julia en önde yürüyordu. Aklında sürekli aynı şeyler dönüyordu. Annesinin defteri, eski harita, Daniel'in söyledikleri ve kendilerine gönderilen uyarılar...

Hepsi aynı yere çıkıyordu.

Sessiz Göl.

Robert sonunda sessizliği bozdu.

"Bir karar vermemiz gerekiyor."

Herkes ona baktı.

"Ne kararı?"

Robert gölü gösterdi.

"Bu işin içine daha fazla girecek miyiz, yoksa burada duracak mıyız?"

Brandon hemen cevap verecek gibi oldu ama durdu. Çünkü ilk defa Robert'ın sorusunun mantıklı olduğunu düşündü.

Camila da sessizdi.

Julia onlara baktı.

"Kimse sizi zorlamıyor."

Sandy hemen konuştu.

"Ama sen devam edeceksin."

Julia kardeşine baktı.

"Evet."

Sandy başını salladı.

"O zaman ben de gelirim."

Julia itiraz edecek gibi oldu ama Sandy'nin kararlı olduğunu gördü.

Bir süre sonra Camila konuştu.

"Ben de devam edeceğim."

Robert şaşırdı.

"Sen bile mi?"

Camila ona baktı.

"Çünkü artık bunun sadece bir efsane olmadığını düşünüyorum."

Bu söz, gruptaki herkes için önemliydi.

Çünkü Camila başından beri en çok inanmayan kişiydi.

Brandon ise gülümsedi.

"Ben zaten gidiyordum."

Robert gözlerini devirdi.

"Sen zaten tehlike gördüğünde daha çok merak ediyorsun."

Brandon cevap vermedi.

Ama haklıydı.

Julia grubun kararını görünce haritayı tekrar çıkardı.

"Tamam. Ama hemen göle gitmeyeceğiz."

Brandon şaşırdı.

"Neden?"

"Çünkü hazırlıksız gidersek hata yaparız."

Camila başını salladı.

"Doğru. Önce kuzey tarafıyla ilgili daha fazla bilgi almalıyız."

Böylece planlarını değiştirdiler.

Artık amaçları göle girmek değildi.

Önce göle nasıl ulaşacaklarını anlamaktı.

Fakat kimse fark etmedi.

Onlar kütüphaneden çıktıktan kısa süre sonra biri de onları izleyerek aynı yoldan yürümüştü.

Ve bu kişi, onların düşündüğünden çok daha yakındaydı.

Kasabanın eski sokaklarında sessizce ilerleyen gölge, Julia'nın elindeki haritayı gördüğünde durdu.

Çünkü o haritayı yıllardır kimsenin bulamayacağını düşünüyordu.

Grup kasabanın merkezinden uzaklaşıp daha sakin bir yere geçti. Julia, herkesin fikrini almak istiyordu çünkü bu noktadan sonra verecekleri karar sadece merakla ilgili değildi. İşin içinde artık aile geçmişi, kayıp kayıtlar ve onları uyaran biri vardı.

Eski bir bankın yanında durdular.

Julia haritayı tekrar açtı.

"Şu kuzey tarafına bakmamız gerekiyor. Ama önce orası hakkında daha fazla bilgi bulmalıyız."

Robert haritaya baktı.

"Yani hâlâ göle gitmiyoruz."

"Hayır."

Robert biraz rahatladı.

"Açıkçası bu iyi bir haber."

Brandon ona baktı.

"Senin için her şeyin kolay yolu var zaten."

Robert cevap vermeye hazırlanırken Camila araya girdi.

"İkinizin tartışması bize bilgi kazandırmıyor."

İkisi de sustu.

Sandy ise haritaya bakıyordu.

"Burada bir yol çizilmiş."

Julia hemen yaklaştı.

Gerçekten de haritanın kenarında çok silik bir çizgi vardı. Normal bir yol gibi görünmüyordu. Eski işaretlerden oluşan bir geçit gibiydi.

Camila dikkatlice inceledi.

"Bu sonradan eklenmiş olabilir."

Julia başını salladı.

"Yani biri bu yolu özellikle göstermiş."

Bu düşünce hepsini düşündürdü.

Çünkü biri gerçekten yardım etmek istiyorsa neden açıkça söylemiyordu?

Neden bütün ipuçlarını saklı yerlere bırakıyordu?

Tam o sırada Sandy'nin telefonu çaldı.

Arayan bilinmeyen bir numaraydı.

Herkes sustu.

Sandy ekrana baktı.

"Kim olabilir?"

Julia hemen telefonu açmasını istemedi.

Ama Sandy çoktan cevaplamıştı.

"Merhaba?"

Karşıdan birkaç saniye boyunca hiçbir ses gelmedi.

Sonra çok düşük bir ses duyuldu.

"Julia Fennard yanında mı?"

Sandy'nin yüzü değişti.

"Sen kimsin?"

Karşıdaki kişi cevap vermedi.

Sadece şunu söyledi:

"Annenizin bıraktığı şeyi bulduysanız... artık çok geç."

Ve telefon kapandı.

Sandy birkaç saniye boyunca ekrana baktı.

Julia hemen yanına geldi.

"Ne dedi?"

Sandy yavaşça anlattı.

Herkesin yüzündeki ifade değişti.

Çünkü bu sefer mesaj sadece bir uyarı değildi.

Biri gerçekten onları takip ediyordu.

Sandy'nin anlattıklarından sonra kimse birkaç saniye konuşmadı. Telefon konuşması kısa sürmüştü ama bıraktığı etki çok büyüktü. Çünkü artık sadece eski belgelerle ve hikâyelerle uğraşmıyorlardı. Gerçek birinin onların ne yaptığını bildiği kesindi.

Julia sakin kalmaya çalışıyordu.

"Numarayı kaydettin mi?"

Sandy telefonuna baktı.

"Evet ama gizli görünüyor."

Camila telefonu aldı ve incelemeye başladı.

"Bir ihtimal bulabilirim ama hemen olmaz."

Robert etrafa bakıyordu.

"Bir dakika. Bizi takip eden biri varsa şu an nerede olduğunu bilmiyoruz."

Bu sözlerden sonra grup sessizce çevreyi kontrol etti. Sokak normal görünüyordu. İnsanlar yürüyordu, dükkânlar açıktı, herkes günlük hayatına devam ediyordu.

Ama artık onlar için hiçbir şey normal değildi.

Brandon bu sefer eskisi gibi konuşmuyordu.

"Belki de bu kişi bizi gölden uzak tutmaya çalışıyor."

Julia ona baktı.

"Ya da başka bir sebebi var."

Kimse bu ihtimali düşünmek istemedi.

Çünkü eğer biri onların göle gitmesini istemiyorsa, bunun sebebi neydi?

Korkunç bir şey olduğu için mi?

Yoksa bulunmasını istemediği bir gerçek olduğu için mi?

Grup sonunda Julia'nın evine dönmeye karar verdi. Ellerindeki belgeleri güvenli bir yerde incelemek istiyorlardı.

Eve geldiklerinde Julia annesinin defterini tekrar açtı. Daha önce kopuk olan sayfalara dikkatlice baktı.

Bir şey fark etti.

Sayfanın kenarında küçük bir işaret vardı.

Camila hemen yanına geldi.

"Bu ne?"

Julia parmağıyla gösterdi.

"Bu sembol değil."

Gerçekten de farklıydı.

Defterin en altında çok küçük bir çizim vardı.

Bir evin resmi.

Ve evin altında göle giden bir yol.

Sandy şaşırdı.

"Annen bunu neden çizmiş?"

Julia cevap veremedi.

Çünkü o anda aklına bir şey geldi.

Annesinin eski evi.

Az önce gittikleri yer.

Ama orada hâlâ görmedikleri bir şey olabilir miydi?

Camila çizimi inceledi.

"Eğer bu gerçek bir yolsa... annen bu yolu biliyordu."

Julia sessiz kaldı.

Çünkü artık olay sadece gölün altındaki kasabayla ilgili değildi.

Annesi de yıllar önce aynı sırrın peşindeydi.

Julia uzun süre defterdeki çizime baktı. Annesinin yıllar önce aynı şeyleri araştırmış olması, olayın onun için sadece bir meraktan ibaret olmadığını gösteriyordu. Belki de annesi gölün sırrına yaklaşmıştı.

Ama neden hiçbir şey anlatmamıştı?

Bu soru Julia'nın aklından çıkmıyordu.

Camila defteri dikkatlice inceledi.

"Buradaki çizim çok önemli olabilir."

Julia ona baktı.

"Nasıl?"

"Çünkü bu rastgele çizilmiş bir şey değil. Bir yer tarif ediyor."

Robert huzursuz şekilde odada dolaşıyordu.

"Yani şimdi annenizin bıraktığı ipuçlarını takip edip göle mi gideceğiz?"

Julia hemen cevap vermedi.

"Hayır."

Herkes ona baktı.

"Önce bu çizimin ne olduğunu anlamamız gerekiyor."

Brandon şaşırdı.

"İlk defa acele etmiyorsun."

Julia ona baktı.

"Çünkü acele edersek hata yaparız."

Bu cevap Brandon'ı susturdu.

Akşam yaklaşmaya başlamıştı ama kimse eve gitmek istemiyordu. Herkes aynı odada oturup ellerindeki bilgileri bir araya getirmeye çalışıyordu.

Bir tarafta eski harita vardı.

Diğer tarafta annesinin defteri.

Yanında da onları uyaran mesajlar.

Camila bütün parçaları incelerken bir anda durdu.

"Bir şey fark ettim."

Julia yaklaştı.

"Neyi?"

Camila haritadaki sembolü ve defterdeki çizimi yan yana koydu.

"Bu yol, gölün kuzey tarafındaki eski bölgeye gidiyor."

Sandy şaşırdı.

"Yani giriş orada olabilir."

Camila başını salladı.

"Olabilir."

Ama tam o anda dışarıdan bir ses geldi.

Bu sefer daha yakındı.

Sanki biri evin önünden geçmişti.

Herkes sustu.

Julia yavaşça pencereye yaklaştı.

Dışarı baktığında sokak boştu.

Ama kapının önünde bir şey vardı.

Küçük bir zarf.

Julia dışarı çıkıp aldı.

Zarfın üzerinde isim yoktu.

İçinden sadece bir kâğıt çıktı.

Tek bir cümle yazıyordu:

"Anneniz de aynı hatayı yaptı."

Julia kâğıdı okurken yüzündeki ifade değişti.

Çünkü artık bu kişinin sadece onları izlediğini değil...

Julia'nın annesini de tanıdığını anlamıştı.

Ve Lunavera'nın sırrı, düşündüklerinden çok daha eskiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.