Denizin tuzlu kokusu, arabanın içindeki barut kokusuna karışıyordu. Aron’un elindeki silahın namlusu Black’in şakağına sadece birkaç santim uzaklıktaydı. Aron’un gözlerinde, az önce hayatını kurtaran bu kıza karşı hem büyük bir hayranlık hem de yer altından gelen o vahşi şüphe vardı.
"Soruma cevap ver," dedi Aron, parmağını tetikte sabitleyerek. "Kimsin sen? Hangi aile adına çalışıyorsun?"
Black, şakağına dayalı soğuk metale bakarak gözünü bile kırpmadı. Kasaba Yetimhanesi'nde geçirdiği yıllar ona korkunun sadece karşıdaki düşmanı beslediğini öğretmişti. Sakin bir tavırla başını hafifçe yana eğdi.
"Eğer bir aile adına çalışıyor olsaydım, Aron," dedi fısıltı kadar alçak ama bir o kadar da keskin bir sesle. "Az önce o kurşunların önüne atlamazdım. Seni o motosikletlilerin vurmasına izin verir, cebindeki telefonu alır ve giderdim."
Aron’un gözleri kısıldı. Kızın haklılık payı vardı. Eğer Black bir suikastçı ya da rakip çete üyesi olsaydı, onu kurtarmak için hayatını riske atmazdı.
"Beni kurtarman, arkanda bir sır sakladığın gerçeğini değiştirmez," dedi Aron, sesini biraz daha yumuşatarak ama silahı indirmeyerek.
Black, sağ elini yavaşça kaldırdı ve iki parmağıyla Aron’un silahının namlusunu kavrayıp yavaşça kendisinden uzağa, aşağıya doğru itti. Aron bu kez direniş göstermedi.
"Sırrım ne biliyor musun?" dedi Black, doğrudan Aron'un koyu gözlerinin içine bakarak. "Ben sadece hayatta kalmaya çalışan biriyim. Ve benim dünyamda, bana saldıran ya da etrafımda silah patlatan herkes benim düşmanımdır. Az öncekiler de benim sakin hayatımı mahvetti. Şimdi bana söyle... O adamlar kimdi? Seni mi öldürmek istiyorlardı, yoksa beni mi?"
Aron silahı tamamen indirdi ve emniyetini kapatıp koltuğun arasına bıraktı. Sıkıntılı bir nefes vererek ellerini direksiyona vurdu.
"Beni," dedi Aron karanlık bir sesle. "Babamın limandaki gücünü kırmak isteyen küçük çetelerden biri olmalı. Ama bu kadar ileri gidebileceklerini düşünmemiştim. Okulun ilk gününde seni bu pisliğin içine sürüklemek istemezdim."
Black içinden sinsice gülümsedi. Aron, durumun tamamen kendisiyle alakalı olduğuna inanmıştı. Black'in onun tabletinden sızdırdığı sevkiyat fotoğraflarından ve planlarından zerre kadar şüphelenmemişti. Av, avcısının tuzağına tamamen düşmüştü.
"Gidelim buradan," dedi Black, üstündeki cam kırıklarını silkeleyerek. "Bu araba dikkat çekiyor."
Aron arabayı tekrar çalıştırdı. Parçalanmış arka camı ve kurşun delikleriyle dolu kaportasıyla spor araç, gecenin karanlığında Şişli’nin arka sokaklarına doğru gözden kayboldu.
Saat gece yarısı ikiye geliyordu. Black, malikanenin arka kapısından sessizce içeri sızdı. Kimseye görünmeden odasına çıkıp üzerindeki barut kokan kıyafetlerden kurtuldu. Telefonunu çıkardı ve limanda çektiği o gizli sevkiyat fotoğraflarını açtı.
Görevi başarıyla tamamlamıştı. Baron’un istediği tüm kodlar ve şifreler elindeydi.
Telefonunu cebine koyup doğrudan Baron’un çalışma odasına yöneldi. Kapıyı hafifçe çaldı ve içeri girdi. Baron, masasında her zamanki gibi viski bardağıyla oturmuş, karanlık odayı sadece masa lambasının ışığıyla aydınlatmıştı.
"Geldin," dedi Baron, gözlerini Black’e dikerek. "Yüzündeki bu toz ve kıyafetlerindeki acele... Okul çıkışı Volkov’un oğluyla gittiğini adamlarım rapor etti. Bir şeyler ters mi gitti?"
Black, masaya doğru adımladı. Telefonunu çıkarıp ekranı Baron’a doğru çevirdi. Ekranda net bir şekilde görünen "4 Numaralı Rıhtım - Çarşamba 03:00" yazısını ve konteyner şifrelerini gören Baron’un gözleri anında büyüdü. Yüzünde gururlu ve bir o kadar da acımasız bir tebessüm belirdi.
"İnanılmaz..." diye mırıldandı Baron, bardağını masaya bırakarak. "Aron gibi bir kurdun burnunun ucundan bu bilgileri nasıl aldın?"
"Aron bir kurt olabilir," dedi Black, kollarını göğsünde birleştirerek. "Ama o daha genç bir kurt. Yarış sırasında bir pusunun ortasında kaldık. Silahlar patlarken o canının derdine düştü, ben ise işimi yaptım."
Baron ayağa kalktı, masanın etrafından dolanıp Black’in önünde durdu. Elini kızın omzuna koydu. "İşte benim kızım," dedi sesi gururla gürleyerek. "Çarşamba gecesi Volkovların yer altındaki tüm imparatorluğunu o limana gömeceğiz. Ve bu darbeyi vuran sen olacaksın Black."
Ancak tam o sırada, Black’in cebindeki kişisel telefonu titredi. Ekran parladığında, gönderen kişinin adı yazıyordu: **Aron Volkov**.
Black mesajı açtı:
* "Bugün hayatımı kurtardın, Black. Volkov ailesi kendisine yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmaz. Yarın okulda görüşürüz, Sadece Black."*
Black mesaja bakarken içindeki o buz gibi intikam hissinin yanında, ilk kez tuhaf bir huzursuzluk hissetti. Çarşamba gecesi o limanda sadece Volkovların imparatorluğu değil, Aron’un hayatı da havaya uçacaktı. Ve tetiği çeken el, Black'in bizzat kendisi olacaktı.
7. Bölümün Sonu