3.KUSURSUZ KAOS
"Kaybedecek bir şeyi olmayanlar değil,kaybetmekten korktuğu şeyleri olan insanlar tehlikelidir."
Clarissa Salazar
Karanlık her zaman korkulacak bir şey değildir. Bazen kaçış yoludur,bazen dipsiz kuyudur. Peki ne yapmalıydım?
Dipsiz bir kuyuyu boylamış gibiydim. İhanet ettiğime gerçekten inanmış mıydı?
Bir dakika.
Ne ihanetinden bahsediyorduk ki? Hiç onun tarafında olmamıştım ki,ne ihaneti?
Ama...Bazen kazanmak için kaybetmiş gibi yapmanın mahsuru olmazdı.
Karşımdaki emniyet müdürüne baktım. Yanımda Luka duruyordu. O an bir kere daha sorguladım.
Fazla mı iyi rol yapıyordu,diğerleri mi rol yaptığını anlamak istemiyordu?
Ben aptal bir kadın değildim,onun manipülasyonu bana işlemezdi. Madem ki o ikimize birden oynuyordu,ben herkese birden oynardım.
Bakışlarım yine soğuktu,mesafeliydi.
"Abi,"dedi kafamda bir ses. Tanıdıktı."Bu nedir?"
"Silah,"dedi yine tanıdık olan farklı bir ses. "Ayrıca sen benim kardeşim değilsin."
"Silahlar acıtmaz mı abi?"
"Acıtır."
"Peki babam neden bunu kullanmayı öğrenmemi istiyor?"
"Acıtan sen ol diye. "
"Nasıl yani abi?"
"Bana abi demeyi kes!"
"Peki,demem abi. Şimdi açıklamanı talep ediyorum. "
"Talebin reddedildi!" O ince kız sesinin sahibi ayaklarını yere vurdu.
"Reddedilmeyi reddediyorum!"İkinci tanıdık sesin sahibi güldü.
"Pek de gururluymuş." Küçük kız bakışlarını üvey abisine çıkardı ve gözlerini kırpıştırdı.
"Açıklar mısın,abi?" Küçük adam derin bir nefes aldı.
"Kendini koru diye. Canının yanmasını istemiyorsan can yakmayı bilmelisin."
"Babam gibi konuştun." Küçük adam sert bakışlarını ona çevirdiğimde.
Küçük kız sevimliler gülümsediğinde gamzesi belirginleşti, turkuaz gözleri kısıldı. "Şaka yaptım abi,benzemiyorsun."
Abisine sarıldığında ne abisinin gülümsemesi sahteydi, ne küçük kız rol yapıyordu.
Doğru ya,bu bizdik. Değil mi?
Hayır, sil.
Biz değildik. İki düşman,iki rakip veya herhangi iki insan ama biz artık o çocuklar değildik.
Zaman, tıpkı yanarak ufalanan bir kağıt gibi geçmişi yok etmişti. O sahte sarılmanın sıcaklığı yetmiyormuş gibi, Luka’nın o an omzuma dokunan elinin soğukluğu beni o eski kütüphane odasından alıp emniyet müdürünün klimalı, steril ve yapay kokan odasına geri fırlattı.
Gamzelerim çoktan gömülmüştü o kütüphaneye. Turkuaz gözlerimdeki o çocuksu pırıltı ise çoktan donup buza kesmişti.
"Bayan Salazar?" Emniyet Müdürü Demir Bey, önündeki dosyayı kapatıp öne doğru eğildi. "Bize o evden nasıl kaçtığınızı ve Drystian Vale denen adamın sizi tam olarak nerede sıkıştırdığını tekrar anlatmanız gerekiyor. Hücre sistemini çökertmemiz için bu detaylar şart."
Luka elimi sıktı. Parmakları korumacı bir ağabey gibi güven vermeye çalışıyordu ama o temasın altında yatan o ince, sinsi titreşimi hissedebiliyordum. Beni emniyete kendi eliyle getirmişti. Kendi kurduğu tiyatronun başrolünü bana verip, sahne arkasından ipimi çekmeyi planlıyordu.
"Hafızam parça parça..." dedim, sesime mükemmel bir sarsılmışlık, bir mağduriyet katarak. Gözlerimi Luka’ya çevirdim. "Zaten... Luka olmasaydı, beni o suikastçının elinden alacak ihbarı yapmasaydı belki de şu an yaşamıyordum."
Luka’nın gözlerinde anlık bir gurur, bir zafer pırıltısı yandı. Zokayı yuttuğumu sanıyordu.
Benim o karanlık dağ evinde, Drystian'ın elindeki o sargı bezleriyle yaramı sararken ki bakışlarını unuttuğumu, Luka’nın yaptığı o telefon konuşmalarındaki sinsi boşlukları fark etmediğimi sanıyordu.
Luka benim abim değildi.
Drystian ise benim kurtarıcım değildi.
Ben iki ateş arasında kalmış bir yem değildim.
Ben o ateşin tam ortasında duran, her iki tarafı da kül etmeye yeminli asıl yangındım.
"Bayan Salazar’ı daha fazla yormayalım, Müdür Bey," dedi Luka, sesindeki o ideal varis tonuyla.
"Yarası henüz yeni. İfadenin kalanını malikaneden alabilirsiniz. Onu eve götürmeliyim."
"Tabii, nasıl isterseniz Luka Bey," dedi emniyet müdürü.
Ayağa kalktığımda belimdeki sargının sızısı tüm vücuduma yayıldı. Drystian... Dikişleri atarken ki o tuhaf, sert ama garip bir şekilde canımı acıtmamaya çalışan ellerini hatırladım.
"Seni benden başkasının öldürmesine izin vermem."
Dudaklarım hafifçe kıvrılmak istedi ama engelledim. Ne kadar da trajikomik bir suikastçı.
Beni öldürmek için tutulmuştu ama patronunun oyununu bozup beni yaşatmak için duvarları yumruklamıştı. Şirketteki o salak Javier’i tek hamlede bayıltıp, gömleğini yırtarak yarama bastıran o adam... Şimdi beni polise ihbar ettiğimi sanıyordu. Luka’nın o kurduğu tuzak sayesinde benim bir "hain" olduğuma inanmıştı.
Emniyet binasından çıkıp siyah lüks araca bindiğimizde hava kararmıştı. Şehir ışıkları camdan birer çizgi gibi akıp gidiyordu. Luka sürücü koltuğunun yanındaydı, ben ise arka koltukta karanlığın içindeydim.
"Clarissa," dedi Luka, dikiz aynasından bana bakarak. "Vale’nin peşini bırakmayacağız. Ailenin tüm tetikçilerini onun olduğu bölgelere yaydım. Senin kanını dökmenin bedelini ödeyecek."
"Ödeyecek," dedim sakince.
Ama aklımdaki hesap başkaydı. Drystian Vale bir canavardı, doğru. Ama Luka bir yılandı. Bir canavarla dövüşebilirdiniz, onun nereden vuracağını bilirdiniz. Ama bir yılanın ne zaman zehrini akıtacağını asla bilemezsiniz—ta ki onun başını kendi elinizle ezene kadar.
Çantamdaki yedek telefonu hissettim. Drystian’ın bana fark ettirmeden, dağ evindeki o kütüphane kitabının—Suç ve Ceza’nın—arasına bıraktığı ve benim duş alırken cebime attığım o şifreli cihazı.
Luka beni Drystian’ın avı sanıyordu. Drystian beni Luka’nın piyonu sanıyordu.
Araba Salazar Malikanesi’nin devasa demir kapılarından içeri girerken gözlerimi kapattım.
Şatafatlı, kanla sulanmış o devasa saraya adım atıyorduk.
Luka kapımı açtı, elini uzattı. "Eve hoş geldin, liderim."
Elini tutmadım. Kendi imkanlarımla, acıya katlanarak arabadan indim. Yüzüne tam olarak babamın bize öğrettiği o soğuk, acımasız ifadeyle baktım.
"Bana bir daha 'liderim' dersen, Luka..." diye fısıldadım, sadece onun duyabileceği bir sesle.
"O koltuğun ayaklarını senin kemiklerinle sağlamlaştırırım. Şimdi çekil önümden."
Luka’nın yüzündeki o sahte abilik maskesi bir anlığına çatladı. Gözlerinde derin bir şüphe ve korku belirdi. Doğru yoldaydım.
Odama çıkıp kapıyı kilitlediğimde derin bir nefes aldım. Belimdeki ağrı zonkluyordu. Üzerimdeki ceketi çıkarıp aynanın karşısına geçtim. Sargıyı hafifçe kaldırdığımda Drystian’ın o kusursuz, intizamlı dikişlerini gördüm. Bir katilin elinden çıkmış kadar profesyonel, ama bir cerrahınkinden daha özenliydi.
Cebimdeki siyah, şifresiz telefonu çıkardım.
Ekrana basar basmaz tek bir numara belirdi.
Kayıtlı değildi ama kimin olduğunu biliyordum.
Mesaj kısmını açtım. Parmaklarım tuşların üzerinde gezindi.
“Luka kontratı büyüttü. Peşine tüm Salazar korumalarını taktı. Eğer beni gerçekten öldürmek istiyorsan, yarım kalan işini bitirmek için yarın gece eski limandaki 4 numaralı depoya gel. Ama bil ki o depodan ikimizden biri ölü çıkacak, Drystian. Ve bu kez seni polise ben ihbar etmeyeceğim... Seni kendi ellerimle vuracağım.”
Gönder’e bastım.
Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım.
Sonra masadaki çekmeceyi açtım. İçinde babamın bana 8 yaşımda verdiği, kabzası sedef kakmalı o küçük ama ölümcül tabanca duruyordu. Elime aldım. Metalin soğukluğu avucumu yaktı.
"Karanlığın içinde olmak varken neden yıldızları izleyelim ki, Drystian?" diye mırıldandım tavanın karanlığına bakarak. "Birlikte o karanlığın dibine batacağız."
Luka oyunu başlattığını sanıyordu. Drystian oyunu bitireceğini sanıyordu.
Ama oyunu bozanın kim olacağını henüz ikisi de bilmiyordu.
Yarın gece o limanda sadece kan dökülmeyecekti; Yılanın başı ezilecek, Canavarın zincirleri kırılacak ve Su Perisi kendi cehenneminin krallığını ilan edecekti.
Keşke babam hiç var olmasaydı,dedim içimden. Mezarında ters dön Micheal Salazar.
Tabancayı mat ceketimin iç cebine sakladım ve ayakkabılarımı giydim. Salazar Malikanesi geceleri ıssız olurdu.
Ve ölü,dedim içimden.
Merdivenlere doğru varlığı belirsiz adımlarla ilerlerken bakışlarım ışığı açık olan tek odaya kaydı. Kapının altından loş,sarı ışık sızıyordu.
Elbette Luka’nın odasıydı. Muhtemelen yine çalışıyordu. İşkolik herif.
Luka'ya ve babama söve söve merdivenleri inmeye başladım. Malikanenin kapısına çıktığımda hızlıca cipe yürüdüm.
Emniyet kemerimi takıp geri geri çıktım ve döndüm. Gaza basarak eski limana ilerlemeye başladım. Gaz ibresi yüksek sayılar gösterirken dirseğimi kapıya yasladım.
Bir anda göğsüme nükseden ağrıyla dişlerimi sıktım.Kalbim acıyordu.
Kısa süre içinde 4 numaralı depoya gelmiştim. Belime taktığım silahı elime alıp emniyeti açtım. Tam o anda depoda bir ses yankılandı.
"Geç kaldın Su Perisi." Hızla kendi deponun her yerine göz gezdirdim. Arkamdan bir el belimi tutup göğsüne çekti. Dudaklarını kulağımın dibine getirdi. "Bana konum veriyorsan erken gelmelisin."
Dudaklarım kıvrıldı. "Birini kendi alanına hapsediyorsan bıçağının hala yerinde olduğundan emin olmalısın."derken cebinden aldığım çakıyı beline yasladım.
Dudaklarından keyifli bir kıkırtı döküldü. "Aferin Su Perisi. "
"Aferin derken?"
"Ne anladıysan o işte."dedi umursamaz bir şekilde. "Eee,abin yok mu? Kaç saate gelir?"dediğinde kaskatı kesildim.
"Drystian-"derken sözümü kesti.
"Kandırma beni Su Perisi, sana inanmaktan nefret ediyorum. "Dedi soğuk sesiyle.
"Bak her şeyi yanlış anlıyorsun. Öldüreceksen öldür beni ama Luka’nın oyununa düşme."
"Bunu bana sen mi söylüyorsun? "
"Evet,aptal herif! Ben söylüyorum. Luka’nın tuzağına düşüyorsun, kendine gel!" Başımı çevirip omzumun üstünden ona bakacakken çenesini omzuma dayadı.
"Şşt,sakin ol Su Perisi. "Belli etmemeye çalışarak kokumu içine çektiğinde ürperdim. "Söylediklerin yalan gibi,"dedi kısık sesle. "Ama inandım. "
Derin bir nefes aldı. "Buraya kadar geldim,sözünü tutmayacak mısın?"
Kaşlarım havalandı. "Seni mi öldüreyim yani?"Dediğimde güldü.
"Sırası var Su Perisi. Ama bir dövüş isterim."
Dudaklarım kıvrıldı. "Meydan okuman kabul edildi." Benden uzaklaştığında boşluk hissi içimi ürpertti.
Geri çekilip rahat bir pozisyon aldıktan sonra gülümsedi. "Öncelik sizin,leydim. "
Hızlıca öne atıldım. Sağ kroşesini hedef alıp ser4 bir yumruk attım. Çevik bir hamleyle bedenini sola çevirip yumruğumu yakaladı.
Yumruğumu tutup beni kendine çekerken dengemi bozmak için süpürme tekmesi attı. Yere düşerken bacaklarımı ayak bileklerine doladım ve sertçe kendime çektim. O da benimle birlikte yere düşmüştü.
Hızla üzerine çıkıp kolumu boğazına bastırdım. Bacaklarını doladı ve beni belimden tuttu. Çevik bir hamleyle pozisyonu değiştirdi. Düşerken başımı yere sert çarpmayayım diye tek elini başımın arkasına koydu.
Dudaklarım kıvrıldı. Ondan aldığım bıçağı beline yasladım,tekrar. "Yenildin ,Vale."
"Bir sana yenilirim,Salazar."

(Clarissa Salazar)
༺❄︎ 𝐃𝐑𝐘𝐒𝐓𝐈𝐀𝐍 𝐕𝐀𝐋𝐄 ❄︎༻
Bazı şeyler imkansız oldukları için güzel değildir.
Güzel olduğu halde imkansızdır.
Belki de yıldızlara bakmak ulaşamayacağını bildiği halde sevmektir. Ama karanlığa bakmak...
O karanlığın içinde kaybolmayı göze alacak kadar sevmek demektir.
Bunu cidden ben mi söylemiştim? İç sesim yine devreye girdi. Hiç sırası değildi ama,ne güzel romantik felsefe yapıyordum.
Hamlesini gördün,dedi kafası karışmış gibi.
Evet,gördüm.
Engel olabilirdin,dedi alaycı sesi.
Olabilirdim,dedim yanıtlayarak.
Ama olmadın,dedi amacımı çözmeye çalışıyormuş gibi.
Kazanmasını izlemek daha güzel geldi,dedim içten bir samimiyetle. Kazanınca gülümsüyor. Gülüşü çok güzel değil mi?
Manyaksın,dedi alayla.
Bunu zaten biliyorum,dedim sırıtmamaya çalışarak.

(Drystian Vale)