İçeriğe geç

Gölün Altındaki Şehir

Bölüm 1 · 15 dk okuma

Gölün Altındaki Şehir

Bölüm 1

Bölüm > 1 - LUNAVERE'nın SESSİZLİĞİ

Lunavera Kasabası, büyük şehirlerden uzakta, dağların ve ormanların arasında saklanmış küçük bir yerdi. Dışarıdan bakıldığında huzurlu görünürdü. Sabahları sokaklarda yürüyen insanlar, eski taş evlerin önünde oturan yaşlılar ve birbirini tanıyan komşular vardı. Kasabanın içinde herkes birbirinin hayatını bilirdi. Burada büyük olaylar yaşanmaz, günler genellikle aynı şekilde geçerdi.

Fakat Lunavera'nın herkesin bildiği bir sırrı vardı.

Kasabanın hemen yanında duran büyük göl...

Sessiz Göl.

Yıllardır orada duran bu göl, diğer göller gibi değildi. Suyu bazen normalden daha karanlık görünür, geceleri ise bazı insanlar derinliklerden garip sesler duyduklarını söylerdi. En eski kasabalılar, yıllar önce gölün bulunduğu yerde başka bir yerleşim olduğunu anlatırdı.

Ama kimse buna gerçekten inanmazdı.

Çünkü kimse gölün altında bir kasaba olduğuna dair kanıt bulamamıştı.

En azından şimdiye kadar...

Julia Fennard, yaz tatilini geçirmek için kardeşi Sandy ile birlikte Lunavera'ya dönmüştü. 21 yaşındaki Julia, çevresindeki insanların aksine olaylara hemen tepki vermezdi. Önce düşünür, ayrıntıları fark eder ve sonra karar verirdi. Bu yüzden arkadaşları arasında genellikle grubun lideri gibi görülürdü.

17 yaşındaki Sandy ise ablasına çok bağlıydı. Hâlâ lise öğrencisiydi ve tatil olduğu için okula gitmiyordu. Meraklı yapısı yüzünden kasabadaki eski hikâyeleri dinlemeyi severdi.

Julia'nın çocukluk arkadaşları da yaz için kasabaya dönmüştü.

Robert Vos, 21 yaşındaydı. Kendini çoğu zaman cesur göstermeye çalışsa da zor durumlarda önce kendi güvenliğini düşünürdü. Brandon Glok ise tamamen farklıydı. Kendine fazla güvenen, kolay sinirlenen ve her şeyi kendi çözebileceğini düşünen biriydi.

Grubun en zeki kişisi ise Camila Rocky'di.

20 yaşındaki Camila üniversiteye devam eden tek kişiydi. Yaz tatili için Lunavera'ya gelmişti. Olaylara her zaman mantıkla yaklaşır, açıklayamadığı şeyleri bile araştırarak çözmeye çalışırdı. Özellikle paranormal hikâyelere hiç inanmazdı.

Bir akşam hepsi gölün yakınındaki eski banklarda oturuyordu. Hava yavaş yavaş kararıyor, gölün yüzeyi ay ışığını yansıtıyordu.

Brandon göle bakıp gülerek konuştu.

"İnsanların hâlâ bu göl hakkında hikâye anlatması komik. Gölün altında kasaba varmış, geceleri ışıklar yanıyormuş..."

Robert başını salladı.

"Zaten olsa bile kim gider araştırır ki?"

Sandy merakla göle baktı.

"Belki de gerçekten vardır."

Camila hemen cevap verdi.

"Hayır. Büyük ihtimalle insanların yanlış gördüğü bir şeydir. Eski yapılar, su yansımaları veya başka doğal olaylar olabilir."

Julia sessizce onları dinledi.

Sonra göle baktı.

"Belki de."

Herkes ona döndü.

Julia devam etti:

"Ama bir şeyin açıklanamıyor olması, onun gerçek olmadığı anlamına gelmez."

Camila hafifçe gülümsedi.

"Sen bile mi böyle düşünüyorsun?"

Julia omuzlarını kaldırdı.

"Ben sadece araştırmadan karar vermem."

Gece ilerledikçe herkes evine dönmeye başladı. Lunavera yine eski sessizliğine büründü. Sokak lambaları yandı, evlerin ışıkları tek tek söndü.

Kasabada herkes uyurken, Sessiz Göl karanlığın içinde hareketsiz duruyordu.

Ta ki gece yarısını geçene kadar...

O anda gölün derinliklerinde, kimsenin göremeyeceği bir yerde küçük bir ışık belirdi.

Sonra bir tane daha.

Sonra birkaç tane daha...

Sanki suyun altında yıllardır karanlıkta kalan bir yer yeniden uyanıyordu.

Ve Lunavera halkı henüz bilmiyordu.

Gölün altında sadece eski taşlar yoktu.

Orada yaşayan, unutulmuş bir kasabanın izleri vardı.

Ertesi sabah Lunavera Kasabası yine her zamanki gibi uyandı. Güneş dağların arasından yükselirken gölün yüzeyi sakin görünüyordu. Dün gece yaşanan o garip ışıklardan kimsenin haberi yoktu. Kasabadaki insanlar günlük işlerine devam ediyor, çocuklar sokaklarda oynuyor, yaşlılar ise her sabah yaptıkları gibi göl kenarındaki banklarda oturuyordu.

Sanki gece hiçbir şey olmamıştı.

Ama Julia için öyle değildi.

Sabah erkenden uyandığında aklı hâlâ göldeydi. Her ne kadar sadece kısa bir an görmüş olsa da, içindeki his ona bunun sıradan bir şey olmadığını söylüyordu.

Julia mutfağa geçtiğinde Sandy çoktan kahvaltısını hazırlıyordu.

"Yine gölü mü düşünüyorsun?" diye sordu Sandy.

Julia şaşırarak ona baktı.

"Nasıl anladın?"

Sandy gülümsedi.

"Çünkü ne zaman kafanda bir şey olsa sessizleşiyorsun."

Julia cevap vermeden pencereye yöneldi. Uzaktan göl görünüyordu. Gündüzleri o kadar normal görünüyordu ki gece yaşananları kimseye anlatmak bile saçma gelebilirdi.

"Belki de sadece ışık yanılmasıydı." dedi Julia.

Sandy kaşlarını kaldırdı.

"Ama sen buna inanmıyorsun."

Julia hafifçe gülümsedi.

"Hayır."

Tam o sırada kapı çaldı.

Gelenler Robert, Camila ve Brandon'dı.

Brandon daha içeri girer girmez konuşmaya başladı.

"Bugün ne yapıyoruz? Umarım bütün günü evde oturup eski hikâyeler dinleyerek geçirmeyiz."

Camila elindeki küçük defteri gösterdi.

"Aslında araştırma yapmaya geldim."

Robert hemen şaşırdı.

"Sen mi? Hani bunlara inanmıyordun?"

Camila omuz silkti.

"İnanmıyorum. Ama araştırmak başka bir şey."

Julia onun bu tavrını sevmişti. Çünkü Camila hiçbir şeyi kabul etmeden önce kanıt arardı.

"Ne buldun?" diye sordu.

Camila defterini açtı.

"Lunavera hakkında eski kayıtlar var. İlginç bir şey dikkatimi çekti."

Herkes ona baktı.

"Kasabanın eski haritalarında gölün olduğu yerde eskiden başka bir yapı gösteriliyor."

Brandon güldü.

"Yani ne? Gölün altında ev mi var?"

Camila hemen cevap vermedi.

"Tam olarak bilmiyorum."

Bu, Camila'nın nadiren söylediği bir şeydi.

Bilmediğini kabul etmişti.

Robert biraz huzursuz oldu.

"Tamam, bence burada duralım. Eski bir haritada bir şey yazıyor diye göle dalmayacağız değil mi?"

Julia ona baktı.

"Kimse dalmaktan bahsetmedi."

Robert rahatladı.

"Ama senin aklından geçti."

Julia cevap vermedi.

Çünkü gerçekten de geçmişti.

Fakat henüz hiçbir şey yapmaya karar vermemişti.

O gün grup kasabayı gezmeye çıktı. Julia ve arkadaşları eski sokaklarda yürürken Lunavera'nın ne kadar eski olduğunu daha iyi fark ettiler.

Bazı evlerin duvarlarında yıllar öncesinden kalma semboller vardı.

Camila birkaç tanesinin fotoğrafını çekti.

"Garip."

Julia ona baktı.

"Ne garip?"

Camila sembollerden birini gösterdi.

"Bunu daha önce hiçbir kayıtta görmedim."

Brandon hemen yaklaştı.

"Belki de uzaylı işaretidir."

Camila gözlerini devirdi.

"Her şeyi uzaylılara bağlamak zorunda değilsin."

Ama o sırada Julia'nın dikkatini başka bir şey çekti.

Sembolün hemen yanında çok eski bir yazı vardı.

Üzeri neredeyse tamamen silinmişti.

Ama tek bir kelime hâlâ okunabiliyordu.

"Lunavera..."

Julia yavaşça yazıya dokundu.

Ve o anda...

Göl tarafından çok hafif bir ses geldi.

Sanki uzaktan biri suya vurmuştu.

Herkes sustu.

Kimse konuşmadı.

Çünkü hepsi aynı şeyi duymuştu.

Sessiz Göl, bu sefer gündüz vakti bile tamamen sessiz değildi.

Göl tarafından gelen ses birkaç saniye sürdü ve sonra tekrar her şey eski haline döndü. Rüzgâr bile durmuş gibiydi. Beş arkadaş, ne olduğunu anlamaya çalışırken birbirlerine baktılar. Normalde böyle şeylerde hemen bir açıklama bulan Camila bile bu kez sessiz kalmıştı.

Brandon, sessizliği bozmak için gülmeye çalıştı. "Muhtemelen bir balıktır." dedi. Ama kendi sesi bile ona pek inandırıcı gelmiyordu. Robert ise gölden biraz daha uzaklaştı ve kollarını bağladı. "Bakın, ne olduğunu bilmiyoruz. Bence bilmediğimiz şeylerin peşinden gitmek iyi bir fikir değil." diye söylendi.

Julia onun sözlerini duydu ama cevap vermedi. Çünkü dikkatini başka bir şey çekmişti. Gölün yüzeyinde, az önce sesin geldiği yerde küçük dalgalar oluşmuştu. Garip olan şey ise rüzgâr olmadığı halde dalgaların gölün tam ortasından başlamasıydı.

Camila bunu fark edince hemen telefonunu çıkardı ve uzaklaştırılmış görüntüyü incelemeye başladı. "Bu ilginç." dedi.

Julia ona yaklaştı. "Ne buldun?"

Camila ekrana baktı. "Eğer bu görüntü doğruysa, hareket suyun üstünden değil, altından başlamış."

Brandon kaşlarını kaldırdı. "Yani gölün altında biri mi var?"

Camila ona baktı. "Mantıklı bir açıklama arıyorum. Ama şu an elimizde yeterli bilgi yok."

Julia, Camila'nın cümlesindeki küçük değişikliği fark etmişti. Camila hâlâ paranormal şeylere inanmıyordu, fakat artık bu olayın sıradan olmadığına da karşı çıkmıyordu.

Akşam yaklaşırken grup göl kenarından ayrılmaya karar verdi. Fakat Julia'nın aklı orada kalmıştı. Eski yazı, semboller ve gölden gelen o garip ses... Hepsi birbiriyle bağlantılı olabilir miydi?

Eve döndüklerinde Sandy ablasının yüzünden bir şeylerin olduğunu anladı. Julia normalde sakin görünürdü ama bu sefer düşünceliydi.

"Bir şey buldunuz mu?" diye sordu Sandy.

Julia bir süre sustu. Sonra olanları anlattı.

Sandy heyecanlandı. "Belki de gerçekten gölün altında bir şey vardır."

Julia gülümsedi. "Belki."

Ama içten içe o da aynı şeyi düşünüyordu.

Gece olduğunda kasaba yine sessizliğe büründü. İnsanlar evlerine çekildi, sokaklar boşaldı. Lunavera'nın ışıkları birer birer söndü.

Julia odasında oturmuş eski sembolün fotoğrafına bakarken dışarıdan çok hafif bir ses duydu.

Pencereye yaklaştı.

Göl, karanlığın içinde uzanıyordu.

Ama bu sefer bir şey farklıydı.

Gölün ortasında, çok uzakta küçük bir ışık yanıp söndü.

Julia gözlerini kıstı.

Sonra bir ışık daha belirdi.

Ve bir tane daha.

Sanki suyun altında görünmeyen bir yer, yavaş yavaş uyanıyordu.

Julia hemen Sandy'nin odasına gitti.

"Sandy."

Kardeşi uykulu gözlerle baktı.

"Ne oldu?"

Julia pencereyi gösterdi.

"Bak."

Sandy göle baktığında yüzündeki ifade değişti.

Çünkü ikisi de aynı şeyi görüyordu.

Sessiz Göl'ün altında, yıllardır kayıp olduğu söylenen bir şey gerçekten vardı.

Julia ve Sandy bir süre pencerenin önünde sessizce durdu. İkisi de göle bakıyordu. Az önce gördükleri ışıklar hâlâ oradaydı ama çok zayıftı. Sanki suyun derinliklerinde, ulaşılması imkânsız bir yerde yanıyorlardı.

Sandy heyecanla fısıldadı.

"Julia... Bu gerçekten de gölün altında olabilir mi?"

Julia hemen cevap vermedi. Çünkü cevabı kendisi de bilmiyordu. Yıllardır herkesin sadece bir efsane olarak gördüğü şeyin gerçek olma ihtimali, düşünmesi bile garip bir durumdu.

"Belki." dedi sonunda. "Ama önce ne olduğunu anlamamız gerekiyor."

Sandy şaşkın şekilde ona baktı.

"Yani araştıracak mısın?"

Julia gölden gözlerini ayırmadı.

"Eğer bu kasabayla ilgili bir sır varsa, öğrenmek istiyorum."

Tam o sırada dışarıdan bir ses geldi.

Kapının önünden biri geçiyordu.

Julia ve Sandy dikkatlice baktılar. Gelen kişi komşuları yaşlı Bay Miller'dı. Yıllardır Lunavera'da yaşayan ve kasabanın geçmişini en iyi bilen insanlardan biriydi.

Julia kapıyı açtı.

"Bay Miller?"

Yaşlı adam bir an durdu. Sonra Julia'nın arkasındaki pencereden göle baktı.

Yüzündeki ifade değişti.

"Onu gördünüz mü?"

Julia şaşırdı.

"Neyi?"

Bay Miller cevap vermeden önce uzun süre sustu.

"Gölün ışıklarını."

Sandy'nin gözleri büyüdü.

"Demek siz de biliyorsunuz."

Yaşlı adam içeri baktı ama adım atmadı.

"Lunavera'da bazı şeyler unutulsa daha iyi olur."

Julia bu sözleri duyunca daha da meraklandı.

"Ne demek istiyorsunuz?"

Bay Miller gölden gözlerini ayırmadan konuştu.

"Ben sizin yaşınızdayken de aynı ışıkları gördüm."

Odanın içindeki hava bir anda değişti.

Julia dikkatle onu dinliyordu.

"Ve sonra ne oldu?"

Yaşlı adam cevap vermekte zorlandı.

"Ertesi gün kasabanın eski kayıtlarından bazıları kayboldu."

Sandy şaşkınlıkla baktı.

"Kim aldı?"

Bay Miller başını salladı.

"Bilmiyorum."

Bir süre kimse konuşmadı.

Çünkü Julia ilk defa bunun sadece eski bir hikâye olmadığını hissetti.

Birileri bu sırrı saklamıştı.

Ve belki de hâlâ saklıyordu.

Tam o sırada Julia'nın telefonu titredi.

Gelen mesaj Camila'dandı.

"Julia, acil. Eski sembolle ilgili bir şey buldum."

Julia ekrana baktı.

Mesajın altında tek bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta aynı sembol vardı.

Ama bu sefer bir duvarın üzerinde değil...

Gölün eski haritasının üzerinde işaretlenmişti.

Ve sembolün yanında bir yazı vardı:

"Şehir aşağıda değil. Şehir bekliyor."

Julia mesajı okurken yüzündeki ifade ciddileşti.

Çünkü artık bu sadece bir keşif değildi.

Birileri yıllardır onların bulmasını istemediği bir şeyi saklıyordu.

Julia, Camila'nın gönderdiği fotoğrafa birkaç saniye boyunca baktı. Yazının anlamını çözmeye çalışıyordu. "Şehir aşağıda değil. Şehir bekliyor." Bu cümle normal bir uyarı gibi değildi. Sanki biri yıllar önce bir mesaj bırakmış ve bir gün birilerinin bunu bulmasını beklemişti.

Sandy, ablasının yüzündeki ifadeyi fark etti.

"Ne yazıyor?"

Julia telefonu ona uzattı. Sandy fotoğrafa bakınca kaşlarını çattı.

"Bu gerçekten eski mi?"

"Camila öyle olduğunu düşünüyor."

Bay Miller sessizce onları izliyordu. Julia onun yüzündeki endişeyi fark etmişti. Yaşlı adam korkmuş görünüyordu ama bunu göstermemeye çalışıyordu.

"Bay Miller, bu sembolü daha önce gördünüz mü?"

Yaşlı adam bir süre cevap vermedi. Sonra yavaşça başını salladı.

"Evet."

Julia'nın dikkati tamamen ona döndü.

"Nerede?"

Bay Miller göle baktı.

"Çocukken."

Odanın içindeki sessizlik daha da arttı.

"Dedem bana bir hikâye anlatmıştı." dedi yaşlı adam. "Lunavera kurulmadan önce burada başka bir yer olduğunu söylerdi. İnsanlar orada yaşardı. Sonra bir gece her şey değişti."

Brandon'ın böyle bir konuşmayı duysa kesinlikle inanmayacağını düşünen Julia, yine de dikkatle dinliyordu.

"Ne değişti?"

Bay Miller derin bir nefes aldı.

"Kasaba yok oldu."

Sandy şaşkınlıkla baktı.

"Nasıl yani? Bir kasaba nasıl yok olabilir?"

Bay Miller cevap vermeden önce pencereye baktı.

"İşte bunu kimse bilmiyor."

Tam o sırada Julia'nın telefonu tekrar çaldı.

Bu sefer arayan Camila'ydı.

Julia açtı.

"Camila?"

Karşı taraftan Camila'nın hızlı konuştuğu duyuldu.

"Julia, bunu görmen lazım. Eski arşivlerden bir şey buldum."

"Ne buldun?"

"Eski bir belge. Gölün altında bir yapı olduğundan bahsediyor."

Julia bir an sustu.

"Camila... sen gerçekten böyle bir şey söylediğine inanıyor musun?"

Camila kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

"Hayır. Hâlâ mantıklı bir açıklama olabileceğini düşünüyorum."

Sonra sesi ciddileşti.

"Ama Julia, bu belge yüz yıl öncesine ait ve üzerinde aynı sembol var."

Julia'nın bakışları göle kaydı.

O sırada dışarıdan hafif bir titreşim sesi geldi.

Sanki çok uzakta büyük bir şey hareket etmişti.

Sandy hemen pencereye yöneldi.

"Julia..."

Herkes pencereye baktı.

Gölün yüzeyinde küçük halkalar oluşuyordu.

Ama bu sefer ışık yoktu.

Sadece suyun altında hareket eden bir şeyin izleri vardı.

Ve birkaç saniye sonra göl yeniden tamamen sessizleşti.

Kimse konuşmadı.

Çünkü artık hepsi aynı şeyi düşünüyordu.

Lunavera'nın altında gerçekten bir sır vardı.

Ve o sır, yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyordu.

Julia, gölden gözlerini ayırdıktan sonra hemen Camila'yı tekrar aradı.

"Camila, diğerleri nerede?"

"Robert ve Brandon yanımda. Eski arşiv binasındayız. Bence buraya gelmelisiniz."

Julia kısa bir süre düşündü. Saat geç olmuştu ama artık bu konuyu tek başına araştırmanın doğru olmayacağını biliyordu.

"Sandy ile geliyorum."

Telefonu kapattığında Bay Miller hâlâ kapının yanında duruyordu.

"Julia, bu işin peşine düşeceksen dikkatli ol."

Julia ona baktı.

"Neden herkes aynı şeyi söylüyor? Kimse ne olduğunu anlatmıyor ama herkes uzak durmamızı istiyor."

Bay Miller cevap vermedi.

Çünkü vereceği cevabın onları daha da meraklandıracağını biliyordu.

Bir süre sonra Julia ve Sandy evden çıktı. Kasabanın sokaklarında yürürken Sandy sürekli göle bakıyordu.

"Abla, gerçekten korkmuyor musun?"

Julia biraz düşündü.

"Korkmak başka, kontrolü kaybetmek başka."

Sandy başını salladı.

"Yani korkuyorsun."

Julia hafifçe gülümsedi.

"Tabii ki. Sadece korku yüzünden hiçbir şey yapmamayı seçmiyorum."

Eski arşiv binası kasabanın merkezine yakın, yıllardır pek kullanılmayan bir taş yapıydı. Camila içeride onları bekliyordu. Robert bir sandalyede oturmuş, Brandon ise duvardaki eski haritalara bakıyordu.

Julia içeri girer girmez Robert konuştu.

"Sonunda geldiniz. Umarım burada saatlerce eski kâğıt incelemeyeceğiz."

Brandon güldü.

"Sen zaten ilk korkan kişi olacaksın."

Robert hemen karşı çıktı.

"Ben korkmuyorum. Sadece mantıklı davranıyorum."

Camila ikisini de umursamadı ve elindeki belgeyi Julia'ya uzattı.

"Bak."

Belge çok eskiydi. Üzerindeki yazıların bazıları silinmişti ama birkaç cümle hâlâ okunuyordu.

Julia yavaşça okumaya başladı.

"Lunavera'nın eski yerleşimi..."

Bir sonraki satıra geldiğinde durdu.

"Ne yazıyor?" diye sordu Sandy.

Julia devam etti.

"Göl yükselmeden önce..."

Camila araya girdi.

"İşte sorun burada."

"Ne demek?"

Camila başka bir sayfayı gösterdi.

"Eski kayıtlara göre burada eskiden bir yerleşim varmış. Ama sonra büyük bir su baskını olmuş ve her şey kaybolmuş."

Robert rahatlamış gibi nefes verdi.

"Tamam. Demek açıklaması bu. Gizemli bir şey yok."

Camila ona baktı.

"Tam bitirmedim."

Robert sustu.

Camila devam etti.

"Çünkü kayıtlara göre su baskını olmadan önce insanlar orayı boşaltmamış."

Julia kaşlarını çattı.

"Yani?"

Camila cevap vermeden önce belgeyi çevirdi.

"Yani kasaba, insanlar içindeyken kaybolmuş olabilir."

Odada sessizlik oldu.

Brandon bile bu sefer şaka yapmadı.

Tam o sırada eski binanın dışından bir ses geldi.

Sanki biri kapının önünden geçmişti.

Herkes aynı anda kapıya baktı.

Robert ayağa kalktı.

"Birisi mi var?"

Kimse cevap vermedi.

Julia yavaşça kapıya yaklaştı.

Kapıyı açtığında dışarıda kimse yoktu.

Sadece yerde eski, ıslanmış bir kâğıt parçası vardı.

Julia eğilip aldı.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:

"Gölü araştırmayın."

Beş arkadaş birbirine baktı.

Çünkü artık sadece gölün sırrını değil...

Bu sırrı saklamak isteyen birinin de varlığını biliyorlardı.

Julia elindeki kâğıda tekrar baktı. Yazı kısa ve netti. "Gölü araştırmayın." Ne bir isim vardı ne de başka bir açıklama.

Brandon kâğıdı Julia'nın elinden aldı.

"Bence biri bizi korkutmaya çalışıyor."

Robert hemen ona baktı.

"Ve işe yaradı."

Brandon sinirlendi.

"Ne demek istiyorsun?"

"Az önce kapının önünde kimse yoktu. Kâğıt kendi kendine buraya gelmedi."

Camila ikisini de dinlerken kapının dışına baktı.

"İkinizin de haklı olabileceği bir ihtimal var. Biri gerçekten bırakmış olabilir ama neden bıraktığını bilmiyoruz."

Julia kâğıdı geri aldı.

"Önemli olan bunu kimin yaptığı değil. Bunu neden yaptığı."

Sandy ablasının yanına geldi.

"Yani biri gölün sırrını biliyor."

Julia başını salladı.

"Evet."

Bir süre arşiv odasında eski belgeleri incelemeye devam ettiler. Camila özellikle eski haritalara bakıyordu. Birkaç dakika sonra aniden durdu.

"Bir şey buldum."

Herkes ona döndü.

Camila eski bir haritayı masanın üzerine koydu.

"Bu, bugünkü Lunavera haritası değil."

Haritanın üzerinde gölün olduğu yer işaretlenmişti.

Ama farklı olan şey, gölün ortasında küçük bir alan gösterilmesiydi.

Julia yaklaştı.

"Bu ne?"

Camila cevap verdi.

"Bilmiyorum. Haritada bir yapı gibi görünüyor."

Brandon hemen konuştu.

"Yani gölün ortasında bir şey mi var?"

Camila başını salladı.

"Eskiden varmış."

Robert ellerini cebine koydu.

"Tamam, güzel. Bir bina varmış. Eski bir yerleşim varmış. Ama hâlâ bunun peşine düşmemiz gerektiğini düşünmüyorum."

Julia ona baktı.

"Sen ne öneriyorsun?"

Robert omuz silkti.

"Polise söyleyelim."

Brandon güldü.

"Polisler ne diyecek? Gölün altında şehir var mı diye bakacaklar mı?"

Robert cevap vermedi.

Çünkü bunun kulağa gerçekten garip geldiğini biliyordu.

Ama Julia bir karar vermek üzereydi.

Henüz göle gitmeyeceklerdi.

Önce geçmişi anlamaları gerekiyordu.

Çünkü bazen en büyük sırlar, bulunması gereken yerde değil...

Geçmişte saklı olurdu.

Arşiv binasında saatler geçmişti. Dışarıdaki hava tamamen kararmış, eski binanın içindeki sarı ışıklar dışında kasabanın çoğu sessizliğe bürünmüştü.

Julia masanın üzerindeki belgeleri tekrar inceliyordu. Her parça tek başına anlamsız görünüyordu ama hepsi bir araya geldiğinde aynı noktayı gösteriyordu: Sessiz Göl.

Camila notlarını düzenlerken konuştu.

"Şu ana kadar bildiklerimiz çok garip. Eski bir yerleşim var, semboller var, kaybolan kayıtlar var ve biri bizi uyarmaya çalışıyor."

Brandon kollarını bağladı.

"Ben hâlâ birinin bizi korkutmaya çalıştığını düşünüyorum."

Julia ona baktı.

"Olabilir."

Brandon bu cevabı beklemiyordu.

"Gerçekten mi?"

"Evet. Ama bu, gölde hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez."

Robert başını salladı.

"Benim hâlâ fikrim aynı. Önce birine haber vermeliyiz."

Camila da ona katıldı.

"Aslında bu mantıklı. En azından resmi bir kayıt olur."

Julia bir süre düşündü.

Sonunda başını salladı.

"Tamam. Yarın ilk iş bunu yetkililere anlatacağız."

Sandy şaşırdı.

"Yani şimdi eve mi gidiyoruz?"

Julia belgeleri kapattı.

"Evet. Bugünlük yeter."

Grup binadan çıkarken Julia son kez arşiv odasına baktı. İçinde garip bir his vardı. Sanki bir şeyleri çözmeye çok yaklaşmışlardı ama aynı zamanda daha hiçbir şey bilmiyorlardı.

Kasabanın sokaklarından geçerken herkes sessizdi.

Normalde Brandon konuşur, Robert şikâyet eder, Sandy soru sorardı.

Ama bu kez hiçbiri konuşmuyordu.

Çünkü hepsi aynı şeyi düşünüyordu.

Gölün altında gerçekten bir şey olabilir miydi?

Eve döndüklerinde Julia ve Sandy odalarına geçti. Sandy uyumadan önce pencereye baktı.

Göl hâlâ uzakta görünüyordu.

Ama bu sefer ışık yoktu.

Her şey normaldi.

Belki de yaşananların hepsi bir tesadüftü.

Belki de değildi.

Julia yatağına uzandığında masanın üzerinde duran eski sembolün fotoğrafına son kez baktı.

Tam telefonunu kapatacakken bir bildirim geldi.

Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti.

Julia ekrana baktı.

Mesajda sadece tek bir cümle yazıyordu:

"Polise giderseniz, göl sizi bulur."

Julia birkaç saniye boyunca hareket edemedi.

Sonra hemen Sandy'nin odasına gitti.

Ama kapıyı açmadan önce durdu.

Çünkü dışarıdan...

göl tarafından çok hafif bir ses geliyordu.

Ve bu ses, daha önce duyduklarından farklıydı.

Sanki biri gerçekten oradan onlara cevap vermişti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.