GÜÜÜÜMMM...
Koridorun derinliklerindeki kapı tamamen açıldı.
Tesis sessizleşti.
Hatta Morvane'nin devasa altın gözleri bile hareket etmeyi bıraktı.
Bu ilk kez oluyordu.
İlk kez Morvane bir şeye dikkat kesilmişti.
Evelyn geri çekildi.
Yüzü bembeyazdı.
"Geliyor..."
Steven yumruklarını sıktı.
"Avcı nedir?"
Evelyn cevap vermedi.
Çünkü cevap koridorun içinden geliyordu.
TAK.
Tek bir ayak sesi.
TAK.
Bir tane daha.
TAK.
Bu ses diğer yaratıklar gibi değildi.
Ağır değildi.
Kaotik değildi.
Sakin ve düzenliydi.
Sanki yürüyen şey ne yaptığını çok iyi biliyordu.
Karanlığın içinden uzun bir siluet çıktı.
İlk bakışta insan gibi görünüyordu.
Ama yalnızca ilk bakışta.
Yaklaşık iki buçuk metre boyundaydı.
Simsiyah bir zırh taşıyordu.
Zırhın üzerinde yüzlerce oyma sembol vardı.
Ve sırtında devasa bir kılıç asılıydı.
Ama en korkutucu şey yüzüydü.
Çünkü yüzü yoktu.
Başının olması gereken yerde parlak beyaz bir maske vardı.
Pürüzsüz.
İfadesiz.
Ve maskenin tam ortasında tek bir siyah çizgi.
Sanki gözlerinin yerini alıyordu.
TAK.
Avcı durdu.
Ve ilk kez konuştu.
"On üç hedef tespit edildi."
Sesi tamamen mekanikti.
Duygusuz.
Ama bir insanın taklit etmeye çalıştığı bir makine sesi gibi.
Katie ürperdi.
"On üç?"
Avcı başını çevirdi.
"On iki denek."
Sonra Max'e baktı.
"Bir anahtar."
Max'in içi buz kesti.
Anahtar.
Kapı.
Morvane.
Her şey birbirine bağlanıyordu.
Morvane'nin sesi yeniden duyuldu.
Bu kez öfkeliydi.
"ONLAR BANA AİT."
Tesis sallandı.
Duvarlarda çatlaklar oluştu.
Ama Avcı kıpırdamadı bile.
Sadece başını kaldırdı.
Ve ilk kez Morvane'ye baktı.
"Yalan."
Bu tek kelimeyle birlikte bütün ışıklar patladı.
BOOOM!
Şok dalgası koridordan geçti.
Morvane'nin gözleri küçüldü.
Sanki...
Rahatsız olmuştu.
Evelyn fısıldadı:
"İmkânsız..."
Max ona döndü.
"Nedir?"
Evelyn yutkundu.
"Avcı Morvane'den korkmuyor."
Odadaki herkes sustu.
Çünkü şimdiye kadar karşılaştıkları her şey Morvane'den korkmuştu.
Her şey.
Ama Avcı değil.
Sonra Avcı yürümeye başladı.
Doğrudan gruba doğru.
TAK.
TAK.
TAK.
Her adımında tesis sarsılıyordu.
Henry öne çıktı.
"Dur!"
Avcı durmadı.
Henry eline geçen metal çubuğu savurdu.
Ama çubuk Avcı'nın zırhına çarpar çarpmaz ikiye ayrıldı.
ÇAT!
Sanki çeliğe değil de kayaya vurmuştu.
Avcı ilk kez hareket etti.
Elini kaldırdı.
Henry'nin göğsüne dokundu.
Sadece dokundu.
Ama Henry metrelerce savruldu.
GÜÜÜM!
Duvara çarptı.
Yere düştü.
Nefes alamıyordu.
"Henry!"
Alice ve Max ona koştu.
Neyse ki yaşıyordu.
Ama ayağa kalkamıyordu.
Avcı yeniden konuştu.
"Direniş anlamsız."
Sonra maskesindeki siyah çizgi açılmaya başladı.
Yavaşça.
Sessizce.
Ve içeride...
Bir göz vardı.
Tek bir göz.
Parlak mavi.
Tıpkı Evelyn'in gözleri gibi.
Evelyn'in yüzündeki korku daha da arttı.
"Hayır..."
Max bunu fark etti.
"Evelyn?"
Evelyn geri çekildi.
"Ben onu tanıyorum."
Sessizlik.
"Kim?"
Evelyn'in sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
"Onun adı Avcı değil."
Avcı ilk kez başını ona çevirdi.
Ve bir saniyeliğine durdu.
Evelyn'in gözleri doldu.
"Onun adı..."
"...Ethan."
Tesis bir anda sessizleşti.
Avcı hareket etmeyi bıraktı.
Morvane sustu.
Herkes dondu.
Çünkü ilk kez bu metal canavarın bir zamanlar insan olduğunu öğrenmişlerdi.
Evelyn'in gözlerinden yaşlar süzüldü.
"Ethan benim kardeşimdi."
Ve tam o anda...
Avcı'nın mavi gözü titredi.
Sadece bir anlığına.
Çok kısa.
Ama yeterliydi.
Çünkü maskenin arkasındaki insan...
Hâlâ tamamen yok olmamıştı.
Morvane bunu fark etti.
Ve güldü.
İlk kez.
Derin.
Karanlık.
Ve korkunç bir kahkaha.
"EVET..."
Altın gözler parladı.
"ŞİMDİ EĞLENCE BAŞLIYOR."