İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 9 · 4 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 9

Bölüm 9: Sığınak ve Kesişen Yollar

Gri bulutlar gökyüzünü tamamen kaplamış, çiseleyen yağmur yerini akşamın ayazıyla birleşen sağanağa bırakmıştı.

Boran’ın siyah cipi, şehrin varoşlarına inen arka sokakları saatlerdir arşınlıyordu. Sileceklerin camdaki ritmik sesi, arabanın içindeki boğucu gerilimi daha da tırmandırıyordu. Arka koltukta Koral camı yarıya kadar indirmiş, sağanak yağmura aldırmadan başını dışarı uzatmış her sokağa, her otobüs durağına bakıyordu. Yanındaki Pamir sürekli telefonundaki okul kayıtlarını, adres sorgularını yeniliyor; parmakları öfkeyle ekrana çarpıyordu. Saran ise ön yolcu koltuğunda oturmuş, parmaklarının arasındaki gümüş çakmağı yakmadan avucunda sıkıyordu.

"Yok!" diye kükredi Boran, direksiyona öyle sert bir yumruk indirdi ki kornanın acı sesi ıslak sokakta yankılandı. "Okul kayıtlarındaki adrese gittik, kapı duvar! Evde kimse yok!"

"Otobüs güzergahlarına baktık, parklara baktık..." Pamir saçlarını çekiştirdi, sesi tükenmiş gibiydi. "O halde nereye gidebilir Boran? Kız adım atamıyordu, kaburgası kırıktı!"

"Bulacağız," dedi Saran alçak ama buz gibi bir tonla. "Karanlık çökeli saatler oldu. O halde sokakta kalamaz. Bir yere sığınmış olmalı."

Gece yarısına kadar sokak sokak, köşe bucak aradılar ama Mina adeta yer yarılmış da içine girmişti. Şehrin zengin, dokunulmaz dörtlüsü; hayatlarında ilk kez paralarının, güçlerinin ve arabalarının hiçbir işe yaramadığı gerçeğiyle yüzleşerek sabaha kadar sokaklarda sürüklendi.

Oysa Mina, onların düşündüğü kadar uzakta değildi.

Okuldan kaçtığı andan itibaren durmaksızın topallayarak yürümüş, eve gitmeyi aklının ucundan bile geçirememişti. O kapıdan içeri adım attığı an babasının gözlerindeki kanı, elindeki boş şişeleri göreceğini biliyordu. Bir darbe daha alırsa bir daha ayağa kalkamayacağının bilincindeydi.

Adımları onu gayriihtiyari, her gün okuldan dönerken vitrinindeki soluk sarı lambalarına baktığı o küçük, eski sokağa götürmüştü.

Ihlamur Kafe.

Köşedeki iki katlı ahşap binanın altındaki bu mekan, şehrin kargaşasından tamamen kopuk, eski kitap ve taze çay kokan minik bir sığınaktı. Kafeyi işleten yetmişli yaşlarındaki Müşerref Teyze, her akşamüstü kapının önünden başı eğik geçen bu zayıf, sessiz kızı çok iyi tanırdı. Bazen ona camdan gülümser, bazen eline sıcak bir poğaça tutuştururdu.

Mina kafenin kapısını ittiğinde pirinç çan hafifçe çıngırdadı. Yağmurdan sırılsıklam olmuştu, dudakları mordu ve içeriye adım attığı anda dengesini kaybederek duvara tutundu.

Müşerref Teyze elindeki bezi bırakıp telaşla tezgahın arkasından fırladı. "Aman Tanrım... Güzel kızım, bu ne hal?!"

Mina konuşamadı. Dudakları titredi, gözlerinden boşalan yaşlar yağmur damlalarına karıştı. "Müşerref Teyze... Eve gidemedim..." diyebildi sadece boğuk bir iniltiyle.

Yaşlı kadın soru sormadı. Kızın şakağındaki morluğu, kabanının altından tuttuğu kaburgasını ve gözlerindeki ölümcül dehşeti gördü. Kapıyı hızla kilitleyip perdeleri çekti. Mina’yı arka taraftaki küçük dinlenme odasına, kadife kaplı eski sedirin üzerine yatırdı. Islak kıyafetlerini çıkarıp ona kalın bir yün hırka giydirdi, sobayı yaktı ve göğsüne sıcak havlular koydu.

Mina o gece, aylardır ilk kez kapısında tekmelerin yankılanmadığı, küfürlerin duyulmadığı, odun çıtırtılarıyla dolu sıcak bir köşede gözlerini yumdu.

Ertesi sabah Saint Jude Koleji’nin bahçesi her zamanki gibi sabahın ilk ışıklarıyla hareketlendi. Ama okulun havası cenaze evinden farksızdı.

Boran, Koral, Pamir ve Saran; gözlerinin altı çökmüş, sabaha kadar uyumamanın ve araba içinde Mina'yı aramanın verdiği tükenmişlikle A Blok koridorundaydı. İlk ders zili çaldığında Boran hızla sınıfa daldı.

Gözleri doğrudan en arka sıraya, kalorifer peteğinin yanına kaydı.

Sıra boştu.

Koral hızla içeri girip sıranın üzerine baktı. "Yok," dedi nefes nefese. "Gelmemiş."

Pamir kapının eşiğinde duraksadı, ellerini yüzüne kapattı. "Eve gittiyse... o şerefsiz ona bir şey yaptıysa..."

Boran'ın çenesi kilitlendi, gözleri karardı. Çantasını sıraya öyle bir fırlattı ki gürültü tüm sınıfta yankılandı. "Hastaneleri tek tek arayacağız. Gerekirse o evi gidip basacağız!"

Saran pencerenin kenarına geçti, dışarıya baktı. İçindeki huzursuzluk artık boğazını sıkıyordu. Bu kez elindeki çakmağı bile çeviremiyordu. O kızın yokluğu, o koridorların tüm gürültüsünü yutmuş, geriye sadece ağır bir vicdan azabı bırakmıştı.

Aynı saatlerde, şehrin diğer ucundaki Ihlamur Kafe’nin kapısındaki çıngırak yeniden çaldı.

İçeri giren kişi, Sancak Koleji’nin lideri Kutay’dı.

Kutay okul formasının üzerine siyah bir mont giymişti. Gözlerinde her zamanki kavgacı ve alaycı ifade yoktu. Bu kafe, onun sokaklardaki pislikten, babasının beklentilerinden ve çete kavgalarından kaçıp tek başına kahvaltı yaptığı, kimsenin bilmediği gizli sığınağıydı. Müşerref Teyze onun çocukluğunu bilirdi; Kutay için bu mekan dokunulmaz bir hatıraydı.

"Günaydın Müşerref Sultan," diye seslendi içeri girerken.

Fakat kafenin en kuytu, sobanın hemen yanındaki masasında gözü bir siluete takıldı.

Kutay olduğu yerde mıhlanıp kaldı.

Mina oradaydı.

Üzerinde bol, gri bir yün hırka vardı. Elindeki sıcak çay bardağını iki eliyle sımsıkı kavramış, başını cama yaslamış dışarıdaki yağmuru izliyordu. Şakağındaki morluk gün ışığında daha da net görünüyordu ama yüzünde, dün okulda gördüğü o panik halinden eser yoktu; sadece kırılgan, derin bir hüzün vardı.

Kutay bir adım geri çekildi, gölgede kaldı. Kıza doğru yürümedi.

Dün adamlarına bu kızı araştırmalarını söylemişti ama onun bu küçük, kutsal saydığı kafede, bir yaralı güvercin gibi tek başına sığınmış olacağını asla tahmin etmemişti. Kızın o savunmasız, masum duruşunu izlerken Kutay’ın göğsünde garip bir ağırlık belirdi. Dün ona "zayıf halka" derken içindeki öfkeyi kusmuştu ama şimdi karşısında gördüğü bu kız, bir savaşın hedefi olamayacak kadar incinmişti.

Kutay sessizce en köşedeki masaya, Mina’nın onu göremeyeceği bir açıyla oturdu. Gözlerini bir an bile kızın üzerinden ayırmadan ceketinin cebindeki telefonunu çıkardı.

Ekranda, adamlarının sabah erkenden gönderdiği mesaj duruyordu:

“Kızın adı Mina Kaya. Annesi üç yıl önce vefat etmiş. Babası ağır alkolik, eski sabıkalı. Komşular her gece evden kavga ve çığlık sesleri geldiğini söylüyor.”

Kutay telefonu masaya bıraktı, yumruklarını sıktı. Başını kaldırıp cam kenarındaki yaralı kıza baktı. İki okul arasındaki düşmanlık bir yana, o kızın arkasındaki bu acımasız gerçek, Kutay’ın içindeki tüm dengeleri altüst etmek üzereydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.