İçeriğe geç

GÖLGENİN MAHKUMLARI; miras

Bölüm 6 · 17 dk okuma

GÖLGENİN MAHKUMLARI; miras

Bölüm 6

-6

Bazı cevaplar bulunmak için değil, insanı daha fazla soruyla baş başa bırakmak için vardı.

Bunu zamanla öğrenmiştim.

Yıllardır aynı ismin peşinde koşturmuştuk. Her ipucu bizi ona biraz daha yaklaştırmış, her kayıp bizi yeniden başlangıca sürüklemişti.

Garip olan şuydu ki, ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım sanki o bizden bir adım daha önde gibiydi.

Duvarda ezberimde olan fotoğrafa nefretle bir kez daha baktım. Duvarda kocaman bir pano vardı. Üzerinde ise "Damian Morvias" ile alakalı tüm bilgiler bulunuyordu.

"Yine mi bakıyorsun?" Raven'in sesi ile irkildim. Bakışlarımı panodan çekmeden "Bir şey kaçırıyor olabilir miyiz?"

Raven elindeki bardağı masaya koydu. Adımları yanımda durduğunda derin bir nefes verdi.

"...Demitra" sesindeki tükenmişlik bedenimde dolaşıyordu. "Beni yanlış anlamanı istemem, ama... belkide çoktan-" dediğinde bakışlarımı hızla ona çevirerek susmasını istedim.

"Hayır," dedim sinirle solurken. "Ölümü, ellerimden olmadığı sürece ecel bile alamaz onu benden." Belki çok iddialı konuşuyordum ama; içimdeki intikam ateşi sönmek bilmezken, ağzımdan çıkanlar içim kadar yakamazdı.

"Hayır, bilemiyorum. Yıllardır kaç kişinin peşine düştük. Ve hepsinin sonunu görmüşken bu adam... anlamıyorum." Dedi. Haklıydı belki. Ama bunu kabullenmek zordu.

Biz bu derin konuşmanın içerisindeyken kapı hızla açıldı ve içeriye telaşlı şekilde Nova daldı.

Nova, elindeki telefonu gözüme sokarak bir şeyler söylemeye çalışıyordu.

"Demitra... bu haberi görmelisin!" Dedi bir taraftan nefeslenmeye çalışırken.

Nova'nın elindeki telefonu alarak ekrana kilitlendim.

Gözlerim ekranda hızla dolaşırken kalbim göğüs kafesime dar gelmeye başlamış gibiydi.

Ekrandaki başlığı gördüğüm an nefesim kesildi.

"Aylardır aranan Damian Morvias evinin önünde ölü bulundu!"

Bir süre boyunca ekrana kilitlendim. Sanki içimdeki intikam ateşi beni yakmaya başlamış gibiydi.

Hayır.

Bu kadar kolay olamazdı. Onun acı dolu ölümünü izleyemeden ölmüştü. Belkide son yalvarışlarını duymadan. Ama kim bilir. Belkide onunda yalvaracak bir vakti kalmadan gebermiştir. Annem gibi...

Yıllardır peşinden koştuğumuz adam... bir başkası tarafından bulunmuş ve öldürülmüş olamazdı.

Parmaklarım telefonun ekranını sıkı sıkı kavrıyordu. "Bu... ne zaman oldu?" Dedim bakışlarımı ayırmadan.

Sesim beklediğimden daha soğuk çıkmıştı.

Nova nefesini düzenlemeye çalışarak cevap verdi.

"Bu sabah. Polis olay yerini yeni açıklamış."

Raven telefonu hızla elimden aldı. Haberi hızla incelerken yüzündeki ifade değişti.

"Sıradan bir cinayet gibi görünüyor. Ama böyle bir adamı bu kadar kolay düşüremezler." Ellerini ensesinde birleştirdi Raven. "Böyle bir adamın yerini bulmak bile plan gerektirir."

"Ve onuda bizden önce yaptılar." Oyuncağı elinden alınmış bir çocuk gibiydim belkide.

"Ama adam seri katil." Dedi Nova. "Bizim gibi birsürü düşmanı olacaktır."

"Bir denk gelme mi diyorsun yani?" Dedim bakışlarımı hızla Nova'ya çevirerek.

Nova omuzlarını silkti, "Sadece bir ihtimal."

"Peki," dedim, bakışlarımı tekrardan panoya odakladım. "Denk gelme olsun..."

Birkaç saniye odanın içerisini keskin bir sessizlik kapladı.

"Ama biri Damian'ı öldürebilecek kadar ona yaklaşabildiyse..." Tırnaklarımı avucuma geçirdim gerginlikle. "Bunu tesadüfen yapmış olamaz."

"Yani... ne demeye çalışıyorsun? Rakip bir çete mi?" Dedi Raven. Lafı ağzımdan almıştı.

"Bilmiyorum. Ama öğreneceğiz." İçimdeki intikam ateşi körüklendikçe içimden bir yerleri yakıyor gibiydi.

⚚ ⚚ ⚚ ⚚ ⚚

-Yıllar önce

Raven ile tanışalı tam bir yıl olmuştu. Bir yıldır sayısız işe girip çıkarak hayatta kalmaya çalışıyorduk. Hâlâ aynı dairedeydik.

Gündüzleri farklı işlerde çalışıyor, geceleri ise araştırmalarımızın peşine düşüyorduk.

Kazandığımız parayı biriktirip aldığımız küçük dizüstü bilgisayarla elimizdeki ipuçlarını birleştirmeye, cevaplara ulaşmaya çalışıyorduk.

Asıl merak ettiğimiz şey, abimin bunca zaman neyin içinde olduğuydu.

Onu kaybettiğimden beri hakkında bildiğim her şeyin aslında ne kadar eksik olduğunu fark etmiştim. Geçmişine dair bazı şeyleri biliyordum ama bilmediğim kısımlar, bildiklerimden çok daha fazlaydı.

Raven'la birlikte aylarca araştırdık. Eski haberleri, kayıp dosyalarını, isimleri, şirketleri ve karşılaştığımız her küçük ayrıntıyı tek tek incelemeye başladık.

Sonra Ölüm Çetesi haberlerde daha sık görünmeye başladı.

İlk başta bunun yalnızca bir tesadüf olduğunu düşündük.

Ama bazı isimler tanıdık geliyordu.

Bazı olayların tarihleri birbirine uyuyordu.

Ve en kötüsü, abimin geçmişinden çıkan birkaç isim, Ölüm Çetesi'yle ilgili haberlerde de karşımıza çıkıyordu.

"Demitra."

Raven'in sesi ile bakışlarımı odaklandığım yerden ayırarak ona döndüm. "Ne oldu?"

Parmağı ile karşımızda açık kalan televizyonu gösterdi. "Yine onlar." Dedi bıkmış bir sesle.

Ölüm çetesi'nin son kurbanı! Adlı bir başlık ile karşılaştık tekrardan.

"Abimin..." tükenmişlik hissiyatında bir nefes döküldü dudaklarımın arasından. "bu çete ile bir bağlantısı olabilir mi?" Dedim.

"...bazı İpuçları o yöne varıyor gibi." Dedi Raven. Çekingen bir tavırla.

Arkama yaslandım. Abim gerçekten bir çete üyesi olacak kadar cani miydi? Buna zorlanmış mıydı? Yoksa her şey onun başının altından mı çıkmıştı?

Bu sorular aklımın bir ucunda dönüp dururken Raven'nin tuşlara hızlıca bastığında çıkan ses tüm zihnimi kaplamıştı.

Kafamı kaldırarak kucağında duran bilgisayara baktım. Ekranda bir konum gözüküyordu.

"Ne buldun?" Dedim doğrulurken. Yüz ifadesindeki ciddiyetten dolayı bir şeyler bulduğuna emindim.

Raven, bakışlarını ekrandan ayırmadan ekranı bana doğru çevirdi. Gördüğüm gibi bir konumu gösteriyordu.

"Ee, bu da ne?" Çattığı kaşlarını gevşetmeden bakışlarını bana çevirdi. "İnanmayacaksın." Dedi sadece.

"Neye inanamayacağım. Raven doğru düzgün açıklasana?!" Ne bulduğunu bilemiyordum. Uğraştığımız o kadar olay vardı ki.

"Gizli ağlar." Dedi tekrardan sadece. Ekranı kendine çevirdi. "Günler sonra girebildim. Nasıl oldu bilmiyorum. Ama fark edilmemiz an meselesi."

"HAY BAŞLAYACAĞIM AN MESELENE, NEDEN BAHSETTİĞİNİ ADAM AKILLI ANLATMAZSAN GELİP BİZİMDE KAFAMIZA SIKACAKLAR!" Birden sesimi yükselttim.

"Ölüm Çetesi." Dedi tekrardan tek cümle kurarak. Ama kurduğu her cümle beynimde yeni bir yere oturarak yapbozu tamamlıyor gibiydi.

"Bir yanlış anlaşılma yoksa onların yerini buldum." Dedi. İnanmak istemedim.

"Bunu nasıl becerdin?" Dedim kabullenmek istemezcesine.

"Günlerdir girmeye çalıştım ama sanki bugün şifreler kırılmışçasına birden dalabildim ağa. Neyse ne onları bulduk! Kim olup olmadıklarını öğrenmemiz gerekiyor." Haklıydı.

"Nasıl yapacağız bunu?" Dedim tekrardan. Zekam gerilemiş gibiydi.

"Oraya gideceğiz." Dedi eli ile ekrandaki yeri gösterirken.

"Peki..." dedim kabullenerek. Ayağa kalkarak olduğum yerde ileri geri ilerlemeye başladım.

"Gittik say. Ya karşımıza beklediğimizden daha farklı bir şey çıkarsa?"

"Üç başlı yılan falan mı?" Dedi Raven. Kollarımı göğsümde birleştirerek olayın ciddiyetini hareketlerim ile belirttim.

"Tamam." Dedi sırıtarak. "Oraya gizli saklı şekilde gideceğiz. Hiçbir olaya karışmadan geri döneceğiz. Sadece olan bitene bakacağız."

"Peki, ne zaman gidiyoruz?" Raven duvardaki saate göz gezdirdi birkaç saniye.

"Bu gece..."

Raven'in dudaklarından dökülen bu iki kelimeyle birlikte içimde garip bir huzursuzluk oluştu.

Bu kadar kolay olmamalıydı.

Aylarca peşinde koşturduğumuz şeyin yerini sonunda bulmuştuk. Üstelik bunu bu gece gidip görebilecektik.

Ama nedense içimde bunun iyi bir fikir olmadığına dair güçlü bir his vardı.

Yinede hiçbir şey söylemedim.

Saatler sonra...

Gece olup saat geçtiğinde daireden sessizce çıktık.

Sokaklar gündüzden çok farklıydı. Birkaç sokak lambasının soluk ışığı dışında etraf neredeyse tamamen karanlıktı.

Raven önden ilerlerken ben birkaç adım arkasından onu takip ediyordum.

Binaların yan yana olduğu, canlı gözüken sokaklardan çıkarak. Kapkaranlık, ıssız, garip bir sokağa gelmiştik.

Evden ne kadar uzaklaştığımızı bile bilmiyordum. Bir süre taksi ile ilerledikten sonra tekrar yürümeye geri dönmüştük.

Raven elindeki telefona bakarak binaların arasına dalıyordu. Uzun süre saçma sapan yerlerden geçtikten sonra binaların azaldığı bir arazide dümdüz yürümeye başladık.

Etrafta önümüzü aydınlatacak herhangi bir ışık yoktu. Ne bir sokak lambası, ne de bir ev ışığı.

Raven elindeki telefonun fenerinin aydınlattığı kadarıyla, bilmediğimiz bu arazide ilerlemeye devam ettik.

"Daha nereye gidiyoruz Raven? Adamların yanına diye dağa çıkarttın bizi!" Dedim bıkmış bir ses ile.

"Ne bileyim tepeye çıkacağımızı. Konum nereyi gösteriyorsa oraya ilerliyorum. Hem kes mızmızlanmayı. Ev zaten karşımızda kaldı."

O diyene kadar önüme bakmamıştım. Gerçekten eski püskü gözüken ev karşımızda duruyordu.

Elim ile karşımızdaki evi gösterdim. "Bu olduğuna emin miyiz?"

Raven ilk telefona, ardından karşısında duran yapıta baktı. "Evet, tam olarak konum orayı gösteriyor."

Raven beni beklemeden eve doğru ilerlemeye devam etti. Ardından hızlı adımlarla ona yaklaştım. Raven eve girmeden binanın arkasına doğru ilerlemeye başladı. Üç katlı bir apartman gibi duruyordu. Dışındaki cırtlak kırmızı boyası dökülmüştü.

Raven ilk gördüğü pencereye doğru ilerlemeye başladı. Pencerenin altında bir takım çöpe benzeyen eşyalar duruyordu.

Raven beklemediğim bir anda eşyaların üzerine basarak yukarı çıkmaya başladı.

"Ne yapıyorsun gerizekalı?!" Diye seslendim sesimin desibelini koruyarak.

Raven pencerenin çıkıntılarına tutunmaya çalışarak debelenirken kısık bir sesle, "orada mal mal bakacağına yardım etsene salak!"

Burnumdan soluyarak yerdeki çöplerin üzerine bastım. Raven'in altına geçtiğimde ayaklarını omuzlarıma basarak pencereye çıktı.

Telefonunun ışığıyla içeriye bakınıyordu. "Temiz gözüküyor. Göz gezdirsek mi?"

Ellerimle duvara tutunarak dengede kalmaya çalışırken bir taraftanda Raven'a cevap vermeye çalışıyordum.

"Hayır, temiz gözükmesi temi-" Cümlemi tamamlayamadan cam kırılma sesi geldi.

Ardından omuzlarımdaki yük azaldı. "Temiz olduğu anlamına gelmez dedim Raven. Sen beni dinlemiyor musun?" Raven alt bedenini içeriye sokmuştu bile. Elini bana uzattığında en son seçenek olarak elini tuttum. Duvardan yardım alarak pencereye çıktım. Raven yukarı çıktığımı gördüğünde kendini aşağıya bıraktı. Geriye çekilerek inmemi bekledi.

Aşağıya atladım. Yerler cam parçaları ile doluydu.

Ayakkabımın altında ezilen cam parçaları olduğundan daha fazla ses çıkartmışlardı sanki.

Cebimden telefonumu çıkartarak telefonun ışığını açtım. Raven odanın içerisinde yavaş adımlarla ilerlerken bende ters tarafa doğru adımlamaya başladım.

Kayda geçer bir bilgi bulsam, veya en azından görsem bile yeterliydi.

Fenerin aydınlattığı yerde tozlanmış bir masa gördüm. Adımlarımı masaya doğru çevirdim. Masanın üzerinde bir sürü dağıtılmış defter ve dosyalar duruyordu. Ellerimle her birine hızla göz gezdirdim. Ardından ışığı masanın etrafında gezdirdim.

Işık duvara vurduğunda, parlayan fotoğraflar dikkatimi çekmişti. Kafamı kaldırdığım ilk anda köşede duran o tanıdık simâ ile karşılaştım.

Abimin eski bir vesikalık fotoğrafı ile karşılaştım. Üzerinde yazısı yarıdan kopartılmış bir kâğıt daha vardı. Kâğıdın okunabilen yerinde kur yazıyordu. Sadece kur...

Yarısı koparılmış kâğıda uzanarak hırkamın cebine attım. Altında onun yaşlarında duran beş erkek vesikalık fotoğrafı daha bulunuyordu.

Panonun devamında ise ben ile Raven'in son çekildiğimiz vesikalık fotoğraflarımız duruyordu. En son ne zaman çekindiğimi bilmiyordum, ve bu fotoğrafı kime kaptırdığımdan da emin değildim.

"Raven!" Sesim çıplak duvarlarda yankılanıyordu. "Görmen gereken şeyler var."

Raven hızlı adımlarla bana doğru ilerledi.

"Bunlarda ne böyle?" Diye sordu.

"Bilmiyorum. Ama sanırım bizim birilerinin peşinde olduğumuz kadar, birileride bizim peşimizde."

Raven eli ile abimin altındaki fotoğrafları gösterdi. "Onlar mı?" Başımı salladım olumsuz anlamda.

"Onlar olamaz. Yani büyük ihtimalle. Çünkü kendi resimlerini oraya asmaları tamamen bir saçmalık." Dedim.

"Yani, ters köşe yapmaya çalışmıyorlarsa öyledir." Dedi Raven her seçeneği ele alarak.

Ardından en üstteki fotoğrafı gösterdi. "O senin abin değil mi?" Gözlerimle onayladım. Raven uzanarak fotoğrafı aldı.

"Sen başka bir şey bulamadın mı?" Dedim ona.

"Yani, sayılmaz. Sadece cephane." Dedi, sanki çok normal bir şeymişçesine.

"Bence göreceğimizi gördük. Artık buradan tüyebiliriz." Dedim. Cama doğru ilerlemeye başladım.

"Ne gördük ya? Ben bunları bir şey olarak saymıyorum. Baksana, zaten binada birisi olsaydı çoktan yerde yatıyorduk." Dedi. Haklı mıydı yoksa saçmalıyor muydu bilmiyordum.

"Raven, buradan biraz daha çıkmazsak zaten olmayan adamlar evine geri dönecek. O zaman göreceksin. Hem kimin bizim peşimizde olduğunu bile bilmiyoruz." Dedim sesimdeki tedirginlikle. "Düşmanının kim olduğunu bilmeden kendini savaş meydanına atamazsın. Belkide kendimizi onların ellerine teslim ettik."

"Bu kadar negatif düşünme. Sadece biraz daha bakınacağız." Dedi inat ederek.

Raven susar susmaz sanki kendisini belli etmek istercesine odanın dışarısından adım sesleri yükselmeye başladı.

Raven ile birbirimize bakıştığımızda ikimizde nefes almayı kesmiştik.

Adın sesleri kesinliğinde ikimizde odanın bir köşesindeydik. Lanet olsun kapıya çok yakındım.

Telefondaki ışığı bacağıma bastırarak söndürdüm. Sessizlik birkaç saniye sürdü.

Ardından kapıdan kırılırcasına bir ses yükseldi odanın içerisinde. Kapı içeriye doğru sertçe açılırken içeriye birisinin hızla girdiğini gördüm. Yüzünde maske vardı.

Flaşımı ona doğru tuttuğumda bir süre bana baktı. Ne yapacağımı bilmiyordum.

Kaçabileceğim tek yol camdı. Oda önümdeki adamın arkasında kalıyordu.

Adam bana döndüğünde gözleri ile üzerimi süzdü. Hemen hemen aynı boydaydık.

Bana doğru hızlı adımlarla yaklaşmaya başladığında elinde parlayan bıçağı yeni fark etmiştim.

Köşede sıkışmıştım. Duvardan yavaşça ayrılarak kapıya doğru hızlı adımlarla ilerlemeye başladım. Arkamdaki kişi en az beş adım uzağımdaydı.

Adımları benimle aynı hızda gibiydi sanki.

Kapıdan çıkmak üzereydim. Son adımımda bileğimden sertçe geriye çekildim.

Arkamdaki kişi beni göğsüne yaslayarak elindeki bıçağı sertçe boğazıma dayadı. Elimdeki fener havaya bakarken ağzı açık şekilde, yavaş adımlarla bize yaklaşan Raven'i gördüm.

Beni tutan kişi bıçağı boğazıma daha da bastırdıkça gerginliğimde bir o kadar artıyordu.

"SizI buraya kim gönderdi? Başınız kim?" Diye sordu sanki sesini kalınlaştırmaya çalışıyor gibiydi.

Raven ellerini havaya kaldırarak küçük adımlarla yaklaşmaya çalışıyordu.

Nefeslerim boğazıma dizilirken bıçağın keskin ucunun derimi kestiğini hissedebiliyordum. El ayaklarım boşalırken, sanki bıraksa ayakta kalamayacak gibiydim.

En son bıçak ile pek iyi olaylar yaşamamıştım. Yüzümdeki bıçak izi daha tazeyken bir bıçak darbesi daha almaya razı değildim.

"Bizi kimse göndermedi. Sadece kendi kafamızda takılan iki kızız." Dedi tedirgin bir sesle Raven. Bir taraftan soğukkanlılığını korumaya çalışıyordu.

"Burada ne işiniz var dedim size?!" Diye sesini yükseltti beni tutan kadın. Sesinin inceliğinden anladığım üzere oda bir kadındı.

"Kimsenin bizi gönderdiği yok!" Dedim. Sesin olduğundan bir tık daha yüksek çıkmıştı.

"O zaman," dedi. Bıçağı biraz daha gevşetmişti. Artık rahatça yutkunabilir hale gelmiştim. "burada işiniz ne?!"

"Gerçekten doğru söylüyorum. Hiçbir şey ile alakamız yok. Sadece birbirimizi korkutmak istiyorduk." Dedi Raven.

"Son uyarım." Dedi kadın ciddi bir ses tonu ile. "Kimin için çalışıyorsunuz?!"

Raven bir süre bana baktı. Onun ne yapacağını tahmin ediyordum. Gözlerim ile onay verdim. Sanki bunu bekler gibiydi.

Raven gözlerimden aldığı onay ile havaya kaldırdığı bacağını kadının bıçak tutan koluna geçirdi. Kadın tekmenin etkisi ile elindeki bıçağı düşürdüğünde, dirseğimi onun karnına geçirdim.

Kadın hala dik durmaya çalışıyordu ama nefes alamıyordu. Onun kollarının arasından sıyrıldığımda derin bir nefes verdim.

Kadın yere doğru düştüğünde, ondan çokta uzaklaşmamıştım.

Kadın yere acı ile eğildiğinde yerdeki bıçağı alarak geri kalkması bir olmuştu. Bıçağı bana doğru savurduğunda bıçak üst bacağımı sıyırmıştı.

Acı ile geri çekildiğimde Raven, tekrardan kadına sert bir tekme attı. Kadın yere tamamen düştüğünde ise Raven geriledi.

"Buradan bir türlü çıkmak zorundayız." Bacağımı gösterdi, "yoksa ondan daha beter şeyler yaşayabiliriz."

Kadın ayaklanmaya çalıştığında yere düşen telefonumun aydınlattığı kadarıyla, kapıdan giren birkaç kişinin daha olduğunu gördüm.

Ellerinde sopalar olan üç adam içeriye girdiğinde kalp atışlarım olduğundan üç kat daha hızlı atmaya başlamıştı bile.

Beş dakikada yaşadıklarımın şokunu atlatamadan devamı gelmeye başlıyordu.

Yerde yatan kadında ayağa kalktığında, ilk darbeyi yiyen o oldu.

Oysaki, adamlar onun tarafında duruyordu. Kız omzundan yediği sert darbe ile yere tekrardan düştü. Ağzından çıkan asılsız çığlık odanın çıplak duvarlarında yankılanıyordu.

Adamlar ellerindeki sopaları sallayarak üzerimize doğru geliyorlardı. Raven ile birbirimize gerçek anlamda yapışmış gibiydik.

Az önce boğazıma bıçak dayamasına rağmen yerde can çekişen kızın halini gördüğümde içimde bir burukluk oluşmuştu.

"Ona yardım edeceğiz!" Dedim sadece Raven'in duyabileceği bir ses tonu ile.

"Saçmalama Demitra! Az önce boğazına bıçak saplamak üzereydi." Raven bu konuda ne kadar tersini düşünse dahi benim için durum ciddiydi.

"Vay vay vay, kimleri görüyoruz." Dedi adamlardan birisi. "Demitra Graves ve Raven Ashcroft. Ne tesadüf."

"Ah birini saymayı unuttum." Dedi adam. Ardından odanın ışıkları açıldı. Herkesi artık daha net şekilde görebiliyordum. Üç adamdan üçüde etrafımızı sarmıştı.

Kızda olarak iki üç adım ötemizde yerde kolunu tutarak inliyordu. Maskesini çıkartmıştı. Eldivenleride elinde değildi. Bunları hangi zaman diliminde yapmıştı?

"Ve saygıdeğer Nova Halden." Kızın kahve gözlerinden çıkan alevleri görebiliyordum. Onu kendime çok benzetmiştim bir anlığına.

"Kes sesini Jay!" Dedi adının az önce Nova olduğunu öğrendiğim kız.

Adam sinirle burnundan solurken eğilerek kızın yanına giderek diz üstüne çöktü. "Sana kibar davranacağım bebeğim. Patronuna kafanı yollamayacağım." Korkunç bir konuşma geçiyordu.

"Kellemi koparman daha uygun. Senin bu iğrenç suratına bakacağıma kafamın kopmasını tercih ederim." Kız beklemediğim bir anda adamın yüzüne tükürdü.

Adamın siniri dahada artmış olacaktı ki, kulaklarına kadar kızardığını buradan görebiliyordum.

Ayağa kalkarak eski yerine döndü. "Peki siz, sizde mi canınıza susadınız?" Sopasını bize sallamıştı.

"S-sadece merak." Dedim. Adrenalin patlaması yaşıyordum sanki. Tüm bedenim titriyor gibiydi.

"Sadece merak demekki." Güldü. "Fazla merak kötüdür evladım."

"Ama sizi cesaretiniz konusunda tebrik ediyorum. Bu saatte bu karanlık tepenin en ucunda bir evin içine girip dolapları karıştıracak kadar büyük bir merak... büyük bir cesaret ister."

Başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibiydi. Aniden kanım çekilmişti.

Adamın tek kaş hareketinde anlamadığım şekilde yanımızdaki adamlar üzerimize doğru gelerek bizi tutmaya başladılar.

Baştaki adam bana doğru adımlamaya başladığında, bir taraftanda bir adam beni kollarımdan arkaya doğru sabitlemişti.

"Ah Demitra... bu hayat, zor değil mi?" Dedi bana doğru adımlamaya devam ederken. "Bir taraftan annenin katilinin peşindesin. Bir taraftanda abinin sana söylediği tozpembe yalanların gerçeklikleri ile karşılaşıyorsun."

Gözlerim adama kilitlenmişken, kalp atışlarımı duyar hale gelmiştim. Nefeslerim boğazıma diziliyor gibiydi.

"Ama ben sana yardımcı olacağım." Dedi. Tam önümde durdu. "Abin gibi cesursun, ama... pek zeki değilsin sanırım. Ah, veya sadece kabullenmek istemiyorsun." Sanki içimdeki sesleri dinliyormuş tüm gerçekleri tek tek yüzüme vurmaya başlamıştı.

"Gerçekler şöyleki, abinde anneni öldüren katil gibi bir katil. Hatta... abin ondan dahada acımasız. Sen hala onun kandan korktuğunu san. O, kan havuzlarında annenden çok yattı. Hemde zevkle." Bacaklarım bedenimi taşımayacak hale gelmişti sanki. "Kaden, aranan bir seri katil. Bazıları için süper kahraman yerinde olsa bile bu gerçeği değiştirmeyecek. Bir çete kurdu. Ve çetesini arkasında bırakarak tarihten kazındı."

"Onun ismini bir daha ağzına alma!" Dedim. Sesimi çıkarabildiğim kadar gür, cesur çıkartmaya çalışmıştım.

Adam odanın içerisinde asılsız bir kahkaha patlattı. "Oo, küçük kız sinirlendi. Ne olur? Yoksa sende mi abinin izinde ilerleyeceksin? Abin gibi diğer katilleri mi öldüreceksin?"

Sinirden, burnumdan soluyordum. Ellerim arkadan tutuluyordu. Ama bacaklarım hâli hazırda bekliyordu.

Kollarımdan güç alarak iki ayağımı havaya kaldırdım. Önümdeki adamın yüzüne sert bir tekme geçirdim. Yere düşmeden bacaklarımı daha da havaya kaldırarak beni tutan adamın dengesini bozmaya çalışıyordum.

Bacaklarım yere doğru düşerken beni tutan adamın bacaklarına geçirdim tekmemi bu sefer. Kolları gevşediğinde yaklaşarak Nova'nın düşürdüğü bıçağı aldım.

Raven çoktan harekete geçmişti. Adama tekmeler savurmaya çalışıyordu. Hızla ona yaklaşarak hiç beklemediğim şekilde bıçağı adamın koluna sapladım.

Adam acı ile inlerken Raven'i fırlatırcasına bana doğru itti. Adamın kolundan fışkıran kan ellerime bulaşmıştı.

Gözlerimi akıttığım kandan çekemezken bir taraftan ilk tekme attığım adam üzerinde doğru koşuyordu.

Elindeki sopayı bana doğru fırlattı fevri bir hareketle. Sopa göğsüme geldiğinde sanki kemiklerim çatlamışçasına büyük bir acı ile çığlık attım.

Ben acıma odaklanmışken adam üzerime atladı. Bir anlığına bıçak elimden fırladığında yere sırt üstü yapıştım.

İkinci darbeyi sol yanağımdan aldığım yumruk ile tattım. Adam üzerime oturmuştu. Ve kollarımda altında kalmıştı. Kendimi hiçbir şekilde savunamıyordum.

İki üç dört beş derken ardı ardına gelen yumrukları sayamaz olmuştum. Ağzıma gelen metalik tadın tanıdıklığı ile karşı karşıyaydım. Raven'in çırpınmaları kulağıma doluyordu.

Anladığım üzere adamlardan birisi onu tutuyordu.

Kafam sersemleşmişti, artık yediğim her bir yumruk acısız hale gelmişti.

Ağzımdan kan süzüldüğünü hissediyordum. Belkide elmacık kemiğim çatlamış dahi olabilirdi.

Birkaç saniye sonra kulaklarım uğuldamaya başladı. O an sanki ölüyormuş gibi hissettim. Anne bu kaçıncı yumruk?

Adamın yumrukları durdu, ya ölmüştüm. Ya da ölmek üzereydim.

Gözlerim görmeye başladığında ayakta duran birini gördüm. Saniyelerin ardından gözlerim daha net görmeye başladım. O anda yüzüme fışkıran sıcak şeyin adamın deşilen boynundan akan kan olduğunu fark ettim.

Adam sola doğru düştüğünde yeni tanıştığım Nova elini bana uzattı. Zar zor kolumu kaldırarak son gücümle ona uzandım.

Kız kolumu tuttuğu gibi beni kaldırdı. Ayakta zor duruyordum. Gözlerim anında Raven'i aramaya başladı. Ama o çok daha kötü durumda duruyordu. Etraf ise kan içerisindeydi.

Bir ceset bir yaralı vardı. Son kalan adam ise Raven'i duvara sabitlemiş, boğazına yapışmıştı.

Koşarak yanına gittim. Adamın yerde duran sopasını alarak son gücümle adamın kafasına geçirdim. Adam saniyesinde yere serildiğinde onunla aynı şekilde Raven'de yere serildi.

Eğilerek onun nabzına baktım. Hala yaşıyordu. Ama boğazı resmen morarmıştı.

Her şey bitti... dediğim anda odanın içerisinden bir patlama sesi yükseldi. Fark etmediğim, yaraladığım adam arkamdaydı, ama bana saldırmak üzereyken kafasından vurularak yerde serilmişti.

Ben sesin sebebini ararken bir kurşun daha çıktı namludan, Nova acı ile inleyerek bacaklarının üzerine düştü.

Ama etrafta herhangi silahlı birisi yoktu. Ayağa kalkarak Nova'nın yanına koştum. Sırtından vurulmuştu. Hala bilinci yerindeydi. Onu sağlam kolundan tutarak kaldırdım.

"Sakin ol, nefes almaya bak, senide buradan çıkaracağım." Sesimden çaresizlik akıyordu. Etrafta çıkabilecek yer ararken odanın diğer tarafındada bir kapı olduğunu gördüm.

"Orası çıkış." Dedi Nova son gücü ile.

Hem onu tutmaya çalışıyordum hemde etrafa bakınmaya çalışıyordum.

Nova'yı kapının yakınına kadar bıraktıktan sonra koşarak Raven'e ulaştım. Kollarını tutarak onu sırtıma almaya çalıştım.

Onu kollarından tutarak arkamda kalacak şekilde sürüklüyordum. Ayakları yerde sürüklenirken, diğer tüm bedeni benim üzerimdeydi.

Koşar adımlarla Nova'ya yaklaştığımda onun gücünün çok azaldığını fark ettim. Kapıya ulaştığında, kapıyı açmasına gerek kalmadan kapıyı daha farklı birileri açtı.

Ellerinde silahlar vardı. Baştan aşağıya simsiyah giyinmişlerdi. Yüzlerinde az önce Nova'nın taktığı gibi maskeler vardı. Nova son gücü ile adım atmaya çalıştı. Ama attığı her adımda daha da güçsüz düşüyordu.

Kan kaybetmeye devam ederken öne doğru yığıldı. Adamlardan birisi yere düşmeden onu tuttuğu gibi omzuna attı. İçeriye aynı görünümlü kaç kişinin girdiğini sayamıyordum. Sanki sırtımda taşıdığım Raven'in bedeni üzerime yük gibi oturmuştu.

Arkamı dönerek Raven'i kibarca yere yatırdım. Dizlerimin üzerine çökerek onun nabzına baktım. Atıyordu.

Ben arkamı döndüğümde kafamda metalik bir soğukluk hissettim. Kafama namlu dayanmıştı.

Arkamdan gelen "Ayağa kalk!" Emri ile çöktüğüm dizlerimin üzerinden kalkmak zorunda kaldım.

Yavaşça yerden kalkarken, "Ellerini havaya kaldır!" Dedi arkamdaki ses. Titreyen ellerimi havaya kaldırırken daha fazla neler olabileceğini kestiremiyordum.

Bacaklarımda derman kalmamış gibiydi. "yürü!" Dedi. Tekleyen adımlarım ile yavaşça çıkışa ilerlemeye başladım. Ben çıkarken içeriye bir sürü maskeli adam girmişti. Dışarı çıktığımda güneşin doğmaya başladığını gördüm.

Artık korkmuyordum, artık nefeste almıyordum. Önümde gördüğüm siyah uzun arabanın ben ilerledikçe kapılarının açıldığını gördüm. Önce baygın olan Nova'yı koydular içeriye ardından verilen komut üzerine arabaya bindim.

Koltuğa oturduğumda sağıma ve soluma maskeli adamlar oturdu. Karşı koltuğumda ise Nova vardı. Ardından onu arabadan çıkarttılar. Onu ve Raven'i nereye götürdüklerini bilmiyordum.

Dudaklarıma kadar uyuşmuştum. Tüm bedenim korkuyu tatmıştı. Ama artık buna dayanamıyordu. Daha fazla şeye katlanamayacaktım.

O anda hala havada olduğunu anlamadığım ellerim kucağıma düştü. Sesler kesildi, onun yerini uğultular aldı. Gözlerim karardı, ama o korkunç görüntüler gözümden silinmiyordu.

Başımın öne doğru düştüğünü hissettim ilk. Birisi kafamı tuttu, ardından geriye yasladı.

Aklım artık buradan sonra neler olabileceğini kestirmiyordu.

Korkmuyorum, ama nefeste almıyorum sanırım...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.