İçeriğe geç

GÖLGEMDEKİ CANAVAR

Bölüm 1 · 13 dk okuma

GÖLGEMDEKİ CANAVAR

Bölüm 1

1.YILDIZLARA DEĞİL KARANLIĞA BAK

1. BÖLÜM: "YILDIZLARA DEĞİL KARANLIĞA BAK"

"Karanlığın içinde olmak varken neden yıldızları uzaktan izlemeli?"

Drystian Vale

Her insanın bir rengi olurdu. Kimileri beyazdı; onlar nadirdi ama masumdu. Bazıları griydi; ne masumdu, ne suçlu. Ve bazıları ise siyahtı. Onlar her şeyiyle, her zerresiyle suçluydu. Beni soracak olursanız...

Ben koyu siyahtım.

Berbat kokan bir depodaydım. Öldürmemi istedikleri kişiyi merak etmiştim. Kimin korkusu yüzünden şehir değiştirip ıssız bir depoda buluşmak istemiş olabilirlerdi ki?

Sonunda kapıdan biri girdiğinde sırtımı duvara yaslayıp kollarımı göğsümde birleştirdim. Başımı omzuma eğip alayla güldüm.

"Eğer öldüreceğim kişi beni on sekiz dakika bekletmene değmezse önce seni öldürürüm."

Luka denen adam belirgin bir şekilde yutkundu.

Aferin çocuk, kork benden.

İç sesim seninle aynı yaşta dese de aldırmadım.

Luka sonunda konuşmayı akıl etmişti.

"Clarissa Salazar," dedi. "Öldüreceğin kişi o."

Sesinde belirgin bir kin vardı, ama sadece bu değildi. Clarissa denen kadından korkuyordu.

Parmaklarımı saçlarımdan geçirip dağıttım.

"Ha, deyince ölmüyor ya bu kadın. Detay ver biraz."

Rahatsız bir şekilde yerinde kıpırdandı. İşaret verdiğinde adamlardan biri mavi renkli bir dosyayı elime verdi.

"Onunla ilgili tüm bilgiler burada. Ekim ayına kadar işi hallet."

Bugün 11 Eylül'dü.

Başımı salladım.

"Anlaştık," dedim. "Anlaşmayı ve şartları sana gönderirim."

Umarım senette sayamayacağın kadar çok sıfır görünce vazgeçmezsin, çocuk.

---

Arabamın motor sesi geceyi yarıyordu.

Dosya yan koltukta duruyordu.

Kırmızı ışıkta durduğumda istemsizce kapağına baktım.

"İnsan merak ediyor," diye mırıldandım.

İç sesim hemen atladı.

Merak etme. Öldüreceksin zaten.

"Merak etmek yasak mı?"

Sana göre değil.

Eve vardığımda dosyayı çalışma masama bıraktım.

Ceketimi çıkarıp sandalyeye attım.

Sessizlik hoşuma gidiyordu.

Dosyayı açmadan önce kahvemi hazırladım.

Oturup dosyayı önüme aldım. Önce fotoğraflara göz gezdirdim. İlk fotoğraf bir sahil kenarında çekilmişti. Arkasındaki deniz sayesinde turkuaz gözleri ortaya çıkmıştı. Fotoğrafta gülmüyordu ama yanağındaki gamzeler belli oluyordu.

Su perisi, diye geçirdim içimden.

"Güzelsin Su Perisi, çok güzelsin. Ölecek olman üzücü."

Dosyasında göz gezdirmeye devam ettim. Salazar ailesinin lideriydi. Hiç kimse onun lider olmasını istemiyordu ama hepsi lehine oy vermişti.

Sırıttım.

Demek dişli bir rakipsin, Su Perisi.

Dosyayı kapatıp koltuğuma yaslandım.

Tavandaki avizeye birkaç saniye boş boş baktım.

"Salazar ailesinin lideri..." diye mırıldandım.

Bu yaşta.

Çoğu mafya lideri koltuğunu kan dökerek alırdı. O ise oy birliğiyle seçilmişti.

Parmaklarımla dosyanın kapağına ritim tuttum.

"Ya senden korkuyorlar..." dedim kendi kendime.

Dosyayı tekrar açtım.

"...ya da gerçekten saygı duyuyorlar."

Fotoğrafına yeniden baktım.

Aynı ciddi ifade.

Aynı turkuaz gözler.

"Dosyaya düzgün bir fotoğraf koymayı bilmiyor musunuz siz?" diye söylendim. "İnsan hiç gülmez mi?"

İç sesim alay etti.

Sen öldürmeye gidiyorsun, albüm hazırlamaya değil.

"Diyorum ki..." dedim ayağa kalkarken. "Son kez bakıyorum."

Yalan.

Bir kez daha baktım.

"Tamam."

Bu sefer gerçekten dosyayı kapattım.

"Şimdi başlayabiliriz, Su Perisi."

Malikanesindeki kameralara ulaşmak çocuk oyuncağıydı. Ancak gündüzleri şirketteydi.

Aklıma gelen fikirle sırıttım.

"Hazır ol, Su Perisi," dedim. "Artık şirketinde çalışıyorum."

---

Üstüme siyah bir gömlek ve siyah kumaş pantolon giydikten sonra dışarı çıktım. Arabaya doğru ilerledim.

Tek elimle kontrolü sağlarken telefon çaldı.

Numara kayıtlı değildi ama son hanelerinden kim olduğunu anlamıştım.

Luka arıyordu.

Telefonu sessize alıp yan koltuğa fırlattım.

Aklıma gelen şeyle aniden fren yaptım.

Kahretsin, Blake'in mamasını unutmuştum!

Arkadaki arabalar kornaya basarken direksiyonu kırıp geri döndüm.

Bahçeye girdiğimde beni kurt köpeğim karşıladı.

"Buraya gel oğlum," dedim gülümseyerek.

Blake hiç oralı olmadı.

Oturmaya devam edince güldüm.

Arkama sakladığım mama paketini salladım.

"Yemeğini getirdim oğlum, babaya gel."

Blake havlayarak yanıma koştu.

Mamasını verirken ensesini okşadım.

"Aferin oğluma."

Derince nefes aldım.

"Sayende ta nerelerden geri döndüm. Mutlu musun bari?"

Blake beni zerre takmadı.

...

Sonunda şirkete gidebilmiştim.

Ancak bir tuhaflık vardı. En azından ben öyle hissetmiştim.

Luka'nın bağlantılarını kullanarak kendimi işe aldırmıştım.

Bilgisayarın başında oturduğumda bir kadın tepemde konuştu.

"Merhaba, tatlım."

Ses tonu iğrenç bir sebepti.

Başımı kaldırmadan ilgisiz bir şekilde cevap verdim.

"Merhaba hanımefendi. Bir problem mi var?"

İlgisiz tavrım onu hayal kırıklığına uğratmıştı.

"Bayan Salazar sizi ofisine bekliyor."

Başımı sallayarak onayladım.

"Teşekkürler, hanımefendi."

Clarissa'nın odasına giderken beni neden çağırmış olabilirdi ki?

Bütün çalışanlarıyla özel olarak mı ilgileniyordu?

Dişlerimi sıktım.

Gebertirim.

Amacın zaten bu aptal, diyen iç sesimle kendime geldim.

Zaten bu kıskançlık değildi.

Benden başkasının onu öldürme ihtimaline bile izin veremezdim.

Aynen aynen, kesin öyledir, dedi iç sesim.

Neden iç sesim fiziksel olarak karşıma çıkamıyor ki, dedim içimden.

Hiç değilse birkaç yumruk atardım.

Clarissa'nın kapısına geldiğimde kapısını çalmadan duraksadım.

İçeride bir adam da vardı.

"Hadi ama, bana bir şans vermelisin. Yaşadığımız şeyleri öylece silemezsin."

"Bir şey yaşadığımız yok, Bay Javier. Sizinle arkadaştık. Sizin teklifinizi reddettim ve siz bunu gururunuza yediremediniz. Şimdi beni rahat bırakın."

"Ama-"

Birdenbire içeride bir sessizlik oldu.

Kendimi daha fazla tutamayıp içeri girdim.

Ancak görmeyi beklediğim şey kesinlikle bu değildi.

Javier yerdeydi, boynu kanıyordu.

Clarissa ise karnına bıçak dayıyordu ve ağzını tutuyordu.

Fakat bıçak Javier'in elindeydi.

Tahminime göre Clarissa ona yumruk veya kafa atmıştı.

Bunun üstüne Javier sinirlenip onu bıçaklamaya kalkmıştı.

Clarissa da bu durumu lehine çevirmişti.

Hayran olunası, Su Perisi.

Yüzüme şaşkın bir ifade yerleştirdim.

Clarissa doğrulup saçlarını düzeltti.

Bıçağı da Javier'in yanına fırlattı.

"Ne zamandan beri buradasın?"

Aceleci bir tavır takınarak konuştum.

"Ben... ben yeni geldim efendim. Kapıyı çaldım ancak ses vermeyince endişelenip içeri daldım, bağışlayın."

Anlayışla gülümsedi.

"Sorun yok, sakin ol."

Kaşlarını kaldırdı.

"Seni neden Luka işe aldı? Benim neden haberim yok?"

Saçlarımı karıştırdım.

"Bilmiyorum efendim. İş başvurusu yapmak istediğimi söyleyince sizi şirket yönetim başkanına yönlendiriyorum dendi ve Bay Luka ile konuştuk."

Bakalım seni kışkırtmak kolay mı Su Perisi?

Herhangi bir tepki vermeden "Anlıyorum," dedi sakince.

Tam o anda gözleri kocaman açıldı, güzel yüzü soldu.

Eli beline gidince gözlerim oraya kaydı.

Kanıyordu.

Bıçaklanmıştı.

Javier'e bir yumruk atıp yere düşmesini sağladım.

Suratına attığım tekmeyle bayılmıştı.

Üzerimdeki gömleği çıkarııp yarasına bastırdım.

Clarissa'yı kucağıma aldığım anda hafifçe irkildi.

Yaraya baskı yapmamaya çalışarak ağırlığını dengeliyordum.

"Canın yanıyor mu?"

Başını belli belirsiz iki yana salladı.

Yalan söylüyordu.

Nefes alışından bile anlaşılıyordu.

İç sesim yine konuştu.

İnsan gibi konuşmayı da biliyormuşsun.

"Sus."

Ne?

"Sen değil."

Clarissa kaşlarını çattı.

"Ben bir şey demedim."

"Düşündüğümden..." dedim dişlerimi sıkarak.

"...daha fazla ses var kafamın içinde."

"Ne oluyor dışarıda?"

"Bilmiyorum ama seni buradan çıkarmam gerek."

Adrenalin damarlarımda bir zehir gibi dolaşırken etrafımı kontrol ederek odadan çıktım.

Doğruca yangın merdivenlerinden aşağı inip arabaya vardım.

Onu dikkatlice koltuğa bırakırken kişisel doktorumu aradım.

"Henry, Kuzey kanadındaki dağ evine git. Hemen."

Cevap vermesine müsaade etmeden kapattım.

"Dayan Su Perisi," dedim mırıldanarak.

"Seni benden başkasının öldürmesine izin vermem."

Bu sözlerimin hem planda hem amaçta değişiklik yaratacağını acı bir şekilde öğrenecektim ama henüz bunu bilmiyordum.

---

Henry odadan çıkıp yanıma geldi.

Alnını silerken tedirgince bana baktı.

"Bir terslik var. Narkoz etki etmiyor. Ne uyutabiliyorum ne uyuşturabiliyorum. Ameliyatı doğrudan yapmak zorundayım."

Dişlerimi sıkarken her bir kasım gerilmişti.

"Onu yaşat, Henry. Ama canının yandığı her dakikanın hesabını vereceğini de bil."

Henry başını salladı ve içeri girdi.

İçeriden bir çığlık yükseldiğinde dişlerimi sıktım.

İçeri girmemek için kendime engel olmaya çalışırken duvara yumruk attım.

Her çığlık sesiyle daha da sinirlenip duvarları yumrukladım.

(1,5 saat sonra)

"Uyandı, durumu stabil. Dikişlerinin düzenli olarak belli aralıklarla değişmesi gerek."

Başımı salladım.

"Sağ ol, gerisini ben hallederim," dedim rahat nefes alarak.

"Baksana," dedi Henry.

"Bu kadını niye getirdin? Senin işin öldürmek ama sen onu yaşatmak için sinir krizleri geçirdin."

Sorusunu cevapsız bıraktım.

"Hoşça kal. Yolda dikkatli ol."

Henry imayla gülerken evden çıktı.

Kapıyı çalıp içeri girdim.

"Daha iyi misiniz Bayan Salazar?"

Dediğimde alayla güldü.

"Kes rol yapmayı, seni duydum."

Rahatça omuz silktim.

"İşime gelir."

Yatağın kenarına oturduğumda gömleğinin yakasını tutup beni kendine çekti.

Yaralı olmasına rağmen kollarındaki güce hayret etmiştim.

Yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesimi tuttum.

"Beni niye kurtardın?" dediğinde sırıttım.

"Dediklerimi duymuştun."

"Kadınlara karşı daha kibar olamaz mısın?" dedi homurdanarak.

"Zaten öyleyimdir. Mesela sarışın sekreterine fazlasıyla kibar davrandım."

Kıkırdadı.

"Ashley kızıl yalnız."

Yakalanmış olmamla gülmemek için yanaklarımın içini dişledim.

Dilini dudaklarının üstünde gezdirdi.

"Pekâlâ, şimdi ne olacak?" dediğinde otuz iki diş sırıttım.

"İyileşene kadar benimle kalacaksın."

Gözlerini kocaman açtığında taklidini yaptım.

Kaşlarını kaldırdı, kaşlarımı kaldırdım.

Göz devirdiğinde yine aynısını yaptım.

Şeytani bir şekilde sırıttım.

Hızlıca yanağıma bir öpücük kondurup geri çekildiğinde dona kaldım.

Hızlıca doğrulup kendimi toparlamaya çalıştım.

Hiçbir şey söylemeden odadan çıktım.

Yüzüme su vurup ellerimi lavabonun kenarına yasladım.

Saçlarımdan su damlarken aynaya baktım.

"Dikkatimi dağıtıyorsun Su Perisi."

Clarissa'yı kontrol ettiğimde uyuyordu.

Birkaç saat sonra yeniden odaya girdim.

"Clarissa," dedim mırıldanarak.

"Uyan, dikişlerini değiştirmeliyiz."

Gözlerini araladığında elini uzatıp yüzüne düşen saç tutamlarını çekti.

"Sen mi yapacaksın?"

Başımı sallayarak onayladım.

İlk Yardım çantasını getirip dikkatlice dikişleri değiştirmeye başladım.

Bakışlarını hissediyordum.

Birkaç dakika sonra bitirmiştim.

Bakışlarımı doğrudan yüzüne çıkardım.

"Gömleğini giydirmemi ister misin?" dedim yumuşak bir sesle.

Başını salladı.

"Olur."

Gömleği kan içinde kaldığı için kendi gömleklerimden birini alıp getirdim.

Dikkatli bir şekilde belini tutup doğrulmasına yardımcı oldum.

Gömleğin kollarını giydirip yeniden yatırdım.

Sessizce gömleğin önünü ilikleyip kollarını katladım.

"İstediğin bir şey var mı?" dedim kaşlarımı kaldırarak.

"Hayır, sağ ol."

Güldüm.

"Sağ mı olayım?"

Gülerek başını salladı.

"Hı hı, sağ ol."

Gözleri üstüme kaydı.

"Sen niye hâlâ duş almadın?"

Derin nefes aldım.

"Adamda akıl mı bıraktın?"

Hafifçe kıkırdadı.

"Adamda akıl mı vardı?"

Ona ters bir bakış attım.

Hızlıca ılık bir duş aldıktan sonra bir pantolonla gömlek giydim.

Mutfağa girip sıcak bir çorba hazırladım.

Telefonum çaldığında açıp kulağıma yasladım.

"Söyle-" dememe kalmadan sinirle konuştu.

"Lan ben sana öldür dedim, sen kardeşimi kaçırmışsın! Ne halt ettiğini sanıyorsun?"

Alayla güldüm.

"Şimdi kardeşin oldu demek."

Çorbayı kaselere doldurdum.

"Seninle uğraşamam, kapatıyorum."

Telefonu yüzüne kapatıp sessize aldım.

Belimdeki önlüğü çıkarmaya üşendiğim için doğrudan tepsiyi alıp odaya girdim.

Gülümseyerek bana baktı.

"Anlaşılan bu leziz kokuların sebebi senmişsin. Çorba mı o?" dedi dilini dudaklarının üstünde gezdirirken.

Yatağın kenarına otururken tam bir şey diyecekti ki parmaklarımı dudaklarına bastırarak onu susturdum.

"Şşt, konuşmak yok. Yemek var."

Kaşığa üfledikten sonra dudaklarına götürdüm.

"Sıcak biraz, ağzın yanarsa söyle."

Bana değişik değişik baktığında kaşlarımı çattım.

"Ne diye öyle bakıp duruyorsun? El bebek gül bebek bakıyoruz yine yaranamıyoruz."

Tıpkı benim gibi kaşlarını çattı.

"Sorun da bu ya zaten, çocuk yok karşında."

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Var, sus."

Çorbasını içerken aklına bir şey gelmiş olmalı ki gözleri ışıldadı.

"Nyx'i getirdin mi?"

Dudaklarımı ısırdım.

"Nyx ve Blake şu an evde. Umarım ölü ya da yaralı yoktur."

Gözleri kocaman açıldı.

"Blake?"

Sırıttım.

"Köpeğim."

"Süs köpeği falan mı?"

Dilimi damağıma vurdum.

"Kurt köpeği."

Gözleri üstüme kaydı.

Belimdeki önlüğü daha çıkarmamıştım.

Üşenmiştim.

"Önlüğü niye çıkarmadın?"

Omuz silktim.

"Üşendim."

İnanamıyormuş gibi bana baktı.

"Yeraltının en korkulan suikastçisi bir önlük çıkarmaya mı üşeniyor?"

Dudaklarımdan erkeksi bir kıkırtı döküldü.

"Evet, hem de nasıl üşeniyor."

Arsızca sırıttım.

"Sen çıkar istersen?"

Dudakları 'o' şeklini alırken keyifle kahkaha attım.

"Yüzünün halini görmelisin. Seninle çok eğleneceğiz, Su Perisi."

(Clarissa Salazar)

3 Gün Sonra

Drystian Vale

Clarissa'yı yanıma alalı 3 gün olmuştu.

Bu süreçte her gün dikişleriyle ilgilenmiştim,arada ufak geziler yapmıştım. Kapısının önüne geldiğimde içeri girdim. Kaşlarını çatarak bana baktı." İnsan bir kapıyı tıklatır. Ya müsait olmasaydım?"

Omuz silktim. "Tamam." Dik dik bana bakıp derin bir nefes alarak bakışlarını benden çekti. İç sesim yine devreye girdi.

Dağ ayısı,dedi önce. Mağarana dön. Kişisel bölgeye saygı duymak zorundasın. Ofladım. "Sen de benden misin ondan yana mısın belli değil."

Clarissa tuhaf bir şekilde bana baktığında sesli söylediğimi anladım.

"Kimden bahsediyorsun?"dedi kaşlarını kaldırarak. Dilimi dişlerimin üstünde gezdirdim.

"Hiç,"dedim harfleri uzatarak. Şüpheyle bana baktı ama sonra bakışları nefret doldu. "Bananeyse artık,ruh hastası."

Sırıtarak yanına gittim. Odanın ortasında karşı karşıya durduğumuzda başımı eğip yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Turkuaz bakışları hala yüzümdeydi. "Ruh hastası demek..."Birden bire onu kucağıma aldım,belindeki yaraya dikkat etmiştim.

"Ne yapıyorsun be! İndir beni!" Onu yatağa yatırdığımda dik dik bana bakıyordu. "Bu ne şimdi? Gövde gösterisi mi?" Dudaklarımı büzdüm.

"Gövde gösterisi yapıyor olsaydım gördüğün şey bu olmazdı,"dedim pis pis sırıtarak.

Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. "Hem bu ruh hastası senin sağlığını düşünüyor,sen ne diyorsun. "Yalnız amacın sağlığını düşünmek olmuyor burada,yaptıklarını kıza hatırlatıp durunca uslu duracağını mı zannediyorsun,dedi iç sesim. Yavaşça geri çekildim.

"Üzgünüm,bir daha olmaz."dedim mırıldanarak. Gözlerinde bariz bir alay belirdi. "Sen mi üzgünsün? Yalancı."

Güler gibi bir ses çıkardı. "Senden nefret ediyorum,etmeye devam edeceğim. Hiçbir yalanın buna engel olamaz. Bir kere sen sevilecek bir insan değilsin. "Sözleri boğazıma otururken durmadı.

"O kirli kalbini benden uzak tut. Senin gibi bir canavarın sevgisini istemiyorum." Yutkundum.

"Pekala,senden uzak duracağım. "Hızla dışarı çıktım. İç sesim yine konuştu. Ağır ama haklı. Güldüm. "Elbette haklı,bir canavarı neden sevsin ki insan?"

Luka'nın engelini kaldırıp onu aradım.

"Kontrat iptal,paranı sana yollarım.

Kendine yeni bir suikastçi tut." Telefonu yüzüne kapattım. Kafamdaki seslerin her biri ayrı telden çalmaya başladı.

O haklı,canavarsın sen.

Onun kalbi sana çarpmaz.

Senin sevgin bile kirli,sevemezsin sen.

Ve daha fazlası...

###

Clarissa Salazar

Drystian'la son konuşmamız üzerinden 6 saat geçmişti. Bu süreçte tıpkı ondan istediğim gibi benden uzak durmuştu,yaklaşmayı bırak odama bile gelmemişti. Normalde her 6 saatte bir gelir dikişlerimi kontrol ederdi ama konuşmamız üstüne geleceğini sanmıyordum. Ancak kapı açıldığında yanıldığımı anladım.

Drystian yemek ve ilk yardım çantasını getirmişti. Hafifçe boğazını temizledi.

"Bir şey yemedin kaç saattir. Yemek getirdim. "Tam her zaman yaptığı gibi kaşığı alıp yedirecekti ki söylediklerimi hatırladı. Tepsiyi bırakıp elini geri çekti.

Oda sessizliğe gömüldüğünde tek ses kaşık sesiydi. Hafifçe öksürdüm. "Sen yedin mi bir şeyler?" Umursamazca omuz silkti.

"Hayır." Bana karşı ne kadar düşünceliyse kendine karşı o kadar düşüncesizdi. İçimden ona yedirmek geldi ama bunu yapmadım.

Yemekten sonra ilk yardım çantasını aldı ve yatağın köşesine oturdu.

Gözlerime bakıp benden onay beklediğinde hafifçe yutkundum. Başımı sallayarak onayladığımda dikişlerimi değiştirmeye başladı. Elini mümkün olduğunca az temas ettiriyordu.

Drystian Vale gerçekten dediğini yapıyordu,benden uzak duruyordu.

Dikişlerimi değiştirdikten sonra başını kaldırıp bana baktı. "İstediğin bir şey var mı?" Bu hali karanlığına tezat bir masumluk oluşturmuştu. Başımı iki yana salladım.

"Hayır,senden istediğim bir şey yok."

Drystian bir nefes aldı ve ilk yardım çantasını alıp odadan çıktı. Arkasından bakakaldım.

Benim için komidinin üstüne bıraktığı kitabı kucağıma aldım. Suç ve Ceza kitabıydı. Dostoyevski okuduğunu bilmiyordum. Kitabı bir süre okuduktan sonra hoşuma giden bir satırın altını çizmek için masaya bıraktığı kalemi aldım. Kitabı okurken altını çizmeyi sevdiğimi bildiğinden koymuştu. Kalemi boynumda gezdirirken kapı çaldı.

Kaşlarım havalanırken hemen kendimi toparladım ve kalemi boynumda gezdirmeye devam ettim. Kapıyı çalmazdı normalde. "Gel,"diye seslendim.

Drystian yine içeri girmişti. Bir gömlek ve bedenime uygun pantolonu yatağa bıraktı.

"Duş alırsan bunları giyersin. Kıyafetlerimin içinde rahat değilsindir diye düşündüm."

Ardından elimdeki kitaba,boynumda gezdirdiğim kaleme baktı. Kalemin arkasına bakarken hafifçe gülümsedi ama toparlandı. Bakışlarımı kaleme indirdiğimde arkasını kemirdiğimi fark ettim. Yanaklarım kızarırken Drystian daha çok olağanüstü bir şeye bakar gibi beni inceliyordu. Fakat bana bakmayı kendine haram etmiş gibi bakışlarını yüzüme çıkardı.

"İyi geceler,bir sorun olursa seslenirsin."

"Umarım iyi olur geceler,"dedim kendi kendime. Odadan çıktığında bir süre tavanı seyrettim. Tavanlar çok şey anlatırdı ama anlayana...Gece boyunca uyku tutmadığından biraz dolaşmaya karar verdim.

Aşağı inip bahçenin arka tarafına ilerledim. Çiçek vardı orada,hem de bir sürü. Arka bahçe çiçeklerin olduğu kısım,birkaç ağaç ve kum torbasından oluşuyordu. Yaklaştıkça Drystian'ın da uyumadığını anladım. Kum torbasını yumrukluyordu.

Arkasında ona daha fazla yaklaşamadım. Olduğum yerde onu izlerken sırtını inceledim. Yara izleri vardı,hatta yanık izleri. Bunları daha yeni görüyordum.

Her yumrukta sırt kasları geriliyordu.

Açıkçası insanın baktıkça bakası geliyordu fakat bunu ne kendime ne de oma itiraf etmeyi düşünmüyordum.

Başını çevirmeden konuştu. "Neden uyanıksın?" Güldüm. "Sen niye uyanıksan o yüzden." Bir an duraksadı,bakışları yüzümde gezindi.

"Uyku tutmadı işte,"diye devam ettiğimde kendine kızar gibi mırıldandı ve sert bir yumruk indirdi.

Bazen kendi kendine konuşuyordu.

Dalıp gitmişken ellerinin sarılı olmadığını daha yeni fark etmiştim. Yine de gidip ellerini sarmadım. Ama o olsa yapardı,biliyordum.

###

Drystian Vale

Kendi kendime mırıldandım. "Yalancı,"diye homurdandım.

"Uyku tutmadı işte,"dediğinde ise kendime kızdım. "Sen de biliyorsun öyle olmadığını,ne diye saçma sapan düşüncelerle uğraşıyorsun ki?" Aptalsın çünkü,kaçırdığın kadın sence seni düşünmekten mi uyuyamayacak?

İç sesime hak verdiğim nadir anlardan biriydi.

O andan itibaren kalbimin ritimleri yavaşlamaya başladı. Kulaklarım uğuldarken ne dediğini duymuyordum. Ama bildiğim bir şey vardı.

Burada yalnız değildik.

Ve ilk kez gelenden değil,kalandan yana endişeliydim. Polis sirenleri yaklaşırken bakışlarım yeniden ona döndü.

Dudaklarımdan tek bir şey döküldü.

"Yaptın."

...

Eveet ilk bölüm bittii🥳Şimdi size sorularım olacakk

Drystian hakkında düşünceleriniz?Buraya>>

Clarissa hakkında düşünceleriniz?Buraya>>

Luka hakkındaki düşünceleriniz?

İkinci olarak aklınızda daha iyi canlandırabilmeniz için model seçtimm.

Drystian Vale =Alperen Duymaz

Clarissa Salazar =Megan Fox

Luka Salazar =Milan Önder (beklemiyordunuz dimi always expect the unexpected jdjdjdjrjrjr)

(Drystian Vale)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.