-ŞUANKİ ZAMAN
Çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Beşimiz kulübenin farklı köşelerine savrulmuş, birbirimizden tamamen kopmuştuk. Kimin nerede olduğunu, hatta hâlâ hayatta olup olmadığını bile bilmiyorduk. Yanımda Nova vardı. Kulübenin içerisinde bulduğumuz ilk boş odaya dalmıştık. Etrafta silahlar patlıyor, yerler kanlar ile boyanıyordu. Aynı bir savaştan farksızdı...
Gizli bir işe kalkışmış olmamıza rağmen, kurbanlarımız hazırlıklıydılar. Nova'ya dönerek.
"Ne yapacağız?" Diye sordum.
"Bilmiyorum, bilmiyorum. Saldırıya mı geçmeliyiz." Diye soruma soru ile cevap verdi.
Diğerleri olan biteni kulaklıktan duyuyorlardı. "Ben ve Irıs camdan çıkacağız. Noira, Nova ve sen Demitra. Siz içeriden kontrolü elinize alacaksınız. Devamı bizde." Dedi Raven. Herkes kulaklıktan işittiği bu planı onaylayan bir ses çıkartırken Irıs'dan hiç bir ses gelmiyordu.
"Irıs, ses ver Irıs!" Diye kulaklıktan onu defalarca kez yokladım. Ona rağmen Irıs'dan çıt çıkmıyordu. Yaralanmış olabilirdi.
"Raven, siz beraber değil misiniz?!" Raven'a sordum. Raven, hattın diğer ucundan olumsuz bir ses çıkarttı. "Hayır, sadece Noira ile birlikteyiz." Irıs tekti. Ve hangi odada, ne durumda olduğunu bilmiyorduk.
Kulübe büyüktü. Çok fazla oda vardı ve her odayı elimizi kolumuzu sallaya sallaya gezemezdik. Çünkü parmağımızı dahi dışarıya çıkarttığımız anda üzerimize onlarca kurşun yağmaya başlıyordu.
Herkes paniğe kapılmıştı. Ama karşı taraf hala saldırıyı kesmiyordu. "Bu orospu çocuklarının mermisi hiç mi bitmiyor?!" diye bağırdı Nova. Aynı anda siper aldığı yerden rastgele değil, gördüğü her hedefe tek tek ateş ediyordu.
"Irıs'a nasıl ulaşacağız Demitra?" Diye hattın diğer ucundan sordu Raven. "Planını çalmış gibi olacağım ama sadece beni bekleyin." Diyerek odanın penceresine doğru ilerlemeye başladım. Açtığım pencereden atlayarak zifiri karanlığa gömülmüş olan orman ile karşılaştım. Yapmam gereken şey, dış kapıya doğru ilerlemek olacaktı.
Elimdeki silah ile temkinli ve bir o kadarda emin olan adımlarımı atarak ilerlemeye başladım. Başka bir seçeneğim yoktu. Evin etrafında dolaşarak her pencereden Irıs'ı aramak çok riskliydi. Onun nerede olduğunu bilsem belkide bu iş daha kolay olacaktı. Ama bilmiyordum.
Dış kapıdan girerek kaleyi içten feth edecektim. Saklandığımız odada gördüğüm üzere adamların bulunduğu yer dış kapının yakınlarındaydı. Biz ise çıkışa bakan bir odaya saklanmıştık. Mantık olarak adamların sırtları kapıya dönük olacağından dolayı onları arkadan alt etmek daha kolay olacaktı.
Adımlarım hızlandıkça kalp atışım yükseliyordu. Duvardan ilk olarak kafamı uzatarak olan bitene baktım. Dışarıda hiç kimse gözükmüyordu. Silahımı aynı yöne çevirerek içeriye girmek için hazırlandım.
Tam kapıya yaklaşmıştım ki sırtıma dokunan bir el bütün vücudumu kasılttı.
Refleksle arkamı döndüm. Parmağım çoktan tetiğe yaklaşmıştı.
Masmavi gözlerle karşılaşınca nefesim yerine geldi.
Raven... Silahımın yönünü çevirerek direkt olarak arkama döndüm. Raven yaptığım ani hareketime şaşkınlık içerisinde bakıyordu.
Kulağıma eğilerek fısıldadı. "Ne yapacağız? Planın ne?" Dedi. Onun kulağına eğilerek. "Ön kapıdan ilerleyerek iki taraftan kıstıracağız. Fazla bir adam kalmış olamaz. Ve mermilerininde azaldığına çok eminim. Daha fazla dayanamazlar." Dedim kendimden emin bir ses tonuyla.
Raven bu planı beğenmişçesine başını salladı. Ardından planıma ayak uydurarak benimle birlikte ilerlemeye başladı.
İkimizde giriş kapısının iki tarafına geçerek bekliyorduk. Adamların bizimkilere ateş açtığı ilk anda saldıracaktık ki ne olduğu anlaşılmasın.
Beklediğimiz saldırı pek geçmeden başladı. Yakınımızda bir silah sesi duyduğumuz anda silahlarımız ile pek içeriye dalmadan pustukları yerlerden çıkan adamlara isabet alıyorduk. Art arda üç adam yere serildi. Başka kimin kaldırdığını bilemiyorduk. Çünkü başta planladığımız sayıdan fazla insan aynı evden çıkmıştı.
Nova nişan aldığı yerden başını çıkartarak olan bitene baktı. Dış kapıda bizi gördüğünde ellerini havaya kaldırarak alkış işareti yaptı. Başka birisi olmadığına şuan emindim. Yoksa Nova'nın kafasını dışarıya çıkartması ile üzerine onlarca mermi yağdırırdı.
Raven ile birbirimize bakarak emin olduk. İlk olarak içeriye adımladığımda içeride kan kokusu dışında keskin bir koku yoktu.
Cesetlerin arasından geçerken yere yayılan kan botlarımın altına yapışıyordu. İlk odaya daldım.
Boştu.
Yanındaki...
O da boştu.
Koridorun en sonunda kapısı kapalı tek oda kalmıştı.
Kapıyı tekmeyle açar açmaz gözlerim odanın içinde dolaştı.
Dağılmış eşyalar...
Duvara sıçramış kan...
Ve yerde hareketsiz yatan Irıs...
Kulaklığı odanın diğer ucuna fırlamıştı. Maskesi ise birkaç metre ötesindeydi.
"Hayır..." Ağzımdan çıkan ilk kelime olmuştu.
Koşarak yanına çöktüm.
Yüzü bembeyazdı.
Dudaklarının rengi çekilmişti.
Gözleri kapalıydı.
Elimi boynuna götürdüm.
Nabzı vardı.
Ama zayıftı.
"RAVEN, RAVEN! ONU BULDUM. AMA ÇOK KAN KAYBETMİŞ, BİLİNCİ KAPALI BURAYA GEL!!" Raven seslenmemim ardından odaya uçmuştu. Elinde ilk yardım kiti bulunuyordu. Irıs'ın kanayan bacağına bakarak, elindeki sağlık çantasından çıkarttığı bez ile kanayan bölgeye baskı uyguladı.
"Kanı durdurdum. Onu arabaya götürmezsek durumu daha da ciddileşecek!" Dedi geçen dakikaların ardından. Diğerlerini yardıma çağırdım. Nova, bana yardımcı olarak onu sırtıma almamda yardımcı oldu.
Hızla Irıs'ı arabaya götürürken Noira ise arabayı bize yaklaştırmaya çalışıyordu.
Eskiden birbirini tanımayan beş yabancıydık.
Şimdi ise birbirimiz için ölümü göze alıyorduk.
Bazen insanı aile yapan şey kan bağı olmuyordu.
Bazen aynı acıyı paylaşmaktı. Ve benim hikâyem...
Aslında her şeyden çok daha önce başlamıştı.
Ya o akıl hastanesine kapatılmasaydım. Bu günleri görebilir miydim? Veya, küçük Demitra bu halimi gördüğünde yaşamı mı seçerdi? Yoksa ölümü mü? Onu bilmemem ama ben şuanlık yaşamayı seçiyorum. En azından bir sürelik.
⚚ ⚚ ⚚ ⚚ ⚚
-Geçmiş
Abimin cenazesine dahi yetişememiştim. Zaman gözlerimin önünden akıp giderken. Aynı şekilde, bir taraftanda sanki saniyeler geçmiyor gibiydi. Ben ise zaman boşluğunun arasında sıkışmış gibiydim. Ruhum, bedenim.
O bilgisayarda ne olduğunu bilmiyordum. Ama hiç hoşuma gitmeyecek bir şey olmadığına emindim. Bilgisayara polislerin ulaşmasına izin vermemiştim. İlk başta bundan şüphelenseler dahi sonrasında yalvarışlarım sayesinde bilgisayara dokunmamışlardı.
İşte o beklenilen gün gelip çatmıştı bile. Benim için hiç güzel geçecek zamanlar değildi. Abimin ölümünün üzerinden bir hafta geçmişti. Hastaneden çıkalı günler olmuştu. O lanet yerden kaçmasaydım beni bir ay daha tutacaklarına emindim. Bir taraftan pedagog, polis ve hemşireler başımda nöbette duruyorlardı. Ona rağmen tek sesimi çıkartmamıştım. Beni tekrardan aynı hastaneye kapatacaklarından korkuyordum.
Eve geldiğimde sanki her köşede farklı bir cinayet işlenmiş gibiydi. Yerler temiz olmasına rağmen kanın kırmızı rengi gözümden silinmiyordu. O koku hala burnumdaydı. Gözlerimi kapatıp abimin odasına doğru ilerledim. Küçüklüğümden beri aynı evde yaşadığımızdan dolayı ev, avucumun içi gibi ezberimdeydi.
Abimin odasına girdiğim anda açtım gözlerimi. Her yer bıraktığı gibi yerli yerindeydi. Dolan gözlerime aldırmadan masaya ilerlemeye başladım. Sandalyesini çekerek sandalyeye oturdum. Masaya yaklaşarak bilgisayarı açtım. Açılması birkaç saniyemi almıştı. Ekranı açtığımda anda gözlerimde hazır bekleyen göz yaşlarım yanaklarıma doğru süzülmeye başladı. Abimin bilgisayarının ana ekranında ben ve onun küçüklük fotoğrafımız vardı. Fotoğrafı daha fazla incelemek istemediğimden önüme gelen ilk belgeye tıkladım.
Önüme büyük bir sürü dosya açıldı. Her biri farklı şekilde adlandırılmıştı. İlk dosyaya tıkladığımda önüme bir adamın fotoğrafı düştü. Vesikalık fotoğrafını andıran bir fotoğraftı bu. Gri saçlı, masmavi gözleri olan garip, orta yaşlı bir adam varı ekranda. Fotoğrafta kameraya gülümsüyordu ama gözleri sanki ruhumun derinliklerine bakar gibi keskindi.
Dosyayı aşağı doğru ilerletmeye başladığımda, adamın tüm kişisel bilgileri gözlerimin önümde serildi. Adamın tüm ailesi, soy ağacı, bağlantıları, gerçek ve sahte isimleri, yaşı, cinayetleri, çalıştığı yerler, aldığı her maaş, ve ödediği yasa dışı şeyler, eski ve yeni patronları, hastane raporları. Ve daha anlamadığım birsürü şey ile karşılaştım.
Birinci dosyadan çıkarak ikinci dosyaya girdim. Mouse ile aşağı doğru kaydırırken gözlerim fal taşı gibi açılmaya devam ediyordu. Çünkü girip çıktığım her belgede bir sürü insanın özel bilgileri yer alıyordu. Birinci dosyadan çıkarak ikinci bulduğum dosyaya girdim. Burada ise video kayıtları vardı.
Birinci video: bir araba mezarlığındaki kamera kaydıydı. Kamera kaydına girdiğimde ilk 15 saniyesi, elinde içecek olan iki adamın normal tartışmasından ibaretti. Video başlarda normal ilerlerken 20. saniyeye geldiğinde adamlardan birisi, neresinden çıkardığını anlamadığım şekilde bir silah çıkardı. Diğer adamın kaçmasına izin vermeden onlarca kez adamın üzerine ateş açmaya başladı. Olay neydi bilmiyordum, ama video ilerledikçe daha da korkunçlaşmaya başladı.
Videonun son saniyelerine geldiğimizde, öldüren adam hızlı şekilde gözden kayboluyordu bu korkunç videoyu izleyip kapatmak benim için daha iyi olabilirdi. Ama izledikçe izleyesim geliyordu. Belki de günün devamında kusmak zorunda kalacaktım, ama ikinci dosyadaki videoya girdim.
Bu videoyu ise diğer videoya göre devam etti. Çünkü kamera daha yakındı. Ve aynı şekilde de aydınlık olduğundan dolayı videoyu rahatlıkla görebiliyordum.
İkinci video ise bir odadaydı. Neresi olduğunu pek anlamadığım bir biliyordu. Birinci videonun aynısıydı sanki. İki adamın tartışması ve ardından birinin diğerini vurması ile biten bir videoydu. Ama bu videolar neyle bağlantılıydılar?
Ardından kaydırarak üçüncü videoya girdim. Üçüncü videoyu ilk bir karanlık ile başlıyordu. Videoyu tam başlatacakken, bilgisayara bir bildirim düştü. Aşağıdan yazışma uygulamasına girdim. Ardından garip isimli bir gruba girdim. Yüzü geçen okunmamış mesaj vardı. Aşağıya kaydırdığında gruptakilerin bir şeyler konuştuğuna şahit oldum. Ama ben geldiğimde muhabbet durdu.
"Kaden neredesin bir haftadır kardeşim?" Dedi. Haberi olmaması beni şaşırtmıştı. Hiçbir şey yazmaya elim ermedi.
"Kaden, naz yapma. Adamlardan korkmuş olamazsın herhalde?!" Dedi birisi ardından. Tüm ekranda onun ismi tekrar tekrar geçiyordu. Durmayan gözyaşlarım ardı ardına tekrardan okumaya başlamıştı.
" Hiçbir şey demeyecek misin oğlum? Neden görüldü atıyorsun? Bir haftadır sana ulaşamadığım için evini basmayı bile düşündüm!" Ardı ardına bu mesajlar gelmeye başladı. Dayanamıyordum. Sadece klavyede zor ilerleyen parmak "Abim öldü..." yazabildim.
Ama tabii ki bu durumu ciddiye almadılar. "Tamam kardeşim, uzatmayı bırak. Gerçekten konuşmamız gerekiyorsa. Konuşalım." Yazdı birisi. Ardından beklemediğim şekilde ekranda görüntülü sohbet ekranı belirdi.
Abimin ölümüne inanmaları gibi bir taraftan da dalga geçiyorlardı. Mouse'u yavaşça ilerleterek kabul et seçeneğine tıkladım.
Açılan görüntülü arama ekranında dört adamın arasında tek kız olarak kalmıştım. Herkes abimle yaşıt gözüküyordu. Ekranda abimi değil de beni gördüklerinde gülen yüzleri düştü.
"Hey çocuk, senin burada ne işin var? Abin nerede?" Dedi görüntüsü sol üstte olan kişi. Cevap vermedim.
"Oyunun zamanı değil ufaklık. O lanet abini çağır!" diye birisi sert çıkıştığında ben ipler çoktan kopmuştu.
Ekranda sol altta gözüküyordum. Kafamda dolanan bir sargı bezi vardı. Belkide korkunç gözüküyordum. Gözlerimi ekrandan çekmeyerek.
"Abimi ne gibi bir işe soktunuz bilmiyorum. Ama bunun bedelini sizden alacağım. Hem de en acı şekilde. O sizin yüzünüzden öldü." aklımdan geçen ile ağzımdan çıkan arasında büyük bir fark vardı.
Ekrandaki herkes ekranı kilitlenmişken, aramayı kapatarak geri kaldığım yerden izlemeye devam ettim.
Üçüncü video karanlık bir ekran ile başlıyordu. Bir kamera kaydı değildi. Birisinin telefon kamerası ile çekilmişti. Video ilerledikçe kamera zemini çekmeye başladı. Zorla bir eve girmeye çalışıyorlardı. Videoyu çeken kişi ile beraber üç kişiydiler.
Adamlar evin kapısını zorlayıp eve girdiklerinde evin zemini hiç yabancı gelmemişti. Adam evin içerisinde ilerleyerek bir odaya girdi. Kamerayı yere tutmasına rağmen, orasının bir yatak odası olduğunu anlayabilmiştim.
Adam video kaydını yukarıya doğru kaydırdığında, bu evin neden bu kadar tanıdık geldiğini anlamıştım. Çünkü girdikleri ev bizim evimizde. O beyaz yatağı gördüm. Yıllar sonra böyle bir video ile karşılaşacağımı bilmiyordum. Kanim çekilmişti. Sandalyeyi masadan uzaklaştırarak ellerim ile ağzımı kapattım.
Videonun ilerleyen kısımlarında ise beklediğim senaryo gerçekleşiyordu. Adamlar yatak odasına girdiklerinde, yatakta yatan tanıdık yüz ile karşılaştım. Melek gibi uyuyordu.
Annemin katilleri, kamerayı ona doğru yakınlaştırdılar. Üzerine örtülmüş olduğu battaniyeyi geriye doğru itti, içlerinden birisi. Ardından videoyu çeken kişi tarafından tam kalbinin üzerine namlu dayandı. Hızlı masaya yaklaşarak videoyu durdurdum. Kalbim sanki son atışıymış gibi hızlanmıştı. Gözyaşlarım geçirdiğim şok etkisiyle durmuştu. Sanki yüzümde yaralan bölge ardı ardına tekrardan yarılmış gibi hissettim. Kalbime saplanan bu hançeri nasıl çıkaracağımı bilmeden nefes almaya çalıştım gördüğüm her yer zarıl zarıl titriyordu. videonun etkisinden çıkabilecek gibi değildim.
Videoyu durdurduğumda, ekranın üst kısmındaki yazı ilgimi çekti. Üzerinde, "DAMİAN M.' NIN SON CİNAYETİ!" ekrana tekrardan yaklaşarak, o dosyadan çıktım ve ardından ilk girdiğim dosyaya girdim.
Dosyada aşağılara inerek Damian Morvias yazılı yere bastım. Buradaki adam diğerlerine göre daha gençti. Titreyen parmaklarımla onun her zerresine bakmak istedim, belki de onu yok etmek istedim.
Tüm belgelerden çıktım. Hiçbirine tekrardan göz ucuyla bakmak dahi istemedim. Sadece hepsini yok olmasını diledim. Belki de bunların hiç yaşanmamış olmasını. Korkunç bir zamanda yaşıyorduk...
Bu evden tekrardan hiç düşünmemiştim. Daha öğle saatlerindeydik ama, sanki çoktan güneş batmış. Üzerimize korkunç bir karanlık inmiş gibiydi.
Ben ise ise bu korkunç gerçek ile bir başıma kalmaya devam edecektim...