Zil çaldığında, lise koridorlarındaki o bildik, kaotik uğultu yükseldi. Kitaplarımı göğsüme bastırıp sınıf kapısından çıktığımda tek bir amacım vardı: Dikkat çekmeden, kimsenin radarına takılmadan çıkış kapısına ulaşmak. Ancak bu okulda, hele ki Demir Soykan aynı koridordayken, görünmez olmak neredeyse imkansızdı.
Demir, okulun sadece en popüler değil, aynı zamanda yanından geçerken herkesin adımlarını hızlandırdığı o "dokunulmaz" tiplerdendi. Çatık kaşları, umursamaz tavırları ve arkasına aldığı o kalabalık grupla koridorun tam ortasında duruyordu.
Gözlerimi yere indirip yanlarından geçmeye çalıştım. Tam önlerinden sıyrılacağımı düşündüğüm an, omzuma çarpan sert bir bedenle dengemi kaybettim. Kitaplarım ve özenle hazırladığım dönem ödevi sayfaları büyük bir gürültüyle koridorun kirli zeminine saçıldı.
"Önüne baksana, ezik."
Sesin sahibi Demir’in arkasındaki çocuklardan biriydi. Koridorda küçük bir kahkaha tufanı koptu. Kızaran yanaklarımla hemen yere eğilip kağıtları toplamaya başladım. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için dişlerimi sıkıyordum.
Tam o sırada, görüş alanıma siyah, pahalı spor ayakkabılar girdi. Başımı yavaşça kaldırdığımda Demir ile göz göze geldim. Diğerleri gülmeye devam ederken, o sadece ifadesiz bir suratla bana bakıyordu. Ardından, sanki yerdeki kağıtlar hiç yokmuş gibi, tam üzerlerine basarak yürümeye devam etti. En çok uğraştığım grafiklerin üzerinde şimdi onun ayakkabısının çamurlu izi vardı.
"Hey, Soykan!" diye seslendim arkasından. Sesimin tonuna ben bile şaşırmıştım. Koridordaki gülüşmeler bıçak gibi kesildi.
Demir durdu. Ağır adımlarla arkasını döndü. Gözlerinde şaşkınlıkla karışık, tehlikeli bir eğlence belirdi. Herkes nefesini tutmuş bize bakıyordu.
"Bana mı dedin?" dedi, ses tonu buz gibiydi.
Yerden kalktım, çamurlu ödev kağıdını elime alıp ona doğru bir adım attım. "Evet, sana dedim. Dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanıyor olabilirsin ama bu başkalarının emeğine basıp geçebileceğin anlamına gelmez."
Demir bana doğru yürümeye başladı. Aramızdaki mesafe kapandıkça, üzerime çöken o baskıyı daha net hissediyordum. Tam önümde durduğunda, boy farkından dolayı başımı iyice kaldırmak zorunda kaldım. Eğildi, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Gözlerindeki o koyu, çözülmez ifadeyle fısıldadı:
"Adın neydi senin? Ha, doğru. Kimsenin umurunda olmayan o kız. Bence şansını fazla zorlama, yoksa bu okulun kalan günlerini senin için tam bir cehenneme çeviririm."
Arkasını dönüp giderken, kalbimin göğüs kafesimi dövdüğünü hissedebiliyordum. Ondan nefret ediyordum. Ama o an bilmediğim bir şey vardı; bu sert çarpışma, ikimizin hayatını da geri dönülemez bir şekilde birbirine bağlayacak olan o uzun hikayenin sadece ilk saniyesiydi.