İçeriğe geç

Gölgelerin Koruması

Bölüm 15 · 4 dk okuma

Gölgelerin Koruması

Bölüm 15

Bölüm 15: Gece Yarısı Kırılan Aynalar

Dağın tepesinde uğuldayan rüzgâr, ahşap evin çatısına bir balyoz gibi iniyordu. Camlara çarpan yağmur damlaları sanki içeriye sızmak isteyen birilerinin tırnak sesleri gibi ritmik, tekinsiz bir gürültü çıkarıyordu.

Salondaki şöminenin közleri sönmeye yüz tutmuş, geriye sadece odayı kızıla boyayan cılız bir aydınlık ve odun çıtırtıları kalmıştı. Mina, üzerine serilen kalın yün battaniyenin altında kıvrılmıştı. Ağrı kesicilerin uyuşturucu etkisi bedenini koltuğa çivilemişti ama zihni... Zihni o evden asla çıkamamıştı.

Uykunun derinliklerine kaydığı her saniye, gerçeklik yerini boğucu bir karanlığa bırakıyordu.

Rüyasında yine o dar, rutubetli antredeydi. Ayaklarının altındaki ahşap parkeler gıcırdıyor, havada ağır bir anason ve tütün kokusu dolanıyordu. Cılız ampulün sarı ışığı titredi ve söndü. Kapının kilit mekanizması sertçe zorlandı.

Güm. Güm. Güm.

"Aç kapıyı!"

Babasının sesi duvarları titretiyordu. O hırıltılı, sarhoş, nefret dolu ses... Mina odanın köşesine sinmiş, elleriyle kulaklarını tıkamaya çalışıyordu ama ses kafasının tam içinde yankılanıyordu. Kırılan rakı şişesinin şıngırtısı duyuldu, ardından cam kırıklarının üzerinde yürüyen ağır adımlar yaklaştı.

"Bütün gün sokaklarda sürtüyorsun! Seni öldüreceğim!"

Kapı bir tekmeyle ardına kadar açıldı. Üzerine doğru uzanan kaba, devasa bir el... Boğazına sarılan soğuk parmaklar... Nefesi kesiliyordu. Ciğerleri hava için yırtınıyor ama içeriye tek bir zerre oksijen girmiyordu.

"Baba... yapma..."

Mina koltuğun üzerinde debelenmeye başladı. Alnından soğuk ter damlaları şakaklarına, oradan da yastığa süzülüyordu. Tırnakları koltuğun kumaşına kenetlenmiş, kumaşı yırtacak kadar derine batmıştı. Bacaklarını karnına doğru çekmeye çalışıyor ama kaburgasındaki ağrı kâbusun içinde bile ona bir kırbaç gibi çarpıyordu.

"Vurma... Yalvarırım vurma artık..."

Sesi önce boğuk bir inilti olarak çıktı dudaklarından. Ardından nefes alamamanın getirdiği o yırtıcı dehşetle salonda yankılandı:

"DOKUNMA!"

Üst kattaki açık kapıdan sızan o çığlık, evin içindeki tüm sessizliği bir anda parçaladı.

Merdiven basamaklarında duyulan ilk ses Boran’a aitti. Ayakkabılarını bile giymemiş, üzerinde sadece siyah bir tişörtle basamakları üçer üçer inerek salona daldı. Hemen arkasından Koral ve Pamir fırladı; gözlerindeki uyku sersemliği saniyesinde yerini kavgaya hazır bir gerilime bırakmıştı. En arkadan, merdivenlerin başında beliren Saran elindeki çakmağın kapağını gayriihtiyari kapattı, hızlı adımlarla aşağı indi.

Boran koltuğun yanına vardığında Mina’nın halini gördü.

Kız uyanık değildi. Gözleri kapalıydı ama göz kapakları titriyor, başını iki yana savuruyordu. Göğsü o kadar hızlı inip kalkıyordu ki kırık kaburgası her darbede onu inletiyor, yine de duramıyordu. İki elini yüzüne siper etmiş, hayali tekmelerden korunmaya çalışıyordu.

"Mina!" Boran dizlerinin üzerine çöktü. Eli havada kaldı. Ona dokunursa kızın daha çok panikleyeceğini, onu o kâbusun bir parçası sanacağını çok iyi biliyordu. "Mina, uyan!"

"Yemek dolaptaydı... Kırma... Şişeyi atma..." Mina hıçkırıklarla boğuluyordu. Ağzından çıkan her kelime salondaki dört gencin göğsüne bir kurşun gibi saplanıyordu.

Koral arkada yumruklarını öyle sıktı ki tırnakları avuç içlerini kanattı. Duvara doğru dönüp dişlerini sıktı; duymaya dayanamıyordu. Bir insanın ruhunun bu kadar paramparça edilmiş olması, okulda yaptıkları bütün o zalimlikleri yüzlerine bir lağım gibi çarpıyordu.

Pamir mutfak kapısının eşiğine tutunmuş, bembeyaz bir yüzle kıza bakıyordu. "Kriz geçiriyor," dedi Pamir, sesi titriyordu. "Nefes alamıyor Boran, bir şey yap!"

Saran öne çıktı. Sakin, adeta hipnotize edici bir ağırlıkla Boran’ın yanına eğildi. "Sesini duyurman lazım," dedi Saran, gözlerini Mina’nın kilitlenmiş yüzünden ayırmadan. "O evde olmadığını anlamalı. Buranın kokusunu, sesini hissetmeli."

Boran derin bir nefes aldı. Bütün o kibirli, dokunulmaz maskesini tamamen söküp attı. Yavaşça yaklaştı. Kızın titreyen, buz kesmiş bileklerine dokunmadan, ellerini Mina’nın yüzünün iki yanına, koltuğun zeminine dayadı.

"Mina," dedi Boran. Sesi daha önce hiç kimseye karşı kullanmadığı kadar kalın, yumuşak ama sarsılmaz bir güvenle doluydu. "Bana bak. Buradasın."

Mina’nın dudakları seğirdi, iniltileri hafifçe kesildi ama gözleri hâlâ kapalıydı.

"O evde değilsin," diye devam etti Boran, başını biraz daha kıza doğru eğdi. "Dağdayız. Şömine yanıyor, dışarıda yağmur var. Kapı kilitli. İçeride sadece biz varız."

Boran elini çok yavaşça uzattı. Mina’nın yüzünü korumak için havada tuttuğu o titrek, buz gibi küçük eline parmaklarının ucunu dokundurdu. Kız elektrik çarpmış gibi irkildi ama Boran elini geri çekmedi; sadece parmaklarını Mina’nın parmaklarının arasına geçirip hafifçe sıktı.

"Kimse sana vurmuyor," dedi Boran, fısıltısı kızın kulağına kadar ulaştı. "O adam bu kapıdan içeri asla giremez. Seni ona vermem. Uyan artık."

Mina’nın göğsü son bir kez büyük bir sarsıntıyla kalktı ve gözleri aniden fal taşı gibi açıldı.

Karanlık salon, şöminenin kızıl gölgeleri ve tam üzerinde... Boran’ın gözleri.

Mina hırıltılı bir nefes çekti ciğerlerine. Bakışları Boran’ın yüzünden, elini sımsıkı tutan parmaklarına kaydı. Sonra biraz geride, nefeslerini tutmuş bekleyen Koral, Pamir ve Saran’ı gördü. Ne kırık bir şişe vardı ne de o sarhoş canavarın hırıltısı. Sadece bu dört gölge vardı.

Mina’nın dudaklarından acı dolu, derin bir iç çekiş döküldü. Tüm vücudundaki o taş kesilmiş gerginlik bir anda boşaldı. Başını yeniden yastığa bıraktı. Boran’ın parmaklarına kenetlenen eli gevşemedi; aksine, düşmemek için bir uçurumun kenarına tutunur gibi o eli biraz daha sıktı.

Gözlerinden süzülen yaşlar şakağına doğru akarken tek bir kelime fısıldadı:

"Gitmediniz..."

Boran elini bırakmadı. Yanına biraz daha yaklaştı, yere oturdu ve sırtını koltuğa yasladı. Gözleri kapıya kilitlenmişti ama sesi sadece kızın duyabileceği bir tondaydı:

"Gitmiyoruz Mina. Sabaha kadar buradayız."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.