İçeriğe geç

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 6

Bölüm 6 : Kayıpların Yürüyüşü

Sarı gözler.

Binlerce sarı göz.

Ağaçların arasından süzülerek ilerliyordu.

Ne koşuyorlardı.

Ne de acele ediyorlardı.

Ama her saniye biraz daha yaklaşıyorlardı.

Ve bu yavaşlık, onları daha da korkutuyordu.

Kimse hareket edemiyordu.

Max nefes alırken bile zorlanıyordu.

Gözlerini karanlığın içindeki ışıklardan ayıramıyordu.

Sanki gözlerin içinde bir çekim gücü vardı.

Bir çağrı.

Bir davet.

Bir tuzak.

Bekçi aniden bağırdı:

"BAKMAYIN!"

Sesi ormanın içinde yankılandı.

Katie gözlerini hemen kapattı.

Anna da aynı şeyi yaptı.

Ama bazıları geç kalmıştı.

Larry bir adım öne çıktı.

Gözleri sarı ışıklara kilitlenmişti.

"Larry?"

Steven omzuna dokundu.

Tepki vermedi.

"Larry!"

Hiçbir tepki yoktu.

Sanki duymuyordu.

Sanki başka bir yerdeydi.

Başka bir şey görüyordu.

Sonra Larry gülümsedi.

Bu normal bir gülümseme değildi.

Mutlu görünmüyordu.

Daha çok...

Hipnotize olmuş gibiydi.

"Onları görüyorum..."

Zoey korkuyla geri çekildi.

"Neyi görüyorsun?"

Larry boşluğa bakmaya devam etti.

"Ailem..."

Sessizlik.

"Ailem orada."

Max'in midesi düğümlendi.

Larry'nin anne ve babası yıllar önce bir trafik kazasında ölmüştü.

Bunu herkes biliyordu.

Ama Larry konuşmaya devam etti.

"Onlar beni çağırıyor..."

Ve yürümeye başladı.

Doğrudan sarı gözlere doğru.

"LARRY!"

Henry kolunu tuttu.

Ama Larry inanılmaz güçlü hale gelmişti.

Kolunu kurtardı.

Yürümeye devam etti.

Gözleri hâlâ sarı ışıklardaydı.

Sanki bir rüyanın içindeydi.

Bekçi bir anda ortaya çıktı.

Normalde süzülerek hareket ediyordu.

Ama bu kez gözden kayboldu.

Ve bir saniye sonra Larry'nin önünde belirdi.

Elini kaldırdı.

Larry'nin alnına dokundu.

Bir çığlık yükseldi.

Ama çığlığı atan Larry değildi.

Ormanın içindeki yüzlerce sesten biri bağırmıştı.

Korkunç.

İnsan dışı.

Acı dolu.

Larry yere düştü.

Bilinci yerine gelmişti.

Nefes nefese kalmıştı.

"Ne oldu bana?"

Kimse cevap veremedi.

Çünkü tam o sırada sarı gözler durdu.

Hepsi birden.

Aynı anda.

Ve sonra...

Karanlığın içinden insanlar çıkmaya başladı.

Ama bunlar normal insanlar değildi.

Üzerlerinde eski kıyafetler vardı.

Bazıları onlarca yıl öncesinden kalmış gibiydi.

Bazılarıysa çok yeniydi.

Yüzleri solgundu.

Gözleri tamamen sarıydı.

Ve hepsi sessizdi.

Max'in kalbi duracak gibi oldu.

Çünkü ilk çıkan kişinin tişörtünde bir isim yazıyordu.

EMMA.

Emma Collins.

2006 yılında kaybolan kız.

Fotoğraflardakiyle aynıydı.

Hiç yaşlanmamıştı.

Bir gün bile.

Ardından başka yüzler çıktı.

Gazetelerdeki kayıp kişiler.

Aranan insanlar.

Yıllardır bulunamayan çocuklar.

Yetişkinler.

Yaşlılar.

Hepsi.

Oradaydı.

Alice fısıldadı:

"İmkânsız..."

Ama imkânsız olan şey gözlerinin önünde duruyordu.

Yirmi yıldır kayıp olan insanlar.

Canlı.

Ama aynı zamanda canlı değilmiş gibi.

Emma yavaşça konuştu.

Sesi boğuktu.

Sanki uzun zamandır kullanmadığı bir şeyi yeniden öğrenmeye çalışıyordu.

"Kaçın..."

Max dondu.

Emma tekrar konuştu.

"Kapıyı buldular..."

Sonra gözleri bir anda sarı renkte parladı.

Ve ağzından başka bir ses çıktı.

Daha derin.

Daha karanlık.

"DURDURAMAYACAKSINIZ."

Tüm kayıplar aynı anda başlarını kaldırdı.

Ve aynı cümleyi tekrarladılar.

"DURDURAMAYACAKSINIZ."

Orman titremeye başladı.

Ağaçlar sallanıyordu.

Toprak çatlıyordu.

Miles korkuyla telefonunu çıkardı.

Ama ekran kendiliğinden açıldı.

Bir harita görünüyordu.

Daha önce hiç görmediği bir harita.

Blackwood Ormanı'nın altında bir yapı işaretlenmişti.

Derinlerde.

Çok derinlerde.

Ve ekranın ortasında tek bir kelime vardı.

TESİS.

Max'in aklına günlük geldi.

Araştırma.

Kapı.

Deneyler.

Kaybolan insanlar.

Her şey birbirine bağlanmaya başlıyordu.

Ama henüz tablo tamamlanmamıştı.

Tam o anda Emma'nın yüzü değişti.

Bir saniyeliğine.

Sarı gözler kayboldu.

Normal gözleri geri geldi.

Ve yalnızca Max'in duyabileceği kadar kısık sesle konuştu.

"Yeraltına inin."

Max nefesini tuttu.

Emma devam etti.

"Geçit kapanmadan önce..."

Sonra gözleri tekrar sarıya döndü.

Bekçi ilk kez aceleci görünüyordu.

"Gitmelisiniz."

"Nereye?"

"Tesis."

"Neden?"

Bekçi sustu.

Sonra ilk kez adını söyledi.

O'nun adını.

Ormanın korktuğu şeyin adını.

Fısıltı gibi.

Ama herkes duydu.

"Morvane..."

Ve o isim söylenir söylenmez...

Ormanın tamamı sessizleşti.

Kayıplar sustu.

Rüzgâr durdu.

Ağaçlar hareketsiz kaldı.

Sanki bütün dünya korkuyla nefesini tutmuştu.

Çünkü Blackwood'un derinliklerinde uyuyan şeyin bir adı vardı.

Ve o isim artık yeniden duyulmuştu.

Morvane.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.