Ebru, İstanbul’daki KYK yurdunun dar odasında aynaya bakarken derin bir nefes aldı. Üzerindeki baskı sadece kaldığı odanın duvarlarından değil, yüzlerce kilometre uzaktaki babasından da geliyordu. Mustafa Albay. Şehirdeki askeri üssün en kıdemli, en sert ve en korumacı komutanıydı. Annesiz büyüyen Ebru için babası hem bir sığınak hem de her adımı kısıtlayan aşılmaz bir duvardı. Sırf onun o boğucu, her an tetikteki korumacılığından kaçmak için üniversiteyi başka bir şehirde okumayı seçmişti. Ama evdeki hesabı, sokaktaki bela bozmuştu.
Hayatına bir şekilde giren Cenk, ilk başlarda göründüğü gibi biri çıkmamıştı. Saplantılı, belalı ve Ebru’yu adım adım kendi karanlığına çeken bir adamdı. Ebru, babasının korkusundan bu durumu kimseye anlatamamıştı. Eğer Mustafa Albay bu durumu öğrenirse, Cenk’in hayatını karartacağı gibi Ebru’yu da o lojmana kilitler, bir daha nefes bile aldırmazdı. Ebru’nun bu bataklıktan kurtulmak için tek bir şansı vardı: Bu şehirden tamamen gitmek.
O sabah, kararını vermiş olarak uyandı. Üzerine çeki düzen verip okula gitti. Dersler boyu kalbi göğsünü tekmeledi. Okul çıkışı, Cenk’le her zaman buluştukları o tenha parkta bir araya geldiler.
"Ayrılmak istiyorum Cenk. Bitti," dedi Ebru, sesinin titremesini gizlemeye çalışarak.
Cenk’in gözlerindeki o tekinsiz parıltı anında büyüdü. "Benden öyle kolay gidemezsin Ebru," diyerek kızın kolunu sıkıca kavradı. "Seni kimseye yar etmem, anladın mı beni?"
Ebru, kolunu hızla çekip kurtardı. Korku bütün vücudunu sarmıştı ama bu sefer geri adım atmayacaktı. Arkasını dönüp koşmaya başladı. Cenk arkasından bağırarak peşine düşmüştü. Nefes nefese koşan Ebru, çantasından titreyen elleriyle telefonunu çıkardı. Rehberde tek bir ismi aradı: Babam.
Aynı dakikalarda, yüzlerce kilometre uzaktaki askeri üstte hava buz gibiydi. Mustafa Albay, harita başında subaylarıyla büyük bir harekat toplantısındaydı. Masanın ucunda, Albay’ın gözbebeği olan Genç Üsteğmen Volkan duruyordu. Volkan, küçük yaşta ailesini kaybettikten sonra Mustafa Albay’ın kanatları altında büyümüştü. Albay ona sadece komutanlık değil, babalık yapmış; onu çelik gibi bir asker olarak yetiştirmişti. Volkan için Mustafa Albay’ın tek bir saç teli, dünyadaki her şeyden önemliydi.
Sessizliği Mustafa Albay’ın masadaki telefonunun acı acı çalması böldü. Normalde toplantıda telefon açmazdı ama ekrandaki "Kızım" yazısını görünce yüreğine bir kor düştü. Telefonu kulağına götürdü.
"Ebru? Kızım?"
Telefonun ucundan sadece hıçkırıklar, rüzgar sesi ve Ebru’nun panik içindeki çığlığı geldi: "Baba... Peşimde, bırakmıyor! Baba yardım et!"
Mustafa Albay birden ayağa kalktı, altındaki sandalye büyük bir gürültüyle geriye savruldu. Yüzü anında kireç gibi olmuş, gözlerindeki o sert komutan gitmiş, yerine evladı için dünyayı yakacak bir baba gelmişti. "Ebru! Neredesin? Kim var peşinde!" diye kükredi.
Toplantı odasındaki herkes buz kesti. Volkan, manevi babasının ilk kez bu kadar paniklediğini görüyordu. Durumu anında kavradı, bir adım öne çıktı. "Komutanım, uçak biletini hemen ayarlıyorum. İzin verin sizinle geleyim," dedi net ve kararlı bir sesle.
Mustafa Albay başıyla onayladı. Saniyeler içinde karargahtan çıkmışlardı
Ebru, yurdun yakınlarındaki güvenli bir kafeye sığınıp kapıyı kilitletmiş, gözyaşları içinde bekliyordu. Cenk dışarıda bir süre dolanmış, ardından polisin veya askerin geleceğini sezip gözden kaybolmuştu.
Çok geçmeden, Mustafa Albay ve arkasında gölge gibi duran Volkan uçaktan inmişti. Ebru, sığındığı yerden çıkmış,ortak bir yerde bulusmuslardı. koşarak babasının boynuna atıldı. Mustafa Albay kızını göğsüne bastırırken, gözleri çevreyi tarayan Volkan’la kesişti. Volkan, o an Ebru’nun gözlerindeki korkuyu ve çaresizliği hafızasına kazımıştı.
"Geçti kızım, buradayım," dedi Albay, sesindeki o sertliği ilk kez yumuşatarak.
Ebru hızla yurda gidip kalan birkaç parça eşyasını valizine tıktı. Artık geri dönüş yoktu. Uçak havalanırken, Ebru camdan aşağıya, arkasında bıraktığı o belalı şehre baktı.
Birkaç gün içinde üniversite kaydını Ankara’daki okula aldırdı. Artık güvendeydi, babasının yanındaydı; askeri lojmanların o yüksek, korunaklı duvarlarının arkasında. Ama bilmediği bir şey vardı: Hayatını kurtarmak için kaçtığı bu askeri dünya, onun için yepyeni ve çok daha büyük bir hikayenin başlangıcı olacaktı.




