Okul çıkış zili çaldığında, koridorlar hızla boşaldı. Black, çantasını tek omzuna takarak arka otoparka doğru yürüdü. Söz verdiği gibi Aron oradaydı; simsiyah, modifiyeli spor bir arabaya yaslanmış, elindeki anahtarı parmaklarının arasında çeviriyordu.
Black’i gördüğünde kapıyı açtı. "Zamanında geldin. Dakik insanları severim," dedi kibirli bir tebessümle.
Black sessizce yolcu koltuğuna oturdu. İçerisi deri ve pahalı bir tütün kokuyordu. Aron gaza bastığında motor kükredi ve araç okul sınırlarından hızla uzaklaştı. Şehrin merkezinden çıkıp, terk edilmiş eski antrepoların ve fabrikaların olduğu liman bölgesine doğru ilerliyorlardı. Black, etrafı dikkatle inceliyordu; burası Baron’un bahsettiği Volkov limanlarına çok yakındı.
Araç, yüzlerce lüks arabanın, modifiyeli motosikletlerin ve bir sürü insanın toplandığı, spot ışıklarıyla aydınlatılmış devasa bir meydana girdi. Burası, şehrin zengin veliahtlarının ve yer altı tiplerinin yasadışı sokak yarışları düzenlediği gizli bir bölgeydi.
Aron arabayı durdurup indi. Black de arkasından indiğinde etraftaki bakışlar anında onlara döndü. "Aron Volkov yine yeni bir av bulmuş," fısıltıları yükseldi.
"Beni buraya neden getirdin?" diye sordu Black, kollarını göğsünde bağlayarak.
"İnsanların maskelerini en iyi nerede düşürdüğünü görmek ister misin?" dedi Aron, meydana doğru yürürken. "Hız yaparken, ölümle burun buruna geldiklerinde. Bu gece yarışacağım. Ve senin de yanımda oturmanı istiyorum."
Tam o sırada Aron’un cebindeki telefon titredi. Aron telefonu çıkarıp ekrana baktı, kaşları çatıldı. Black, çocuğun gözlerini takip ederek ekrandaki bildiriyi görmeye çalıştı. Ekran parladığında üstte bir şirket logosu ve "Liman Sevkiyat Planı - Güncelleme" yazısı belirdi. İşte Baron'un bahsettiği dosya buydu!
"Kısa bir işim var, burada bekle," dedi Aron ve kalabalığın arasına doğru yürüyerek telefonunu kulağına götürdü.
Black için aradığı fırsat ayağına gelmişti. Aron telefonunu arabada bırakmamıştı ama ceketinin cebine koyduğunu görmüştü. Onu takip etmeliydi. Sessiz bir gölge gibi kalabalığın arasından sıyrıldı. Aron, boş bir antreponun duvarına yaslanmış, hararetli bir şekilde telefonda konuşuyordu.
"Baba, sevkiyatın çarşamba gecesi saat 03:00'te 4 numaralı rıhtıma geleceğini onayladılar. Konteyner şifrelerini tabletime kaydettim, merak etme," diyordu Aron.
Black arkasındaki varillerin gölgesine gizlenerek her kelimeyi hafızasına kazıdı. Çarşamba, 03:00, 4 numaralı rıhtım. Ancak şifreler Aron’un arabada bıraktığı tabletindeydi.
Aron telefonu kapatıp arkasını döndüğü an, Black çoktan eski yerine, arabanın yanına dönmüştü bile. Birkaç dakika sonra Aron yanına geldi, yüzünde karanlık bir ifade vardı. "Pekala, yarış başlıyor. Hazır mısın?"
"Ben her zaman hazırım," dedi Black.
Arabaya bindiklerinde Aron, arkadaki deri çantasından büyük bir tablet çıkardı ve şifresini girip ön konsoldaki bölmeye yerleştirdi. Black, çocuğun ekrana parmaklarıyla vuruş ritmini, yani şifreyi dikkatle izledi: *8-4-0-9*. Ekran açıldı ve liman haritaları belirdi. Aron tableti konsola sabitledikten sonra arabayı yarış çizgisine yanaştırdı.
Yanlarında yeşil bir spor araba durdu. Ortadaki kız mendili havaya kaldırdı. Motorlar kulakları sağır edercesine bağırdı.
Mendil yere düştüğü an, Aron gaza sonuna kadar bastı. Koltuğa gömülen Black, hızın getirdiği adrenalini hissetti ama gözü hala konsoldaki tabletteydi. Aron keskin bir virajı dönerken, karşıdan gelen rakip araç onları sıkıştırmaya çalıştı. Lastiklerden çıkan kıvılcımlar geceyi aydınlatıyordu.
Aron direksiyonu çılgınca kırarken, "Korkmuyor musun?" diye bağırdı motor sesinin arasından.
Black, yan aynadan arkalarına hızla yaklaşan başka bir tehlikeyi fark etti. Bunlar yarışçı değil gibiydi. Siyah, plakasız iki motosiklet, doğrudan Aron'un arabasını hedef alarak arkadan yaklaşmaya başladı. Motosikletteki adamların arkasından parıldayan metal fırladı.
Silahlardı.
"Aron! Arkana bak!" diye bağırdı Black.
Daha Aron ne olduğunu anlayamadan, arkadaki motosikletlilerden biri arabanın arka camına doğru ateş etmeye başladı. *Güm! Güm!* Kurşunlar camda çatlaklar oluştururken, Aron küfür ederek direksiyona kapandı. Bu sıradan bir sokak yarışı değildi; pusuydu.
**5. Bölümün Sonu.**