Gözyaşlarımı silip telefona baktım.
KAAN: Maçın nasıl geçti tavşanım?
Parmaklarım klavyenin üzerinde gezindi ama bir şey yazamadım. Telefon tekrar titredi.
KAAN: İyi misin?
Boğazıma oturan düğüm biraz daha büyüdü. Titreyen parmaklarımla sadece iki kelime yazabildim.
Siz: İyi değilim.
KAAN: Ne oldu tavşanım?
Ekrana bakakaldım. Anlatmak istiyordum ama nereden başlayacağımı bilmiyordum. Derin bir nefes aldım.
Siz: Babam geldi bugün buraya.
Çok açıklayacı yazdın Nida bravo!
KAAN: Seni üzen baban mıydı?
Siz: Evet. O benim babam değil, öylesine birisi.
KAAN: O kadar kötü yani. Anlat tavşanım dinliyorum seni.
Parmaklarım birkaç saniye boyunca ekranın üzerinde bekledi. Yazıp silmekten başka bir şey yapamıyordum.
Siz: Nereden başlayacağımı bilmiyorum.
Telefon neredeyse anında titredi.
KAAN: En başından başla. Acelem yok. Seni dinliyorum.
Derin bir nefes aldım.
Siz: Babam... Bizi başka bir kadın için bıraktı.
Bu cümleyi yazmak bile içimi acıttı.
Siz: Annem gecesini gündüzüne kattı. Abim küçücük yaşta büyümek zorunda kaldı. Ben ise her gün kapının açılmasını bekledim. Ama o hiç gelmedi.
Boğazımdaki düğüm büyüdü.
Siz: Sonra yıllar geçti. Bugün karşıma çıktı. Hiçbir şey olmamış gibi bana "kızım" dedi.
Telefon birkaç saniye sessiz kaldı.
KAAN: Bunu yaşamak gerçekten çok ağır.
Gözümden bir damla daha süzüldü.
Siz: Bana "kızım" demeye hakkı yok. Bir baba, çocuğunu başka bir hayat seçebilmek için yarı yolda bırakmaz.
Bir an durup ekrana baktım.
Siz: Annem geceleri ağlarken onu gördüm ben. Abimin çocukluğunu yaşayamadığını gördüm. Ben de her doğum günümde "Belki bu sene gelir." diye bekledim.
Parmaklarım titriyordu.
Siz: Ama gelmedi. Çünkü bizi değil, başka bir hayatı seçti.
Telefon yeniden titredi.
KAAN: Kan bağı insanı baba yapmıyor Nida. Babalık vazgeçmemektir. Senin yaşadıklarının hiçbirini hafife alamam ama şunu bilmeni isterim: Bunları tek başına taşımak zorunda değilsin.
Mesajı okurken gözlerim yeniden doldu.
İlk kez biri bana acıyarak değil, gerçekten anlayarak yaklaşıyordu.
Kaan gerçekten çok iyiydi, onu çok seviyordum.
Siz: Kaan teşekkür ederim, gerçekten iyi ki varsın.
Siz: Seni çok seviyorum öküzüm:)
KAAN: Ben de seni seviyorum tavşanım:)
Kendi dertlerimden Kaan'ın nasıl olduğunu sormamıştım!
Siz: Nasılsın?
KAAN: İyiyimm. Sen şimdi nasıl oldun, daha iyi misin?
Siz: İyiyim senin sayende:) Teşekkür ederim.
Gülümsüyordum ama gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Üzüntü ya da öfke gözyaşı değildi bunlar, mutluluk gözyaşıydı.
KAAN: Rica ederim tavşanım.
Siz: Bugün biraz geç sordum nasıl olduğunu.
Bunu yazarken mahcup olmuştum.
KAAN: Senden önemli değildi:)
Bu çocuk çok tatlı!
Siz: Seni çok seviyorum haa.
KAAN: Şey, benim işe devam etmem lazım görüşürüz tavşanım:)
Siz: Görüşürüz öküzüm.
Kalbime sıcak bir his yayıldı.
Demek ki anlaşılmak böyle bir şeydi.
Yıllarca içimde biriken onca cümle, ilk kez biri tarafından yarıda kesilmeden dinlenmişti. Beni değiştirmeye çalışmamış, "Boş ver." dememiş, sadece yanımda durmuştu.
Anlaşılmak için aynı şehirde olmaya bile gerek yokmuş.
Telefonu göğsüme bastırıp tavana baktım.
Keşke biraz daha konuşabilseydik.
Sonra aklıma bir şey geldi.
Kaan boş zamanlarında ne yapıyordu?
Çalışıyor... Sonra da arkadaşlarıyla oyun oynuyordu.
Bir an gülümsedim.
Belki ben de onun oynadığı oyunu indirirdim. Bir gün birlikte oynar, aynı takımda savaşırdık. Belki o zaman aramızdaki kilometreler biraz daha kısalırdı.
Telefonumdaki uygulama mağazasını açtım.
Arama çubuğuna tek bir kelime yazdım:
PUBG.
Oyun inerken bugün annemle konuşmadığım aklıma geldi. Odamdan çıkarken kapı zilini işittim. Benden önce davranarak annem kapıyı açtı.
Kapıdaki kişiyi görünce yerimde durdum, zaman durmuş gibiydi. Kalbim göğsümü yumrukluyor, nefesim boğazımda düğümleniyordu. O buradaydı.
Yıllar önce bizi bir kadın için terk eden, arkasına bakmadan giden adam... Babam olacak şerefsiz buradaydı.
Elini kapının eşiğine koymuş, sanki bu evden hiç gitmemiş gibi ayakta duruyordu.
İçimde saatler önce dinmeye başlayan öfke yeniden alevlendi.
"Ne işin var burada?" diye fısıldadım, sesim bile bana ait değilmiş gibi çıkmıştı. Annem babamı görünce yüz ifadesi değişmişti.
"Murat! Ne işin var burada senin?" dedi annem.
"Sevil hemen yükselme, bak beni dinleyin çok pişmanım. Lütfen." dedi.
"Üzerinden yıllar geçmiş. Yıllar önce söyleyeceklerini söyleyip gittin. Şimdi neden geldin Murat!" dedi annem.
"O kadın beni bıraktı. Ben de ailemin yanına dönmeye karar verdim." dedi yüzsüz.
"Bir ailenin olduğunu yeni mi hatırladın acaba? Senin ailen falan değiliz bitti onlar!" dedim bağırarak. Tartışmaya ben de dahil olmuştum.
Kapıdan içeriye abim girmişti. Şaşkınlıkla etrafa bakıyordu, ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bir hali vardı. Ama şaşkınlığı öfkeye dönüştü.
"Semih! Oğlum." dedi Murat. Baba demiyordum çünkü o benim babam değildi, annemin kocası değildi, abimin de babası değildi. O sadece Murat'tı.
"Senin ne işin var burada sikik herif!" diye patladı abim.
"Oğlum beni bir dinler misin?" dedi Murat.
"Senin nereni dinleyeceğim ha ben? Defol git evden." dedi abim.
Sessizlik oldu. Ölüm sessizliği. Abim öfkeden kızarmıştı, babama öldürecekmiş gibi bakıyordu.
"Bakın bir hata yaptım lütfen affedin." dedi Murat kendini acındırmaya çalışıyordu. Ama yemezler!
"Bu hata mı sence Murat? Bu şerefsizlik!" dedi annem. Annemi ilk kez küfür ederken duyuyordum. Şaşkınlıkla anneme döndüm. Dişlerini dudaklarına geçirmiş Murat'a bakıyordu.
"Öyle deme Sevil. Kaç yıllık kocanım senin." dedi Murat.
"Kocammış." dedi annem gülerek, büyük ihtimalle sinirden gülüyordu.
"Artık beni affedecek misiniz?" dedi Murat.
"Seni kim affetsin köpek. Allah bile zor affeder senin yaptıklarını, kim bilir bizi bıraktıktan sonra ne boklar yemişsindir sen!" dedi abim. Murat'a haddini iyi bildiriyordu.
Murat'ın yüzü düştü. Birkaç saniye konuşamadı.
"Semih... Haklısın. Ama insan hata yapabilir."
Abim acı acı güldü.
"Hâlâ 'hata' diyorsun."
Başını iki yana salladı.
"Sen bir gün hata yaptın sanıyorsun. Biz o hatanın cezasını yıllarca çektik."
Ev yine sessizliğe gömüldü.
Murat gözlerini anneme çevirdi.
"Sevil... Ne olur bir şans daha ver."
Annem hiç düşünmeden cevap verdi.
"Ben sana yıllar önce bir ömür vermiştim Murat. Sen onu başka biriyle yaşamayı seçtin."
Murat'ın dudakları aralandı ama söyleyecek söz bulamadı.
"Beni affedin," diye fısıldadı.
"Bizi rahat bırak," dedim. "İstediğimiz tek şey bu."
Murat başını eğdi.
Kapının eşiğinde birkaç saniye öylece kaldı.
Sonra sessizce arkasını döndü. Kapıyı annem kapattı.
Kilitten gelen ses, yıllardır kapanmayan bir defterin son satırı gibiydi.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Çünkü bazen bir insanı hayatından çıkarmak, ona söylenecek son cümleden daha ağırdı.
Kapının arkasından gelen sessizlik bu kez farklıydı.
Boş değil.
Ağırdı.
Sanki evin içindeki hava bile yer değiştirmişti.
Bir süre kimse kıpırdamadı.
Ne annem konuştu.
Ne abim.
Ne de ben.
Sadece birbirimize bakıyorduk. Sanki hepimiz aynı anda ilk kez nefes almayı öğreniyorduk. Annem yavaşça kapının yanına çöktü.
Elini yüzüne kapattı. Bu kez ağlamıyordu bile. Sadece yorulmuştu. Yılların yorgunluğu bir anda üstüne çökmüş gibiydi.
“Bitti…” dedi kısık bir sesle.
Ama bu kelime bile tam çıkmadı ağzından. Abim yumruklarını yavaşça gevşetti. Eli hâlâ titriyordu.
“Bitmesi uzun sürdü,” dedi sert bir sesle. Ama gözleri başka bir şey söylüyordu: Yorgunluk. Öfkenin altına gizlenmiş yorgunluk.
Yanına yaklaştım. Bir şey söylemek istedim ama kelimeler boğazımda kaldı.
Sadece elini tuttum. Sıkıca. O da bırakmadı. Annem başını kaldırdı. Gözleri doluydu ama bu kez kırık değildi.
“Siz iyi misiniz?” dedi.
Bu soru garipti. Yıllardır kimse bize bunu sormamıştı.
Sadece “dayanın” demişlerdi.
Sadece “alışın” demişlerdi.
Ama “iyi misiniz?” diyen olmamıştı. Abim kısa bir nefes verdi.
“İyiyiz,” dedi. Ama sesi tam ikna edici değildi. Sonra bana baktı.
“Biz onsuz da ayakta durduk,” dedi. “Bundan sonra da dururuz.”
Başımı salladım.
Ama içimde bir şey eksikti. Eksik olan Murat değildi artık. Eksik olan… onun bıraktığı boşluğun alışkanlığıydı.
Telefonumu elime aldım.
Ekranda hâlâ Kaan’ın mesajı vardı.
"Rica ederim tavşanım."
O mesaja baktım uzun süre. Ve ilk kez fark ettim. Bazı insanlar seni kurtarmaya gelmiyordu. Sadece düşerken elini tutuyordu. Telefonu göğsüme bastırdım.
Tavana baktım. Gözlerim yorgundu. Kalbim yorgundu. Ama içimde çok küçük bir şey vardı. Henüz kaybolmamıştı. Umut gibi.
Ve o gece uyumadan önce şunu düşündüm:
Her şey bitmişti... Ama hayat, asla sadece biten şeylerden ibaret değildi.
Ve ilk kez anladım… Bazı gidişler kapıyı kapatmaz, sadece evin içindeki sessizliği büyütür


