Üç gün süren serum tedavisi ve tetkiklerin ardından, hastane odasındaki o ağır ilaç kokusu nihayet yerini taze bir sabaha bıraktı.
Doktor son kontrolleri yapıp taburcu dosyasını imzaladığında, odadaki atmosfer günlerdir ilk defa bir hastane koğuşundan çok bir hazırlık telaşına dönüştü. Mina, hastane önlüğünü çıkarıp dağ evinden getirtilen koyu renkli boğazlı kazağını ve temiz kot pantolonunu giymişti. Aynada kendine baktığında gözlerinin altındaki mor halkaların tamamen silindiğini, yüzüne yeniden kan geldiğini gördü.
Kapı hafifçe tıklandı; içeri ilk giren elindeki koca bir kâğıt poşetle Pamir oldu. Askıdaki kolunu hafifçe sallayarak sırıttı. "Hastanenin o tatsız tuzsuz yemeklerinden sonra sana dışarıdan taze kruvasan ve kahve kaptım küçük fare. Arabada yersin."
"Pamir, kızın midesini ilk günden hamurla doldurma," diyerek arkasından girdi Koral. Elindeki spor çantayı tek hamlede omzuna attı, Mina’nın yatağın kenarındaki ceketini alıp kıza uzattı. "Rüzgâr var dışarıda, sıkı giyin."
Saran kapının eşiğinde durmuş, elindeki telefonla apartmandaki son güvenlik kontrollerini teyit ediyordu. "Daire tamamen hazır," dedi başını kaldırıp Mina’ya bakarak. "Kırılan kapı çelik panelle değiştirildi, kilitler yenilendi. Alt kata ve binanın çevresine kendi güvenlik ekibimiz yerleşti. Artık kuş uçsa haberimiz olur."
Mina ceketini giyerken hepsine tek tek baktı. "Bütün bunları... benim için yaptınız."
"Senin için değil," dedi arkadan gelen tanıdık, tok bir ses.
Boran odaya adım attı. Üzerindeki siyah kaşe kabanın yakaları kalkıktı, elindeki sargı açılmış, geriye sadece parmak boğumlarındaki koyu kırmızı sıyrık izleri kalmıştı. Gözleri doğrudan Mina’nın gözlerine kilitlendi; sesindeki o sarsılmaz korumacılık tüm odayı kapladı. "Kendimiz için yaptık. Bir daha o korkuyu yaşamamak için."
Boran bir adım öne çıkıp Mina’nın önünde durdu. Kıza dokunmadı ama aralarındaki o görünmez duvar tamamen kalkmıştı. "Gidiyoruz. Evine dönüyorsun."
Hep birlikte asansöre binip lobiye indiler. Hastanenin döner kapısından dışarı adım attıkları an, öğleden sonranın serin, temiz havası Mina’nın yüzüne çarptı. Ciğerlerine dolan bu esinti, günlerdir hapsolduğu krizlerin ve hastane duvarlarının son izini de silip attı.
Otoparkın çıkışında, motorunun selesine yaslanmış halde bekleyen bir siluet daha vardı.
Kutay.
Üzerindeki deri ceketi, elindeki kaskıyla orada öylece dikiliyordu. Grup yaklaştığında motorundan doğruldu. Bakışları Boran’a, ardından Mina’ya kaydı. İki grup arasındaki o eski kan davası yoktu artık; ama sokakların sınırları hâlâ yerli yerindeydi.
Mina adımlarını yavaşlatıp Kutay’ın karşısında durdu. "Bizi mi bekledin?"
Kutay omuz silkti, dudaklarının kenarında hafif, ketum bir tebessüm belirdi. "Demir ve o gün yanında olanlar dün gece şehri terk etti. Bir daha ne bu yakaya ne de senin yanına yaklaşabilirler. O defteri tamamen kapattım, bil istedim."
"Teşekkür ederim Kutay," dedi Mina, sesi içten ve yumuşacıktı. "Her şey için."
Kutay başını hafifçe eğdi, ardından gözlerini Boran’a çevirdi. İki lider sessizce, kelimelere dökülmeyen bir ateşkesle birbirine baktı. "Ona iyi bakın," dedi Kutay sadece. Kaskını başına geçirip motoruna bindi; tek bir marşla gaza basıp hastane sokağından ayrıldı.
Boran siyah cipin arka kapısını Mina için açtı. "Hadi," dedi usulca. "Yeni hayatın seni bekliyor."
Mina cipe bindiğinde Koral sürücü koltuğuna geçti, Pamir öne kuruldu, Saran ve Boran ise arkada, Mina’nın iki yanındaki yerlerini aldılar. Araba hastane bahçesinden çıkıp şehrin korunaklı caddelerine doğru akarken, Mina pencereden geride kalan gri binaları izledi.
Korkunun, çaresizliğin ve dayakların kızı geride kalmıştı. Şimdi yanında, onun tek bir nefesi için dünyayı ateşe vermeye hazır dört dağ gibi koruyucusuyla, ilk defa kendi ayakları üzerinde duracağı yeni evine gidiyordu.