İçeriğe geç

GÖLGENİN MAHKUMLARI; miras

Bölüm 5 · 8 dk okuma

GÖLGENİN MAHKUMLARI; miras

Bölüm 5

-5

-Geçmiş

Sokakta nereye gittiğini bilmediğim sokaklarda, sebepsizce dolaşıyordum.

Aklımdaki sesleri durduramıyordum. Hangi gündeyiz, saat kaç, neredeyim? Hiçbirini bilmiyordum. Son bir haftada yavaş yavaş düzene giren hayatım, tekrardan tepetaklak olmuştu. Yüzümün sol tarafında hala bir sargı bezi vardı. Acım dinmemiş haldeydi.

Karanlık sokaklara girdiğimi etraftaki insanların azlığından anlamıştım. Ne aklım geceden haberdardı, ne de gözlerim güneşin ışığından...

Duyamıyordum sanki. Kulaklarımda kulaklık ve benzeri bir şey yoktu. Ama kulaklarım attığım adım seslerini bile duymayı reddediyordu.

Tekrardan bir sokağa döndüğümde, gölgem önüme düştü. Ama tek benim gölgem yoktu. Arkamda yürüyen biri daha vardı. Kim olduğunu bilmiyordum. Beni takip edip, etmediğini anlamak amaçlı adımlarımı hızlandırarak çaktırmadan arkama baktım. Tek bakışta gördüğüm üzere, benden kalıpçı büyük bir adam peşindeydi. Siyah giyimlidi. Ve sokak ışığı arkadan vurduğundan dolayı yüzünü görmemiştim.

Ben hızlandıkça... O da hızlanıyordu. Takip edildiğim kanısına tamamen varabilmiştim. O sırada saatin kaç olduğuna bakmak için cebimden telefonumu çıkarttım. Telefonun ana ekranında 02:52 yazısını gördüğümde yine zamanın oyununa düştüğümü fark ettim. Telefonu cebime geri yerleştirmeden önce, telefonun ekranına bir su damlası düştü. Bu su damlasının nereden geldiğini anlaman birkaç saniyemi almıştı. Geçen saniyelerin ardından gök, tüm sularını üzerimize boşaltmıştı.

"Sikeceğim... hayatımda geçirdiğim en şanslı hafta." diye mırıldandım ağzımın ucundan.

Yağmur hızlandıkça, önümü görmem daha da zorlaşıyordu. Sanki adamda bunu eline geçen bir koz olarak görmüştü. Ben korku dolu adımlarla hızla adamdan kaçmaya çalışırken paçalarımdan geriye doğru çekildim.

Nasıl yere yapıştığımı bile anlamadan yüz üstü düştüğümde, burnumdan sıcak kan akmaya başladı. Arkamdaki adam, dönmeme müsaade etmeden beni ayaklarımdan sırt üstü çevirdi. Şuan ise sırt üstü serilmiştim.

Üzerimize yağan sağanak yağmur, kanımı tüm yüzüme dağıtıyordu. Adamın yüzünü hala göremiyordum.

Ben acıma odaklanmış haldeyken adam, ellerini boğazıma geçirerek ben nefessiz kalana dek sıkmaya başladı. Ben ellerim ile kafasına vurabileceğim sertlikle vurmaya çalışırken; bunun hiçbir işe yaramadığını fark ettim. Adam yerinden milim oynamıyordu.

Ağzından garip sesler çıkartarak, bir şeyler gevelesede. Yağmur sesi ondan daha yüksek çıkıyordu.

Nefesimin son demlerinde, gözlerime düşen siyah perdeden başka bir şey göremiyordum. Ellerim çırpınmayı bırakmıştı. O anda öleceğimi düşündüm. Ama... bir anda, adamın elleri gevşedi, ağzından küçük çaplı bir inleme döküldü. Kulaklarım bunu duyabiliyordu. Adamın tüm yükü, üzerime bindi. Yüzüme yayılan bu sıcak sıvı yağmur olamazdı. Yağmurun soğuk damlalarının arasında, yüzüme sıcak bir sıvı yayılıyordu.

Nefes alabiliyordum. Ama hareket edemiyordum. Adamı zorla üzerimden iterek kaldırıma oturmaya çalıştım. Gözlerimin önündeki siyahlık dağılırken bir yüz belirdi... onu ilk gördüğümde tırsarak yerimden sıçradım.

"Tam olarak beş dakikadır önünde dikiliyorum. Beni şuan mı fark ettin?" Diye dalga edası ile sordu.

Sözlerini umursamadan ellerimi yüzüme götürdüm. Az önce düşündüğüm gibi bu yağmur değil kandı. Adamın kanı yüzüme dökülmüştü... az önce ne olduğunu sorgularken kız, önümden çekilerek yanıma oturdu.

Önümde yatan cesetten gözlerimi alamıyordum. İlk defa bir insanın ölümüne bu kadar yakından tanıklık etmiyordum, ama sanki ilk gibiydi. Kalbim hala göğsümü tekmeliyordu.

"Bu arada..." diye tekrardan lafa daldı. "Kaçma tekniğin gerçekten berbattı." Ağrıyan bedenimi sorgularcasına ona döndürdüm. "Beni izledin mi?" Başını sallayarak onayladı. "Evet." Şaşkınlıkla gözlerimi belerttim. "Neden yardım etmedin o zaman?" Dediğimde sırıtarak. -daha öncesinde fark etmediğim- tuttuğu cam parçasını gösterdi. Cam parçası kana bulanmıştı.

"Sence etmemiş olsaydım. Burada yatan o mu olurdu?"

Haklıydı. "Onu öldürmek zorunda değildin." Yağmur asla durmayacak gibi yağmaya devam ederken biz sokağın ortasında iki genç kız ve bir ceset ile muhabbete dalmıştık. Sanki çok normalmişçesine.

"Burada..." dedi. Bakışlarını benden çekerek odağını değiştirdi. "Burada, öldürmezsen... ölürsün." Dedi ciddi bir ses tonuyla.

Bakışlarını tekrardan bana çevirdiğinde onun sağ tarafında olduğum için fark etmemiştim. Sol gözünde bir bandaj vardı. Gözleri karanlıkta lacivert rengine bürünmüştü. Ayağa kalkarak bana sol elini uzattı. İlk önce anlamsız bakışlarla yüzüne baktım. Sonra uzattığı eline çevirdim gözlerimi. Bana uzattığı eline baktığımda geriye doğru sıvanmış kazağından ortaya çıkan bileğini gördüm.

Bileğinde tanıdık bir dövme vardı. Hızla elini tutarak dövmeye doğru yaklaştım. O, ne olduğunu anlamaya çalışırken ben dövmeye bakmaya devam ettim.

Dövmesinde "270211" yazıyordu. Garipti. Çünkü benim dövmemde de "270318" yazıyordu.

Yüzüne tekrardan odaklanmaya çalıştım. Yağan sağanak yüzünden bu biraz imkansız gibiydi. "Bu dövmeyi sen mi yaptırdın?" Diye sordum. Gözlerini kaçırdı. "Bu seni ne kadara ilgilendirir."

Dedi.

Sol bileğimi açarak benzeyen dövmelerimizi gösterdim. "Bak! Şuanda beni ne kadar ilgilendirdiğini biliyorsun." Ayağa kalkarak önünde dikildim. "Yoksa... yoksa sende mi o akı-" elini ağzıma bastırarak cümlemi tamamlamamı engelledi.

"Sus!" Başımıza bir iş gelmeden buradan uzaklaşmalıyız. Detayları evde konuşalım." Beni elimden çekerek götürmeye başladı. İçimdeki ses ona güvenmemi söylüyordu.

Onunla birlikte hızla ilerlerken, birden durdu. Bana baktı. "Sormadım ama... benimle gelmek zorunda değilsin." Gözlerimi devirmiştim. Ama ne kadar görüp görmediğinden emin değildim.

Belkide bir insana bu kadar çabuk güvenmek iyi sonuçlar elde etmeyebilirdi."Seninle geleceğim. Gidecek bir evim... dönecek bir ailem yok."

Bana baktı bir süre. Sanki anlıyormuşçasına. Sonrasında ilerlemeye devam etti. Sokak aralarından, binaların arasına. Karanlık ve bilmediğim yerlerden, sanki bir yılan gibi süzülüp gidiyorduk. Arkamızda bıraktığımız ceset ile...

Kız sanki aklımın geride bıraktığımız bedende kaldığını anlamıştı. "Merak etme..." dedi bir taraftan ilerlemeye devam ederken. "Kimsenin umrunda olmayacak." Bir insan ölüsü ne kadar değersiz olabilirdi?

Yağmur yavaşlamaya başlamıştı ki biz bir binanın önüne gelmiştik. Islanmayan tek bir parçam kalmamıştı. O, bir apartmanın önünde durduğunda bende onunla beraber durabilmiştim.

Beş katlı bir apartmandı. Ve saatin geçliğiden dolayı hiçbir katın ışığı yanmıyordu. Kız, bir kapıdan içeriye girerek alt kata inmeye başladı. İki kat aşağı indikten sonra cızırdayan sensörlü ışıkla beraber bir dairenin önüne geldik.

Her yer pas, toz, küf ve sanki bir hayvan ölüsü kurumuş gibi kokular birbirine karışmıştı.

Elimi kapının önüne geldiğimizde bıraktı. Kapının üzerinde kocaman şekilde SATILIK yazıyordu. Kız kapıya hızla bir tekme savurduğunda kapı içeriye doğru açıldı. Kapı açılır açılmaz hiç tereddüt etmeden içeriye girdi.

İçeriye girdiğinde, kapıya tutunarak girmemi bekledi. Sırılsıklam olan ayakkabılarımı çıkartarak içeriye adımladığımda kız eğilerek ayakkabılarımı içeriye aldı. Ve kapıyı sertçe kapattı. Kapının yanında olan küçük, çekmeceli dolabı kapının önüne sürükledi. Sanki dışarıdan birisi kapıyı zorlayacakmış gibi.

"Evet, burasıda benim evim." Dedi. Pekte öyle durmasa da içeriye göz gezdirdiğimde gerçekten de öyle durduğunu da fark ettim.

Eli ile bulunduğumuz koridorun sonunu gösterdi. "Oraya geç, elini yüzünü yıka. Sana kıyafet ve gereken şeyleri getireceğim. Kendi evin gibi kullan. Çünkü bende öyle yapıyorum."

Gösterdiği yere doğru ilerledim. Lavaboya gelmiştim. Kapıyı açarak içeriye girdim. Kapatmaya uğraşmadım bile. Lavabonun önüne geldiğimde, pekte iç açıcı durmayan aynada pekte güzel gözükmeyen yüzüme baktım. Boğazım hala acıyordu. Boynumdaki morluklar belirginleşmişti. Burnumun kenarında kurumuş kan vardı.

Gözlerim kızarmıştı. Yüzüm ise bembeyazdı. Hala son saatler içerisinde olan biteni kafama oturtturamamıştım. Hatta saat değilde son dört yıldır aklım bende değil gibiydi. Daha on altı yaşındaydım. Ama hayat, beni yaşımdan önce büyütmüştü.

Banyonun kapısı tıklandı. Ardından içeriye, hala adını bilmediğim kız girdi. Elinde bir sürü giysi vardı.

Gözlerime bir süre baktıktan sonra gülümsedi. "Karanlıkta gözlerini gördüğümde tek renk sanmıştım. Ama sende ikiside var ne kadar güzel!" Dedi. Ona gülümseyerek cevap verdim.

"İstersen duşu kullanabilirsin. Havlu, iç çamaşırı, merak etme pakette. Ve sıcak tutacak kıyafetler getirdim. Alttaki dolapta tarak ve dön makinesi var. Hazır olunca koridorun sonundaki odaya gel. Pansumanını yenileyelim." Dedi. Beni daha yeni tanımasına rağmen bu kadar iyi davranması içimde unuttuğumu sandığım bir sıcaklık bırakmıştı.

Başımı salladım. "Teşekkür ederim." Kaşlarını çatarak elindeki kıyafetleri üzerime yığdı. "Rica ederim, bir şeye ihtiyacın olursa haber ver."

Kapının kapanma sesiyle banyoya sessizlik çöktü. Saatler sonunda ilk kez kimsenin bana saldırmayacağını düşündüm. Bu his yabancıydı...

⚚ ⚚ ⚚ ⚚ ⚚

Gözlerimi açtığımda ev sessizdi. Banyodaki sıcak suyun buharı çoktan dağılmış, yerini mutfağın loş ışığı almıştı. Üzerime verdiği kıyafetler hala yabancı hissettiriyordu. Boğazımdaki acı biraz hafiflemişti ama zihnim... hala aynı karmaşanın içerisindeydi.

Koridorda ilerleyip mutfağa ulaştığımda kız çoktan masaya yerleşmişti. Elindeki kupadan yükselen buhar dışında odada hareket eden hiçbir şey yoktu.

Dakikalardır tek kelime etmeden oturuyorduk. Sessizlik, duvardaki saatin tik taklarından bile daha ağırdı.

Günlerdir değil... yalnızca birkaç saattir tanıyordum onu -ismini bilmememe rağmen tanıyordum sanki- ama aklımdaki sorular sanki günlerdir cevap bekliyordu.

"Memnun oldum. Ben Demitra." Diyerek sohbet başlatmaya çalıştım. Gözlerini dakikalardır ayırmadığı kahve fincanından ayırarak gözlerime odaklandı yavaşça. "Raven." Dedi kısa bir şekilde.

İsmi kulağıma hiç yabancı gelmemişti. Sanki daha önce anmış gibiydim.

Masaya benim için koyduğu kahve bardağını alarak bir yudum aldım. "O dövmeler..." baktığı yerde sırıttı. Bakışlarını tekrardan bana çevirerek. "Bunu soracağını biliyordum."

"Ama... bendede aynısı var." Diye kendimi açıklamaya çalıştım.

"Anlıyorum. O lanet şeyin nereden geldiğini bende bir türlü anlayamadım." Parmakları ile masada ritim tutturmaya başladı. Gözlerini kaçırıyordu. Bir taraftanda diğer eliyle kulak arkasını sert şekilde kaşıyordu. Yalan söylüyordu.

"Peki... sende de var mı?" Diye ekledim. "Ne? Ne var mı?!" Diye sordu Raven.

Kafamı arkaya çevirerek ensemdeki o garip butonu gösterdim. Tam olarak bir buton olmasa dahi. Bir buton gibiydi.

Elini ensesine götürerek çekti. Bakışlarını farklı yerlere çeviriyordu. "Yok, oda neyin nesi?"

Gözleri, söylediği yalanı ele veriyor. Hala devam ediyor. Gerçekten iyi birisi olduğuna emin misin?

Gözlerimdeki tüm duyguyu çekerek, boş bakışlar ile tüm ciddi yüz ifademi takıntım."Seni tanıyorum." Blöf yapmıştım. Onu tanıdığım falan yoktu. Sadece ismi kulağına çok tanıdık gelmişti.

Ama sanki ben onu değilde, o beni tanıyormuş gibi, renkten renge büründü. "...beni nereden tanıyorsun?" Sesinin tonunu bile kontrollü kullanamazken, umursamaz görünmeye çalışıyordu.

Sadece gülümsedim. Bir cevap vermedim. Çünkü verebileceğim bir cevabım yoktu. "Geçmişi hatırlıyor musun?" Diye sordu konuyu değiştirmek istercesine. "Evet." Diye kısaca cevapladım.

Raven sanki çok garip bir durummuş gibi yüzüme bakakaldı. "Peki, o..." lafını yarıda kesti. Sanki ne kadarını hatırladığımı anlamaya çalışıyordu. "O, ne o?"

"O hastane." Dediğinde ellerimdeki kanın çekildiğini hissettim. O, yıllar sonra tekrardan karşılaşacağımızı söylemişti. Ben ise onun kafayı yediğini düşünmüştüm.

"Sen..." diyerek onu gösterdim. "Sen kimsin Raven?" Raven, dudaklarını oynatmadan gözleri ile cevapları aklıma kazımıştı bile.

"Kim olduğunu biliyorsun Demitra." Adımı söylerken sanki yıllardır tanıyormuş gibiydi.

Onun kim olduğunu biliyordum. Ama aklım bunu kabullenmek istemiyordu. "Silmeye çalıştılar." Dedi anlamsız bir şekilde. "Neyi silmeye çalıştılar Raven?" Diye karşılık verdiğimde "Hafızalarımızı silmeye çalıştılar... ama başaramadılar."

Bir anda her şey daha karışık bir hale gelmişti. Bir sorunun cevabını bulmuştum. Ama karşılığında onlarca yeni soru kazanmıştım. Ve bunun daha bir başlangıç olduğunu hissediyordum...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.