GÜÜÜÜMMM...
Omega Sektörü'nün dev kapısı tamamen açıldı.
Mavi ışık koridora yayıldı.
Soğuk.
Yapay.
Rahatsız edici.
Sanki bir laboratuvar ışığı değil de yaşayan bir şeyin nefesiydi.
Siluet yavaşça ilerledi.
Kimse konuşamadı.
Kimse hareket edemedi.
Çünkü içgüdüleri onlara aynı şeyi söylüyordu.
Kaç.
Şimdi.
Ama ayakları hareket etmiyordu.
Siluet ışığın içine girdiğinde herkes donup kaldı.
Bu bir yaratık değildi.
En azından ilk bakışta.
Bu bir kızdı.
Yaklaşık on altı yaşlarında görünüyordu.
Uzun siyah saçları vardı.
Bembeyaz bir tene sahipti.
Üzerinde eski bir hastane kıyafeti bulunuyordu.
Çıplak ayakları yere değmiyordu.
Havada birkaç santimetre süzülüyordu.
Anna fısıldadı.
"Bu da kim?"
Kız başını kaldırdı.
Ve gözlerini açtı.
Tamamen maviydiler.
Parlak.
İnsan gözü gibi görünmeyen bir mavi.
Max'in zihninde aniden bir görüntü parladı.
Bir dosya.
Eski bir rapor.
Bir isim.
EVELYN.
Kız konuştu.
"Sonunda geldiniz."
Sesinde garip bir sakinlik vardı.
Ne tehditkâr.
Ne dostça.
Sanki onları uzun zamandır bekliyordu.
Steven bir adım öne çıktı.
"Sen kimsin?"
Kız birkaç saniye ona baktı.
Sonra cevap verdi.
"Ben ilk başarısızlık."
Kimse ne demek istediğini anlamadı.
Ama Steven anlamış gibiydi.
Yüzü gerilmişti.
Max bunu fark etti.
"Steven?"
Steven cevap vermedi.
Evelyn yavaşça ona döndü.
"Onlara söylemedin."
Sessizlik.
"Ne söylemedim?"
diye sordu Steven.
Ama sesi titriyordu.
Evelyn gülümsedi.
"Yalan söylemeyi hiç beceremedin."
Max'in kalbi hızlandı.
Çünkü ilk defa Steven gerçekten korkmuş görünüyordu.
Evelyn elini kaldırdı.
Havanın içinde mavi ışıklar oluştu.
Ve ardından görüntüler belirmeye başladı.
Bir anı.
Yıllar öncesinden.
On bir çocuk.
Blackwood Tesisi.
Max.
Steven.
Alice.
Carly.
Anna.
Zoey.
Miles.
Henry.
Katie.
Larry.
Antony.
Hepsi oradaydı.
Ama çocuktu.
Ve yalnız değillerdi.
Yanlarında beyaz önlüklü insanlar vardı.
Çocuklar ağlıyordu.
Bağırıyordu.
Korkuyordu.
Max'in nefesi kesildi.
Bu onların anısıydı.
Gerçek anıları.
Silinmiş olanlar.
Ve o görüntülerin içinde Steven da vardı.
Ama farklıydı.
Çünkü beyaz önlüklü adamlardan biriyle konuşuyordu.
Gönüllü gibi görünüyordu.
Korkmuş görünmüyordu.
Sonra görüntü netleşti.
Adam Steven'ın omzuna dokundu.
Ve şöyle dedi:
"Aferin Steven. Bize çok yardımcı oldun."
Odadaki herkes Steven'a döndü.
Zoey'nin sesi titriyordu.
"Bu ne demek?"
Steven konuşamadı.
Çünkü o da görüntüyü izliyordu.
Ve yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
Hatırlamaya başlamıştı.
Evelyn sessizce konuştu.
"Onlar seni seçmişti."
Steven gözlerini kapattı.
"Hayır..."
"Ama sen kabul ettin."
"Hayır..."
"Arkadaşlarının yerini sen söyledin."
Odanın içindeki hava ağırlaştı.
Alice geri çekildi.
Anna'nın gözleri dolmuştu.
Henry yumruklarını sıktı.
Max ise sadece bakıyordu.
Çünkü neye inanacağını bilmiyordu.
Tam o sırada Steven dizlerinin üzerine çöktü.
Başını ellerinin arasına aldı.
Ve fısıldadı:
"Hatırlıyorum..."
Kimse konuşmadı.
"Hatırlıyorum..."
Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"Onlara güvendim."
Sessizlik.
"Bize yardım edeceklerini söylediler."
Daha fazla yaş akmaya başladı.
"Ama hepimizi kullandılar."
Max'in kalbi sıkıştı.
Çünkü Steven yalan söylüyor gibi görünmüyordu.
Tam tersine.
Yıllardır taşıdığı bir suçluluğun altında eziliyordu.
Ama tam o anda Evelyn'in yüzü değişti.
Gülümsemesi kayboldu.
Mavi gözleri karardı.
Ve ilk kez korkmuş görünmeye başladı.
"Hayır..."
Max döndü.
"Nedir?"
Evelyn geriye baktı.
Omega Sektörü'nün karanlığına.
Ve fısıldadı:
"Onu uyandırdınız."
Yer sarsıldı.
BOOOOOM!
Tesis titredi.
Tavandaki lambalar patladı.
Metal duvarlar inledi.
Ve Omega Sektörü'nün en derin noktasından gelen ses duyuldu.
Tek bir ses.
Ama bütün tesisi doldurdu.
Derin.
Eski.
Ve sonsuz derecede aç.
"MAX..."
Bu ses Morvane'ye aitti.
Ve ilk kez doğrudan onunla konuşuyordu.
"BENİ HATIRLIYOR MUSUN?"