İçeriğe geç

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 5 · 3 dk okuma

Gölgenin Çağrısı

Bölüm 5

Bölüm 5 : Taşıyıcılar

TOK.

TOK.

TOK.

Kapı kolu yavaşça aşağı indi.

Kimse nefes alamıyordu.

Kulübenin içindeki hava donmuş gibiydi.

Max'in parmakları günlüğün kapağına sıkıca kenetlenmişti.

Kapı milim milim açılmaya başladı.

GICIRRR...

Dışarıdaki karanlık içeri sızdı.

Ama kapının önünde kimse görünmüyordu.

Hiç kimse.

Bu daha da korkutucuydu.

Çünkü az önce duydukları adımlar bir insana ait olamazdı.

Bir ağacı devirecek kadar ağırdı.

Kulübeyi titretecek kadar güçlüydü.

Ama şimdi...

Kapının önünde boşluk vardı.

Zoey fısıldadı:

"Bir şey görebilen var mı?"

Kimse cevap vermedi.

Sonra Anna titreyerek dışarıyı işaret etti.

"Orada..."

Herkes baktı.

Ve gördüler.

Kapının birkaç metre ilerisinde duran şeyi.

İlk bakışta bir insan sanılabilirdi.

Ama yalnızca ilk bakışta.

Çünkü boyu yaklaşık dört metreydi.

Kolları dizlerinin altına kadar uzanıyordu.

Bedeni sanki dumandan yapılmış gibiydi.

Sürekli değişiyordu.

Bozuluyordu.

Yeniden şekilleniyordu.

Ve yüzü...

Yüzü yoktu.

Orada sadece karanlık vardı.

Sonsuz bir boşluk.

Kimse konuşamadı.

Çünkü gözlerini ondan ayıramıyorlardı.

Sanki bakışlarını çeken görünmez bir güç vardı.

Ve sonra...

Varlık konuştu.

"Yine başladılar."

Sesi her yerden geliyordu.

Ağaçlardan.

Yerden.

Duvarlardan.

Hatta kendi kafalarının içinden.

"Kapıyı açmaya çalışıyorlar."

Max boğazını temizledi.

"Kimsin sen?"

Varlık birkaç saniye sustu.

Sonra cevap verdi.

"Ben bekçiyim."

Tam o anda içerideki yaratık çığlık attı.

Tony'nin bozulmuş hali duvara tırmandı.

Ters şekilde.

Bir örümcek gibi.

Sonra pencerenin kırık kısmından dışarı atladı.

Ve karanlığın içine kaçtı.

Bekçi onu izlemedi bile.

Sanki önemsizdi.

Bu durum Max'i daha da korkuttu.

Çünkü Tony'nin dönüşmüş hali bile tehlikeliydi.

Ama bu varlık için hiçbir anlam taşımıyordu.

Steven sonunda konuştu.

"Kapı nedir?"

Bekçi sessiz kaldı.

Uzun süre.

Sonra cevap verdi.

"Bir hata."

"Ne demek?"

"Bir zamanlar açılmaması gereken bir şey açıldı."

Gruptaki herkes birbirine baktı.

Günlükte yazanlar akıllarına gelmişti.

"Onu uyandırdık."

Demek gerçekten bir şey uyandırılmıştı.

Bekçi yavaşça kulübeye doğru döndü.

Ama yürümüyordu.

Süzülüyordu.

Toprağa hiç dokunmuyordu.

Max istemsizce geri çekildi.

Varlık durdu.

Sonra ilk kez onların isimlerini söyledi.

Tek tek.

Max.

Steven.

Alice.

Carly.

Anna.

Zoey.

Miles.

Henry.

Katie.

Larry.

Antony.

Hepsini biliyordu.

"Seçildiniz."

Katie ürperdi.

"Ne için?"

Bekçi cevap verdi.

"Ona karşı durmak için."

Bu kez sessizlik daha da ağırlaştı.

Çünkü hiçbiri ne olduğunu bilmiyordu.

Ama hepsi aynı şeyi hissediyordu.

Bu sözler kader gibi gelmişti.

Tam o sırada Miles'ın telefonu titredi.

Sonra Max'in.

Sonra herkesin.

Hepsi aynı anda.

On bir telefon.

On bir ekran.

Aynı mesaj.

Bilinmeyen Gönderen:

"Bekçiye güvenmeyin."

Kimse konuşamadı.

Çünkü mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Yeni çekilmiş bir fotoğraf.

Tam şu an.

Tam bu saniye.

Kulübenin içini gösteriyordu.

Ve fotoğraf...

Kulübenin çatısından çekilmişti.

Alice yukarı baktı.

"Birisi bizi izliyor."

Henry el fenerini tavana tuttu.

Hiçbir şey görünmüyordu.

Ama bu onları rahatlatmadı.

Çünkü fotoğrafı çeken kişi oradaydı.

Bir yerde.

Yakınlarında.

Belki birkaç metre ötede.

Bekçi aniden başını kaldırdı.

Ormanın derinliklerine baktı.

İlk kez huzursuz görünüyordu.

"Hayır..."

Sesinde endişe vardı.

Gerçek endişe.

Sonra geriye çekildi.

"Çok erken."

Max bağırdı:

"Neler oluyor?"

Ama Bekçi cevap vermedi.

Çünkü o anda ormanın her tarafından sesler yükselmeye başladı.

İnsan sesleri.

Çocuk sesleri.

Kadın sesleri.

Erkek sesleri.

Yüzlerce.

Binlerce.

Belki on binlerce.

Hepsi aynı anda konuşuyordu.

Ve sonra...

Ormanın içindeki tüm ağaçların arasında ışıklar belirdi.

Bir.

İki.

On.

Yüz.

Binlerce.

Sarı gözler.

Karanlığın içinden onlara bakıyorlardı.

Hareket etmiyorlardı.

Sadece izliyorlardı.

Zoey'nin dudakları titredi.

"Bunlar ne?"

Bekçi ilk kez korkuyla cevap verdi.

"Onlar değil."

"Ne?"

"Bakmayın."

Ama çok geçti.

Çünkü gözlerden biri hareket etmişti.

Sonra bir diğeri.

Sonra hepsi.

Ve bütün o sarı gözler aynı anda onlara doğru yürümeye başladı.

Yavaşça.

Sessizce.

Sabırla.

Sanki uzun zamandır bekledikleri av sonunda karşılarına çıkmıştı.

Ve Max o anda anladı.

Blackwood Ormanı'na girdiklerinden beri ilk kez.

Asıl tehlike ne Tony'ydi.

Ne de Bekçi.

Asıl tehlike...

Henüz isimlerini bile bilmedikleri şeylerdi.

Ve şimdi onlar geliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.