İçeriğe geç

GÖLGEDE KALANLARA

Bölüm 2 · 2 dk okuma

GÖLGEDE KALANLARA

Bölüm 2

Kuralların Ötesinde

O günden sonra koridorlar benim için eski sessizliğini tamamen kaybetti. Demir Soykan’a herkesin ortasında kafa tutmanın bir bedeli olacağını biliyordum ama bu bedelin psikolojik bir savaşa dönüşeceğini tahmin etmemiştim.

Hafta boyunca ne zaman arkamı dönsem, onun o karanlık, insanı huzursuz eden gözlerini üzerimde buluyordum. Doğrudan bir şey yapmıyordu; sadece izliyordu. Kantinde, bahçede, kütüphanede... Bu sessiz takip, açık bir tehditten çok daha yıpratıcıydı.

Cuma günü çıkış zili çaldığında, nihayet bu gergin haftayı arkamda bırakmanın rahatlığıyla çantamı topladım. Sınıfta en sona kalmıştım. Tam kapıya yöneldiğim sırada, koridordan gelen sert bir ayak sesiyle duraksadım. Kapı eşiğinde beliren siluet, kaçmaya çalıştığım kabusun ta kendisiydi.

Demir, elleri cebinde, sırtını kapının pervazına yaslayarak durdu. O her zamanki umursamaz, kibirli sırıtışı yüzündeydi.

"Hâlâ buralarda mısın, 'Kimsenin Umurunda Olmayan Kız'?" dedi, sesindeki alaycı tını odayı doldururken.

Çantamın askısını daha sıkı kavradım ve dik durmaya çalıştım. "Sınıftan çıkıyordum Demir. Çekilirsen geçeceğim."

Adımını içeriye doğru attı. O yaklaştıkça, sınıfın geniş alanı aniden daralıyor gibi hissettim. Tam önümdeki sıraya kalçasını yaslayıp kollarını göğsünde birleştirdi. Aramızda sadece birkaç adım vardı.

"Hafta başından beri bana bakarken titriyorsun," dedi, gözlerini gözlerime dikerek. "Ama o gün koridorda kaplan kesilmiştin. Hangisi gerçek sensin? Merak ediyorum."

"Senin neyi merak ettiğin umurumda değil," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Ben sadece o gün yapılması gerekeni yaptım. Herkesin senden korkuyor olması, senin her şeyi yapabileceğin anlamına gelmez."

Demir hafifçe öne doğru eğildi. Yüzündeki alaycı ifade bir anlığına silindi, yerini anlamlandırması zor, yoğun bir ciddiyete bıraktı. "Benden korkmuyor musun yani?"

"Nefret ediyorum," dedim dürüstçe. "Korkuyla nefret arasındaki farkı bilirsin sanıyordum."

Bu sözüm üzerine Demir’in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Gözlerinde tehlikeli bir parıltı belirdi. "Güzel," diye fısıldadı. "Çünkü nefret, benim en iyi bildiğim duygudur. Bakalım bu nefretin arkasında ne kadar durabileceksin."

Cebinden çıkardığı bir kağıt parçasını önümdeki sıranın üzerine bıraktı. Üzerinde bir adres ve saat yazıyordu.

"Yarın akşam buraya geliyorsun," dedi emrederken.

"Neden gelecekmişim?" diye çıkıştım.

"Çünkü," dedi, kapıya doğru yürürken arkasını dönmeden, "o gün çamurladığım ödev varya... Onun telafisi için hocayla konuştum. Ve eğer yarın o adrese gelmezsen, o çok önemsediğin akademik geleceğin bu okulun duvarları arasında eriyip gider. Karar senin."

Sınıftan çıkıp gittiğinde, sıranın üzerindeki kağıda bakakaldım. Kalbim yine o tanıdık, hızlı ritimle çarpıyordu. Öfkeyle dolmuştum ama içimde bir yerde, bu karanlık oyunun beni yavaş yavaş içine çektiğinin de farkındaydım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.