İçeriğe geç

GÖLGEMDEKİ CANAVAR

Bölüm 2 · 7 dk okuma

GÖLGEMDEKİ CANAVAR

Bölüm 2

2.İHANETİN KÜLLERİ

2. İHANETİN KÜLLERİ

"En iyi küle dönenler bilir ateşin ne kadar yakıcı olduğunu..."

Drystian Vale

Kaçmam gerekiyordu ama gözlerimi ondan ayıramıyordum. Polisi ne zaman aramıştı? Geri geri adımlarken derince bir nefes aldım. Uzaklaşmak için hazırlanırken son kez ona baktım.

"Evden uzak dur." Eğer onunla gidersem yavaşlayıp yakalanma ihtimali vardı. Bu yüzden onu yanıma alamazdım. Gölgelerin arasına karışıp ormanda gözden kaybolana kadar ilerledim.

Yeterince uzaklaştıktan sonra daha önce gizlediğim motosiklete bindim. Hareket etmeden önce ceketimin içinden küçük bir kumanda çıkardım. Düşünmeden düğmeye bastığımda yer sarsıldı ve büyük bir patlama oldu.

Motosikletle hızla uzaklaşmaya başladım. Güney kanadındındaki eve doğru giderken düşünceler kafamda dönmeye başladı.

​Arkamda bıraktığım patlamanın sıcaklığı, yüzüme vuran gece rüzgarına karışıyordu. Dikiz aynasından yükselen alevleri izlerken içimdeki bir şeylerin de o yangınla birlikte küle döndüğünü hissettim.

​Güney kanadındaki güvenli eve giden patika yol, karanlığın en koyu tonuyla kaplıydı. Motosikletin motor sesi kulaklarımda uğulduyor, ama kafamın içindeki o lanet sesleri susturmaya yetmiyordu.

​Bak gördün mü? dedi iç sesim, bu kez alay etmekten uzak, soğuk bir fısıltıyla. Seni uyardım. O bir su perisi değil, Drystian. O bir Salazar. Ve sen bir canavarsın. Canavarlar sadece avlanır, asla sevilmez.

​"Kes sesini," diye mırıldandım dişlerimin arasından. Motosikletin gazını sonuna kadar kökledim.

​Gidonları tutan ellerimin eklemleri, kum torbasına vurduğum darbelerden ve direksiyona uyguladığım baskıdan dolayı beyazlamıştı.

Canımın acısını hissetmiyordum bile. Beni asıl acıtan, o turkuaz gözlerde gördüğüm nefretin sahiciliği ve hemen ardından gelen o sessiz ihbarda saklı olan soğukluktu.

​Güneydeki sığınağa vardığımda motosikleti ağaçların arasına sakladım.

(Drystian Vale)

Burası, olası bir baskın durumunda sığınacağım, haritada bile görünmeyen eski bir av kulübesiydi. Kapıyı açıp içeri daldığımda kendimi doğrudan banyoya attım. Aynadaki yansımama baktım.

Saçlarım dağılmış, gözlerimin altı morarmıştı. Yüz yüze görüşmelerinde ölüm saçan o adam, şimdi kendi yarattığı labirentte kaybolmuş bir çocuk gibi duruyordu.

​Musluğu sonuna kadar açıp yüzüme buz gibi su çarptım. Su damlaları çenemden süzülürken kafamı duvara yasladım.

​"Yaptın," dedim kendi kendime. "Beni polise verdin."

​Telefonumu cebimden çıkardım. Luka'nın yüzlerce cevapsız araması ve mesajı ekranı kaplamıştı. Onları görmezden gelerek doğrudan malikanenin ve şirketin hacklediğim güvenlik ağına sızdım. Clarissa'nın durumunu görmek zorundaydım.

​Ekran açıldığında, polis otolarının dağ evinin dumanı tüten kalıntıları etrafında barikat kurduğunu gördüm.

Clarissa, üzerine atılan kalın bir battaniyeyle bir ambulansın arkasında oturuyordu. Yarası yüzünden canı acıyor olmalıydı ama yüzündeki o sert, tavizsiz ifade geri gelmişti. Yanına yaklaşan bir memura sert bir dille emirler veriyordu.

​O sırada ekranın köşesinde başka bir hareketlilik fark ettim. Luka.

​Luka, polis barikatının hemen arkasında, bir arabanın içinde oturmuş Clarissa'yı izliyordu. Ama yüzündeki ifade bir kardeşin kurtulma sevinci değildi. Saf, katıksız bir hayal kırıklığı ve öfkeydi.

​Kaşlarım çatıldı. İçimdeki suikastçı, tehlikeyi bir kilometre öteden sezen o ilkel dürtü aniden uyandı.

​Luka onun kurtulmasını istemiyordu, diye fısıldadı iç sesim. Sana onu öldürmen için boşuna senet imzalatmadı. Kadın ölmediği için planı mahvoldu.

​Telefonu kulağıma götürüp Luka'nın numarasını tuşladım. İlk çalışta açtı. Sesi titriyordu ama bu kez korkudan değil, öfkeden.

​"Drystian! Ne yaptın sen? Ev havaya uçtu! Clarissa nerede?"

​"Clarissa güvende, küçük kardeş," dedim sesimi olabildiğince mekanik ve soğuk tutarak. "Polisin yanında. Ama benim anlamadığım bir şey var..."

​"Ne?" diye soludu Luka.

​"Kız kardeşin kurtulduğu için sevinmen gerekmez miydi? Neden yüzün bir ceset görmüş gibi beyaz, Luka?"

​Telefonda derin, tekinsiz bir sessizlik oldu.

Ardından Luka'nın o zayıf, korkak sesi bu kez zehir saçarak konuştu:

​"O benim kız kardeşim falan değil, Drystian. O, babamın gayrimeşru kızı. Ve o koltukta oturduğu sürece bize ait olan hiçbir şeyi alamayacağız. Kontratı iptal ettiğini söyledin... Ama unuttuğun bir şey var. Yeraltında bir kontrat ancak hedef öldüğünde ya da suikastçı yok edildiğinde son bulur."

​"Beni tehdit mi ediyorsun, çocuk?" dedim alayla gülerek.

​"Ben değil," dedi Luka, sesindeki korkuyu bu kez arkasına aldığı bir güce yaslayarak. "Ama Clarissa'ya senin kim olduğunu, onu oraya aslında neden götürdüğünü söyledim. Seni onun gözünde bir kahraman değil, bir avcı olarak bıraktım. Şimdi arkana bakmadan kaç, Vale. Çünkü Clarissa Salazar, peşine sadece polisi değil, tüm aileyi takacak."

​Telefon yüzüme kapandı.

​Ekrandaki görüntüye geri döndüm. Clarissa ayağa kalkmış, ambulans görevlilerini iterek bir polis aracına doğru ilerliyordu. Tam arabaya binecekken, sanki kilometrelere meydan okur gibi, kameranın olduğu açıya, yani tam olarak bana doğru baktı. O turkuaz gözlerdeki kırgınlık gitmiş, yerini kömür karası bir intikam ateşine bırakmıştı.

​Dudaklarımı birbirine bastırdım. Ceketimi yerden alıp üzerime geçirdim. Silahımın şarjörünü kontrol edip belime yerleştirdim.

​Beni bir canavar olarak görüyordu. Ve şimdi, eline beni yok etmek için en büyük kozu vermiştim. Gerçeği.

​"Pekala, Su Perisi," diye mırıldandım karanlığa doğru. "Madem hikayenin canavarı benim... O zaman oyunun kurallarını ben yazarım. Bakalım o küllerin arasından hangimiz sağ çıkacağız."

###

Luka Salazar *Olaydan birkaç saat önce*

Ofisime girip şöminenin önündeki deri koltuğa bıraktım kendimi. Başımı koltuğa yaslarken gözlerimi kapattım.

Plan basitti,ama etkisi büyüktü. Tabii benim de rol yapma yeteneğim devreye girmeliydi.

İlk adım, Drystian'ın Clarissa'yla bir araya gelmesini sağlamaktı. Şirkete düzenlenen baskının sebebi de bendim.

İkinci adım,Clarissa'nın gerçeği öğrenmesini sağlamaktı.

Fakat planda değişiklik olmuştu. Çünkü Drystian Clarissa'yı takıntı haline getirmişti. Davranışları etkilenmekten çok kendi karanlığına denk biriyle karşılaşan bir adamın oyun oynamasıydı.

Clarissa'yı buna inandırmak zorundaydım, her ikisi de her hücresiyle birbirinden nefret etmeliydi.

Son adım,polis. Baskın hem Drystian'ın güvenini hem de Clarissa'nın güvenini kıracaktı. Clarissa zamanında ölmediği için Drystian'ın yok olması gerekiyordu.

Kural 1,dedim içimden öğrendiklerimi tekrar ederek. Ellerini kana bulama, ortalığı kan gölüne çevir ama ellerini kirletme.

###

Luka Salazar (olay saati)

Telefonu kulağımdan çekip kenara fırlattım. Camdan dışarı bakarken dudaklarım kıvrıldı. İsimsiz bir ihbar yapmıştım. Kapı aceleyle açıldığında omzumun üstünden gelene baktım. Yüzümdeki gülümseme silinmişti.

"Efendim,bağışlayın ama kardeşinizden haber var. Bulunmuş. Şehrin Kuzey Kanadında bir dağ evindeymiş, ev polis geldiğinde havaya uçmuş."

Endişelenmiş gibi tavır aldım. "Ne! Clarissa...o iyi mi? Yaralı mı?" Başını salladı.

"Belinden bıçaklanmıştı. "Başımı salladım.

"Teşekkürler...kardeşimi görmeliyim."

###

(Olay yeri)

Polislerle konuştuktan sonra Clarissa'nın yanına gittim.

"İyi misin, Clary?" Bakışları bana döndü.

"Yalanlarını dinlemek istemiyorum."Gözlerimi kıstım.

"Ne demek istiyorsun?" Yüzümdeki ifadeyi tarttı.

"Beni öldürtmek isteyen sendin."

Gözlerimi dehşetle açtım. "Bunu nasıl düşünürsün? Clarissa,ben senin abinim."

"Ne fark eder? Öldürmek istemişsin işte."

"Bunu sana kim söyledi? Hangi densiz böyle bir yalan söylemeye cesaret etti?"

Gözlerinde pişmanlığın kırıntılarını gördüğümde doğru yolda olduğumu anladım.

Onu kendime çekip sarıldım ve saçlarının tepesini öptüm. "Tanrı'ya şükürler olsun ki yaşıyorsun..."

Kollarını bana sardığında dudaklarım kıvrıldı. Tebessüm ederken herkes kardeşine kavuşmuş bir abinin mutluluğunu görüyordu. Luka Salazar'ı değil.

"Ona güvenmişsin. "Dedim bakışlarımı gözlerine sabitleyerek. "Bir katilin sözüne nasıl inanıyorsun? Bak,şimdi de yok. Güvendiğin kişilerden emin olmalısın. "Parmaklarıyla oynamaya başladığında içimde heyecan belirdi.

Haklı olduğumu düşünüyordu.

Bakışlarım kameraya döndü,bizi izlediğinden emindim. Kimsenin bakmadığına emin olduğumda dudaklarımı hafifçe oynattım.

"Noi abbiamo vinto, tu hai perso. Hai rinunciato a lei, e lei te la farà pagare."

(Sen kaybettin. Biz kazandık. Ondan vazgeçtin ve o bunun bedelini ödetecek. )

###

Drystian Vale

Luka’nın dudaklarının oynadığını gördüğüm an içimdeki her şey dondu.

Görüntüyü durdurmadım.

Durmak istemedim.

Gerçeği sonuna kadar izlemek istedim.

Clarissa hâlâ ona sarılıyordu.

Ve ben…

Sadece izliyordum.

Parmaklarım ekranın kenarını sıkarken içimde yükselen şey öfke değildi.

Bu daha karanlık bir şeydi.

Daha derin.

Daha tehlikeli.

İhanetin en saf hali.

Gördün mü? dedi iç sesim alçak bir tonda. Sana ait olmayan bir şeye bağlanırsan böyle olur.

Gözlerimi kapattım.

Bir anlığına.

Ama o görüntü gitmedi.

Clarissa’nın bana baktığı o son an…

O gözler…

Şimdi beni öldürmek istiyordu.

“Güzel,” diye fısıldadım.

Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

“Aferin sana, Luka…”

Telefonu yavaşça indirdim.

Ama elim titriyordu.

Bu titreme korkudan değildi.

Bu…

Kontrolün kaybolduğunun işaretiydi.

Ve ben kontrolü kaybettiğimde…

İnsanlar ölürdü.

Yavaşça ayağa kalktım.

Kulübenin içi karanlıktı ama ben her köşesini biliyordum.

Dolabı açtım.

İçerideki silahları tek tek kontrol etmeye başladım.

Tabanca.

Bıçak.

Yedek şarjörler.

Her şey yerli yerindeydi.

Ama bu sıradan bir operasyon olmayacaktı.

Bu…

Kişiseldi.

Silahı elime aldım.

Metal soğuktu.

Ama içimdeki ateş…

Onu eritmeye yetecek kadar sıcaktı.

“Beni av yapmaya karar verdiniz,” dedim kendi kendime.

Şarjörü yerine oturttum.

“Yanlış hamle.”

Masanın üzerindeki haritayı açtım.

Gözlerim otomatik olarak rotaları taradı.

Polis.

Salazar ailesi.

Ve Clarissa.

Artık üçü de aynı taraftaydı.

Ben ise tek başımaydım.

Ama bu ilk değildi.

Ve son da olmayacaktı.

İşaret parmağımı haritanın üzerinde gezdirdim.

Sonra durdum.

Salazar malikânesi.

Dudaklarım kıvrıldı.

“Bu oyunu sen başlattın, Luka…” diye mırıldandım.

“Bitiren ben olacağım.”

Aynaya tekrar baktım.

Bu kez farklıydım.

Az önceki o kırık adam gitmişti.

Yerine…

Tanıdığım biri gelmişti.

Gerçek ben.

Soğuk.

Hesapçı.

Ve acımasız.

“Canavarlar sevilmez, değil mi?” dedim kendi yansımama.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra hafifçe gülümsedim.

“Ama korkulurlar.”

Ceketimi omzuma geçirdim.

Kapıya doğru yürüdüm.

Elim kapı kolunda durdu.

Bir anlığına.

Sadece bir saniyeliğine.

Clarissa’nın sesi yankılandı zihnimde.

O eski hali.

Yumuşak.

Gerçek.

Sonra…

Yerini o bakış aldı.

İntikam dolu olan.

Gözlerimi açtım.

Tereddüt yok oldu.

Kapıyı açtım.

Gece beni içine aldı.

Motoru çalıştırdım.

Ses karanlığı yardı.

Bu kez kaçmıyordum.

Bu kez…

Gidiyordum.

###

Clarissa Salazar

Ambulansın içindeki antiseptik kokusu midemi bulandırıyordu.

Ama asıl rahatsız eden şey bu değildi.

Onun söyledikleriydi.

Drystian Vale.

Bir katil.

Bir avcı.

Ve beni oraya götüren kişi.

Gözlerimi kapattım.

Ama sesi gitmedi.

“Beni korumaya çalışıyordu…”

Fısıltı dudaklarımdan istemsizce döküldü.

Luka’nın sözleri zihnimde yankılandı:

“Bir katile nasıl güvenirsin?”

Ellerim titredi.

Hangisi doğruydu?

Hangisi yalandı?

Kalbim başka bir şey söylüyordu.

Aklım başka.

Gözlerimi açtım.

Karar verdim.

“Eğer avcıysa…” dedim kendi kendime.

Sesim buz gibiydi.

“O zaman onu ben avlarım.”

(Clarissa Salazar) ​

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.