"MAX..."
Ses bütün tesisi doldurdu.
Duvarlar titreşti.
Kırmızı ışıklar yanıp söndü.
Metal boruların içinden uğultular yükseldi.
Sanki tesisin kendisi canlıydı.
Ve o ses...
Onun içinden konuşuyordu.
"BENİ HATIRLIYOR MUSUN?"
Max nefes alamıyordu.
Başının içinde bir baskı oluşmuştu.
Gözlerinin önünde görüntüler belirip kayboluyordu.
Laboratuvarlar.
Çığlıklar.
Deney odaları.
Beyaz önlükler.
Ve sonra...
Bir kapı.
Devasa.
Metalden yapılmış.
Üzerinde tanımadığı semboller vardı.
Ama nedense onları okuyabiliyordu.
Sanki unutulmuş bir dili hatırlıyordu.
Bir ses duydu.
Bu Morvane'nin sesi değildi.
İnsan sesiydi.
"Daha fazla enerji gerekiyor."
Başka biri cevap verdi.
"Kapı açılıyor."
Ardından üçüncü ses geldi.
"Dr. Turner, geri çekilin!"
Max'in gözleri büyüdü.
Dr. Turner.
Aynı isim.
Maxwell Turner.
Fotoğraftaki adam.
Anı daha da netleşti.
Ve Max onu gördü.
Laboratuvarda duran adamı.
Kendisini.
Ama daha yaşlı.
Yaklaşık otuz yaşlarında.
Gözlerinde korku vardı.
Ve ellerinde kan.
"Hayır..."
Max istemsizce fısıldadı.
Evelyn ona baktı.
"Korkma."
"Korkma mı?"
Max'in sesi çatladı.
"Ben kimim?"
Evelyn birkaç saniye sustu.
Sonra cevap verdi.
"Sen iki kişisin."
Odadaki herkes dondu.
"Ne?"
"Max Turner ve Maxwell Turner."
Steven başını kaldırdı.
Alice nefesini tuttu.
Kimse anlamıyordu.
Ama Evelyn anlatmaya devam etti.
"Maxwell Turner bu tesisin baş araştırmacısıydı."
"1958 yılında."
"Kapıyı açan kişiydi."
"Ve Morvane'yi ilk gören insan."
Max'in kalbi duracak gibi oldu.
"Bu imkânsız."
Evelyn başını salladı.
"Normal şartlarda evet."
"Fakat Morvane normal bir varlık değil."
Yer yeniden titredi.
Bu kez daha şiddetli.
BOOOOM!
Koridorun sonundaki duvar çatladı.
Karanlığın içinden siyah duman sızmaya başladı.
Morvane yaklaşıyordu.
Evelyn aceleyle konuşmaya devam etti.
"Kapı açıldığında zaman kırıldı."
Kimse konuşamadı.
"Geçmiş ve gelecek birbirine karıştı."
"İnsanlar değişti."
"Anılar silindi."
"Hayatlar yeniden yazıldı."
Katie'nin yüzü bembeyaz olmuştu.
"Yani..."
"Max..."
"Gerçekten o kişi mi?"
Evelyn cevap vermedi.
Çünkü cevabı Max'in zihni verdi.
Bir anda.
Hepsi geri geldi.
Çocukluk anıları.
Sahte anılar.
Gerçek anılar.
Hepsi birbirine karıştı.
Ve Max sonunda gördü.
Yıllar önceki laboratuvarı.
Kapının açıldığı günü.
Maxwell Turner'ı.
Ve gerçeği.
Maxwell Turner aslında ölmemişti.
Morvane ile karşılaştığında zamanı parçalamıştı.
Ve kendi bilincinin bir kısmını geleceğe göndermişti.
O bilinç...
Max olmuştu.
Max yere düştü.
Başını tutuyordu.
Artık hatırlıyordu.
Bir kısmını.
Ama yeterince.
"Ben..."
Nefes nefese kaldı.
"Kapıyı açtım."
Sessizlik.
O kadar ağır bir sessizlik oluştu ki herkesin kalp atışları duyuluyordu.
Alice gözlerini kapattı.
Steven başını eğdi.
Zoey hiçbir şey söyleyemedi.
Çünkü şimdiye kadar canavardan kaçtıklarını sanıyorlardı.
Ama canavarın hikâyesini başlatan kişi önlerinde duruyordu.
Tam o anda.
Omega Sektörü tamamen karardı.
Bütün ışıklar söndü.
Kırmızı lambalar.
Ekranlar.
Her şey.
Mutlak karanlık.
Sonra...
İki göz açıldı.
Karanlığın içinde.
Devasa.
Altın renkli.
İnsan gözlerine benzemeyen gözler.
Ve ilk kez...
Morvane'nin bir parçası görüldü.
Sadece gözleri bile bir binanın pencereleri kadar büyüktü.
Anna korkuyla nefes aldı.
Henry geri çekildi.
Larry'nin dizleri titremeye başladı.
Çünkü o şey...
Bir yaratık değildi.
Bir varlıktı.
Çok eski.
Çok büyük.
Ve insan aklının anlamakta zorlanacağı kadar yabancı.
Sonra Morvane konuştu.
Bu kez yalnızca Max'e değil.
Herkese.
"SONUNDA..."
Gözler biraz daha açıldı.
"BENİ BULMAYA GELDİNİZ."
Ve tam o sırada...
Tesisin en derin alarm sistemi çalışmaya başladı.
Yıllardır aktif olmayan bir ekran kırmızı ışıkla yandı.
Tek bir satır görünüyordu.
ACİL DURUM PROTOKOLÜ BAŞLATILDI
Altında ikinci satır belirdi.
AVCI SERBEST BIRAKILDI
Evelyn'in yüzündeki renk çekildi.
İlk kez gerçekten korkmuş görünüyordu.
"Hayır..."
Max ona döndü.
"Nedir?"
Evelyn'in sesi titriyordu.
"Morvane'den kaçabilirsiniz."
Sessizlik.
"Taşıyıcılardan kaçabilirsiniz."
Bir adım geri çekildi.
"Ama Avcı'dan..."
Koridorun derinliklerinden metal bir kapı açılma sesi geldi.
GÜÜÜÜMMM...
"...asla kaçamazsınız."