İçeriğe geç

Gölgesinde Aşk

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Gölgesinde Aşk

Bölüm 2

2. Bölüm : GÖLGELER VE HATIRALAR

Lojmana yerleşeli tam bir hafta olmuştu. Ankara’nın kuru, ayaz kokan havası, Ebru’nun üzerindeki o eski belanın kasvetini biraz olsun dağıtmaya yetmişti. Yeni okuluna kayıt yaptırmış, kendine sığınacak sakin bir rutin kurmaya çalışıyordu. Ancak bu bir hafta boyunca, ne babası Mustafa Albay’ı ne de onun odasından eksik olmayan o sert adamları görebilmişti. Sınır ötesindeki kritik bir operasyonun planlaması yüzünden babası karargahtan başını kaldıramıyordu.

Yine de Ebru’nun zihni boş kalmıyordu. Ne zaman gözlerini kapatsa, o toz bulutunun içinde, helikopter kapısında dikilen o genç askerin keskin bakışları geliyordu aklına.Göğsünün tam ortasında, adını koyamadığı, çok eski bir tanıdıklık hissi vardı. Sanki o adamı daha önce görmüş, sesini duymuş, çocukluğunun silik bir köşesinde onun varlığıyla büyümüş gibiydi. Ama mantığı her defasında devreye giriyor, "Yalnızca bir benzetme," diyerek kendini sakinleştiriyordu.

Bir gün okul çıkışı, lojmanın dışındaki caddede yürürken ensesinde o soğuk hissi tekrar duyumsadı. Bir çift göz arkasından onu takip ediyordu. Adımlarını hızlandırdı, kalbi göğüs kafesini zorlarken arkasına bakmaya cesaret edemedi. Tedirginlik ve sersemlikle kendini askeriyenin nizamiyesinden içeri attı. Doğrudan babasının yanına çıkmak istiyordu.

Tam koridordan geçeceği sırada, kapının önünde operasyona gitmek üzere tam teçhizat kuşanmış, yüzleri askeri maskelerle kapalı bir tim belirdi. Ebru, o panik ve telaşla adımlarını ayarlayamadı ve en önde yürüyen, heybetli askerin omzuna sertçe çarptı.

"Çok... Çok pardon," diye fısıldadı Ebru, bakışlarını kaçırarak hızla babasının odasına doğru yöneldi.

Timin başındaki asker, yani Volkan, aldığı darbeyle duraksadı. Maskesinin altından sadece gözleri görünen genç adam, arkasından hızla giden kızın titreyen omuzlarına baktı. İçinde tuhaf bir sızı belirdi. Kendi kendine, "Bir problem mi var acaba?" diye düşündü. Ama saniyeler kıymetliydi; telsizden gelen anonsla beraber tugay binasından çıkıp bir haftalık zorlu göreve doğru ilk adımını attı.

Ebru ise nefes nefese babasının odasına girdi ve yolda hissettiği her şeyi anlattı. Mustafa Albay, harita üzerindeki bakışlarını kızına çevirdi. Yorgun gözlerinde şefkatli bir tebessüm belirdi:

"Güzel kızım... Artık güvendesin, başka bir şehirdesin. Yaşadığın o zor günlerin travması yüzünden öyle hissediyorsun. Burası koca bir askeriye, etrafta kuş uçmaz. İçin rahat olsun," diyerek konuyu kapattı. Ebru, babasının sözü üzerine daha fazla üstelemedi ama içindeki o şüphe tohumu kurumadı.

Sonraki bir hafta Ebru için adeta bir psikolojik savaşa döndü. Her gün okula gidiyor, ancak her çıkışta o görünmez gölgenin arkasında olduğunu, birilerinin onu izlediğini hissediyordu. Haftanın sonunda, artık bu durumun bir vehim olmadığından emin olarak durumu babasına tekrar anlatmaya karar verdi.

Okul çıkışı sert adımlarla karargaha, babasının makam odasına girdi. Kapıyı açtığında, içeride bir haftalık operasyondan yeni dönmüş, yorgunlukları her hallerinden belli olan timi ve babasını otururken buldu. Volkan ve adamları, albayın karşısında ayaktaydı.

Ebru’nun gözlerindeki o gerçek korkuyu gören Mustafa Albay, yerinden doğrularak sordu:

"Ebru? Bir şey mi oldu kızım?"

Ebru, odadaki askerlerin varlığına aldırmadan, sesinin titremesine engel olmaya çalışarak konuştu:

"Baba... travmadır dedim ama değil. Bir haftadır her okul çıkışında takip ediliyorum. Bugün lojman sınırına kadar bir araç arkamdan yavaşça geldi. Gerçekten iyi değilim."

Mustafa Albay’ın yüzü bir anda buz kesti. Az önceki babacan tavrından eser kalmamış, sert bir komutana dönüşmüştü. Bakışlarını hemen karşısında dikilen Volkan’a çevirdi:

"Volkan. Duydun. Kızımın güvenliği bana emanet olduğu kadar bu saate kadar size de emanettir. Okula gidiş dönüşlerinde onu uzaktan kollayacak, gözünü üzerinden ayırmayacak en güvendiğin iki adamını görevlendir. Kimsenin ruhu duymayacak ama Ebru’nun kılına zarar gelmeyecek."

Volkan hazırolda bekleyerek net bir sesle cevap verdi:

"Emredersiniz komutanım. Gerekli ayarlamaları hemen yapıyorum."

Mustafa Albay, kızının omzunu sıkarak, "az sonra eve birlikte geçeceğiz," dedi ve timin odadan çıkmasını işaret etti. Mustafa Albay odada kalınca,Ebru, Volkan ve adamları koridora çıktı.

Koridorda Volkan, timin arkasındaki iki isme döndü. Biri, timin hafif çapkın, ağzı laf yapan ama silah arkadaşlığında gözünü kırpmayacak olan genç askeri Kerem’di. Diğeri ise Volkan’ın askerlikte abisi gibi gördüğü, operasyonların en tecrübeli ismi Hakan’dı. Volkan, ikisinin karşısına geçti:

"Hakan abi, Kerem. Komutanın kızının emniyeti sizde. Okul çıkışlarında gölgesi olacaksınız ama kızı da darlamayacaksınız. Anlaşıldı mı?"

Kerem, hafifçe sırıtarak saçını düzeltti ve şakayla karışık konuştu:

"Anlaşıldı komutanım da... Ebru hanım da harbiden çok güzelmiş . belki biz de bir hayırlı kısmet..."

Volkan’ın bakışları bir anda öyle sert, öyle otoriter bir hal aldı ki, koridordaki hava buz kesti. Ebru da şaşırmıştı içten içe de gülmüştü. Volkan gözlerini Kerem’e dikerek sadece bakışıyla onu susturdu. Kerem lafını yutup hemen hazırola geçti.

Volkan’ın abisi olarak gördüğü Hakan’ı, aradaki o gergin havayı dağıtmak için öne çıktı. Yüzünde çok samimi ve komik bir tebessüm vardı. Ebru’ya doğru yaklaşıp hafifçe selam verdi:

"Ebru hanım, merhaba. Ben Hakan. Yanımdaki de bizim timin uslanmazı Kerem. Bundan sonra okul yollarında can yoldaşınız biziz. Valla kızım seni ilk görüşte çok sevdim. Öz abin bil beni, artık yanında biz varız. Sana yan gözle bakanın Ankara ayazında canını okuruz, için rahat olsun."

Ebru, Hakan’ın bu içten ve neşeli tavrıyla bir nebze olsun rahatladı, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi:

"Çok teşekkür ederim Hakan abi, eksik olmayın."

Ertesi sabah Ebru, okula gitmek için erkenden hazırlandı. Evden çıkmadan önce askeriyenin bahçesindeki babasının yanına uğrayıp vedalaştı. Bahçeye çıkıp nizamiye kapısına doğru ilerlerken, askerlerin eğitim alanının önünde Volkan’ı gördü. Volkan, askerlerine yüksek sesle emirler veriyor, adeta etrafına titretiyordu.

Ebru oradan geçip giderken, Volkan’ın keskin bakışları kızın üzerindeki yerini aldı. İkisinin gözleri bahçenin ortasında kenetlendi. Ebru tam adımlarını hızlandırmıştı ki, Volkan’ın tok sesi yankılandı:

"Ebru Hanım?"

Ebru durdu, arkasına döndü. Volkan, elindeki eğitim notlarını yanındaki askere teslim edip ağır ve vakur adımlarla Ebru’ya doğru ilerledi. Ebru da ona doğru birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe kapandığında, Ebru hafifçe başını kaldırarak konuştu:

"Buyurun komutanım?"

Volkan, helikopterdeki o ilk günden beri bu kızı neden aklından çıkaramadığını, neden onu her gördüğünde içindeki o tanıdıklık hissinin büyüdüğünü kendince mantıklı sebeplere oturtmaya çalışıyordu. Ama profesyonelliğini asla bozmuyordu:

"Bugün ayarladığım kişiler, yani Hakan abi ve Kerem sizi korumak için nöbet tutmaya başlayacaklar. Dünkü o koridor muhabbetlerine, patavatsızlıklarına bakmayın siz. Onlar benim bu hayattaki en güvendiğim adamlardır. Size bir şey olmaması için elimden geleni yaparım. Onlar arkamızda olduğu sürece, gönül rahatlığıyla dışarıda kalabilirsiniz."

Ebru, adamın gözlerinin içine baktı. O gözlerdeki derinlik, zihnindeki o iki haftalık merakı daha fazla zapt edememesine neden oldu. Sözler adeta ağzından patlak verdi:

"Teşekkür ederim... Dün çok ilgilendiniz, bir şüphem yok zaten. Ama... Bir şey sorabilir miyim?"

Volkan hafifçe kaşını kaldırdı: "Tabii, buyurun."

"Bizim daha önceden... Çok eskiden tanışmış olma ihtimalimiz var mı? Sanki sizi önceden tanıyormuşum gibi geliyor da. Hafızam beni yanıltmıyorsa..."

Volkan, ebeveynlerinin yokluğunda Mustafa Albay’ın elinde, tamamen bu kışlalarda ve operasyon arenalarında büyümüştü. Ebru’nun bu sorusu içindeki o eski sayfaları kıpırdatsa da, rütbesine ve duruşuna yaraşır şekilde hafifçe gülümsedi. Ancak içten içe, kızın da kendisi gibi hissetmesine fena halde şaşırmıştı.

"Zannetmiyorum Ebru hanım," dedi sesi biraz daha kısık ama net bir tonla. "Pek çevrem olmadan, neredeyse çocukluğumdan beri bu adamların, babanızın yanında büyüdüm ben. Belki de beni geçmişinizden birine benzettiniz..."

Ebru, aldığı cevapla hafifçe hayal kırıklığına uğrasa da bozuntuya vermedi: "Belki de... Kolay gelsin komutanım."

"Sağ olun, iyi dersler."

İkisi de arkalarını dönüp zıt yönlere doğru yürürken, arkalarında bıraktıkları tek şey, çözülmeyi bekleyen devasa bir geçmişin ilk sessiz çığlığıydı. Ebru, aklında o bakışlarla okul yolunu tuttu.

Bölüm sonu

7 yorum