İçeriğe geç

Gölgene Bile Acıma [Mafya]

Bölüm 15 · 11 dk okuma

Gölgene Bile Acıma [Mafya]

Bölüm 15

XV. BÖLÜM

Huzurla kahvaltı etmekteyken Masal, boğazını temizledi. Bir şey söyleyeceğini hissedip yüzüne baktığımda yanılmadığımı anladım. Gülümseyerek sordu: "Dün o çocuk buraya neden geldi? Bir şey anlayabildin mi?"

Gökay'dan bahsederken gözlerinde bir öfke belirip söndü. Elimdeki çatalı tabağın kenarına bırakıp yüzüne baktım. Karışık hislerimi gizlemeye çalışarak, "Bilmem, bana da net bir şey söylemedi," dedim umursamaz görünmeye çalışarak. "Boş ver Gökay'ı şimdi. Bugün dışarı çıkıp biraz kafamızı dağıtalım, eğlenelim istiyorum."

Masal'ın gözleri sevinçle parladı. Kahvaltıyı bitirince masadakileri toplayıp bulaşıkları makineye yerleştirdik. Sıra hazırlanmaya geldiğinde odalarımıza dağılıp birbirimize yarım saat hazırlanma süresi tanıdık. Odamın kapısı tıklandığında müsait olduğumu söyledim. İçeri hâlâ pijamalarıyla giren Masal, giyecek pek bir şeyinin olmadığını söyledi. Aslında birlikte alışverişe çıkmak hem ihtiyacımızı görür hem de bana iyi gelirdi. Yanıma aldığım kartla beraber evden çıktığımızda telefonum çaldı. Ekranda yazan ismi görünce ister istemez duraksadım ve meraklı gözlerle bana bakan Masal'a döndüm. Ardından ekranı yana kaydırıp telefonu kulağıma götürdüm.

Gökay daha ben "Efendim?" demeye kalmadan, acil olarak yanına gelmemi söyledi. Tedirgin ve emrivaki ses tonu içime bir huzursuzluk düşürmüştü: "Orası bana çok uzak. Kötü bir şey mi var, ne oluyor?"

Gökay konunun Araf'la ilgili olduğunu söylediğinde ne yapacağımı bilemedim. Gitmekle kalmak arasında sıkışıp kalmışken, başka hiçbir açıklama yapmadan telefonu yüzüme kapattı. Masal'a ne olduğunu anlattığımda o da en az benim kadar meraklandı ve yalnız gitmemem için beraber gitmeyi teklif etti.

Zihnimdeki belirsizlikle karar vermekte zorlanıyordum. Birkaç saniye sonra telefonuma bir konum düştü. Ormanlık bir arazide Araf'ın ya da Gökay'ın başına bir şey gelmiş olabileceği düşüncesi içimi kemirmeye başlayınca hızla yola koyulduk. Konuma doğru giderken içimi kaplayan tedirginliği Masal'a hissettirmemek için zoraki bir tebessümle yüzümü ondan saklamaya çalıştım.

Adrese vardığımızda ortamın tekinsizliği yüzüme çarptı. Gökay, bize doğru sanki kara bir haber verecekmiş gibi gölgelenen yüzüyle yaklaştı.

Bizi buraya neden çağırdığını anlamaya çalışıyordum. Masal, etrafımızdaki ağaçlıkların ıssızlık ve hissettirmiş olduğu gerilimle Gökay'a çıkıştı: "Ne olduğunu söyleyecek misin yoksa bizim mi tahmin etmemiz gerekiyor?"

Masal'a hak vererek onu başımla onayladım. Bugün kamp yapacaklarını biliyordum; açılmış sandalyeler ve yakılan ateş bunu doğruluyordu ama Gökay neden yalnızdı? Araf ve Carly neredeydi?

Çaresizce oturup ne söyleyeceğini bekledik. Şu an ne dese inanacak kadar meraktaydım. Gökay ise soğukkanlılığını koruyarak, sanki çok sıradan bir ricada bulunuyormuş gibi, "Senden Carly ve Araf'ı ayırmanı istiyorum," dedi. Birkaç saniye duyduklarımı sindiremeyip gözlerimi kırpıştırdım. Masal kaşlarını çatıp bu saçma talebin ardındaki niyeti sorguladı: "Dün de pat diye geldin, hiçbir şey demeden gittin. Sen kesin yine bir işler karıştırıyorsun."

Gökay kendini savunup sadece arkadaşı için bir şeyler yapmaya çalıştığını iddia etti. Masal, az önceki sözlerin arkasındaki mantığı çözmeye çalışarak konuştu: "Yani planın, Araf'ı Carly'den vazgeçirmeye çalışmak mı? Böyle yaparak durumu daha da sarpa sardıracağının farkında değil misin?"

Gökay ve Masal arasında sert bir söz düellosu başlarken, aralarında her an bir kavga patlak vereceği hissiyatı her an üzerime çöküyordu. Gökay'a dönüp "Senin benimle derdin ne?" diye hesap soran Masal, öfkesine hâkim olmakta zorlanıyordu.

Gökay sinirle nefesini verdi: "Ben sadece Alisa'yı çağırmıştım. Senin de geleceğini bilseydim yalnız gelmesini söylerdim. Arkadaşın olmadan tek başına bir yere gidemiyor musun sen?"

Masal'ın gözleri hırsla parladı: "Senin gibi neye hizmet ettiği belli olmayan biriyle arkadaşımı yalnız bırakacak değilim!"

Gökay’ın sabrı tükendi ve çenesini kapatmasını söylediğinde Masal derin bir nefes alıp gözlerini kapattı. Belli ki kendini tutmaya çalışıyordu. Göz kapaklarını birden araladığında yüzündeki o tehlikeli, gözü dönmüş ifadeyi gördüm. Ne yazık ki ben bu ânı daha önce de yaşamıştım.

Gökay, Masal'ın sessizliğini geri adım atmak sanıp cesaretlendi: "Ha şöyle, sus biraz da şurada adam akıllı bir şey konuşalım!" Masal'ın ne kadar gözünün döndüğünü başta umursamadı ama arkadaşımın kenetlenen, yumruk olan elini görünce bir an duraksadı. Hemen Masal'ın önüne geçip onu tutmaya çalıştım: "Masal, tamam... Otur şuraya, ona uyma. Bilerek tahrik ediyor seni."

Gökay olayın ciddiyetini hâlâ anlayamadığından alay etmeye devam etti: "Niye tutuyorsun arkadaşını Alisa? Bırak bakalım, ne yapabilecekmiş?"

Masal, bu sözlerle birlikte öfkesinin son raddesine geldi. Eğer onu bırakırsam ortalığın kan gölüne döneceğini çok iyi biliyordum. Bu yüzden tüm gücümle onu tutup Gökay'a saldırmasına engel olmaya çalıştım.

Masal bir an durdu, o hırslı bakışın yerini korkunç, kendinden emin bir gülümseme aldı. "Görüyorsun ki sakinleşmeye çalıştıkça o daha çok kaşınıyor," dedi bana dönerek. "Şimdi sen şöyle kenara geç, ben şuna gününü gösterip geliyorum." Elleriyle dostça omuzlarıma vurduktan sonra, ne olduğunu anlayamadan Gökay'a doğru hamle yaptı. Artık bu manzarayı görmeye dayanamayarak gözlerimi kapattım.

Birazdan başına gelecekleri tahmin dahi edemeyen Gökay hâlâ atıp tutuyordu: "Ellerin titriyor. Korkudan mı yoksa sinir hastası falan mısın?"

Masal tam bir şey söyleyecekken çaresizce araya girdim: "Arkadaşlar, isterseniz ben gideyim, siz burada birbirinizi öldürün!"

Gökay bir an duraksayıp bana döndü: "Tamam, haklısın." Kısa bir sessizliğin ardından, sanki az önce yaşananlar hiç olmamış gibi, "Teklifimi kabul edecek misin yoksa başkasını mı bulayım?" diye sordu. Kafasına koymuştu bir kere; o ikisini ayırmadan rahat durmayacaktı.

Benim ise duruşum netti. Kararlı bir ses tonuyla reddettim. Gökay vazgeçmeyeceğimi biliyordu ama son şansını denemek istedi: "Onları ayırırsan dile benden ne dilersen! Seni paraya boğarım Alisa."

Sıkıntıyla derin bir nefes verip gözlerimi kapattım. Gökay ise beni ikna edebileceğini sanarak saçma sapan vaatler sıralamaya devam etti.

Mevzu bahis teklifler tutarsız ve inandırıcılıktan çok uzaktı ama bütün bu anlamsız sözler Masal'ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Masal'ı cezbeden şey para değil, Gökay'ın Araf ve Carly'yi ayırmak için neden bu kadar ileri gitmeye hazır oluşuydu.

Gökay, yüzümdeki kararlılığı kıramayınca Yeşilçam artistleri gibi üstelemeyi sürdürdü: "Yorma beni Alisa. Her şeyin bir değeri vardır, söyle ne kadar istiyorsun?"

Bu aşağılayıcı tavra tepkisiz kalmayıp burun kıvırdım: "Sen beni anlamıyorsun galiba. Miktar ne olursa olsun sana yardım etmeyeceğim."

Gökay oturduğu kamp sandalyesine biraz daha yerleşti. Yüzüne psikopatça bir gülümseme yerleştirip gözlerini kıstı: "Peki öyleyse... Bir tetikçi bulup bu işi kökünden bitirmem gerekecek." Telefonunu çıkarıp birini arayacakken sanki orada durmam anlamsızmış gibi yüzüme baktı: "Seninle işim kalmadı, gidebilirsin."

Telefon çalmaya devam ederken dehşetle araya girdim: "Kimi arıyorsun sen? Carly'yi gerçekten öldürtmeyeceksin değil mi?" Gökay cevap vermedi, sadece telefonun açılmasını bekledi. Hat düşmeyip arama kendiliğinden kapandığında derin bir nefes aldım ama bu konunun burada kapanmayacağını biliyordum.

"Bunu yapmak zorunda değilsin. Birinin canına kıymak bu kadar kolay mı? Nasıl bir göz dönmesidir bu?"

"Teklifimi kabul edersen kimsenin ölmesine gerek kalmaz. Ayrılırlar, sonra her şey unutulur gider."

"O kadından neden bu kadar nefret ediyorsun? Sana ne yapmış olabilir ki?" diye sordum, arkasındaki asıl sebebi öğrenmek isteyerek.

Gökay geçmişe gitmiş gibi kaşlarını çattı: "Carly, Araf'la tanıştığı ilk günden beri başka bir adamla birlikteydi."

Masal küçümser bir ifadeyle araya girdi: "E, sana ne? Carly Araf'ı aldatıyorsa bu onların arasındaki sorun."

"Carly, Araf'a aldattığı adamın ben olduğumu söyledi!" diye patladı Gökay. "Aramızı bozmak için öyle büyük bir yalan söyledi ki Araf yüzümü bile görmek istemedi. Sonra foyasını çabuk ortaya çıkardım, gerçek yüzünü herkese gösterdim ama bu yetmez. Şimdi ona öyle bir ders vermeliyim ki buraya geldiğine bin pişman olmalı!"

"Tamam, diyelim ki Carly'yi cezalandırdın... Ya Araf?" dedim gözlerinin içine bakarak. "Onu sevdiğini söylerken, aralarını bozarak dostuna da zarar vermiş olmuyor musun?"

"Sadece Carly'den intikam almak istediğimi kim söyledi? Bana inanmadığı için Araf'tan da intikam almak istiyorum."

"Sen onunla dostsun Gökay! Bunu nasıl yaparsın? İnsan arkadaşına böyle bir kötülüğü nasıl reva görür?"

"Küçük bir hesaplaşma dostluğumuza zarar vermez."

"Bu dostluk değil, bu açıkça düşmanlık!"

Gökay umursamazca omuz silkti: "Bizim bağlarımız sağlamdır, hiçbir şey bozamaz. E, kabul ediyor musun?"

"Teklifini kabul etmezsem o kadını öldürteceğini söylüyorsun..."

İçimden bir ses Araf ve Carly'ye kırgınlığımı, öfkerimi hatırlatıyor; yaşadıklarımı ödetmek istiyordu. Ama vicdanım ve değerlerim böyle kirli bir oyunun parçası olmama kesinlikle izin vermiyordu.

Gökay, hassas noktalarıma oynamaya çalışarak evimizin kirasını bile zor ödediğimizi hatırlattı. Yersiz gururu bırakıp mantıklı düşünmem gerektiğini söylüyordu.

"Böyle bir şeyi benden isteyemezsin. Onların arasına girmeye ne hakkım var? Tamam, bana iyi davranmıyor olabilirler ama bu durum onların ilişkisini bozmam için bir gerekçe olamaz."

"Ne ilişkisinden bahsediyorsun Allah aşkına! Onlar yan yana bile gelmemeli."

"Bu iş için başka birini bul Gökay. Ben kimsenin ahını almayacağım."

"Yani reddediyorsun, öyle mi?" diye sordu. Sustuğumu görünce iyice üzerime geldi: "Araf'tan hoşlandığının farkındayım Alisa, bunu benden saklayamazsın. O günü hatırla... Carly'nin yaptıklarını! Yemeği yaktığını, bilerek onu zehirlemeye çalıştığını sanan Araf kime inandı? Carly senin hakkında her şeyi yanlış anlamasına sebep oldu. Sen sırf o yemek yandı diye ne eziyetler çektin, mutfağı tek başına temizledin! Carly ise odasında uzanıp senin çaresizliğine güldü. Araf'ın gerçekleri bilmeye hakkı yok mu?"

Gökay'ın sözleri tam da kabuk bağlamamış yaralarıma dokunuyordu. Zihnimi toplamaya çalıştım ama o günün kırgınlığı yeniden içime oturdu. Yemeği ben yakmamıştım ve Araf'ın bana o öfkeyle bakışı hâlâ gözümün önündeydi.

Gözlerimi uzak bir noktaya dikip buruk bir sesle mırıldandım: "Yemeği zaten ben yakmamıştım... Yani... Sen şimdi bana gerçekten inanıyor musun Gökay?"

"Tabii ki inanıyorum. O mutfağı Carly'nin yaktığına adım gibi eminim."

Masal konuşulanları şaşkınlıkla dinliyordu. Gökay'ın beni manipüle ettiğini fark edip araya girdi: "Sen şeytan falan mısın ya? Rahat bırak kızı, baskı kurup durma!"

"Sen hâlâ burada mısın?"

"Olmasaydım Alisa'yı iki dakikada kandırırdın zaten!"

Gökay, Masal'ı duymazdan gelip bana döndü: "O evde sana bir tek ben inandım, seni sadece ben savundum. Tamam, belki yöntemim sana yanlış geliyor olabilir..."

"Söylediklerin bana yanlış gelmiyor Gökay, söylediklerin zaten yanlış!" dedim net bir tavırla.

Gökay parmağını kaldırarak kendini savunmaya devam etti: "Hayatta yanlış gibi görünüp doğru olan bir sürü tercih vardır. Seveni ayırmak belki yanlış gelebilir ama o kadını Araf'tan uzaklaştırmak en doğrusu!"

Masal duydukları karşısında hayretle elini ağzına kapattı.

Ben ise taviz vermedim: "Bu nasıl bir mantık Gökay? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Böyle fitne işleriyle uğraşacağına dön de kendi hayatına bak biraz."

Masal ortamdaki saçmalığı tiye alarak konuştu: "Ayırmak istiyorsan git sağlam bir büyücü bul o zaman, bitsin gitsin. Ne uğraştırıyorsun insanları?"

Gökay bir an duraksadı, Masal'ın dediğini ciddiye almış gibiydi: "Büyücü mü? Bunu daha önce neden düşünmedim ki? Kesin işe yarar mı dersin?"

Masal gözlerini devirdi: "Ciddi olamazsın değil mi? Öylesine söyledim ben onu. Tanıdığım büyücü falan yok benim, bakma öyle."

Gökay en sonunda öfkeyle bana döndü: "Büyücüyle falan uğraşacak değilim! Alisa kabul et artık, yoksa beni gerçekten saçma sapan yollara başvurmak zorunda bırakacaksın."

Düşündükçe içimdeki huzursuzluk artıyordu. Araf'ın bana yaşattıkları ağır olsa da, kimsenin duygularıyla böyle çirkin bir oyun oynayamazdım. "Olmaz," dedim kesin bir dille.

Masal yanıma gelip koluma girdi ve doğru kararı verdiğimi fısıldadı. Gökay ise ikimize bakıp alayla güldü: "İyilik meleğimiz de konuştu."

"Benimle uğraşma Gökay," dedi Masal tehditkâr bir sesle.

Gökay ikimizin de geri adım atmayacağını anlayınca nihayet sustu. Onu kesin bir dille reddetmiş olmanın rahatlığı içimi kapladı. Buradaki tekinsiz ortamda daha fazla kalmanın bir anlamı yoktu.

Yine de aklımın bir köşesini kurcalayan soruyu engelleyemedim. Yürümeye başladığımızda Masal'a döndüm: "Masal... Araf ormana niye gelmedi acaba? Gökay'la kampa gideceklerini söylemişti."

Masal kollarını kavuşturdu: "Belki de Carly'le yalnız kalmak için gitmiştir. Sonuçta kimse Gökay gibi birinin yanında sevgilisini yalnız bırakmak istemez. Adam tam bir ifrit! İnsanın kanına girip vesvese vermekten başka bir şey bilmiyor."

Dalgın halimi fark eden Masal söylenmeye devam etti: "Bu çocuk ne ayak ya? Niye bu kadar takmış bunlara? Bence bu adam kesin Carly'ye aşık. Kızda gözü var bence, sürekli Carly de Carly! Carly kadar başına taş düşsün, yetti artık!"

Araf'ı ve onun bende uyandırdığı hisleri bir süre düşünmek istemiyordum. Kendimizi dışarı atıp saatlerce mağazaları gezdik. Kıyafet ve ev alışverişi yapıp yorgunluktan tükenmiş halde eve döndük. Elimizdeki poşetlerle merdivenleri çıkarken son nefesimizi veriyorduk neredeyse.

Ben aldığımız yiyecekleri dolaba yerleştirirken Masal odasında üstünü değiştirdi. Ardından davet edildiğimiz alt kattaki altın gününe indik.

İçeriden yoğun bir kadın uğultusu geliyordu. Üçerli koltuklara dizilmiş sohbet eden komşular bizi de aralarına aldılar. Konudan konuya atlanan sohbetin ardından sıra bizi tanımaya geldi. Birinci katta oturan orta yaşlı komşu merakla sordu: "Siz dördüncü katta oturuyorsunuz değil mi kızım? Masal'ı okula gidip gelirken görüyoruz ama seni pek göremiyoruz. Çalışıyor musun?"

Nezaketimi koruyarak gülümsedim: "Evet teyzeciğim, çalışıyorum."

"Evli misin? Yaşın kaç? Okuyor musun hâlâ?"

Sorular peş peşe gelince bir an bocaladım. Masal durumumu anlayıp hemen devreye girdi: "Yok teyzem, o da bekar. Yüksek lisansı geçen sene bitti. Alisa benden üç yaş büyük."

Kadın kafasından hızlıca bir hesap yaptı: "Yani 26 yaşındasın. Sözlün, nişanlın falan var mı?" Özel hayatıma bu kadar hızlı girilmesinden rahatsız olup sessiz kaldığımı görünce üsteledi: "E kızım, niye evlenmiyorsun? Ne bekliyorsun? Gül gibi kızsın. Bul eli yüzü temiz birini, evlen çoluğa çocuğa karış. Her şey vaktinde güzel."

"Eli yüzü temiz" lafını duyunca, zihnim bana oyun oynar gibi yine Araf'ın yüzünü getirdi gözlerimin önüne. İstemeden yüzümde beliren o buruk tebessüm, karşımdaki kadının dikkatinden kaçmadı: "Aaa, biri var galiba! Baksana yüzün gülüyor. Kimmiş o şanslı erkek? Ne iş yapar, adı ne?"

Araf'ın hayalini kafamdan hızla itekleyip toparlandım: "Hayatımda kimse yok teyzeciğim. Evlilik de düşünmüyorum şu an."

"Aaa, kızım yaşın geçiyor ama!" dedi en yaşlıları.

Diğeri kıkırdadı: "Böyle diyenler de ilk evlenenler olur genelde!"

Yan taraftaki kadın hemen söze atıldı: "Benim bir tanıdığımın oğlu var, tam sana göre! Çok yakışıklı, efendi, tam aile babası olacak adam. Bir tanışsanız keşke, ailesi de çok nezih insanlar..."

Nezaketle başımı salladım: "Teşekkür ederim ama gerçekten düşünmüyorum teyze."

Sanki ayıp bir şey söylemişim gibi kadınlar birbirine baktı. Masal'ın gözleri açıldı, beni bu darlamadan kurtarmak için hemen söze girdi: "Sizlerle tanıştığımıza çok memnun olduk teyzelerim ama bizim artık çıkmamız lazım. Ben acıktım, Alisa da dünden beri çok yorgun. Başka zaman yine uzun uzun sohbet ederiz."

Orta yaşlı olanı hemen itiraz etti: "Aaa, otursaydınız kızım! Aceleye getirdiniz, daha yeni konuşuyorduk."

"Şükriye teyzeniz doğru söylüyor, nereye böyle alelacele?"

Masal komşuları kırmadan gülümsedi: "Ders çalışmam gerekiyor teyzeciğim. Ellerinize sağlık her şey için. Hadi Alisa, çıkalım biz."

"Durun bakalım, madem açsın şu tabağı al öyle git. Tabağı sonra getirirsin. Benim çocuğum da şehir dışında okuyor, bilirim öğrenciliği. Aç kalmayın sakın."

Masal poğaçalardan bir tane alacakken kadın tabağı tutuşturdu eline. Teşekkür edip adeta kaçar gibi yukarı çıktık. Kapıyı kapatır kapatmaz derin bir nefes aldık. Odama doğru geçerken Masal tabaktakileri beraber yemeyi teklif etti ama günün tüm yorgunluğu ve Gökay'ın zihnime ektiği huzursuzluk tohumları yüzünden iştahım hiç yoktu. Yavaşça reddedip odama çekildim.

Yaklaşık bir saat sonra Masal tabağı yıkayıp kendi yaptığı tatlıdan koydu ve tabağı iade etmek için aşağı ineceğini söyledi. Kapı kapandığı an, evdeki bu boğucu sessizlik üstüme üstüme geldi. Zihnimi toparlamaya, Gökay'ın dediklerini ve Araf'ın o mesafeli duruşunu kafamdan atmaya ihtiyacım vardı. Çantamı alıp sessizce evden çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.