İçeriğe geç

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 9 · 3 dk okuma

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 9

Bölüm 9 : Kırmızı Işıkların Altında

BOOOOM!

Patlamanın yankısı hâlâ tesisin duvarlarında dolaşıyordu.

Tavanlardan toz dökülüyordu.

Kırmızı alarm ışıkları yanıp sönüyordu.

Ve ekranın üzerindeki yazı hâlâ duruyordu:

KARANTİNA İHLALİSEKTÖR OMEGA AÇILDIMORVANE

Kimse konuşamıyordu.

Çünkü ilk defa Morvane sadece bir isim olmaktan çıkmıştı.

Artık hareket ediyordu.

Bir yerlerde.

Bu tesisin içinde.

Steven ilk toparlanan kişi oldu.

"Buradan çıkmamız lazım."

"Hayır."

Bu kez cevap Max'ten geldi.

Herkes ona döndü.

Max'in yüzü değişmişti.

Gözlerinde alışılmadık bir kararlılık vardı.

"Kaçarsak hiçbir şey öğrenemeyiz."

Alice başını salladı.

"Haklı."

"Bu şey neyse öğrenmek zorundayız."

Tam o sırada koridorun sonundaki kapılardan biri açıldı.

FISSSSS...

Paslı metal kapı yavaşça yana kaydı.

Üzerinde şu yazıyordu:

OMEGA SEKTÖRÜ

İçerisi tamamen karanlıktı.

Ama derinlerden gelen zayıf mavi bir ışık görünüyordu.

Sanki bir şey onları çağırıyordu.

Katie bir adım geri çekildi.

"Oraya gitmemeliyiz."

Anna da aynı fikirdeydi.

"Bu kötü bir fikir."

Ama tam o sırada...

Miles donup kaldı.

Max bunu ilk fark eden kişi oldu.

"Miles?"

Cevap yoktu.

Miles boşluğa bakıyordu.

Sanki bir şey duyuyordu.

"Miles!"

Steven omzundan tuttu.

Ama Miles aniden döndü.

Ve gözleri...

Normal değildi.

Bir anlığına sarıya dönüşmüştü.

Tıpkı ormandaki kayıp insanlar gibi.

Sonra normale döndü.

Bir saniyeden kısa sürmüştü.

Ama herkes görmüştü.

Zoey geri çekildi.

"Sen de gördün değil mi?"

Anna sessizce başını salladı.

Miles nefes nefese kalmıştı.

"Ben..."

"Ben bir şey duydum."

"Neyi?"

Miles yavaşça yutkundu.

"Sanki biri adımı söyledi."

O sırada hoparlörlerden kahkaha sesi geldi.

Derin.

Bozuk.

Rahatsız edici.

Sonra aynı ses konuştu.

"İlk çatlak..."

Kimse nefes alamıyordu.

"Her zaman en zekilerden başlar."

Miles'ın yüzü bembeyaz oldu.

Çünkü ses doğrudan ona bakıyormuş gibiydi.

Max yumruklarını sıktı.

"Morvane."

Ses cevap verdi.

"Hatırlıyorsun."

O anda bütün ışıklar söndü.

Tamamen.

Mutlak karanlık.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç...

Sonra herkes farklı bir yerdeydi.

Max gözlerini açtığında laboratuvarda değildi.

Kendi evindeydi.

Çocukluk odasında.

Duvarlarda eski posterler vardı.

Masanın üzerindeki oyuncaklar bile yerindeydi.

Ama bir sorun vardı.

Bu anıyı hatırlamıyordu.

Kapı yavaşça açıldı.

Ve içeri biri girdi.

On iki yaşlarında bir çocuk.

Max.

Küçük Max ona baktı.

Sanki onu görebiliyordu.

Sonra konuştu.

"Geç kaldın."

Max'in kalbi duracak gibi oldu.

"Ne?"

Küçük Max yatağın altından bir kutu çıkardı.

Tozlu.

Eski.

Kilitli.

"Kendin saklamıştın."

Max kutuyu aldı.

Titreyen ellerle açtı.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta on bir çocuk vardı.

Max.

Steven.

Alice.

Carly.

Anna.

Zoey.

Miles.

Henry.

Katie.

Larry.

Antony.

Ama fotoğraf yıllar öncesine aitti.

Herkes çok küçüktü.

Ve arkalarında...

Blackwood Araştırma Tesisi görünüyordu.

Max'in nefesi kesildi.

Bu mümkün değildi.

Çünkü hiçbiri bu tesise daha önce gelmemişti.

Ya da öyle sanıyordu.

Fotoğrafın arkasında bir yazı vardı.

Titrek el yazısıyla yazılmıştı.

"Eğer bunu okuyorsan, hafızanı yine silmişler demektir."

Max'in elleri titremeye başladı.

Altında ikinci bir cümle vardı.

"Sakın Steven'a güvenme."

Max donup kaldı.

Steven mı?

Tam o sırada anı parçalanmaya başladı.

Duvarlar çatladı.

Zemin dağıldı.

Her şey karanlığa dönüştü.

Max yeniden tesise döndüğünde nefes nefeseydi.

Diğerleri de yerdeydi.

Onlar da bir şeyler yaşamış gibiydi.

Ama Steven farklı görünüyordu.

Çünkü yüzü bembeyaz olmuştu.

Ve Max'in elinde tuttuğu fotoğraf...

Hâlâ oradaydı.

Gerçekti.

Steven fotoğrafı görünce gözlerini kaçırdı.

Bir saniyeliğine.

Çok kısa.

Ama Max bunu fark etti.

Ve ilk kez aklından şu düşünce geçti:

Ya fotoğraftaki uyarı doğruysa?

Ya Steven da bu olayların bir parçasıysa?

Tam o sırada Omega Sektörü'nün içinden ağır bir kapı açılma sesi geldi.

GÜÜÜÜMMM...

Mavi ışık güçlendi.

Ve karanlığın içinden bir siluet yürümeye başladı.

Bu kez bir taşıyıcı değildi.

Bu kez bir kayıp insan değildi.

Bu...

Başka bir şeydi.

Ve onu gören herkes aynı hissi yaşadı.

Sanki binlerce yıldır uyuyan bir şey sonunda gözlerini açmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.