Mermiler arabanın kaportasına çarptıkça çıkan metalik sesler, motorun kükreyişini bile bastırıyordu. Sol dikiz aynası bir mermiyle tuzla buz olduğunda Aron direksiyonu çılgınca sağa kırdı.
"Kahretsin! Kim bunlar?" diye bağırdı Aron. Yüzündeki o kibirli ifadeden eser kalmamış, yerini yer altı dünyasının soğuk gerçekliğine bırakmıştı.
Black ise tamamen sakindi. Yetimhanenin sokaklarında tehlike anında panik yapanların ilk ölenler olduğunu çok genç yaşta öğrenmişti. Gözleri bir yandan arkadan yaklaşan iki motosikletliyi, bir yandan da ön konsolda hala açık duran ve haritayı gösteren tableti tarıyordu.
"Konuşmayı kes ve gaza bas!" dedi Black, emniyet kemerini tek hamlede çözerek.
"Ne yapıyorsun, delirdin mi?" diye kükredi Aron, aracı hızla limanın dar ve karanlık antrepo yollarına doğru sürerken.
Black cevap vermedi. Ön konsola doğru uzandı. Aron’un az önce girdiğini gördüğü şifreyi hafızasından çağırdı: 8-4-0-9. Parmakları ekranda hızla hareket etti. Tabletin ana ekranına ulaştığı an, "Liman Sevkiyat Planı" dosyasını gördü. Hemen kendi gizli telefonunu çıkarıp tablet ekranının hızlıca birkaç fotoğrafını çekti. Dosyadaki şifreler, konteyner numaraları ve koordinatlar artık onun elindeydi. Görev tamamdı.
Ancak hayatta kalmazlarsa bu bilgilerin hiçbir değeri olmayacaktı.
GÜM!
Arka cam tamamen patlayıp içeriye cam kırıkları doluştuğunda, motosikletlilerden biri arabanın hemen yan hizasına kadar gelmişti. Kaskının arkasındaki adam elindeki susturuculu silahı doğrudan Aron’a doğrulttu.
Black, saliselerle ölçülecek bir hızla hareket etti. Aron’un üzerine doğru eğilip onun direksiyonu tutan kollarına asıldı ve direksiyonu sertçe sola, motosikletlinin üzerine kırdı. İki tonluk zırhlı spor araç, motosiklete yandan şiddetle çarptı.
Motosikletli dengesini kaybederek yol kenarındaki çöp konteynerlerine daldı ve büyük bir gürültüyle devrildi.
"Güzel hamle!" diye nefes nefese bağırdı Aron, gözlerinde beliren şok ve hayranlık karışımı ifadeyle.
Ancak diğer motosikletli hala arkalarındaydı ve bu kez doğrudan arabanın tekerleklerini hedef alıyordu. Black, Aron’un ceketinin iç cebindeki kabarıklığı fark etti. Hiç tereddüt etmeden elini Aron’un ceketinin içine soktu.
Aron bir anlığına ne olduğunu şaşırarak kıza baktı. Black, onun cebindeki 9mm’lik şık, siyah tabancayı çekip aldı.
"Silah kullanmayı biliyor musun?" diye sordu Aron, şaşkınlıkla.
Black, dün gece Baron’un odasında silahı saniyeler içinde nasıl birleştirdiğini hatırladı. Namluyu geriye doğru çekti, mermiyi namluya sürdü. Patlayan arka camdan geriye doğru sığındı ve rüzgarın yüzünü kamçılamasına izin vererek arkadaki hedefe nişan aldı.
Pat! Pat!
İlk iki mermi motosikletin ön siperliğine çarptı. İkinci motosikletli yalpalamaya başladı. Black derin bir nefes aldı, zamanı yavaşlatmış gibi sadece hedefe odaklandı ve üçüncü kez tetiğe bastı. Mermi, sürücünün ön tekerleğine isabet etti. Lastik patladığı an motosiklet takla atarak havaya uçtu ve arkalarında bir alev topuna dönüştü.
Black arabanın içine geri döndüğünde, elindeki silahı Aron’un kucağına bıraktı. Üstündeki cam kırıklarını umursamadan koltuğuna kuruldu ve emniyet kemerini tekrar bağladı.
Aron arabayı tenha bir rıhtım kenarında durdurdu. Motoru kapattığında sadece ikisinin sık nefesleri ve deniz dalgalarının sesi duyuluyordu. Aron direksiyona vurarak arkaya döndü, patlamış cama ve ardından Black’e baktı.
"Sen sıradan bir lise öğrencisi değilsin," dedi Aron, sesi fısıltı gibiydi ama içinde büyük bir tehlike barındırıyordu. Silahı eline aldı ve bu kez namluyu yavaşça Black’e doğru çevirdi. "Kimsin sen Black? O kurşunları sıkarken gözünü bile kırpmadın. Kim gönderdi seni benim okuluma?"
Black, kendisine doğrultulan silaha bakarak hafifçe gülümsedi. Bu ölümcül kedi-fare oyunu yeni başlıyordu.
6. Bölümün Sonu.7