SON SESSİZ GECE
Sabah alarmın sesiyle gözlerimi açtım. Alarmı kapatıp yatağımdan kalktım. Telefonumu elime alıp saate baktığımda saat sabah altıydı.
Uyku sersemliğimi üzerimden atmak için duşa girdim. Bugün Irak sınırına gidecektik. İçimde garip bir heyecan vardı. Sanki beni oraya çeken, anlamlandıramadığım bir şey vardı.
Üniformamı giyip odamdan çıktığımda saat altı buçuk olmuştu. Bahçeye çıkıp helikopter pistine doğru ilerledim. Ateş Timi'nin orada olduğunu görünce yanlarına doğru yürüdüm.
Onlar benden önce bahçeye çıkmışlardı.
Yanlarına vardığımda hepsi hazır ola geçti.
“Günaydın, asker.”
“Sağ ol!”
“Rahat ol, asker.”
Herkes rahatladı.
Helikopter hemen arkalarında duruyordu. Onlara bakıp:
“Nasılsınız?” diye sordum.
Pençe konuşmaya başladı.
“İyiyiz, komutanım. Siz nasılsınız?”
“Ben de iyiyim.”
Tam o sırada Yarbay, Albay ve Binbaşı Yaman'ın bize doğru geldiğini gördüm.
“Hazır ol!”
Emri verir vermez herkes düz bir sıra hâlinde hizaya geçti.
“Günaydın, asker.”
“Sağ ol!”
Albay birkaç saniye hepimize baktıktan sonra konuşmaya başladı.
“Sizi bu göreve çıkmadan önce neden iki hafta izin yaptırdığımı biliyor musunuz?”
Kimse cevap vermedi.
“Ailenizle güzelce vakit geçirin diye.”
İçimden acı bir gülümseme geçti.
Benim ailem yoktu.
Benim tek ailem, yanımda duran bu insanlardı. Bir de yıllardır bana ev olan odam...
Albay konuşmaya devam etti.
“Gideceğiniz görevden belki bir hafta, belki de bir yıl sonra döneceksiniz.”
Bu sözlerin ardından ortama ağır bir sessizlik çöktü.
Kimseden ses çıkmadı.
Albay devam etti.
“Oraya vardığınızda sizi istihbarat ekibinden arkadaşlarımız karşılayacak. Size kalacağınız yeri gösterecek ve görev süresince ihtiyaç duyduğunuz konularda yardımcı olacaklar. Gereken çoğu bilgiyi Gölge'ye aktardım. O da size gerekli bilgileri aktaracak.”
Başını hafifçe eğip hepimize baktı.
“Allah yolunuzu açık etsin, çocuklar.”
Hepimiz tüm benliğimizle bağırdık:
“Sağ ol!”
Albay, Binbaşı Yaman ve Yarbay'a baktı.
“Arkadaşlar, sizin söyleyecek bir şeyiniz var mı?”
Binbaşı ve Yarbay aynı anda konuştu.
“Allah yolunuzu açık etsin, arkadaşlar.”
Tek tek selam verdik ve helikoptere bindik.
Yerlerimize oturup kalkış için hazırlanmaya başladık.
Birkaç dakika sonra pilotun sesi helikopterin içinde yankılandı.
“Ateş Timi, helikopter uçuşa hazır. Kalkış yapıyoruz.”
Motorların sesi yükseldi.
Helikopter yavaşça yerden yükselirken saat yediyi gösteriyordu.
Aşağıdaki karargâh giderek küçülüyordu.
Ben ise gözlerimi pencereden ayırmadan, bizi bekleyen görevi düşünüyordum.
İçimdeki o garip his hâlâ geçmemişti.
Sanki bu görev, diğerlerinden farklıydı.